• BIST 1.776,41
  • Altın 702,32
  • Dolar 12.2478
  • Euro 13.8849
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 10 °C
  • Antalya 16 °C

Cafer Zorlu

Ateş Nesin

Bir zamanlar Türk medyasının kalbi olan BABIÂLİ'nin gizemli dünyasına 50'li yılların sonu ile 60'lı yılların başında girdim ben.
Yıllar boyunca o dünyada kimleri tanımadım ki?
Nice yazarlar, gazeteciler, karikatürcüler.
Şairler, irili ufaklı gazete dergi patronları.
Emekçiler, kağıt karaborsacıları, yayımevleri, ana dağıtıcı bayiler, kitapçılar...
Şimdi kendi kendime, o kişilerle neden daha yakın ilişkilere girmedim daha doğrusu giremedim, onları yakından tanıma olanağı bulamadım diye üzülüyorum.
Ama ne yazık ki son pişmanlık fayda vermiyor.

Henüz çok küçük bir çocukken babamın elini tutup ilk adımlarımı attığım Babıâli'ye daha sonraki yıllarda yalnız gelmeye başladım.
En çok uğradığım yer de babamın yazılarını getirdiğim Yusuf Ziya Ortaç'ın Akbaba dergisi oldu.
Divan Yolu üzerinde, Klodfarer caddesinde derginin bulunduğu binanın daire kapısından içeriye girip sola dönünce, koridorun en sonundaki oldukça büyük bir oda derginin çizerlerine ayrılmıştı.
Uzun masalarda kadrolu karikatüristler harıl harıl çalışırlar, ürettiklerini derginin son sayısına yetiştirmeye çalışırlardı.
Bazen çizdiklerini Yusuf Ziya Ortaç beğenmez, bazı değişiklikler yapmaları için onları geri çevirirdi.
İşte böyle bir ortamda diğerleri gibi tanımış olduğum usta karikatürist rahmetli Cafer Ağabey ile her karşılaştığımızda konuşur, sohbet ederdik. Kendisi o yıllarda tutucu bir çizgiye sahip olduğundan, ne babam onu ne de o babamı severdi. Belki de bana o zaman öyle gelirdi.

Aradan uzun yıllar geçti. Cafer Ağabey ile 5-6 yıl önce'Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin lokalinde ve Basın Müzesi'nde bir kaç kez karşılaştık.
Cemiyet lokalindeki bir yemekte benim oturduğum masanın bir kaç masa ötesinde kızı ve dostlarıyla oturuyordu. Çok yaşlanmıştı. Beni bir türlü anımsayamadı, ama ayağa kalkıp sağa sola sataşmaktan, diğer masadakilerle sohbet etmekten de geri kalmıyordu.

Bir ara yanıma gelip hepimizin bildiği o Nasrettin Hoca fıkrasını farklı bir şekilde kulağıma fısıldadı:
Nasrettin Hoca'ya komşuları ,"Hoca müjde, senin tencere doğurdu" diye haber verirler. Hoca başını düşünceli düşünceli kaşıdıktan sonra söylenir:
- Vay anasını bizim tencereyi becermişler desenize!

Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun...
***
Ulusal mucize
Afrodisias Antik Kent'inde sürdürülen kazı çalışmalarında iki adet başsız mermer heykel gün ışığına çıkarılmış
Asıl daha da önemlisi,
Belirsiz sayıdaki kafasız canlıların ellerini kollarını sallayarak aramızda rahatlıkla dolaşabilmesi!
***
Yiyen yiyene
IMKB Başkanı İbrahim Turhan," Ben çürük domates satmayın diyemem onun da alıcısı var" demiş
Zaman zaman çürük domates atanlara da," Çürük domates atmayın da "diyemez çünkü onun da bal gibi yiyicisi var bu ülkede!
***
Marifet, geçmişte geleceği görebilmektir...
"Turkey" denilince Amerikalıların aklına artık hindi gelmiyormuş
Ne geliyormuş acaba, yoksa kaz mı?
2004
***
Türk'ün alışkanlığı haftada iki tıraşmış
Eğer uğraşısı politikaysa , sabahtan akşama her gün tıraş!..
2004
***
Başbakan Erdoğan," Milletin sırtından para kazanma dönemi bitti" demiş
Güzeel...
Şimdi onun yerine, bir türlü akıllanmayan bu milletin yüzünden para kazanma dönemi başladı!
2004

Bu yazı toplam 2350 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.