• BIST 12200.95
  • Altın 6121.517
  • Dolar 43.0386
  • Euro 50.336
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara -3 °C
  • Antalya 6 °C

Geleceğin enerjisi, rüzgarın hafızasında

Geleceğin enerjisi, rüzgarın hafızasında
Ege’nin meltemlerini yakalayıp buğdayı una çeviren, dört yüz yıllık taştan yapıları değirmenler müze oldu. Rüzgâr hâlâ esiyor. Sadece artık un değil, elektrik üretiyor.

FİKRİ TÜRKEL
İSTANBUL-
Tatile giden pek çok kişi görmüştür ve bilir; Ege’nin meltemlerini yakalayıp buğdayı una çeviren, dört yüz yıllık taştan yapıları… Şimdi o değirmenler müze oldu, turistler önlerinde selfie çekiyor. Ve rüzgâr hâlâ esiyor. Sadece artık un değil, elektrik üretiyor.

Eskiden rüzgar enerjisini anlatırken yavru fokları, eriyen buzulları gösterirdik. Şimdi ise haritayı açıp, Rusya’nın gaz vanalarını, Ortadoğu’daki tankerleri ve Çin’in tedarik zincirini gösteriyoruz. Sebep ise, son beş yılda yenilenebilir enerjinin temel tetikleyicisi artık iklim değişikliğinden önce enerjide bağımsızlık olması…

Evet, Türkiye'nin enerji bağımsızlığı yolculuğunda kritik bir kavşaktayız.

Enerji deyince, artık sadece petrol ve kömür akla gelmiyor. Güneş ve rüzgâr bir kaç adım öne çıktı. Rüzgar, toprağın hafızasını taşır; kim olduğumuzu fısıldar, nereye gittiğimizi gösterir.Rüzgar enerjisinde olanlar, tahminlerimizin de ötesine ulaşmış durumda.

degirmenler,-degirmenler-002.jpgRakamların Sessiz Devrimi

Ocak kışının bu soğuk günlerinde, enerji ihtiyacını daha iyi hissediyoruz. TÜREB'in İstanbul’daki basın toplantısı salonunda İbrahim Erden, sektördeki gelişmeleri anlatmaya başladığında ilk yukarıdaki detay aklıma geldi.

Erden’in elinde tuttuğu rakamlar aslında sessiz bir devrimin manifestosuydu: 2.000 MW'lık yıllık kurulum, 14.700 MW toplam kapasite, 292 işletmede santral ve 408 yeni proje. Bunlar salt istatistik değil; bir ülkenin enerji kaderini yeniden yazma çabasının somut kanıtlarıydı.

"Son 15 yılın en yüksek yıllık kurulumu" dedi Erden. Ama bu cümlenin arkasında yatan hikâye, sadece türbinlerin dönmesiyle ilgili değildi. Bu, Türkiye'nin jeopolitik satranç tahtasında kendine yeni bir konum arayışının enerji boyutuydu.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre, 2024 yılında dünya genelinde veri merkezleri 415 terawatt-saat elektrik tüketti. Bu rakam 2030’a kadar ikiye katlanarak 945 terawatt-saat’e ulaşacak. Yani Japonya’nın bir yıllık toplam elektrik tüketiminden fazla. Sadece yapay zekâ ve bulut bilişim için.

Amazon, Google, Microsoft… Bu devler artık enerji şirketlerinden daha fazla elektrik tüketiyor. Ve hepsi gözünü yenilenebilir enerjiye dikmiş durumda. Çünkü tüketiciler soruyor: “ChatGPT’ye sorduğum soru için kaç ton karbon salındı?” Bir büyük dil modelini eğitmenin 552 ton karbondioksit ürettiği hesaplanmış. Bu, 121 Amerikan hanesinin yıllık karbon ayak izine eşit.

Peki Türkiye bu dalgada nerede? İşte TÜREB toplantısının asıl mesajı burada gizliydi: Türkiye sadece dalgayı yakalamaya değil, onu yönlendirmeye talip.

Haritanın Yeniden Çizilişi

Rakamları bir an için bırakalım ve haritaya bakalım. 2022'de Enerji Bakanlığı Ulusal Enerji Stratejisi'ni açıkladığında, 2035 için 120.000 MW yenilenebilir enerji hedefi koydu. Bu hedefin 48.000 MW'ı rüzgâra, 5.000 MW'ı ise deniz üstü rüzgâr santrallerine ayrıldı.

