• BIST 12433.5
  • Altın 6811.86
  • Dolar 44.5989
  • Euro 52.3513
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 10 °C
  • Antalya 18 °C

Hüsamettin Cindoruk, 'eğilmeden' hep demokrasiyi savundu

Hüsamettin Cindoruk, 'eğilmeden' hep demokrasiyi savundu
Daima demokrasiyi savunan Hüsamettin Cindoruk ve Süleyman Demirel ile 12 Eylül İstanbul Sıkıyönetim döneminde Selimiye koridorlarında birlikte olduk. Bu özel anıyı ve gelişmeleri paylaşıyorum.

ÖZKAN ALTINTAŞ- TÜRKİYE TURİZM
İSTANBUL-
Hüsamettin Cindoruk’un vefatı üzerine insanın anıları yeniden canlanıyor. Hürriyet gazetesinde siyasi partilere baktığım dönemde Süleyman Demirel ve Hüsamettin Cindoruk ile çok birlikte olduk. Demokrat Parti’nin kuruluşu devamı ve gelişmeleri yaşayan bir kuşaktan geliyorum. Hatta 12 Eylül döneminde İstanbul Sıkıyönetim Mahkemelerini izlerken bile birlikte olma fırsatım oldu. Hiçbir yerde yayınlamadığım bu anıyı ve gelişmeleri sizlerle paylaşıyorum
Süleyman Demirel ve Hüsamettin Cindoruk’un, İstanbul Sıkıyönetim Savcısı Hakim Albay Süleyman Takkeci’nin karşısına çıkış anı, sadece hukuki bir prosedür değil, aynı zamanda Türkiye'nin demokrasi hafızasında çok kritik bir sahne. Hüsamettin Cindoruk hem siyasi kimliği hem de hukukçu kimliğiyle o dönemin en önemli "eğilmeyen" figürlerinden biriydi. Hüsamettin Cindoruk'a Allah'tan rahmet, o günleri yaşayan arkadaşlarıma uzun ömür, kaybettiğim arkadaşlara rahmet dilerim.

gazeteciler-003.jpgSELİMİYE’NİN GAZETECİLERİ
12 Eylül ile Türkiye askeri yönetime girince herkes ne yapacağını bilmiyordu. Selimiye Kışlası 1. Ordu Karargahı’nda kurulan Sıkıyönetim Mahkemelerini izlemek üzere 2-3 arkadaşım gönderildi. Ancak arkadaşların haberleri ile Hürriyet gazetesi sıkıntı yaşayacak gibi görülüyordu. Haber yaptığın alanda yöneticilerle dengeleri korumak bir gazeteci için çok zordur. Havalimanı muhabirliğim döneminde hem hataları yazıyor, hem de hatayı yapanla iyi geçiniyor ve dik durmayı beceriyordum. Polis, adliye, siyaset muhabirliği yaparken tabiri caizse bu yapım nedeniyle yetkililere “gazetecidir yazar” fikrini kabul ettirip saygı sınırını korumuştum. Hürriyet Gazetesi’nin rahmetli Genel Yayın Müdürü Nezih Demirkent bu özelliğimi biliyordu.
Nezih Demirkent, “Havalimanını başka bir arkadaşa bırak Selimiye’ye git. Gazetenin başı dertte. Sıkıyönetim Mahkemeleri ve askerlerle aramızı düzelt” sözleriyle Selimiye Kışlası’nda 3 seneye yakın mahkemeleri izledim. Havalimanında ise benim izin günlerimde yerime bakan Faik Kaptan devamlı kalır oldu. Hatta izin günlerimde benim yerime Sıkıyönetim Mahkemelerini de izledi. Biz değerli arkadaşım ve iyi gazeteci Faik Kaptan ile yıllarca böyle değişimli uyumlu bir şekilde çalıştık. Sıkıyönetim ilan edilmeden önce Nezih Demirkent'in emriyle 1977'de Selimiye'ye Askeri Mahkemeleri izlemek üzere Hürriyet' muhabiri olarak başladım. 1980'de Sıkıyöetim ilan edildi ve 1985'e kadar Sıkıyönetim muhabirliği yaptım.
O dönemde TRT’den Sefer Bilirgen, rahmetli Mahir, rahmetli Tahir Yücel, Anadolu Ajansı’nda rahmetli Ertan Gökalp, rahmetli Nalan Seçkin, Doğan Satmış, Cumhuriyet’ten rahmetli Deniz Teztel, Türk Haberler Ajansı’ndan Sevim Ertemur, Emel Armutçu, Aydınlık’tan Şenol Konukçu, Tercüman’dan Zeki, Mehmet Ünlü, Türkiye gazetesinden rahmetli Yusuf Kolsuz, Günaydın’dan Ahmet Nesin, Milliyet’ten rahmetli Vasfiye Özkoçak ile rahmetli Yalçın Çınar, Hürriyet adına, ben Özkan Altıntaş ve Faik Kaptan mahkemeleri izledik. Arkadaşlarla birlikte çok şey gördük ve yaşadık.
Yaşadıklarımız arasında Süleyman Demirel’in ve avukatı Hüsamettin Cindoruk’un İstanbul Sıkıyönetim Savcısı Albay Süleyman Takkeci’ye ifade vermek için gelişleri vardı. Cindoruk’un vefatı üzerine bu anımı paylaşmak istedim.
1986'da ise Ağca'nın Papa'yı vurma davasını izlemek üzere Sıkıyönetim'in devami olarak Roma'ya gittim ve üç ay mahkemeyi izledim.
roma-014.jpg roma-015.jpg
Roma'da Papa'ya Suikast Davası'nı, Hürriyeti'in Doma muhabirleri Mehmet Demirel, Rudolfo Aperia Bella ile izledik. TRT ekibiyle birlikte olduk

