• BIST 12433.5
  • Altın 6495.18
  • Dolar 44.3489
  • Euro 51.3612
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 8 °C
  • Antalya 15 °C

Faiz indirimi piyasalara sürpriz oldu

Faiz indirimi piyasalara sürpriz oldu
Başkanın son dönemde faizlerde değişiklik yapılmayacağı konuşması ve buna ilişkin beklentilere rağmen karar piyasalarda sürpriz etkisi yarattı

MURAT EMEN-EMEN&EMEN
Haftanın Ekonomik Yorumu 24-29 Ocak 2011


İSTANBUL- Geçtiğimiz hafta toplanan Merkez PPK kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 25 baz puan indirdiğini (6.50 den 6.25"e) açıkladı. Bizzat Başkanın ağzından son dönemde faizlerde değişiklik yapılmayacağı meyanındaki demeç ve buna ilişkin beklentilere rağmen bu karar piyasalarda sürpriz etkisi yarattı. Gecelik borçlanma faizi 1.50 borç verme faizi de 9 seviyesinde sabit tutuldu. Yani banka olarak elinizdeki günlük paratı interbank"a verirseniz gecelik 1.50 faiz alacaksınız. O gün Interbank"tan borç alırsanız %9 ödeyeceksiniz.
Yapılan açıklamada kısa vadeli yükümlülükler için zorunlu karşılık oranlarının artıruılacağının sinyalinide verildi.

Ardından neler oldu ?

Dolar yükseldi, borsa düştü

• Açıklamanın ardından piyasada TL zorunlu karşılık oranlarının 100 baz puan artırılabileceği beklentisi oluştu.
• Faiz kararı açıklanmadan piyasada 1.5530 seviyesinde olan dolar kuru da hızlı yükselişe geçerek 1.5820 seviyesine geldi.
• IMKB ise özellikle banka hisselerinde görülen satışlarla geriledi. Endeks 65.288 puandan kapandı.

Merkez açıklamasında “iç talepteki güçlü artışın desteği ile iktisadi faaliyet toparlanmaya devam etmekte, buna karşılık dış talebin zayıf seyri nedeniyle imalat sanayinde kapasite kullanımı kriz öncesi seviyelerin altında seyretmektedir. İstihdam koşullarındaki iyileşme sürmekle birlikte işsizlik oranları halen yüksek seviyelerde bulunmaktadır. Dolayisiyle, toplam talep koşulları enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturmamaktadır yıllık enflasyonun ocak ayında belirgin bir düşüş göstereceği, yılın ilk çeyreği boyunca 2011 yılı hedefi olan 5.5 düzeyinin altında seyrettikten itibaren dalgalı bir seyir izleyerek yıl sonunda hedefle uyumlu gerçekleşeceği tahmin edilmektedir” diyor.
Bu konudaki düşüncemiz; gıda fiyatlarındaki anormal artışlar devam ederken, düşen liranın yaratacağı etkiler gündemde iken,, yeni yılın zam furyasının devam ettiği bir ortamda biz şahsen bu .25 base point indirimi beklemiyorduk. Bunun TCMB"yi ileride zor durumda bırakacağını tahmin ediyoruz. Pek çok ülke sıkı para politikası uygulamasına geçmiş iken bizim faizleri indirme cesaretini bulmamız şaşırtıcı geldi. İnşallah hayırlı olur.
Piyasa ekonomisinin serbestiye dayalı kurallarını uygulayan gelişmiş batı ekonomilerinin 1988 de başlayan global kriz ile olan mücadeleleri devam ederken, bazı kritik noktaların dikkatle irdelenmesi gerektiği son zamanlarda ifade edilmeğe başladı. Mademki sorun bazı ülkeler için (cari açık) olmaktadır. Kurlarla oynayarak da buna müdahil olamadığınıza göre, dogrudan ithalata müdahale edin tezi ön plana çıkmaktadır. Bu da geride bıraktığımız “ithal ikamesi” dönemine geri dönmeği çağrıştırıyor. Sn. Başbakanın TUSİAD toplantısında özel sektörün babalarına kendi otomativ markanızı üretin demesi boşuna değil. Geçerliliği var mı? Bence yok. Ama fikir giderek ithalatı frenleyerek, cari açığı dengeleme noktasına doğru gidiyor. Sanayi Dış Ticaretten sorumlu Devlet Bakanının “ ithalatı yüksek olan sektörleri mercek altına alacağız” mesajından da bu anlam çıkıyor.


