• BIST 1.123
  • Altın 475,542
  • Dolar 7,8288
  • Euro 9,1832
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 15 °C

Bahattin Yücel - Eski Bakan

Nazilli 1949 doğumlu, Türk siyasetçi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. Türkiye Seyahat Acenteları Birliği Yönetim Kurulu Başkanlığı, XIX. ve XX. Dönem İstanbul Milletvekilliği ile Turizm Bakanlığı yaptı. Evli ve iki çocuk babasıdır. Ayrıca Okan Üniversitesi Danışma Kurulu üyesidir.

bahattin-yucel-007.jpg

BAHATTIN YÜCEL ANLATIYOR

Bahattin Bey, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdiniz. Sonrasında turizm sektörüyle ilgilenmeye nasıl başladınız?

"Aslında turizme başladıktan sonra tarih bölümünü bitirdim desem daha doğru olur. Çünkü turizme başladığımda öğrenciydim. 1971 yılında Kayhan Turizm’de çalışmaya başladım. Kayhan Turizm Türkiye’nin ilk kiralık otomobil şirketidir. Araç teslim edip, araç teslim alıyordum o dönemlerde... En alt basamaktan başladım diyebilirim. Kayhan Turizm aynı zamanda bir seyahat acentesiydi. Bu sırada İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde öğrenciydim. Turizmle tarihin çok önemli bir ilişkisi var diye düşünüyorum. Şu anda garip bir rastlantı; Okan Üniversitesi’nde turizm ve tarih ilişkisi üzerine ders veriyorum. "

'ALMANYA'YA GİTMESEM BELKİ DE VURULURDUM'

Nasıl bir öğrenciydiniz?

"Fakülte yıllarımda siyasetle ilgilenen aktif bir öğrenciydim. Kökenim 68'liler diye adlandırılan kuşaktır. Demirel'in başbakanlığındaki Adalet Partisi'nin tek başına kurduğu hükmete 12 Mart muhtırası verildi. Bence bu tam anlamıyla bir darbeydi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Tağmaç; 'Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi geçti' sözleriyle darbenin amacını bence çok veciz biçimde özetlemişti.

"Edebiyat Fakültesi öncesinde bir de İstanbul Hukuk dönemim var. Deniz Gezmiş, Ertuğrul Günay, Celal Doğan, Cavit Kavak o dönemde birlikte okuduğum arkadaşlarım. Sonra olaylar hızlanınca yanılmıyorsam, 1970 yılında babam beni Münih'e gönderdi. Goethe Instıtut'e gittim. Lisede Almanca okutulmuştu, geliştirmem için birkaç ay burada kaldım. Sanırım bu ayrılık benim daha aktif devrimci mücadele içinde yer almamı bir süreliğine engelledi. Belki de şimdi hayatta kalmaz, bir yerlerde vurulmuş bulunurdum. Örneğin Kayseri Lisesi'nden arkadaşımız Saffet Alp, Hava Harp Okulu'nu 2'incilikle bitirmişti. Kızıldere'de öldürüldü. Tabii o günlerde emniyet müdürleri 'vurulanlara ağlamayanları insan değil' diye eleştirmezlerdi."

'ASKERDEN GELDİM TÜRSAB YÖNETİMİNE GİRDİM'

Ardından hapis yattığınız yıllar da var...

"12 Mart darbesinin ardından 1972 ile 1974 arasında öğrenciliğe ara vermek zorunda kaldım, çünkü zamanın Türk Ceza Kanunu'nun 141 ve 142'inci maddelerine karşı gelmekten tutuklandım. Kartal'da kaldım. 1974 yılında askeri cezaevinden çıktım ve bıraktığım yerden Kayhan Turizm’de çalışmaya devam ettim. Bu arada sınavları vererek, Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun oldum. Fakültede dönerli eğitim sistemi vardı. Çıkınca eğitim programını kaçırdığım için hayli zorlandığımı anımsıyorum. Hocam merhum Tayyib Gökbilgin'in yardımlarıyla okulu bitirdim."