Ember Enerji'nin Mart 2025 analizine göre, Türkiye 2024 sonunda 12.500 MW rüzgâr kapasitesine ulaştı—hedefin gerisinde kalsa da, depolama entegrasyonlu projelerle ivme kazanıyor.

Ama asıl ilginç olan, bu hedeflerin nasıl finanse edileceği. TÜREB Saymanı Çağrı Güven'in aktardığı tablo çarpıcıydı: 48.000 MW hedefe ulaşmak için yaklaşık 80-100 milyar dolarlık yatırım gerekiyor. Yerli öz kaynak tek başına yeterli değil; yabancı finansman kaynakları kritik önem taşıyor.

degirmenler,-degirmenler.jpg

*ABD tahminleri Trump yönetiminin politika değişiklikleri nedeniyle aşağı revize edildi.

Süper İznin Anatomisi

Geçen yıl çıkan “Süper İzin Kanunu”nu hatırlarsınız. Medyada çok konuşuldu. Bazıları “bürokrasi bitiyor” dedi, bazıları “çevre katledilecek” diye feryat etti. Gerçek, her zamanki gibi, ortada bir yerde.

TÜREB’in kamu ilişkilerinden sorumlu başkan yardımcıs Ebru Arıcı, durumu şöyle özetledi: “Hiçbir mevzuat ortadan kalkmıyor. Sadece mükerrer düzenlemeler sadeleşiyor ve eş zamanlı yapılabilir hale geliyor.”

Eskiden beş kademede alınan orman izinleri artık tek kademede alınıyor. Aynı detay, aynı titizlik, ama tek seferde. Zaman kazancı muazzam. Çünkü bu ülkede 408 rüzgâr santrali projesi izin süreçlerinde bekliyor. Her biri Çevre Bakanlığı’na, Enerji Bakanlığı’na, EPDK’ya, orman müdürlüklerine gidip geliyor. Bazen yıllarca.

Ve bu yılın Ocak ayından itibaren Enerji Bakanlığı, enerji tesislerinde imar düzenlemesi yapma yetkisini aldı. Bu, projelerin çok daha hızlı hayata geçmesi demek.

degirmenler,-degirmenler-003.jpg200 bin davetlinin gündemi

Ama kuliste asıl konuşulan başka bir şeydi: Bu düzenlemeler neden şimdi? Cevap, jeopolitik takvimde gizli. 2026'da Türkiye iki dev etkinliğe ev sahipliği yapacak: NATO Liderler Zirvesi ve COP31 İklim Konferansı.

9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleşecek COP31, 150.000-200.000 delegenin katılımıyla Türkiye'yi küresel iklim politikasının merkezine taşıyacak. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 Başkanı olarak atandı. Avustralya ise müzakereleri yönetecek.

TÜREB Başkanı Erden'in sözleriyle: "İklim müzakerelerinde en önemli unsurun yenilenebilir enerji olduğunun altını çizersek, biz de COP31'e giden yolda uluslararası paydaşlarımızla çalışacağız." Başka bir deyişle, Türkiye'nin rüzgâr sektörü artık sadece enerji üreticisi değil; iklim diplomasisinin vitrin ürünü.

Bağımsızlık Rüyası

Rio'dan Kyoto'ya, Paris'ten Dubai'ye uzanan iklim antlaşmaları silsilesinde, yenilenebilir enerjinin tetikleyicisi hep "çevre" oldu. Ama son beş yılda paradigma değişti. Rusya-Ukrayna savaşı, pandemi, Ortadoğu gerginlikleri... Artık motivasyon "bağımsızlık."

Erden bunu açıkça ifade etti: "Yenilenebilir enerjideki dönüşümün temel tetikleyicisi son 5 senedir artık iklim değişikliğinden önce enerjide bağımsızlık ve enerjide arz güvenliği oldu."