husamettin-cindoruk.jpg

DEMİREL VE CİNDORUK SELİMİYE DE
Süleyman Demirel, 12 Eylül darbesinden sonra Zincirbozan da zorunlu ikamette bulundu. Serbest kaldıktan hemen sonraki süreçte Hayat Dergisi için "Dün, Bugün, Yarın" başlığıyla özel bir yazı kaleme aldı. Bu yazı Süleyman Demirel’in 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında yaşadığı, hem hukuk mücadelesini hem de kamuoyuna yönelik duruşunu simgeleyen önemli belgelerdir. Demirel bu yazısında, 12 Eylül öncesindeki anarşi ve ekonomik darboğazın sorumluluğunun sadece sivil iktidara yüklenemeyeceğini savundu.
Ancak bu yazı nedeniyle İstanbul Sıkıyönetim Savcılığı soruşturma açtı ve Demirel’i ifadeye çağırdı. Sabah Selimiye koridorlarında ve 2 nolu nizamiyede bir telaş vardı. Cezaevi müdürü Önder Binbaşı “Demirel ifadeye geliyor. Albay Takkeci onu bekliyor” dedi.
Bunu duyunca bizde Albay Takkeci’nin odasının önünde beklemeye başladık.
Neden sonra koridor hareketlendi. Süleyman Demirel önünde Önder Binbaşı’yı izleyerek merdivenleri tırmandı. Albay Takkeci’nin odasına önce Demirel girdi. Cindoruk kapının önündeki banka oturdu. Bende yanına oturdum ve sohbet ettik. Hayat dergisindeki yazı nedeniyle ifadeye geldiklerini söyledi. O sırada ifadeyi yazacak olan katip kadın geldi ve savcının odasına girdi. Neden sonra Demirel’in avukatı olarak Cindoruk’ta odaya alındı. Yaklaşık bir saat süren ifade verildi. Bu sürenin hep ifadeyle geçmediğini biliyordum. Çünkü Albay Takkeci, sohbeti severdi. Aklına gelen bir sürü konuyu Demirel ile sohbette sorduğunu ve en sonunda ifadeyi aldığını düşündüm.
Demirel’in Selimiye’den ayrılışı da gelişi gibi heyecan yarattı. Daha sonra Albay Takkeci’nin odasına arkadaşlarla girdik. Takkeci “İfade aldık. Sanırım pek sorun çıkmayacak” dedi.
Rahmetli Hüsamettin Cindoruk ile Selimiye’de böyle bir görüşmemiz oldu. Ondan sonra ise Taksim’de bulunan ve Cindoruk’un üyesi olduğu benimde arasıra uğradığım Sipahi Ocağı Kulübünde görürdüm. Ali Topuz gibi eski siyasiler, hakimler ve avukatlarla kulüpte birlikte olurdu. Türk siyasi tarihi için önemli bir isimdi.