Okulu bitirdikten sonra hiç tarihçi olmayı düşünmediniz mi?

"Tarihe çok meraklıyım ve hala da bu merakı sürdürüyorum. Bir turizmcinin mutlaka tarih bilgisi olması gerektiğini düşünüyorum. Karşılaştırma yapabilmesi için tarihten yararlanmalı turizmci..."

Turizmdeki ilerleyişiniz nasıl başladı?

"Kayhan Turizm’de Hüseyin Kurtoğlu ile birlikte çalışıyorduk. 1975 yılında birlikte ayrıldık. Numan Esin, Hüseyin ve ben Esin Turizm adında bir şirket kurduk. 1982 yılında sırayla ortaklıktan ayrıldık. Hüseyin kendi şirketini kurdu; Plan Tour’u... Ben 2002 yılına kadar kurucusu olduğum Ekin Turizm'de devam ettim. 26 tane belde ve havalimanında ofisi olan, 220 kişi istihdam eden bir şirketti Esin Turizm. Çok sayıda öğrenci yetiştirdim. Bildiğim şeyleri paylaşmasını çok severim. İçlerinde başarılı olanlarla gurur duyarım. Sonrasında 1977 - 1979 yılları arasında askere gittim. 1979’da askerden geldim ve TÜRSAB yönetimine girdim."

30 yaşında nasıl TÜRSAB yönetimine girdiniz? Ailenizin çevresi mi çok genişti? Nasıl oldu bu?

"Hayır annem ve babam, Sümerbank’ta çalışırlardı. Babam teknisyen, annem de memurdu. 1979’da TÜRSAB’a girdiğimde rahmetli Özcan Yuvalı başkanımızdı. 1983’te Başaran Ulusoy da yönetime girdi, muhasip üye olarak. Yusuf Duru, Caner Şaka da vardı. Özcan Yuvalı başkanlığı bıraktı; ben başkan, Yusuf Duru 2'inci başkan, Caner Şaka genel sekreter, Başaran Ulusoy da muhasip üye oldu."

Sizin başkanlığınız hangi dönemdeydi?

"1983 -1987 yılları arasında. 1989 - 1991 yılları arasında tekrar başkan oldum. Benden sonra Ferit Bey oldu. Ferit Bey’den sonra yeniden ben oldum. Toplamda altı sene başkanlık yaptım. Benden sonra ise muktedir Ballı TÜRSAB'a başkanlık yaptı."

'EN BÜYÜK HATALARIM...'

Parlamentoya ne zaman girdiniz?

"1991 yılında parlamentoya girdim, iki dönem İstanbul’dan milletvekili seçildim."

Siyasete girme süreciniz nasıl oldu? Karar mı aldınız, rüzgar mı o yönden esti?

"Hayatımda en büyük hatanın siyasete girmek olduğunu, en büyük hatanın da siyaseti bırakmak olduğunu düşünüyorum. Tabii, bu işin latife yanı. Mesut Yılmaz ile ahbaplığımız vardı. Öte yandan Bekit Okan'ın da ısrarı etkili oldu. Politikayı çok önemserim, askerlik hizmeti gibi görürüm."

'28 ŞUBAT DÖNEMİNDE BİLE TURİST SAYISINI ARTIRDIK'

"Ben askerliğimi de uzun yaptım. 1972 - 74 arasında askeri tutukevinde kaldığım için iki kere askerlik yapmış sayıyorum kendimi... Çünkü o zaman şöyle bir durum vardı. Sıkıyönetim mahkemelerinde tutuklananlar er statüsündeydi. Bunu da hesapladığımızda askerlik 4 yılı buluyor."

Siz Türkiye’nin çok enterasan bir döneminde bakanlık yaptınız, değil mi?

"Evet öyle oldu. Çok zor ve çalkantılı bir dönemdi. Ancak böyle bir dönemde bile turist sayısında yüzde 14.7 oranında artış sağladık. 28 Şubat sürecine ilişkin anılarımı yazıyorum, turizme ilk başladığım günleri de yazıyorum. 28 Şubat ile ilgili kitabımı yıl sonuna kadar bitirmeyi planlıyorum.Ancak yargı süreci başladığı için belki de biraz ertelerim."

