• BIST 103.024
  • Altın 378,825
  • Dolar 6,8109
  • Euro 7,4186
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 17 °C

Necla Tuncel - MSC Cruise Türkiye Md.

“Gazetecilik hevesimden bir an olsun vazgeçmedim. Ama sanki bir güç beni sürekli kendine doğru çekiyordu. Adı turizmdi, biliyordum, sadece netleşemiyordum...”

Turizme girmeden önce sektörle ilgili tek bildiği, Türkiye’ye dönmek için bir turizm ofisine gidip uçak bileti almaktı. Yıllar yılı gazeteciliği hayal etti. Ama kaderi onu her defasında ideallerinden koparıp, turizmle buluşturdu.

Şimdilerde dünyanın en büyük cruise şirketlerinden MSC Cruises’un Türkiye Genel Müdürlüğü görevini yürüten Necla Tuncel ile o ilgi çekici turizm yolculuğunu samimi bir söyleşi ile sayfalarımıza taşıyoruz...

Necla Hanım, kruvaziyer turizmine uzanan sektör yolculuğunuzu ilk günlere ait hatıraları, hayalleri ve kariyer planlarıyla anlatır mısınız?

Ben ilkokulu Eskişehir’de okudum. 10 yaşındayken ailemle birlikte Amerika’ya yerleştik. Anne tarafım orada yaşıyordu çünkü. Okulumun ilk yılı hiç İngilizce bilmediğim için çok zorlu geçti ancak mecbur kalınca çok çabuk öğreniyorsunuz. Orta okul ve liseden sonra üniversiteyi Basın Yayın İletişim üzerine okudum. O yıllarda gazeteci olmak en büyük hayalimdi. Her ne kadar gazeteci olmak gibi bir hevesim vardıysa da, şimdi o günlere döndüğümde düşünüyorum da asıl isteğim Türkiye’ye dönmek ve kendi ülkemde yaşamaktı. İlk gittiğim günden itibaren 15 yıl boyunca o plan hiç bozulmadı. Normal şartlarda 10 yaşında bir çocuğu nereye götürseniz uyum sağlardı. Ama ben ısrarla direndim ve o uyumu reddettim. En nihayetinde güçlü bir kararla bavulumu toplayıp aileme de veda ederek Türkiye’ye döndüm.

15 yılın ardından Türkiye’ye dönüşünüz hem ruh dünyanız hem de yıllar yılı yeşerttiğiniz hayalleriniz kavuşmanız anlamında muhteşem olmalı. Türkiye’ye dönmek sizde ne hissettirdi?

Çok mutlu oldum tabii. Fakat yine küçük pürüzler yok muydu, vardı tabii ki. Ben Türkiye’ye geldiğimde memleketim Eskişehir’e yerleştim. İlk etapta İstanbul’u göze alamamıştım. Neticede Türkçem çok iyi değildi. İstanbul’u hiç tanımıyordum. Dolayısıyla tanımadığım bir şehirde de kaybolmak istemedim. İşkonusunda ise, Türkçem yeterli olmadığından gazetecilik yapmam mümkün değildi, haliyle bir süreliğine de olsa o sevdadan vazgeçmek zorunda kaldım.

Eskişehir’deki Yöre Turizm’de işe başladım , herhangi bir deneyimim olduğundan değil, sadece turizm de bir çok kelime Ingilizce olduğundan dolayı, en azından o an için yapabileceğim tek iş bu olduğu için... Kısa bir süre sonra Eskişehirde bulunan TUSAŞ F16 fabrikasında Amerikalı yöneticilerden assistanlık teklifini kabul ederek orada çalışmaya başladım. Yüksek ihtimal, içinde Amerikalılar olduğu içindir o kararı vermiştim.

Turizmle yollarınız kesişmiş ama uzun sürmemiş. Henüz bir gönül bağı kuramamıştınız herhalde.

