İSTANBUL- İstanbul gastronomi sahnesinde son aylarda dikkat çeken güçlü bir değişim yaşanıyor. Masalara gelen ekmekler artık yalnızca tabağın yanındaki eşlikçi değil; mutfağın karakterini anlatan ilk cümleye dönüşüyor. Bu dönüşümün merkezinde ise Nişantaşı’nın yeni nesil fırın–kafesi Molen yer alıyor.
İstanbul genelinde birçok butik restoran, konsept kafe ve seçili otel; menülerinde sundukları ekmekleri Molen’in taş fırınından çıkan ekşi mayalı üretimlere emanet ediyor. Bu tercih yalnızca lezzetle ilgili değil; mutfağın dili ve duruşuyla da doğrudan bağlantılı.

Molen’in kurucusu Sajad Huseyininajad, bu süreci tek bir cümleyle özetliyor:
“Biz restoranlara sadece ekmek göndermiyoruz; aynı bakış açısını paylaştığımız insanlarla ortak bir değer üretiyoruz.”
Kısa sürede gastronomi dünyasında güvenilir bir artizan üretici olarak konumlanan Molen, büyümeyi rakamlarla değil, doğru iş birlikleriyle tanımlıyor.
“Herkese ekmek üretmiyoruz,” diyor Huseyininajad.
“Doğru mutfağa, doğru hikâyeye ve doğru ruha ekmek üretiyoruz.”
Bugün Molen’i benzer artizan fırınlardan ayıran temel nokta da tam olarak burada başlıyor:
Ekmek, onlar için bir yan ürün değil; mutfağın anlatı dilinin bir parçası.
Mutfağın İmzası
Bu yaklaşım, Molen’in iş modelinin merkezini oluşturuyor. Birlikte çalışılacak her restoranla üretim süreci başlamadan önce;
menünün felsefesi,
şefin mutfağa yaklaşımı,
kullanılan malzemenin kaynağı,
servis dili ve mutfağın ritmi
detaylı biçimde konuşuluyor.
Çünkü Molen’e göre ekmek, tabağa sonradan eklenen bir tamamlayıcı değil; anlatının başlangıç noktası. Sajad Bey bu fikri şöyle özetliyor: “Bir tabağın yanında duran ekmek de o hikâyenin parçasıdır. Uyum yoksa, lezzet de eksik kalır.”
Bu nedenle Molen üretimi standart reçetelerle ilerlemiyor. Her mutfağın ihtiyacına göre şekillenen canlı ekşi mayalar, uzun fermantasyon süreleri ve günlük taze üretim temel prensipleri oluşturuyor.
Bugün Molen ekmekleri; fine dining mutfaklardan butik restoranlara, yaratıcı şef sofralarından, mahalle ölçeğinde güçlü hikâyesi olan işletmelere uzanan seçkin bir ağda yer alıyor. Bu mutfakların ortak paydası ise tek bir cümlede buluşuyor: İyi ekmek, iyi malzeme, temiz reçete ve güven ilişkisi.
Nişantaşı’ndaki küçük bir fırından çıkan bu ekmekler artık yalnızca bir mahalle kokusu değil; İstanbul gastronomisinin yükselen ortak dili.
Molen
Nişantaşı’nda hayata geçen Molen, yalnızca bir kafe değil; iyi, temiz ve adil gıda anlayışıyla şekillenen yeni nesil bir fırın kültürü sunuyor.
İran asıllı turizmci Sajad Huseyininajad’ın çocukluk tutkusundan doğan proje; ekmeğin özüne, emeğin değerine ve sadeliğin zarafetine odaklanan uzun soluklu bir yolculuğun ürünü.
2020–2023 yılları arasında MSA’de fırıncılık eğitimi alan Huseyininajad, pandemi döneminde evde başlayan ekşi maya denemelerini eşi Elahe Yademellatian ile birlikte profesyonel bir üretim alanına dönüştürdü.
Nişantaşı’nın sakin bir köşesinde konumlanan Molen, şehir temposunun ortasında bilinçli bir yavaşlık alanı açıyor. Gün taze ekşi maya kokusuyla başlıyor; menüde ekşi mayalı ekmekler, siyez katkılı reçeteler, focaccialar ve sade tabaklar öne çıkıyor.
Kastamonu’dan siyez unu, Ayvalık’tan zeytinyağı gibi yerel kaynaklarla hazırlanan ürünler, her tabakta bir coğrafya ve üretici hikâyesi taşıyor.
Adını Felemenkçe “değirmen” anlamına gelen Molen’den alan marka, üretimini yüzde yüz ekşi maya, katkısız reçeteler ve uzun fermantasyon prensibiyle sürdürüyor. Geleneksel İran Sangak ekmeğinden ilham alan yaklaşım, yerel unlar ve modern tekniklerle yeniden yorumlanıyor.
Bugün Molen;
restoranlara özel ekmek üretimi, artizan fırıncılık atölyeleri, şeflerle birlikte geliştirilen reçeteler üzerinden büyüyen bir gastronomi ekosistemi kuruyor. Ve bu hikâye yalnızca bir fırının başarısını değil; İstanbul mutfağının yeniden hatırladığı bir değeri anlatıyor: Ekmek, sofraya konulan son detay değil; mutfağın söylediği ilk sözdür.



































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.