Ne kadar bakanlık yaptınız?

"Bir yıl. Daha önce TBMM Turizm İhtisas Komisyonu'nda üyelik yaptım."

'ERBAKAN VE ÇİLLER TEKLİFİMİ KABUL ETMEDİ, İSTİFA ETTİM'

Sonra niye bıraktınız? Bakanlıktan ayrılışınız, yakın dönemde de gündeme geldi zaten..

"Bunları kitaplardan okuyacaksınız ama 28 Şubat’taki Milli Güvenlik Kurulu'nun bir bölümünde ben de bulundum. O gün turizmle ilgili bir sunum vardı ve ben o toplantıdaydım."

"O görüşmeler açıklanmıyor ama tansiyon açıklanabilir. Tansiyonlu bir toplantıydı. Sunum yaptığım sırada sohbetler oldu. O süreçte tatbikata gitmekte olan bir tank takımından bir ya da iki tankın, arızalanması nedeniyle bir Sincan’dan geçirilmek zorunldu kalındığı söylenen bir gelişme oldu. Bu gelişmenin ardından Sincan Belediye Başkanı’nın Filistin davası konulu Kudüs adlı bir piyesinin orada oynatılarak Türkiye’deki dengelerin değiştirildiğine ilişkin yorumlar yapıldı. Bence sahnelenen oyun içeriği güçlü bir oyun değildi. Bugünlerde çok konuşulan Arap Sokağı'na gönderme yapmayı amaçlıyordu. Ancak birden bire hükümete karşı olan kamuyou ayağa kalktı. Bence oyun anlamsız bir tür provokasyon gibi görünse de tank yürütmek hükümete karşı ağır bir hareketti."

"DYP'nin bakanları ve TBMM grup başkanvekilleriyle bir araya geldik. Ben bu toplantıda o gün tankların Sincan'a yürütülmesi emrini veren komutanın emekliye ayrılmasını teklif ettim. Bundan sonra ‘Eğer bunu yapamıyorsak istifa edelim’artık hükümet edemeyiz' dedim Tansu Hanım’a ve Erbakan Hoca'ya. Onlar kabul etmedi, ben de bir süre sonra istifa ettim. Gayet açık bu."

'TÜRKİYE’DE ŞANTAJ YAPILACAK EN SON KİŞİ BENİM'

Can Ataklı'nın gündeme getirdiği şantaj iddiaları için ne söyleyeceksiniz?

"Şantajın herhalde Türkiye’de en son yapılacağı adam benim. Ben şantaj falan yaptırmam. Sivil siyaset bence çok önemlidir. Sivil siyasetçinin teslim olmaması gerektiğini düşünüyorm. Zaten bugünkü yapıya bakıldığında benim haklı olduğum ortaya çıkıyor."

Kelimelerinizi çok dikkatli seçiyorsunuz. Çok kontrollüsünüz. Özel hayatınızda da böyle misiniz?

"Özelle genel hayatım arasında hiç fark yoktur. Düzgün konuşmaya çalışırım. Sade bir yaşantım var, kendi özel hayatımda lojmanda da oturmadım. Kumarhaneler kapandıktan sonra bir takım tehditler alınca, güvenlik açısından mecburen meclis lojmanlarında bir altı ay kadar oturdum."

'DEMOKRASİLERDE KEŞKE OLMUYOR'

Keşke daha uzun süre turizm bakanı olarak kaldaydım diye düşündünüz mü?

"Demokrasilerde keşke olmaz. O zaman rejime demokrasi adını veremeyiz. O dönemin koşulları öyleydi. Benim kişisel bakış açım her zaman 'Bir olay öyle olması gerektiği için öyle olmuştur' diye özetlenebilir."