Türkiye'de büyümenin ekonomik ve siyasi ikilemleri
Laurence Knight  BBC Ekonomi Muhabiri



Ekonomik büyüme, Türkiye için yeni ikilemler demek


Türkiye, hızlı ekonomik iyileşmesinden haklı bir memnuniyet duyabilir.
Her ülke gibi, ekonomik krizden etkilenen ve 2009'un başlarında üretimi yüzde 15 oranında küçülen Türkiye, kriz öncesi ekonomik durumunun ilerisine geçmiş durumda. Türkiye'de yaşananlar, gelişmekte olan ülkeler için tanıdık bir öykü: Çin, Brezilya ve diğerleri hızlı şeritlerine geri dönerken, Amerika ve Avrupa vites değiştiremiyor. Ancak daha yakından bakınca görülen, Türkiye'nin kriz kaygılarının yerini, büyüme dönemine özgü yeni kaygıların aldığı.
Nitekim, iyileşme dönemi hem ekonomistler, hem de siyasetçiler için zorlu ikilemleri beraberinde getiriyor.

İyi bir kriz

Avusturya merkezli yatırım şirketi Ithuba Capital'dan Martin Blum, "Türkiye kendi krizini birkaç sene erken yaşadığı için şanslıydı." diyor. 2001 yılında piyasalarda büyük değer kaybeden para birimi, çoğu iflas eden bankaların ciddi zayıflıklarını ortaya çıkarmıştı.
2008 yılında küresel ekonomik kriz baş gösterdiğinde ise Türkiye, Batının yeni başladığı kemer sıkma ve borç azaltma diyetinin sonuna yaklaşıyordu. Blum, bu sayede ülkenin elden geçirilmiş bankalarının Lehman Brothers fiyaskosunu oldukça iyi atlattığını söylüyor. Bunun yanı sıra, yıllarca uygulanan kısıntılar, ülkenin ekonomisinin çok daha kontrol edilebilir olmasını sağladı.
İstanbul'daki HSBC'de ekonomist olarak çalışan doktor Murat Ülgen, "Türkiye'de borç oranları çok düşük, buna, hanehalkı borcu, özel sektör borçları ve kamu borçları dahil" diyor. Bu da, 2008 krizi sırasında küresel ucuz para kaynağı hızla kuruduğunda, Türkiye'nin durumdan fazla rahatsız olmamasını sağladı. Kredi musluğunun yeniden sonuna kadar açılmasıyla da, çok hızlı bir büyüme oranı yakalandı.

'Hayır, teşekkürler'

O halde, sorun nedir?

Sorun özetle, paranın nereden geldiği ve nereye gidiyor olduğu.



Dış yatırımın çoğu ucuz kredilere gidiyor. Türkiye'ye dışarıdan ucuz para akıyor.
Düşük faiz oranları, Batıyı borç almanın kolay olduğu, ancak yatırım yapmak için çekici olmayan bir yer haline getirdi. Dolayısıyla, diğer büyüyen pazarlar gibi, Türkiye de, dış yatırımcıların artan ilgisiyle karşı karşıya.
Ülkeye giren para da, Türk lirasının değerini artırıyor, böylece ihracatçıların rekabet etmesini zorlaştırıp, ithal ürünlerin Türkiye'deki tüketiciler için daha ucuz olmasına yol açıyor. Eğer akıllıca yatırımlar yapılırsa, dışarıdan gelen bu para, Türkiye ekonomisinin daha üretken olmasını sağlayabilir. Hükümetin özelleştirme programını yeniden başlatmasının tek nedeni de bu. Ancak bu paranın çoğu, ucuz kredilere gidiyor ve hala düşük olmakla birlikte, borç oranları yükselmeye başlıyor.