husamettin-cindoruk-001.jpg

"DÜN-BUGÜN-YARIN"
Süleyman Demirel’in 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında yaşadığı süreçte bahsettiğiniz bu iki metin, hem hukuk mücadelesini hem de kamuoyuna yönelik duruşunu simgeleyen önemli belgelerdir.
Süleyman Demirel, 12 Eylül darbesinden sonra Zincirbozanda zorunlu ikamette bulunduğu dönemde (veya serbest kaldıktan hemen sonraki süreçte) Hayat Dergisi için özel bir yazı kaleme aldı. Bu yazı genellikle "Dün, Bugün, Yarın" başlığıyla anılır.
Demirel bu yazısında, 12 Eylül öncesindeki anarşi ve ekonomik darboğazın sorumluluğunun sadece sivil iktidara yüklenemeyeceğini savundu. Yazıda "Milletin iradesinin hiçbir güç tarafından ebediyen engellenemeyeceği"ni belirtti. Demirel, demokrasiye olan bağlılığını ve Türk siyasetinin bu "fetret devrini" aşacağına dair inancını edebi bir dille anlattı. "Binaenaleyh" kelimesini kullanmasa da metin, onun meşhur "Yollar yürümekle aşınmaz" mantığındaki dirençli üslubunu yansıtıyor.

husamettin-cindoruk-002.jpg

DEMIREL’IN İSTANBUL SIKIYÖNETIM MAHKEMESI İFADESI
Demirel, darbe sonrası dönemde siyasi yasaklı olmasına rağmen, çeşitli davalar ve soruşturmalar nedeniyle mahkemelerde ifade verdi. Özellikle İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi nezdindeki savunması, hukuk tarihine "Demokrasi Savunması" olarak geçti.
Savunmanın Özü: Demirel ifadesinde, hükümetin anayasaya ve kanunlara aykırı hiçbir işlem yapmadığını, 12 Eylül öncesi durdurulamayan kanın sorumlusunun "yetkimiz yok" diyen güvenlik güçleri ve sıkıyönetim komutanları olduğunu belirtti.
Meşhur Çıkışı: Mahkemede kendisine yöneltilen suçlamalara karşı; “11 Eylül günü akan kan, 13 Eylül günü nasıl durmuştur? 13 Eylül'de var olan yetki 11 Eylül'de de vardı,” diyerek darbenin meşruiyetini doğrudan sorgulamıştır.
Bu belgelerin tam metinleri, Süleyman Demirel'in kendi yayınlattığı "Belgelerle 12 Eylül" adlı kitapta veya o dönemin gazete arşivlerinde (Cumhuriyet ve Milliyet arşivleri gibi) "Demirel'in Sıkıyönetim Müdafaası" başlığıyla bulunabilir.

husamettin-cindoruk-003.jpg

YAZI, "VASIYETNAME" VEYA "SIYASI MANIFESTO"
Süleyman Demirel’in 12 Eylül sonrası kaleme aldığı o meşhur yazı ve mahkeme savunması, Türk siyasi tarihinin en "inatçı" ve "hukuk arayan" belgeleri arasında kabul edilir. Metinlerin detayları şu şekildedir:
Süleyman Demirel, darbeden hemen sonra kapatılan partisi ve yasaklı siyasi kimliğiyle, 1981 yılının başlarında Hayat Dergisi için özel bir yazı kaleme aldı. Bu yazı, bir "vasiyetname" veya "siyasi manifesto" niteliğindeydi.
Yazısında ağırlıklı olarak "milli irade" kavramı üzerinde durmuştur. Darbenin gerekçesi olan anarşi ve ekonomik krizin, ancak demokrasi içinde çözülebileceğini savundu. "Demokrasi bir lütuf değil, bir haktır" mesajını verirken, Türkiye'nin zor günleri aşacak birikime sahip olduğunu belirtti
Demirel, bu yazıda doğrudan askeri yönetimi hedef almadı, ancak satır aralarında "geçici olanın yönetimler, kalıcı olanın ise milletin kararı" olduğu mesajını net bir şekilde iletti.

İSTANBUL SIKIYÖNETIM MAHKEMESI SAVUNMASI
Demirel’in 12 Eylül sonrası en büyük hukuk sınavlarından biri, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mahkemesi'nde verdiği ifadedir. Bu ifade, genellikle "Sıkıyönetim Müdafaası" olarak bilinir.

EN ÖNEMLI BÖLÜMÜ
Demirel, mahkeme heyeti karşısında o meşhur "11 Eylül - 13 Eylül" karşılaştırmasını yaparak tarihe geçti:
"11 Eylül 1980 günü bu memlekette kan akıyordu. 12 Eylül sabahı ne değişti de kan durdu? Kanunu mu değiştirdiniz? Hayır. Yetkiyi mi artırdınız? Hayır. 11 Eylül'de de sıkıyönetim vardı, 13 Eylül'de de. 11 Eylül'de akıtılan kanı durdurmayanlar, 13 Eylül'de durdurmuşlarsa, bunun hesabını tarih önünde vereceklerdir."