"Ben üzerime düşeni yaptım, çok zor bir dönemdi. Sektörün zarar görmemesi lazımdı. O zaman Yunanistan, İtalya, İspanya çok güçlüydü. Terör olayları nedeniyle turizm merkezlerinde ciddi gelişmeler yaşadık biz. Ölümler, orman yangınları ve patlamalar oldu. Bunların turizme olumsuz etkileri oldu. Yeni pazarlar vardı; İsrail pazarı gibi. Ancak Türkiye’den çok çekiniyorlardı. Koalisyonun diğer ortağıyla DYP arasında arasında ciddi görüş farkı vardı. O farkın sektöre yansımamasını sağlamaya çalıştım."

'PLAJLARA BUBİ TUZAKLARI KOYUP GÜVENLİK TATBİKATI YAPIYORDUK'

"Türkiye’de terörün turizmi etkilemeyeceğini,en sağlıklı cevabın günlük yaşamı sürdürmek olduğunu gösteren bir program uyguladık. Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı ile işbirliği yaptık. İstanbul’da toplantılar gerçekleştirdik. İsrailli turizmcileri ve turizm yazarlarını çağırdık. Orada bir brifing verip, Türkiye’nin çok güvenli olduğunu vurguladık. ‘Biz kefiliz’ dedik. O toplantıya DYP’den Jefi Kamhi ile RP'den Mukadder Başeğmez geldi. İsraillileri ikna ettik. İçlerinde tanıdıklarım da vardı. Sonra onlar bizi İsrail’de misafir ettiler.

Terörle Mücadele Dairesi ve MİT ile çalışma yaptık. Şimdi bilinen bütün plajlarımıza o zamanlar bubi tuzakları konuluyordu. Oyuncak biçiminde. Her sabah erkenden kimselere haber vermeden oraları taratıyorduk. Periyodik olarak taranıyorlardı. Her gün güvenlik önlemleri alınıyordu. Sivil ekipler de turist gibi dolaşıyordu. Çok şeyler bulduk ancak hiç birini duyurmadık."

'ERTUĞRUL GÜNAY’I GÖNÜLDEN DESTEKLİYORUM'

Şimdi turizm bakanı olsaydınız ne yapmak isterdiniz? İçinizde kalan bir şey var mı?

"Şu anda çok değerli bir arkadaşım başarılı bir bakanlık dönemi geçiriyor. Kendisini içtenlikle destekliyorum. Şu anda 'Ben olsam' demeyi nezaketsizlik olarak görürüm."

"Türkiye dünyanın en zengin açıkhava müzesi. Keşke imkan olsa da deniz - kum güneş üçlemesini kültür turizminin hizmetinden yararlanabilecek konuma getirebilsek. Bu amaçla Turizm Araştırmaları Derneği’nde bir proje hazırlıyoruz. Kısa sürede Sayın Bakan ile paylaşacağız. Türkiye’nin kültür turizminde yapılacak çok şeyi var. Hep ileri bakmak lazım, keşke olsaydı demek doğru gelmiyor."

'KUMARHANELERİN TURİZMİ PATLATTIĞI ŞEHİR EFSANESİDİR!'

Türkiye’deki kumarhaneler sizin döneminizde kapandı. Neden kapattınız kumarhaneleri?

"Bu konuda çok ciddi bir spekülasyon oluşturuluyor. Kumarhanelerin Türk turizmini patlattığı şehir efsanesidir. Türkiye’de kumarhaneler kapandığında Turizm Bakanlığı’ndan belgeli bin 800 tesis vardı. Bunların sadece 74’ünde kumarhane vardı. Bunlardan 14’ü doğrudan konaklama tesislerine aitti. Geri kalan 60 kumarhane ise ağırlıklı olarak beş şirket arasında paylaşılan, zincir işletmelerdi."

"Ben bu işin nasıl kurgulandığını çok iyi biliyorum. Adamın kumarhanesi var, o kumarhanenin bulunduğu kentteki bütün geceleme kapasitesini kendisi kontrol ediyor. Benim dükkadan alışveriş edersen, ucuz otel alırsın deniliyor. Bu 74 tane kuruluşun hiçbirisi, galiba iki tanesi hariç, kurumlar vergisi vermiyorlardı. Zarar ediyorlardı. Hepsi de yatırım indiriminden yararlanıyordu."

