30 Ocak 2026
  • İstanbul11°C
  • Ankara10°C
  • Antalya16°C

EGE’NİN İKİ YAKASINDA BİR GECEDE DEĞİŞEN HAYATLAR

103 yıl önce, 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan "Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol", milyonlarca insanın hayatını sonsuza dek değiştirdi

Ege’nin İki Yakasında Bir Gecede Değişen Hayatlar

30 Ocak 2026 Cuma 13:00

İZMİR- 103 yıl önce, 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan "Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol", milyonlarca insanın hayatını sonsuza dek değiştirdi
Milletler Cemiyeti’nin onayıyla hayata geçirilen ve dünya tarihinde büyük çaplı ilk zorunlu nüfus mübadelelerinden biri olarak kayda geçen bu protokol, Anadolu’dan yaklaşık 1 milyon 200 bin Ortodoks Rum’u ve Yunanistan’dan yaklaşık 500 bin Müslüman Türk’ü, asırlardır "ev" dedikleri topraklardan kopararak bilinmezliğe doğru bir yolculuğa çıkardı. Bir limanda bırakılan çocukluk oyunları, bahçelere gömülen anahtarlar ve bir daha hiç dönülemeyecek olan "ev" kavramı, o gün tarihin tozlu sayfalarına hüzünle kazındı.

Bu kopuşla birlikte insanlar, doğup büyüdükleri sokaklara, gölgesinde soluklandıkları çınar ağaçlarına, yüzyılların biriktirdiği komşuluklara, bahçedeki zeytin ağacına, mahalledeki camiye, kiliseye, atalarının mezarına, dillerine ve hepsinden önemlisi paylaşılan ortak kadere veda etti. Geride bırakılan her ev, yarım kalmış bir hikayenin ve bir daha asla eskisi gibi olmayacak bir Ege’nin sessiz tanığı olarak kaldı. Zorunlu ayrılık, her iki yakada da yankılanan ortak bir sızıya ve bitmek bilmeyen bir aidiyet arayışına dönüştü.

mubadele.pngGELENLER "MUHACİR", GİDENLER "MÜLTECİ" OLDU

Mübadillerin hikayesi, dumanı tüten Gülcemal gibi dev gemilerin güvertelerinde başladı. Hatıralarını sığdırdıkları daracık sandıklarında en değerli eşyalarını, bir gün geri döneriz umuduyla sakladıkları ev anahtarlarını taşıdılar. Heybelerindeki saksılara dikilmiş çiçek fideleri ve atalarının mezarlarından aldıkları bir avuç toprak, yeni vatanlarında kök salacakları geçmişin tek parçasıydı. Haftalar süren deniz yolculukları, salgın hastalıklar ve sevdiklerini yolda bırakmanın acısıyla harmanlanan bu süreç, Ege’nin her iki yakasında da benzer ağıtların yükselmesine neden oldu. Gelenler "muhacir", gidenler "mülteci" oldu, ancak her iki tarafın da kalbinde aynı dinmeyen memleket hasreti kök saldı.

HER İKİ TOPLUMDA DERİN KÜLTÜREL KOPUŞLAR YARATTI

Gözyaşları ve belirsizlik içinde bir umutla başlayan zorunlu göç, zamanla yerini zorlu bir uyum mücadelesine bıraktı. Yeni memleketlerinde "öteki" olmanın sancısını çeken mübadiller, aidiyet ve yabancılık duygularıyla örülü, her iki yakada da yankılanan yeni bir hayata adım attılar. Zorunlu göç, her iki toplumda derin kültürel kopuşlar yaratırken, bireylerin kimlik algısında da silinmez izler bıraktı. Karşılıklı olarak göçe tabi tutulan yüz binlerce insanın, geride bıraktıkları topraklara ve alışageldikleri toplumsal yaşama duydukları o derin özlemse hiç dinmedi.

BÜYÜK ACILARIN ANISINA EGE’NİN SERİN SULARINA BIRAKILAN KARANFİLLER BIRAKILIYOR

Bugün, “hasretin ve vuslatın" simgesi haline gelen o büyük zorunlu göçün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olsa da üçüncü, dördüncü, kuşak torunlar hala o gemilerin yanaştığı limanlarda atalarının izini sürüyor. Mübadelenin 103. yıl dönümünde, bu kültürel mirasın ve yaşanan büyük acıların anısı, Ege’nin serin sularına bırakılan karanfillerle yaşatılmaya devam ediyor.