Doktor Ülgen, "Ticari ve ipotek borçları büyüyor" diyor.

Ülgen'e göre, "Çok düşük olan gerçek faiz oranları, kredi arz ve talebini artırıyor."
Kolay kredi alınabilmesi, bir yandan inşaat sektörünün atılım yapmasını sağladı. Bir yandan da, Türkiye'deki hanehalkı, daha fazla borç almaya, daha az tasarruf ve daha fazla harcama yapmaya başladı. Bu da, ülkeyi büyük bir ticari açığa geri götürebilir.

Zor dengeler

Ortaya çıkan resim, rahatsız edici ölçüde tanıdık. Söz konusu olan, Batıda gözyaşlarıyla biten kredi krizinin başlangıcı. Ancak en kötü ikilem, Türkiye'de Merkez Bankası'nın bu durumda ne yapacağı. Eğer faiz oranları düşürülürse, hanehalkı harcamalarının enflasyonu iki basamaklı rakamlara doğru götürdüğü bir dönemde, Türkler için borç almak ve harcama yapmak daha da kolaylaşmış olacak. Eğer faiz oranları yükseltilirse, Türk lirası yabancı yatırımcılar için daha da çekici hale gelecek, değeri artan liranın rekabet etme gücü azalacak ve kredi balonu büyüyecek.

Morgan Stanley'den baş ekonomist Tevfik Aksoy, Merkez Bankası'nın çözümünü "yaratıcı para politikaları" olarak tanımlıyor.

Merkez Bankası, dış yatırımcıları uzakta tutmak amacıyla faiz oranlarını düşürdü; ancak bir yandan da bankalar tarafından verilecek borçları daha sıkı kontrollere tabi tutmaya başladı. Aksoy, bu alışılmadık çözümün işe yarayıp yaramayacağı konusunda fikir birliği olmadığını söylüyor: "Sorun, dışarıda çok fazla değişken olması." Aksoy'un kast ettiği değişkenler arasında, para birimi savaşları ve küresel ticari blokların birbirleriyle rekabet halinde para birimlerinin değerini düşürmesi de var.

AB üyeliği 'inadı'

Büyüme, bir yandan da çok daha uzun süredir devam eden diplomatik denge sorunlarını ortaya çıkarıyor.




Erdoğan'a göre, Türkiye'nin AB üyeliği olması gereken yolda
Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğine aday. Ancak yakın geçmişte Wikileaks'in sızdırdığı belgelerin ortaya koyduğu üzere, Fransa ve Avusturya, Ankara'nın tam üyeliğine izin vermeyi düşünmüyor. Türkiye, Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması imzalamış durumda. Ülkenin ekonomisi hızla ilerler ve Avrupa borç kriziyle boğuşurken, 'Neden Türkiye AB üyeliğiyle uğraşsın' sorusu akla gelebilir.
Yakın zamana kadar Ankara'da görev yapan Avrupalı bir diplomat, bu soruyu çoğu Türkün sorduğunu belirtiyor.
Diplomata göre, "Eğer Türklerin ne düşündüğünü sorarsanız, Türkiye'ye daha çok güveniyorlar ve AB daha az çekici geliyor." Ancak görünen,

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, üyeliğin gösterilmeye değer bir çaba olduğunu düşündüğü.
AB müzakerelerinin yolunda gittiğinde ısrar eden Erdoğan'ın Wikileaks tarafından sızdırılan belgelere gösterdiği aşırı tepki ise, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad gibi, belgelerin gerçekliğini sorgulamak olmuştu. Peki, Türkiye'nin kendisini kabul etmeyen bu kulübe dahil olmaktaki ısrarı neden?