'BAKANLIK KUMARHANE BAKANLIĞI OLMUŞTU'

"Bir otomasyon sistemi yapılmış. Otomasyonu kuran şirket, otellerin kendi otomasyonlarını da üstlenmiş. Bakanlığın her kademesinde kumarhanecilere sıcak bakan bir yapı oluşmuş. Bakanlık turizmi bırakmış, kumarhane bakanlığı olmak üzereydi. Kaldı ki bakanlık dışında yasaları uygulaması gereken çok sayıda kamu görevlisi bu kumarhanelerden çıkmıyorlardı."

Böyle bir yapının içindeyken kumarhaneleri kapatmaktan korkmadınız mı?

"Korkarsan siyaset yapamazsın."

O dönem mafyanın bu işin içinde olduğunu tüm kamuoyu biliyordu Ömer Lütfü Topal cinayeti de bu sürecin kırılma noktalarından biri olarak değerlendiriliyor...

"Ömer Lütfü Topal öldürüldü. Keşke öldürülmeseydi, o zaman daha rahat kapatırdım. Çünkü çok etkili bir adam olduğu söyleniyordu. Tabii tehditler oldu, çoluğu çocuğu tehdit ettiler."

'VERGİLER ALKOL YASAĞI GİBİ'

Kumarhaneler dünyanın birçok yerinde açık. Türkiye’de şu anda açılsa bu turizme faydalı olur mu sizce?

"Benim bakışım belli. Ben kapatılmasının yanlış olmadığını düşünüyorum. Kontrolsüz para kazanıldığı zaman o sistemin dejenereje olduğunu düşünüyorum. Örneğin Türk turizmindeki en büyük sorun, alkoldeki aşırı vergileme sistemidir. Bu sistemin alkolü yasaklamaktan farkı yok.Türkiye’deki trafik kazalarının sadece yüzde 0,5’i alkolden kaynaklanıyor. Bütün trafik kontrol mekanizmasının ise neredeyse yüzde 90’ı sadece alkol kontrolüne ayrılıyor.Burada bir çelişki var."

"Ben 18 yaş altına içki satılmasına, şehirlerarası yol üstü durak noktalarında içki satılmasına karşıyım. Ancak alkolün toptan yasaklanmasını hele vergiler yükseltilerek yasaklanmasını doğru bulmam. Siyaseten de iki yüzlülük olarak görürüm. Bu yüzden bu konuda sektörün ayağa kalkması gerektiğini düşünüyorum."

'TURİZM SEKTÖRÜ ÇOK TESLİMİYETÇİ'

Siz bu konuda liderlik etmek ister misiniz?

"Bana bir şey düşerse yaparım elbette. Ancak ben sektörü birçok konuda teslimiyetçi görüyorum. İstanbul’da tarihi siluetini yok eden bir yapılaşma var, sektörden tek bir kelime çıkmıyor. Benden başka yazan, çizen, söyleyen yok. Yenikapı’daki tümülüsleri yıkıp atıyorlardı. Kimse sahip çıkmadı. Bir tek Faruk Pekin ve ben. Faruk benim askeri cezaevi arkadaşımdır., kültür turizminde çok başarılı. Bunu asla para için yapmaz."

Bu tür şeyleri eleştirenler turizme karşıymış gibi algılanıyor galiba?

"Bugün ortada hiçbir kural yok. İstanbul’da kentsel dönüşüme başlıyorlar. Kentsel dönüşünü kim yapacak, hangi kriterlere göre yapılacak belli değil. Şimdi ben buna nasıl tarihi doku korunuyor diyebilirim?"

"İstanbul’da bir tünel yapıldı, bomboş duruyor. Kimse bunları konuşmuyor. Meydanlar yapılıyor, denize doğru meydanlar. Taksim'e Topçu Kışlası yapılacakmış. Yalan, alışveriş merkezi yapılacak. Hangi Topçu, hangi Kışla?"