BAŞKAN KAVUR: BİR GECEDE “YABANCI” İLAN EDİLDİLER, YAŞADIKLARI TOPRAKLARDAN KOPARILDILAR

İzmir Giritliler Derneği Kurucu Başkanı Adnan Kavur’un ataları, mübadele sürecinde Girit’ten İzmir’e göç eden mübadiller arasındaydı. Kavur, Lozan Mübadelesi’nin 103.’ncü yıl dönümünde yaptığı özel açıklamada mübadelenin yalnızca geçmişte kalmış bir nüfus değişimi olmadığını, bir gecede “yabancı” ilan edilen insanların hayatlarını, kimliklerini ve hafızalarını derinden etkileyen bir tarihsel kırılma olduğunu vurguladı. Kavur, ailesinin de bu zorunlu göçle birlikte yaşadıkları topraklardan koparıldığını, gündelik yaşamlarını, alışkanlıklarını ve köklü kültürlerini geride bırakmak zorunda kaldığını belirterek, “Mübadele süreciyle birlikte yaklaşık 105 bin Giritli, adadan anavatana getirildi. Ancak bu göç, yalnızca bir yer değiştirme anlamına gelmiyordu. Yüzyıllar boyunca Girit’te yaşamış olan bu topluluk, yeni geldikleri topraklarda dil, kültür ve gündelik yaşam açısından ciddi uyum sorunlarıyla karşı karşıya kaldı. İmparatorluk döneminde yaklaşık 350 yıl boyunca Osmanlı toprağı olan Girit’te konuşulan yaygın dil, Rumca ile Türkçenin iç içe geçtiği ve “Elenika” olarak adlandırılan yerel bir lehçeydi. O bakımdan Türkiye’ye gelen ilk kafileler için en büyük sorunlardan biri dil engeli oldu” şeklinde konuştu.

mubadele.jpgYANLARINA NEREDEYSE HİÇBİR ŞEY ALAMADAN YOLA ÇIKTILAR

Yeni yerleştikleri bölgelerde kendilerini ifade etmekte zorlanan mübadillerin, bu durumun yarattığı dışlanmışlık ve yabancılık duygusuyla baş etmeye çalıştığını ifade eden Kavur sözlerini şöyle sürdürdü:

“Göç öncesinde Girit’te düzenli ve iyi şartlarda bir yaşam süren birçok aile, mübadele ve öncesindeki kaçış sürecinde yanlarına neredeyse hiçbir şey alamadan yola çıktı. Özellikle mübadele öncesinde Anadolu’ya gelen ve burada akrabası ya da sosyal çevresi bulunmayan Giritliler için bu süreç çok daha ağır geçti. Mübadele sırasında gelenlere ise yerleştirildikleri bölgelerde boşaltılan Rum evleri tahsis edildi. Ancak bu evler, çoğu zaman kapıları açık, içi tamamen boş taş yapılardan ibaretti. Rum nüfusun ayrılmasının ardından geride kalan eşyaların büyük kısmı yağmalanmış, evler yaşanabilir olmaktan çıkmıştı. Yeni bir hayata tutunmaya çalışan mübadiller, bu boş duvarlar arasında hem barınma hem de geçim mücadelesini aynı anda vermek zorunda kaldı.”

MÜBADELE BİTMEYEN BİR HİKAYE

Mübadillerin yerleştirildikleri kentlerde mutfaktan müziğe, dilden sosyal yaşama kadar pek çok alanda iz bıraktığına dikkat çeken Kavur, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Müzikleriyle, yemekleriyle, danslarıyla ve kıyafetleriyle önemli bir yere sahip olan Girit kültürü Ege kıyılarında gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu kültürel birikimin arka planında ise yerinden edilmenin yarattığı travmalar ve kuşaklar boyunca taşınan yurt özlemi bulunuyor. Mübadele bizler ve atalarımız için tarifsiz bir acı ve hüzün günüdür. Onlar terk ettikleri yerlerde sadece evlerini değil, anılarını, ölmüşlerinin mezarlarını ve 300 yıllık birikimlerini bırakıp gelmişler, uzun süre sefalet içinde bir yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmışlar. Bugün de dünyada yaşanan zorunlu göçlere baktığımızda, mübadelenin aslında bitmeyen bir hikaye olduğunu görüyoruz. Tarihle yüzleşmeden, acıları tanımadan sağlıklı bir gelecek kuramayız.”

ATALARIMIZ 3 ARALIK’TA GİRİT’TEN URLA KARANTİNA ADASI’NA GETİRİLDİ

Başkan Adnan Kavur, 30 Ocak tarihinin diplomatik bir imza günü olduğunu, ancak asıl duygusal kopuşun ve kavuşmanın Giritli Müslümanların yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan koparılıp, vapurlara bindirilerek Türkiye’ye getirildikleri tarih 3 Aralık tarihi olduğunu vurgulayarak, "Bu tarihler bizim için birer takvim yaprağının ötesinde bir yanımızın hep eksik kaldığı, diğer yanımızın ise yeni bir vatanda kök saldığı o büyük yolculuğun adıdır. Girit’ten, Selanik’ten, Yanya’dan yola çıkan dedelerimiz ve ninelerimiz, yanlarında eşyalarını, dillerini, yemeklerini, müziklerini ve eşsiz kültürlerini de getirdiler. Türkiye’nin dört bir yanına yerleştirilen mübadiller, bir taraftan yeni yurtları olan bu topraklara tutunmaya çalışırken bir taraftan da hem yoklukla hem de dışlanmayla mücadele edip, kimliklerini ve kültürlerini korumaya çalıştı. Biz dernek olarak mübadelenin imzalandığı 30 Ocak tarihinde değil, bizim için çok daha anlamlı ve öncelikli gün 3 Aralık’ta etkinlik düzenliyoruz. Mübadele imzalandıktan sonra ilk gelen atalarımızı taşıyan Bahri Cedid vapuru, o gün Urla sınırlarındaki Karantina Adası’na yanaşmıştı. Gemilerle gelen insanlar, bu adada karantinaya alınmış, tıbbi ve yaşamsal tüm ihtiyaçları karşılanmıştı. Uygun şartlar sağlandıktan sonra da yaşamlarını sürdürecekleri yeni yerleşimlerine gönderilmişti” dedi.

