Dedeman Hospitality salonlarını genç sanatçılara açtı

Dedeman İstanbul’da düzenlenen Horizon adlı resim sergisinde 13 genç sanatçı eserlerinde Gazze’deki çiğlıktan esinlenerek “Savaşa Hayır”, “Çocuklar ölmesin” dediler.

ÖZKAN ALTINTAŞ - TÜRKİYE TURİZM
İSTANBUL-
Uz Gallery ve Dedeman Art Space iş birliğiyle, Havva Kurt küratörlüğünde gerçekleştirilen Horizon adlı resim sergisinde 13 genç sanatçı eserlerinde Gazze’deki çocukların, ailelerin ve ölen insanların çığlığından esinlenerek “Savaşa Hayır”, “Çocuklar ölmesin” dediler. Sergi "Horizon" adıyla "ufuk çizgisi"ne ve "son"a farklı bir gözle  bakıyor, yaşanan acıyı ortaya koyuyor.

 Dedeman İstanbul Genel Müdürü Tayfun Sancar, açılışta Dedeman Hospitality’in yurtiçi ve yurtdışında 53 oteli ile genç sanatçıların yanında yer aldığını belirtti. Otellerin tüm salonlarını genç sanatçılara açarak kültüre ve sanata destek verdiklerini belirten Sancak “Dedeman Türkiye’nin önemli zincir oteli olarak her zaman sanatın yanında yer alacaktır” dedi.
UZGallery Kurucu Mehmet Uzer, Dedeman ile işbirliği içinde her ay sanat etkinlikleri düzenleyeceklerini belirterek “Güçlü turizm kuruluşu ile sanatçıların yanında yer alan bir misyon edindik” dedi.

  

KRİZİ SORGULAYAN ESERLER
Dedeman İstanbul’da “Horizon” sergisi, üç aşamalı çerçevede hem toplumsal hem de bireysel belleğin kesişim noktalarını, insanın kriz, umut ve doğa ile ilişkisini kuramsal bir perspektiften yeniden sorgulama imkânı sunuyor.
Sergide eserleri ile yer alan sanatçılar Aslı Aydemir, Çağla Öztürk, Didem Ünlü, Emir Yasin Yağmurca, Haydar Akdağ, Filiz Piyale Onat, İnan Burhanlı, Mustafa Yılmaz, Kenan Filiz, Korkut Sönmez, Tekin Karakuş, Tuğba Akça, Turgut Türker genç kuşağın olaylara bakışını tablolarında sundular.

  

GAZZELİ ÇOCUKLARIN AYAKKABILARI
Aslı Aydemir’in etiketine Fransızca olarak “C’est Fini” yani “Bitti” veya "Son" diye yazdığı porselenden yaptığı Gazze’de öldürülen çocukların geride kalan ayakkabılarını simgeleyen eser acı gerçeği ortaya koydu. Günümüzde çocuk öldürmenin artık savaş suçu sayılmadığı katillerin çocuk öldürmeye devam ettiğini ve geride sadece çocukların ayakkabılarının kaldığı “Son” insanın içini acıtıyor ve bunu yapanlara lanet okutuyor.

  

SAVAŞ ÇOCUKLARI YOKEDIYOR
Sergide bir başka sanatçı yalınayak yakınlarını kaybetmiş savaş kurbanı bir çocuk, bir başkası çevresindeki çiçekler yanan bir asker kaskı, bir başkası mülteci çadırlarının perişanlığını gösteriyor. Bulanık tabloların ardında gerçeğin aranmasında ise ayrı bir bakış açısı var.
Çevresinde kaynayan kazanın ortasında bulunan Türkiye’de savaşın acı çığlıklarının genç ressamların tablolarına yansıması ve “Savaşa hayır” denilmesini gösteriyor

INSANIN DOĞAYLA KURDUĞU BAĞ
Dedeman İstanbul’da kurulan Dedeman Art Space’in açılış sergisi “Horizon”, farklı şehirlerde üretimlerini sürdüren ve çeşitli disiplinlerde çalışan sanatçıları bir araya getiriyor.
Sergi deneyimi üç temel eksen üzerinden ele alır: savaş ve krizlerin bireysel ve toplumsal düzeyde yarattığı etkiler, geleceğe dair belirsizlik ve olasılıklar üzerine kurulan anlatılar ve ufukta beliren barış fikrinin insanın doğayla kurduğu bağ aracılığıyla yeniden düşünülmesidir. Bu üç katmanlı yapı, bireysel belleğin kesişim noktalarını görünür kılarken, insanın krizler karşısında geliştirdiği içsel yönelişleri ve doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.