Şu anda şirketiniz faaliyetlerine devam ediyor mu?

"2003 yılında bıraktım, ticaret yapmıyorum."

'MERCEDES YÜZÜNDEN METROBÜS İŞİ BALTALANDI'

Metrobüs ihalesini aldığınız söyleniyordu...

"Metrobüsü Hollandalılar satın aldılar. Benimle ilgisi yoktur. Ancak oğlumun bulunduğu şirket, dünyanın en büyük toplu taşıma şirketi ve İstanbul'daki halk otobüslerinin kurdukları bir konsorsiyum ile İETT’nin özelleştirme ihalesine girdi ve kazandı. Topbaş yönetimi ise ihaleyi kazandığı halde şirkete işi vermedi. Metrobüs alımı çok doğru bir işti. Onu da Mercedes, belediye ile olan iyi ilişkileri nedeniyle baltaladı. Mercedes Türkiye’deki ilişkilerini kullanarak bu hatta araç sattı. İstanbul, en gelişmiş araç teknolojisine sahip diğer araçlardan yararlanamıyor."

Kaç senedir evlisiniz?

"1977 yılından beri evliyim."

Yoğun bir hayatınız var, eşiniz neler yaptı bu süreçte?

"Eşim gazeteci ve televizyoncuydu. Vatan'da başladığı gazeteciliğe Nokta, Aktüel gibi önemli dergilerde devam etti. Kanal D’de ‘El Ele’ adlı programı yapıyordu. Sonra bu programı başka televizyonlara taşıdı. Şimdi bir şirkete sosyal sorumluluk projelerinde danışmanlık yapıyor."

İki çocuğunuz var, değil mi?

"Evet, iki oğlum var."

'İYİ BİR BABA DEĞİLİM'

İyi bir baba mısınız?

"Hayır."

Neden?

"Çünkü bu kadar işle uğraşınca insan çocuklarına yeteri kadar zaman ayırmıyor. İyi bir baba olma çabası içindeyim ama sanırım geç kaldım.Çocuklarımın büyümeleri sırasında istediğim kadar yanlarında olamadım. Bu arada Aralık ayı sonuna doğru dede olacağım. Kız torun bekliyoruz."

Boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?

"Hiç boş vaktim yok. Turizm Araştırmaları Derneği'ni kurduk. Dernekle uğraşıyoruz. Bilgi derleme ve bunu sektörün yararlanacağı şekilde değerlendirmekle uğraşıyoruz. Kültür turizminin yararlanabileceği, geçmişi olan yapıları ve bölgeleri canlandırmak istiyoruz. Örneğin Samatya’da çok başarılı olduk. Bu arada standart denetiminin kurumsallaşmasına çalışıyoruz. Bir öneri mekanizması oluşturmaya başladık."

'GÜNEY'DE HUZUR BULUYORUM'

Her zaman yoğun musunuz, hiç kendinize ayırdığınız vakit yok mu?

"Zorunlu emeklilikten sonra vaktimi daha çok Gökova’da geçiriyorum. Orada arşivimi toparlıyorum. Doğa içerisinde huzurlu ve mutlu bir hayat sürdürüyorum."

'YERİ GELİR ARABESK DE DİNLERİM'

Ne tür müzik dinlersiniz?

"Klasik müziği çok severim. Yüksek volümle müzik dinlemeyi severim. Bu nedenle Gökova’da müzik dinlemeyi tercih ediyorum. Opera severim ama yeri gelir Arabesk de dinlerim. Klasik Türk Müziği'ni de çok severim Son zamanlarda Dimitri Kantemir’in bestelerini beğenerek dinliyorum."

Okurken çok etkilendiğiniz yazarlar kimler?