Aslında turizmi sevdim. Insanlarla iletişimde olmak, yeni yerler ve kültürler keşfetmek ve aynı zamanda da Türkiye’yi yurt dışında tanıtmak keyifliydi ama bir o kadar da zor... Sonuçta pek çok insan, turizmin emek gücünü bilmez. İşin mutfağını bilmezler. Şu an bile arkadaşlarım, “Oh ne güzel, gemi turizmi yapıyorsun “diyorlar. Ama kimse içindeki yoğun emeğin, yorucu ve stresli organizasyon ve planlama çalışmalarının ağırlığını yeterince bilmiyor, o da gayet normal. Bunlara rağmen acentacılık faaliyetleri benim için çok keyifli geçti. Bu arada gazetecilik hevesimden de bir an olsun vazgeçmedim. Yine de sanki bir güç beni sürekli kendine doğru çekiyordu. Adı turizmdi, biliyordum sadece netleşemiyordum.

Bir taraftan gazetecilik hayalleri kuruyor, öte taraftan detaycılık, iletişim ve organizasyon becerisi gerektiren turizmde kendimi buluyor, frenleyemiyordum. Ben kendimi frenleyemiyordum, turizm de bana karşı kendini... Bu karşılıklı çekim etkisiyle çok kısa bir süre sonra kendimi, TUSAŞ’ta görevli 30 Amerikalı ailenin tüm seyahatlerini planlarken buldum. Belki artık bir turizm çalışanı değildim ama kim duyduysa geldi. Kimilerini Amerika’ya gönderdim kimilerini de Kapadokya’ya... Hal böyle iken “Madem bu işi yapıyorum, o zaman tam manasıyla yapayım” dedim ve 1992 yılında İstanbul’a geldim.

http://www.hotelrestaurantmagazine.com/kaderden-turizmci-necla-tuncel/ Page 3 of 8

Kaderden turizmci: Necla Tuncel 24.01.2020 05:48

İstanbul’a gelirken turizme dair aklınızda tam olarak neler vardı?

Pek bir şey yoktu aslında. Sadece artık Eskişehir’de ilerleyemeyeceğimi hissettim. Tabi ki Eskişehir o zamanlar bugünkü durumunda değildi. Turizme devam etmek istiyordum ama tıkanmıştım. 1992 yılında İstanbul’a gelince ilk olarak şimdiki adı Steigenberger Hotel olan eski Mövenpick Hotel Maslak’a Satış elemanı olarak girdim.

O aralıkta kısa bir Kanal 6 maceram da oldu. Basın Yayın okudum ya, bir taraftan da asıl yapmak istediğim iş gazetecilik... Hazır Türkçem de gelişmiş... Ahmet Özal’ın yanında asistan olarak işe başladım ve sonrasında program yapımcısı ve tanıtım bölüm müdürü olarak devam ettim.

Nihayetinde vuslat zamanı... Hayalini kurduğunuz kadar var mıymış?

Mesleki tatmin açısından keyifli bir dönem geçirdim. Ama kanaldaki yönetim değişiklikleri sebebiyle ona da veda etmek zorunda kaldım. Bir ay kadar Amerika’ya gidip bir es vermek ve kariyerime ne şekilde devam edeceğimi netleştirmek istedim. Basın Yayın üzerine mi çalışmalıyım yoksa kariyerimi turizm üzerine mi yoğunlaştırmalıyım noktasında kesin bir karar vermem gerekiyordu çünkü.

Tabii ki turizm ağır bastı. Zaten Amerika’ya giderken Avustralya Hava Yolları’ndan da bir teklif almıştım. Onu olumlu değerlendirerek işe başladım. Bu defa bir havayolu çalışanıydım. Bir süre sonra o da yeterli gelmedi çünkü Türkiye’den direkt uçuşu yoktu. Onun üzerine ben de Amerika’dan US Airways’in Türkiye temsilciliğini aldım. Bir yıl sonra Conrad Oteli’nden Grup Satış Müdürlüğü teklifi geldi ve otelciliğe geri dönüş...