IEA'nın hesaplamalarına göre, Türkiye 2010'dan bu yana yenilenebilir enerji sayesinde milyarlarca dolarlık fosil yakıt ithalatından kaçındı. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar'ın ifadesiyle, 2026 "petrol ve doğal gaz aramada yeni bir çağ açacak." Karadeniz'deki Sakarya gaz sahası günlük 10 milyon metreküp üretimle 4 milyon haneyi besliyor.

degirmenler,-degirmenler-001.jpgDeniz üstünün cazibesi

Ufuk Yaman’ın sunumunda deniz üstü rüzgâr santralleri özel bir yer tuttu. Marmara Denizi'nde Dünya Bankası finansmanlı 1 GW'lık proje, 2025 Mart'ta başlayan ölçümlerle şekilleniyor. 2026 başında ölçümler tamamlanacak ve "bankable" bir proje ortaya çıkacak. Ardından Karadeniz ve Ege Denizi’nde deniz üstü santraller için adımlar atılacak.

Ama deniz üstü rüzgâr, karadakinden çok farklı bir mühendislik. Sabit temel teknolojisi, kıyıya 5-6 km mesafeyle sınırlı. Maliyetler karadakinin 3-4 katı. Ancak Asya'dan gelen teknolojilerle bu oran 2 kata düşüyor.

Enerji Bakanlığı, dünyada uygulanmamış bir model geliştirdi: YEKA benzeri bir kapasite tahsis mekanizması. Yatırımcılar için belirsizlikleri minimize eden, ölçüm almadan ihale yapılabilen inovatif bir sistem. Hedef: 2035'e kadar 5 GW deniz üstü rüzgâr kapasitesi.

Kanat krizi ve çıkış yolu

Samet Güldoğan’ın anlattıkları ise, sektörün karanlık bir dönemini aydınlattı. İzmir'deki iki büyük kanat fabrikası kapandı. Bir kule üreticisi sektörden çekildi. İstihdam kaybı yaşandı. Ama şimdi toparlanma var. Üç fabrika (ikisi mevcut, biri yeni) faaliyete geçmek üzere. Kanat problemi 2026'nın ilk çeyreğinde aşılacak.

YEKA projelerinde kullanılan türbinlerde %55'in üzerinde yerlilik. Bu, Türkiye'yi Avrupa'nın en güçlü beş rüzgâr sanayisi ülkesinden biri yapıyor. Ama maliyet baskıları var. Dahilde işleme rejimindeki değişiklikler, hammadde avantajının bir kısmını ortadan kaldırdı. Maliyetlerde yaklaşık %15 artış bekleniyor.

Sanayi Kapasitesi vs. Talep: Türkiye'nin üretim kapasitesi 5.000 MW/yıl iken, yurt içi talep 1.500-2.000 MW/yıl. Bu denklem net bir sonuç veriyor: İhracat zorunluluğu.

degirmenler,-degirmenler-004.jpgKaranlıklar ve aydınlıklar

Toplantıda bir gazetecinin sorusu üzerine “blackout” konusu da gündeme geldi. Elektrik kesintileri. İspanya örneği ile yaşanan durumda, 15 dakikada 25 derecelik ısı değişiminin şebekeyi çökertmesine dikkat çekildi.

Unutmayalım ki yenilenebilir enerji “salınımlı” bir enerjidir. Rüzgâr her zaman aynı hızda esmiyor, güneş her zaman parlamıyor. Bu salınımları dengelemek için depolama şart. Bataryalar, akıllı şebekeler, dijital yönetim sistemleri gibi…

Türkiye bu alanda da hamle yapıyor. 33.000 megawatt seviyesinde depolamalı yenilenebilir enerji kapasitesi tahsis edilmiş durumda. Bu projelerin hayata geçmesiyle, 2030’a kadar en az 10.000 megawatt depolama gücü şebekeye entegre olması bekleniyor.

Ve elektrik talebi de her geçen yıl artıyor. Türkiye’de yıllık yüzde 3-4 büyüme var. Depremin yaşadığı ve sanayi üretimin ciddi düştüğü yılda bile azalmadı. Elektrikli araçlar, klimalar, veri merkezleri vs… Hepsi daha fazla elektrik istiyor.

Amazon ve Google’ın Türkiye’de veri merkezi kurma planları olduğu konuşuluyor. Bu, enerji talebini daha da artıracak. Ama aynı zamanda yenilenebilir enerji yatırımlarını da tetikleyecek. Çünkü bu dev şirketler, karbon ayak izlerini azaltmak zorundalar. Tüketicilerin ve yatırımcıların sürdürülebilirlik baskısının etkili olması bekleniyor.

