Boğaz köprüsü trafiğinde ağır ağır yol alırken Radyo 15te güzel bir söyleşi programına rastladım.
Gedikpaşada bir ayakkabı imalatçısı ile röportaj yapılıyordu.
Babadan satıcı ve ayakkabıcı olan sanatkarlar kendi mesleki dünyalarını anlatıyorlardı.
Saya nasıl ayakkabı haline gelir kaç kişinin eli değer falan gibi sorulara tatlı tatlı verilen cevaplarda en hoşuma giden şey mesleğimi seviyorum. Yeniden doğsam gene aynı işi yapardım oldu.
Anlatan usta işimiz sanki bir ressamın çalışması gibidir. O sayaca şekil verip, yarattığım modele uygun şekilde bitirip kutusuna koyduğumda, bir de onu bir hanımın ayağında gördüğüm zaman, ressamın duyduğu hazzın aynısını duyarım diyordu.
Dinlerken bende çok eskilere gittim. Taa
Rahmetli babamın kalfa olarak çalıştığı ayakkabı imalathanesine, sefertaşı ile yemek götürdüğüm günlerden, onun kendi dükkanında bu mesleği yaptığı günlere döndüm.
Rahmetli dedem yani babamın babası, Eskişehirde Zeytinoğlu ailesinin yanında o zamanın vekilharcı gibi çalışırmış. Çiftliği yönetirmiş.
Rahmetli Mesut Zeytinoğlu dedemi çok sever ve güvenir, hatta aileden sayarmış.
Babam, Mesut Beyin büyük oğlu sonradan Menderes kabinesinde Bayındırlık Bakanı iken Londra uçak kazasında kaybettiğimiz rahmetli Aziz Zeytinoğlunun akranı ve birlikte büyüdükleri yakın arkadaşı imiş.
Mesut Bey bütün çocuklarını Galatasaray Lisesinde okutmuştur.
Aziz okul çağına gelince onu Galatasaraya yatılı yollarken, dedeme babam için Gel İsmail Efendi senin Muratı da gönderelim. Birbirlerine destek, arkadaş olurlar demiş ama dedem babamı İstanbula gitmeğe ikna edememiş. Galatasaraya gitmek varken, tutmuş ayakkabıcı olmaya karar vermiş.
Dükkanında çivi düzelterek başladım desem yalan olmaz. Babamın Çarşı (Taşbaşı) dan sipariş verdiği sayaları , köseleleri alırdım. Kiriş kokusu kokan dükkanın temizliği bana aitti.
Yavaş yavaş kalıba koymağa da alışmıştım.
Okumasaydım herhalde iyi bir ayakkabı ustası olurdum.
Ama eline geçen Galatasaraya gitmek gibi büyük fırsatı tepen rahmetli babam, aynı hatayı benim için yapmak istemedi. Okumam için ağabeyimi ve beni yönlendirdi.
Her ikimizde onu mahcup etmedik. Ama o günlerimizi göremedi ve genç sayılabilecek bir yaşta aramızdan ayrıldı.
İstanbulda bu tür hatıraları ancak Gedikpaşada yaşayabilirsiniz. Hanların içine sıkışmış sayısız imalatçılardan birinin hikayesini sabah radyoda dinleyince, burnuma çocukluk günlerimin deri ve kösele kokuları sanki tekrar geldi ve eski günler film gibi gözümün önünden geçti.
Galatasaray'a gitmek yerine
Yazarın Diğer Yazıları
SON EKLENEN GALERİLER
- 09:00 - Köln Katedrali'ne girişe ücret geliyor: 12 euro
- 10:23 - Costa Cruises Türkiye Genel Müdürü Burak Çalışkan oldu
- 09:00 - Dedeman Hospitality'den Kazakistan’da Stratejik Ortaklık
- 09:00 - TUI: Kadınlar yalnız seyahati tercih ediyor
- 19:12 - Yolcu kokpite girmeye çalıştı, uçak rotayı değiştirdi
- 18:51 - Küresel kriz bir havayolu devini daha vurdu
- 17:41 - Sabiha Gökçen’den Ezber Bozan Farkındalık:
- 15:01 - Artan uçak biletleri kruvaziyer için ne anlama geliyor?
- 21:48 - Kappatur'dan %100 vize randevu garantili Avrupa seyahati
- 20:00 - Alanya'da tur operatörleri istişare toplantısı yapıldı
- 19:00 - Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi ziyaretçilerini bekliyor
- 18:00 - mykOrini Rixos Premium, Dubrovnik'te açılıyor
- 17:56 - Singapur'da İstanbul temalı "Blue Beauties" sergisi açıldı
- 16:53 - İstanbul, küresel İslam ekonomisinin ev sahipliği yapacak
- 15:47 - Milli hızlı tren saatte 240 kilometre hıza ulaştı
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.




