Benim için değişen pek bir şey yoktu aslında. Nihayetinde yine ağırlıklı olarak acentalarla çalışıyordum. Yoğun ama son derece keyifli bir tecrübe oldu. 5 yıl Conrad Otel de çalıştıktan sonra, kısa bir süreliğine de

olsa kongre turizmi de yaptım. O da bana mesleki anlamda çok şeyler katmıştır.
Acentacılık, otelcilik, havayolları, kongre turizmi... Neredeyse turizmin her çeşidini denemişsiniz.

Peki kruvaziyer turizmiyle yollarınız nasıl kesişti?

Yine gelen cazip bir iş teklifiyle tabii ki. Kruvaziyer, o güne kadar hiç düşünmediğim bir sahaydı. Onun da sebebi, Türkiye’de bir cruise firmasının, cruise pazarının olmayışıydı. Dolayısıyla önce teklife tereddütle yaklaştım ama o da uzun sürmedi ve biraz cesaret biraz da risk alarak teklifi kabul ettim. Cruise Line, cruise firmalarının bilet satışını yapan bir şirketti. Yolcu sayısı tüm Türkiye genelinde toplasanız 2000-2500 kadardı.

“Ne yapabilirim?” diye düşünürken, sadece yolcuya hitap ettiklerini gördüm. Ama bir tek ofisten Türkiye’de bir cruise pazarı oluşturmak çok zor... Ben orada İş Geliştirme Müdürü olarak işe başladım ve dedim ki, “Neden biz bunu bütün Türkiye’ye yaymıyoruz?” Bu defa acentalara gidip yoğun bir şekilde gemileri tanıtmaya koyuldum.

Nasıl bir emek, çaba ve özverinin sonunda bugünlere geldiniz? Sizi biraz daha yakından tanıyarak söyleşiye devam edelim mi?

Ben her yeniliğe çok çabuk adapte olabilen ancak biraz sabırsız ve tezcanlı biri oldum hep. Hemen öğreneyim hemen yapayım isterim örneğin. O zaman da otelle cruise gemilerini kıyaslamaya başladım. Nitekim arada çok büyük farklar var. Her şeyden önemlisi biri durağan biri sürekli hareket olan oteller. Biraz tereddüt ettim, başarısız olma korkusu yaşadım ama geri durmadım. Çok emek verdim, törpülendim.

Turizm için başka hangi yönlerinizi törpülediniz?

Türkiye gibi bir ülkede turizm yapıyorsanız kriz yönetiminin içindesiniz demektir. Herhalde en çok o yönümü törpülemişimdir. Sözünü ettiğim, her işin bir sonraki adımını düşünmek, öngörülü, isabetli ve ileri görüşlü kararlar alabilmek ve cesaretle uygulayabilmek...

Ben kruvaziyer turizmine 2000’li yılların başında girdim. Özellikle son 10 yıldır İstanbul kruvaziyer destinasyonlarında en populer şehirlerden biri. Türkiye bunun çok farkında değil ama aslında kruvaziyer turizminde, gemi firmaları ziyaret ettikleri şehirleri pazarlamak amacıyla, tüm dünyada çok ciddi tanıtım yapıyor. Sizin yapmanız gereken tek şey destinasyonunuzu cazip kılmanız. MSC Cruise’u ele alalım mesela, dünyada 50 ülkede ofislerimiz var. Tüm gemiler gibi, Türkiye uğraklı gemilerinin pazarlanması amacıyla bütün bu ülkelerde yoğun bir reklam – tanıtım faaliyetleri yapılır.

Kruvaziyer turizmi, öncelikle uğradığı şehire ve sonrasında ülke tanıtımına ve ülke ekonomisine ciddi boyutta katkı sağlar. Ayrıca, gemilerin Türkiye’ye uğraması demek, gemiler’den kontenjan alıp, Türk yolcuları, Türkiye limanlarından bindirebilirsiniz demek ki, bu da tabi ki kruvaziyer turizminin Türkiye’de de büyümesi demektir. Biz geçen yıl 18,000 Türk yolcuyu gemilerimizde ağırlarken, İzmir ve Istanbul’a, dünyanın değişik ülkelerinden 250,000 turist getirdik...