SAVUNMANIN TEMEL DAYANAKLARI:
Hükümetin Meşruiyeti: Hükümetinin görevini anayasa çerçevesinde yaptığını, asıl sorumluluğun sıkıyönetim komutanlarında (yani askerlerde) olduğunu söyledi.
Yargı Bağımsızlığı: Mahkemenin "siyasi bir otoriteye" bağlı olmaması gerektiğini vurgulayarak, bir sivil başbakan olarak askeri mahkemede yargılanmasının hukuki garabetini dile getirdi.

KAYNAKLAR
Süleyman Demirel, "Belgelerle 12 Eylül": Bu kitapta tüm savunmaları ve yazıları bizzat kendi arşivinden yayınlandı.
Cüneyt Arcayürek, "Demokrasinin Sonbaharı" serisi: Dönemin iç yüzünü ve Demirel'in bu metinlerini detaylıca aktarıyor.
Milliyet Gazetesi Arşivi (1981-1982 yılları): "Demirel’in Savunması" veya "Hayat Dergisi Yazısı" anahtar kelimeleriyle o günkü haber kupürlerine ulaşmak mümkündür.
Bu metinler, Demirel'in "Yollar yürümekle aşınmaz" diyerek başlattığı ve yıllar sonra Cumhurbaşkanlığına kadar uzanan dönüş sürecinin ilk taşlarıdır.

husamettin-cindoruk-005.jpg

HÜSAMETTIN CINDORUK KIMDIR?
Hüsamettin Cindoruk, Türk siyasetinin en renkli, hukuki birikimi en yüksek ve "demokrasi nöbetçisi" olarak anılan isimlerinden biridir. Özellikle Süleyman Demirel ile olan yol arkadaşlığı ve darbe dönemlerindeki dik duruşuyla tanınır.

Erken Yaşam ve Hukuk Kariyeri
1933 yılında İzmir’de doğan Cindoruk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Siyasete olan ilgisi genç yaşlarda başladı; ancak onu asıl Türkiye gündemine taşıyan olay, hukukçu kimliğiyle üstlendiği zorlu görevlerdi.
Yassıada Avukatlığı: 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, Menderes ve arkadaşlarının yargılandığı Yassıada duruşmalarında savunma avukatlığı yaptı. Bu dönemdeki cesur savunmalarıyla "Demokrat Parti" geleneğinin hukuki temsilcisi haline geldi.

husamettin-cindoruk-006.jpgSIYASI KARIYERI VE "EMANETÇI" DÖNEMI

Cindoruk, siyasi hayatı boyunca yasaklara karşı mücadelesiyle bilindi.
Büyük Türkiye Partisi ve DYP: 12 Eylül sonrası siyasi yasaklar devam ederken, Süleyman Demirel’in dışarıdaki sesi oldu. Doğru Yol Partisi'nin (DYP) kuruluşunda kilit rol oynadı.
Emanetçilik: Süleyman Demirel siyasi yasaklıyken, 1985 yılında DYP Genel Başkanlığına seçildi. Demirel’in yasağı kalkana kadar partiyi ona "emaneten" yönetti ve yasaklar kalkınca koltuğu gerçek sahibine devrederek Türk siyasi literatürüne "Emanetçi" kavramını kazandırdı.
Meclis Başkanlığı: 1991-1995 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı yaptı. Bu dönemde tarafsızlığı ve devlet adamı ciddiyetiyle takdir topladı.

husamettin-cindoruk-004.jpgSIYASI AYRIŞMA VE DEMOKRAT TÜRKIYE PARTISI (DTP)
Demirel Cumhurbaşkanı olduktan sonra, Tansu Çiller ile yaşadığı görüş ayrılıkları nedeniyle DYP'den ayrıldı.
28 Şubat sürecinde Demokrat Türkiye Partisi’ni (DTP) kurdu ve kısa bir süre koalisyon ortağı olarak hükümette yer aldı.
Daha sonra aktif siyasetten geri çekilse de, merkez sağın birleşmesi çabalarında her zaman "akil adam" olarak görüşüne başvurulan bir isim oldu.

KIŞILIĞI VE ÜSLUBU
Hüsamettin Cindoruk denilince akla gelen en önemli özellikler şunlardır:
Hukukun Üstünlüğü: Darbe dönemlerinde bile hukuktan milim sapmayan duruşu.
Nüktedanlık: Türk siyasetinin en hazırcevap isimlerinden biridir. En gergin anları bile bir espriyle yumuşatmasıyla bilinir.
Sadakat: Süleyman Demirel ile olan dostluğu, siyasi tarihimizin en uzun soluklu ve sarsılmaz arkadaşlıklarından biridir.
Bugün hala zaman zaman güncel konularda anayasa ve demokrasi üzerine yaptığı derin analizlerle kamuoyunda yer alıyor.

Bu haber toplam 683 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.