"Bizim gençliğimizde okumak çok önemliydi. Gençliğimizde Türk klasiklerini çok okurdum. Yahya Kemal ile başladıysak da Nazım Hikmet’e doğru giden bir akımımız oldu. Soyvetler devrimini anlatan kitapları okuyorduk. Öğrenciliğimiz döneminde televizyon yoktu. Tek eğlencemiz sinemaydı. Konserler ise çok kısıtlıydı. Yaşar Kemal favorimdir. Zülfü Livaneli'yi de okurum."

Genç ve yeni yazarları takip ediyor musunuz?

"Şimdilerde İhsan Oktay Anar’ı okuyorum. Kendisinde yeni bir uslüpla karşılaştım. Bizim kuşağın anlayabileceği üslübu çok iyi işlemiş."

ACENTELERİN DURUMUNU ANLATAN ÇİN FIKRASI

Bahattin Bey, TÜRSAB başkan adaylığını düşünüyor musunuz?

"Hayır düşünmüyorum. O dönem benim için bitti. Ben seyahat acentelerinin bir şekilde tasfiye olduğunu ancak acentelerin henüz bunu fark etmediğini düşünüyorum. O konuda bir Çin fıkrası var. Çin’liler düşman savaşçıların komutanlarını ele geçiridiklerinde kesinlikle aşağılamaz, onuruna büyük bir şölen düzenlenlermiş. Şölenin sonunda da kafasını keserlermiş. Tabii zaman içinde bu uygulama duyulmuş. Bir savaş sonunda Çinlilere esir düşen komutan şölen sırasında; 'Lütfen bunu uzatmayın' demiş, 'Ne yapacaksanız yapın'. Çinli komutan da 'Merak etme, biz işimizi bitirdik. Kafanı sallarsan anlayacaksın' demiş. Adam kafasını sallamış ve kesilen başı yere düşmüş. Ben bu durumu bizim seyahat acentelerinin durumuna beznetiyorum."

TURİZM MECLİSİ 'MIŞ' GİBİ

Yeni kurulan Türkiye Turizm Meclisi'nden umutlu musunuz?

"Hayır, palavra. Yasalarla düzenlenmeyen, gerçekte olmayan fonksiyonları neden var'mış' gibi yapıyorlar ki? Ben bu 'mış gibi'leri her zaman yanlış bulurum."

Bundan sonrası için gerçekleştirmek istediğiniz projeler var mı?

"Öncelikle yazdığım kitapları bitirmek istiyorum. Turizmle ilgili oalrak da elektronik turizm yapabilecek bir oluşum hazırlığındayım. Operatörlük değil ama. Bundan sonraki dönemde turizm hareketlerinin gelirleri yüksek, bireysel hareket etme eğilimi fazla bir tüketici profili tarafından gerçekleştirileceğine inanıyorum."

Acente mi kuracaksınız?

"Hayır, biraz daha olgunlaştığı zaman söyleyeceğim. Bundan sonra hizmeti üreten doğrudan satacak. Ben buna inanıyorum ve bu doğrultuda bir proje yapıyorum."

'GALATASARAY BAŞKANI YÜZÜNDEN YENİ STADA GİTMEDİM'

Hangi takımı tutuyorsunuz?

"Çocukluğumdan beri Galatasaraylıyım. Ancak hiçbir şeyde fanatik olmadım. Eskiden Galatasaray'ın diğer takımlardan farklılığı vardı ama son birkaç yılda diğerlerine benzedi."

En son ne zaman maça gittiniz?

"Ali Sami Yen’deki son maçlara gittim ama yeni stadı görmedim. Görmek de istemiyorum. Çünkü Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın verdiği demeçler bana üzücü geldi. Çok anlamsız bir teslimiyetçiliği ifade ediyor. Her kurumun ayrı bir kişiliği ve kimliği var. Bir de Galatarasay’daki liseli ve diğerleri ayrımcılığı var, onu da doğru bulmuyorum"

Müdavimi olduğunuz mekanlar var mı?

"Tarabya İstinye taraflarını iyi bilirim. Tarabya’daki Filiz favori mekanımdır. Borsa da. Ama Lütfi Kırdar'daki Borsa..
Bu yazı Turizm Güncel’den alınmıştır
 

 

Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.