Sermayenin Yeni Rotası

Sürecin finansal boyutunu da yönetmeden herhangi bir mesafe almak mümkün görünmüyor. Çağrı Güven'in finans paydaşları toplantısından çıkan sonuçlar, sektörün geleceği için harita niteliğinde:

Olumlu Gelişmeler: Yerli ve yabancı bankaların iştahı yüksek... Proje finansmanıyla %80'e kadar kredi imkânı... YEKA ihalelerinde 18-20 yıllık garanti fiyatlar... Öngörülebilir pazar algısı güçleniyor...

Zorluklar: Bankalar daha seçici (yüksek CapEx, düşük YKR fiyatları)... Depolamalardaki arbitraj belirsizliği… Daha fazla öz kaynak katkısı gerekebilir...

IEA verilerine göre, küresel temiz enerji yatırımı 2025'te 3.3 trilyon dolara ulaşacak. Güneş PV tek başına 450 milyar dolar çekecek. Orta Doğu ve Uzak Doğu'dan artan yatırımcı ilgisi, Suudi Arabistan ve BAE ile hükümetler arası anlaşmalar (4-5'er bin MW rüzgâr-güneş), altyapı fonları ve enerji yatırım fonlarının girişi bekleniyor.

Rüzgârın Hafızası

Türkiye'nin en eski yel değirmenleri 400 yıl önce Ege'de inşa edilmişti. Taştan yapılmış bu değirmenler, 1970'lere kadar buğdayı una çeviriyordu. Bugün Ege’nim meltemi, megawattlarca elektrik üretiyor.

Yani süreklilik tesadüf değil. Bir ulusun toprağıyla, iklimyle, coğrafyasıyla kurduğu ilişkinin ifadesidir. Genel kuraldır; başarı hiçbir zaman boşlukta gerçekleşmez. Kültürel miras, coğrafi avantaj ve zamanlamanın kesişim noktasında doğar ve sonuç doğurur.

Erden'in "enerjide bağımsızlık" vurgusu, "kültürel bağımsızlık" kavramını da çağrıştırıyor. Nasıl ki bir ulus kendi düşüncesini üretmeden bağımsız olamıyorsa, kendi enerjisini üretmeden de ekonomik bağımsızlık mümkün görünmüyor.

2026: Kritik eşik yılı

2026, Türkiye'nin enerji dönüşümünde "karar yılı" olacak:

. Hedefler: Yedinci yıl üst üste 2.000 MW+ rüzgâr kurulumu gerçekleştirmek… İlk depolamalı rüzgâr santralleri devreye almak… Deniz üstü rüzgâr ihalesini açıklamak… COP31 ev sahipliğinde küresel bir mesaj vermek… Ve her yıl en az 2-2.5 milyar dolarlık yeni yatırım almak...

. Riskler: Küresel ekonomik belirsizlik… ABD politika değişikliklerinin dalga etkisi… Finansman maliyetlerindeki artış…. Şebeke entegrasyon zorlukları…

. Fırsatlar: COP31'in getireceği uluslararası görünürlük… Çin-Batı ticaret geriliminde alternatif tedarikçi konumu… Bölgesel enerji merkezi potansiyeli…

Rüzgârla Yazılan Gelecek

TÜREB toplantısından çıkarken, aklımda kalan tek bir cümle vardı. Erden'in, basın mensuplarına hem sorumluluk yükleyen hem de vizyonunu ortaya koyan cümlesi: "Biz ne yaparsak yapalım, sizlere anlatmazsak bunun kamuoyuna yansıması olmaz. Bugün Van'da, Ağrı'da, Erzurum'da rüzgâr santralleri var. Yarın Bitlis'te, Bingöl'de, Şırnak'ta olacak."

Bu cümle, aslında Türkiye'nin enerji dönüşümünün özeti. Sadece batıda, Ege'de, Marmara'da değil; Anadolu'nun derinliklerinde, en uzak köşelerinde de rüzgâr türbinleri dönecek.

"Küresel köy" kavramı, artık enerji politikasında da geçerli. Bir rüzgâr türbini Şırnak'ta dönerken, ürettiği elektrik belki de bir veri merkezini besleyecek. O veri merkezi, yapay zekâ algoritmalarını çalıştıracak. Ve o algoritmalar, belki de gelecek neslin enerji sistemlerini optimize edecek.

Döngü böyle kapanıyor. Rüzgârın hafızası, geleceğin enerjisine dönüşüyor.

Bu haber toplam 175 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.