POLITIK KONULAR
Serginin ilk bölümü, günümüzün politik konularını odağına alıyor. Kadınlar ve çocuklar üzerinden barış ve inanç gibi evrensel kavramlar etrafında şekillenen bir anlatı sunar. Aslı Aydemir’in C’est fini serisine ait enstalasyonu, Albert Camus’nün Veba romanından dokunaklı bir dize olan “C’est fini” (Bitti), çocukların ölümü, umudun yok oluşu ve yarattığımız canavarca dünyaya karşı acı dolu bir çığlık olarak yankılanıyor. Hem bir ağıt hem de bir yüzleşme olarak duruyor ve insanlığın en derin başarısızlıkları karşısında ortaya çıkan umutsuzluğu ve hesaplaşmayı özetliyor.
Aslı Aydemir’in seramik enstalasyonları, kadınlar ve çocuklar üzerinden barış ve inanç gibi evrensel kavramlar üzerinden çok katmanlı bir anlatı kurar. Haydar Akdağ’ın çalışmaları, savaşın hafızada bıraktığı kırılgan izleri çiçek metaforu üzerinden ele alırken yas ve yaşam arasındaki ince gerilimi görünür kılar.
Mustafa Yılmaz’ın “Parazit Serisi”, medya, iktidar ve toplumsal çürüme ilişkilerini eleştirel bir bakışla sorgulayarak güncel olanın arşivsel bir temsilini üretir.
Tuğba Akça’nın “Gerilim Manzaraları”, yıkım ile gündelik hayat arasındaki karşıtlığı sahneleyerek savaşın bireysel yaşamda bıraktığı sessiz etkileri açığa çıkarır.
Tekin Karakuş’un askıda kalan mülteci çadırları ise aidiyetin ertelendiği, zaman ve mekânın belirsizleştiği bir varoluş hâlini simgeler.

TOPLUMSAL HAFIZA
İnan Burhanlı’nın çalışmaları, geleneğin dönüşerek bugüne taşınan canlı bir bellek olduğunu vurgular. Sergi mekanının giriş katında yer alan işler, toplumsal hafızanın yarattığı ağır ve politik atmosferi görünür kılarken, sergi içinde kişisel hafızaya açılan daha içsel bir katmanı da beraberinde getirir.
Didem Ünlü’nün “Aile Albümü” başlıklı serisi, kamusal travmaların ardından bireysel hafızaya yönelen bir anlatı alanı oluşturuyor. Kenan Filiz’in “İncir Yaprağı” savaşlar ve krizlerin yarattığı gerilim ile doğaya yönelme düşüncesi arasında asılı duran bir geçiş alanı olarak kurgulanıyor. Adem ve Havva’nın hikayesi “İncir Yaprağı” çalışmasının çıkış noktasıdır. Tevrat ve İncil gibi kutsal metinlere baktığımızda Adem ve Havva’nın dünyaya gönderdiklerinde bir utanma duygusuna kapılarak yanlarındaki incir ağacından yapraklar alarak mahrem yerlerini örttükleri anlatılıyor. Bu hikâyede yer alan incir yaprağı kapatıcı bir nesne konumunda görülüyor.. Bu çalışmada ise Kenan Filiz, bu nesne bir özneye dönüşerek sansürün ve beraberindeki çağrışımların bir temsili haline getirmiştir. Burada incir yaprağının kendisi sansürlenmiştir, sansürlenen incir yaprağı insanlık ve sansür ilişkisine dair doğru ve yanlışları sorgulamaktadır. Diğer “Yarın Ne Olacak?” adlı çalışması geçmiş, şimdi ve geleceğin iç içe geçtiği kırılgan bir zemin yaratır. Bu geçiş alanı, savaş ve kriz sonrası barışın hem kırılgan hem de kurucu potansiyeline işaret ediyor.

İNSANIN ÖZGÜRLEŞMESI
Serginin son bölümünde doğa, insanın özgürleşme deneyimini mümkün kılan bir alan olarak ortaya çıkar. Çağla Öztürk’ün peyzajları, insanın doğayla kurduğu bağı ve bu bağ üzerindeki müdahaleleri sorgulayarak izleyiciyi farkındalık üretmeye davet eder. Emir Yasin Yağmurca’nın çalışmaları, aynı manzaranın farklı zamanlarda gözlemlenmesiyle oluşan algısal ve duygusal frekans değişimlerini görünür kılar. Filiz Piyale Onat, “noktürn” kavramından ilhamla doğa ve insan ilişkisini şiirsel bir atmosfer içinde yeniden yorumlar. Korkut Sönmez’in heykelleri, su ve toprak arasında konumlanan varoluşsal bir arayışı somutlaştırarak insan ile doğa arasında tinsel bir bağ kurar. Son olarak Turgut Türker’in işleri bilinen ile bilinmeyen arasındaki kaotik insan hâllerini araştırarak ruhsal belirsizliğin estetik karşılığını üretir. Böylece doğa, kriz deneyiminin ardından umutla kurulan mekâna dönüşüyor.

Manşetler

TUI, yeni marka ile 'düşük maliyetli' segmente girdi
Tuna'dan Wehrmacht askerleri ve motosiklet çıkarıldı
Kruvaziyerde, suç hikayesi temalı turlar ve çikolata
Tarihin En Eski Aşkı, Eski Şark Eserleri Müzesi’nde
Turistler Sünnet Düğününde Pistin Tozunu Attı!
THY’nin Çalışan Sayısı 36 Bin 482’ye Ulaştı
Konya'ya göl manzaralı 10 katlı otel inşa edilecek
Akdeniz’de plastik alarmı! Akıntılar Alanya’ya taşıyor
Turist artışında OECD ülkelerinde dördüncü sıradayız
2026’da aşırı turizmin öne çıktığı 8 destinasyon