MSC Cruises Türkiye ile nasıl tanıştınız peki?

MSC Shipping ve Arkas Holding, 1975 yılından beri konteyner taşımacılığı alanında ortaklık halindeydi. MSC Cruises, 2005 yılında Türkiye’ye düzenli haftalık seferler planlayarak, Arkas Holding ile ortaklaşa MSC Cruises Türkiye ofisini kurma kararı aldı. Genel Müdürlük pozisyonu için arayışa başladıklarında ise Arkas Seyahat ile olan temaslarımdan dolayı akıllarına ben gelmişim. Daha da ilginci, ben Cruise Line’da çalışırken baktım MSC Cruises ile ilgili bir temsilciliğimiz yok. Napoliye, MSC Cruises Merkez ofisine görüşmeye gittim. Görüştüğüm kişi, temsilcilik vermediklerini, genelde kendi ofislerini açtıklarını söyledi. Ben de buna hiç ihtimal vermediğimden, nazik bir şekilde teşekkür edip ayrıldım. Bu olaydan yaklaşık bir yıl sonra bu teklif geldiğinde ilk aklıma gelen bu görüşme oldu.

MSC yönetimi ile tanışmak için Napoli’ye gittiğimde bu kişi de oradaydı “Ben size ne söylemiştim?” deyince ona sadece “Doğrusu o gün hiç inanmamıştım” diyebildim. İlk etapta irtibat ofisi gibi düşünüldü. Benimse pazarın geliştirilebilir olduğuna inancım sonsuzdu. Çünkü tam da cruise satışı için acentaları devreye sokmaya başlamıştım. İşin devamlılığını sağlayabilmek adına çalışmalarımı yoğunlaştırdım ve İstanbul binişleri için kabin talep ettim. İlk yıl kabin sayımız yoktu, ne bulursak onu sattık. Bütün bir yıl toplam 1500 yolcu sayısına ulaştık. 2013 zirve bir yıldı, 25 bin yolcu sayısına yükseldik. Geçen yıl sayı biraz düştü, 18 binlerde seyrettik. Sanırım bu yıl da aynı sularda devam ederiz.

Söz bu yılın veri ve hedeflerine gelmişken sormak isterim, Türkiye’ye yapılan saldırılar neticesinde

özellikle İzmir ve İstanbul’a yönelik olan Avrupa ülkelerinden gelen kruvaziyer turist rezervasyonlarında büyük düşüşler yaşandı. Bu durum MSC Cruises Türkiye’nin faaliyetlerine ve kruvaziyer turizmine nasıl yansıdı, değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?

Maalesef yaşanan son olaylardan sonra, Istanbul’a gelen gemide yaşanan yoğun rezervasyon iptalleri dolayısıyla, 11 yıldır Istanbul’a her hafta düzenli olarak yapılan seferlerimiz bu yıl için durduruldu. Ne yazık ki, bu yıl gemi firmalarının neredeyse tamamı Türkiye seferlerini gerçekleştirmeyecek.

Türkiye doğu batı ekseninde, önemli bir buluşma noktası konumunda. Doğası, tarihi, kültürü, ile turistin aradığı her şey var. Dolayısıyla tüm bu değerlere sahip çıkarak yol almak gerek. Ülke turizmi olarak zor bir dönemden geçiyor olabiliriz ama ben bunun doğru strateji, planlama ve elbirliğiyle aşılacağını düşünüyorum. TÜRSAB bünyesinde Kruvaziyer Komitemiz var. Çalışmalarımız aynı hızda devam edecek.

MSC Cruises Türkiye ile devam etmek istiyorum. Sizi bir cruise firması olarak farklı kılan özellikleriniz neler?