O İLK AYAK BASIŞIN ANISI URLA’DA YAŞATILIYOR

İzmir Giritliler Derneği olarak o ilk ayak basışın anısını yaşatmak üzere her yıl 3 Aralık’ta mübadeleyi hatırlamak ve hatırlatmak, mübadele ile ana karaya gelen atalarını ve onların çektiği acıları yad etmek amacıyla Urla Tahaffuzhane’de bir etkinlik düzenlediklerini dile getiren Kavur, 3. Kuşak Giritliler olarak ‘Girit’ten İzmir’e İlk Adım Etkinlikleri’ adıyla gerçekleştirdikleri programın içeriğine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

“Bu etkinlik kapsamında, mübadele konusunu derinlemesine araştırmış ve alanında yetkin akademisyenlerin sunumlarını dinleyicilerle buluşturuyoruz. Türkiye’nin farklı kentlerinden katılan Giritliler derneklerine faaliyetlerini sergileyebilmeleri için alan açıyoruz. Dernek üyelerimizin sahip olduğu sosyal ve kültürel birikimleri paylaşmalarına imkan tanıyoruz. Bu paylaşımlar kimi zaman bir dans gösterisi, kimi zaman bir resim çalışması, anı anlatımı ya da yayımlanmış kitapların tanıtımı şeklinde gerçekleşiyor. Programda ayrıca folklor gösterileri, rebetiko müzik dinletileri, dernek korolarının performansları ve 3 Aralık 1923’te Bahri Cedit Vapuru’nun Karantina Adası’na gelişini ve sonrasında yaşananları konu alan tiyatro canlandırmaları yer alıyor.”

KARANFİLLERLE ATALARIMIZA, “BİZ SİZİ UNUTMADIK. HALA KALBİMİZDESİNİZ” DİYORUZ

Etkinliğin, ataların ruhuna lokma dökülmesiyle sürdüğünü belirten Kavur, programın yoğun katılımla gerçekleştiğine değinerek, “Katılımcı profili yalnızca Giritli mübadillerin torunlarıyla sınırlı kalmıyor, Urla’daki mülki idare amirleri ve çok sayıda yurttaş da etkinliği ilgiyle takip ediyor. Günün sonunda ise artık klasikleşmiş bir ritüel haline gelen şekilde denize karanfil çiçekleri ve çelenkler bırakıyoruz. Böylelikle atalarımıza, “Biz sizi unutmadık. Hala kalbimizdesiniz. Yaşadığınız acı ve zorlukları hatırlıyoruz mesajını iletiyoruz” diye konuştu.

AMACIMIZ HATIRLAMAK, ANLATMAK VE UNUTTURMAMAK

Güçleri yettiğince her yıl periyodik olarak düzenledikleri bu etkinliği sürdürmeye devam edeceklerinin altını çizen Kavur, sözlerini şöyle noktaladı:

“Mübadele bizim atalarımız için tarifsiz bir acı ve hüzün günüdür. Onlar terk ettikleri yerlerde sadece evlerini değil, anılarını, ölmüşlerinin mezarlarını ve 350 yıllık birikimlerini bırakıp gelmişler, uzun süre sefalet içinde bir yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmışlar. Bizler bugün, o insanların geride bıraktıkları topraklara ve alıştıkları hayata duydukları o hiç dinmeyen özlemi anlıyor ve bu mirası yaşatmaya çalışıyoruz. İzmir Giritliler Derneği olarak, bu büyük mirasın unutulmamasını, Girit ve mübadele kültürünün yaşatılması için çalışmalar yapmayı kendimize görev ediniyoruz. Bizler Girit’te 350 yıl boyunca şekillenmiş bir kültürün parçasıyız. Alışkanlıklarımız, damak tadımız, renklerimiz, dinlediğimiz müzikler mübadil atalarımızın bize emaneti. Bugün dördüncü kuşak mübadil torunları bile hala o toprakların kokusunu merak ediyor, kültürünü yaşatıyorsa, bu bağın ne kadar güçlü olduğunun kanıtıdır. Bizim mücadelemiz, acıları tekrar yaşatmak değil, hatırlamak, anlatmak ve unutturmamaktır. Aynı zamanda barışı ve dostluğu bu kültürel zenginlik üzerinden yeniden inşa etmektir."

Kaynak: Fulya OMAÇ / Urla - İZMİR
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON DAKİKA