Pazarın yüzde 60’ına hakim olmamızın en önemli nedenlerinden biri de, Türkçe hizmetlerimizdir. Biz gemilerimize olabildiğince her şeyi Türkçe olarak koyduk. Türk eleman sağlamaktan tutun, Türkçe hizmetler gibi birçok yenilik yaptık. Türkçe başka hiçbir gemide yoktur. Şu anda mevcut 12 gemimizde Türk kahvesi var, Türk kahvaltısı, Türkçe menüler var. Bu çok kolay bir şey değil. Çünkü altını istikrarlı bir duruşla doldurmanız gerekir. Ben her hafta o gemiye yolcu vermeliyim ki, Türkçe hizmetleri de talep edebileyim.

MSC Cruises ve MSC Cruises Türkiye için yatırımlar ve projeler 2016 yılı itibariyle ne şekilde devam edecek?

Biraz önce de belirttiğim gibi MSC Cruises’un şu an 12 gemisi bulunuyor. 2017 – 2022 arası, peyderpey yedi gemi daha aramıza katılacak. Bu da 5 Milyar € yatırım demek. MSC Cruises Türkiye’ye gelirsem, tabi ki biz de gemi sayımızın artması ile birlikte, Türkiye pazarını da daha da büyütmeyi hedefliyoruz.

Bundan sonra yapmak istedikleriniz, hayalleriniz, büyük projeleriniz var mı?

Aslında bu işin devamı olarak, yeni yapılan gemilerimizden birinin Istanbul’da denize indirilmesi hem Türkiye pazarında kruvaziyer turizmin yaygınlaşması hem de Türkiye’yi dünyaya tanıtma açısından eşsiz bir fırsat olur. Çünkü bu törenlerde MSC Cruises tüm dünya basınını davet ediyor ve tüm şehir bir şekilde bu kutlamanın içinde yer alıyor. Gerçekleştirmek istediğim başka bir proje ise, Anadolu Ateşi ve benzerişovları gemilerimizin tiyatro salonlarında sahneleyerek, zengin kültürümüzü aynı anda bir çok ülkeden gelen yolculara tanıtabilmek...

Toparlamam gerekirse, bugüne kadar turizmin birçok dalında görev aldım, daha başka gidecek yer kalmadı... Kruvaziyer den emekli olurum artık. Ama o zamana kadar da bu alan da geride bıraktığım 14 yılın üzerine katarak kruvaziyer sektörünün gelişmesi adına faydalı çalışmalar içinde yer almak istiyorum. Bu yolculuğa iki kişi ve 30 kabinle başladık, her hafta 130 kabinlere kadar çıktık. Elbette bu tek başına gelen bir başarı da değildi...

MSC Cruises Türkiye olarak güçlü bir ekip olduğumuzu biliyorum, biz bir aileyiz. Türk insanının da bu farklı tatil ve seyahat deneyimini yaşamalarını istiyoruz. İleride belki bizim de bir cruise gemimiz olur, kimbilir...

Geçmişte birçok insan için tatil planları yaptınız, onları uçurdunuz, konaklattınız. Şimdi de gemide yüzdürüyorsunuz. Merak ediyorum, sizin tatil &seyahat tercihleriniz neler?

Bu kadar yıl Turizm’in içinde zaten o kadar çok seyahat ettim ve o kadar çok yer gördüm ki, tatil için alışılmışın dışında, çok farklı bir destinasyon ya da dinlenebileceğim bir yer tercih ediyorum. Amerika’da 15 yılım “Türkiye” diye diye geçti. Gelir gelmez kendimi turizmin içinde buldum. İş seyahatleri arttıkça kendime ayırdığım zaman da azaldı. Haliyle kendi ülkemi çok fazla gezme şansım olmadı. Türkiye’de başta Karadeniz olmak üzere gitmediğim o kadar çok bölge var ki...Tek tek dolaşmak isterim...

Kaynak: Hotel Restaurant Magazin

Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.