AB'nin onay mührü

Doktor Ülgen, "Avrupa Birliği demokrasi, kurumların iyileştirilmesi ve sosyal gelişme anlamına geliyor" diyor. Muhalefet partileri ve ordu, gizli İslamcı bir gündemi olduğunu söyledikleri AKP'ye şüpheyle yaklaşıyor. Avrupalı diplomat da, bir sonraki parlama noktasının AKP'nin kamuda başörtüsü takılmasına dair yasağı kaldırması olacağını söylüyor.
Haziran ayında yapılacak ve AKP'nin kazanması beklenen genel seçimlerden önce gelecek böyle bir değişiklik, AKP'nin asıl seçmenlerini mutlu ederken, muhalefeti bölecektir.
Ancak asıl mücadele, Erdoğan'ın getirmek istediği, hükümeti ordu, mahkemeler ve meclise karşı güçlendiren anayasal reformlar üzerinden yaşanıyor.
"AB'nin bu siyasi reform taleplerini orduyu ve daha laik olan yargıyı kontrol altında tutmak için kullanıyorlar," diyor Avrupalı diplomat. Avrupa Komisyonu'nun onayının kritik önemi nedeniyle de, Ankara, ülkenin AB adaylığının yolunda gittiği izlenimini ayakta tutmakta kararlı.

Özel sektörün çıkarları

O halde, AB üyeliği hükümetin siyasi rakiplerini geride bırakmak için oynadığı bir oyun mu yalnızca?
Öyle olmayabilir.
Türkiye'nin kamu teminleri ve çevre konusunda Avrupa standartlarını uygulaması, aynı zamanda tekelleri sona erdirmesi gerekecek. Avrupalı diplomata göre, Türkiye ekonomisinin çoğu aile holdinglerinin kontrolünde olduğu için, hükümet özel sektör denetimini güçlendirmek ve rekabeti artırmak konusunda güçlü muhalefetle karşılaşabilir. Ancak Aksoy, özel sektörün herhangi bir kısmının AB'yi tehdit olarak görmediğini düşünüyor.

Kalkışa hazır

Ancak ne olursa olsun, Türkiye'nin önemli bir kısmı, şimdi büyük fırsatlar için Avrupa'ya değil, ülkenin Müslüman komşularına dönmüş durumda.

TAV da kalkışa hazır ancak yönü batı olmayabilir
Burada, yüz yıl önce, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'dan yönetilen ülkeler var. Wikileaks'in sızdırdığı belgeler, Amerikalı bir diplomatın, Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun 'Yeni Osmanlı'cı bakışından duyduğu rahatsızlığı ortaya koymuştu.
Ancak bu bakış, ideolojik olduğu kadar, Türkiye'nin ekonomik ve siyasi ihtiyaçlarına dair gerçekçi bir yaklaşıma dayalı da olabilir.
Aksoy, "Orta doğu ciddi ihracat imkanları sunuyor" diyor ve ekliyor:
"Türkiye Batıya açılan kritik bir kapı görevi görmeye devam ediyor. Ayrıca, bölge için en önemli işlenmiş ve işlenmemiş gıda, inşaat hizmetleri ve otomotiv tedarikçilerinden."
Bunun en önemli örneklerinden biri de TAV.
1997 yılında İstanbul Atatürk havaalanına yeni bir terminal yapılması ve işletilmesi için kurulan şirketin, Tunus'tan Umman'a, ikincil işletmeleri var.
TAV, Mısır, Makedonya ve Gürcistan da dahil birçok ülkede, havaalanı inşa etti.
Avrupa piyasaları, anlaşılmaz görünen bir yabancıya kapalı kalırken, TAV, Osmanlı'nın eski oyun sahasında ön saflarda.

İspanya"da işler kritik

Devlet bazı bankalara el koyabilir

El Pais gazetesinin internet baskısında yer alan habere göre, İspanyol hükümeti, Düzenli Banka Yeniden Yapılandırma Fonu (FROB) yoluyla, bankaların yeniden yapılandırılmalarına yardım etmek için tasarruf bankalarını kısmen ve geçici olarak kamulaştırılması kararı alabilir.

FROB´un yatırımcılara sunduğu bir broşüre dayanarak verilen haberde, tasarruf bankalarının kendi başlarına piyasalardan fon temininde yaşadıkları zorluklara dikkat çeken FROB´un devreye girebileceği ve tasarruf bankalarına özel sektör yatırımcılarından fon temininde yardım edebileceği veya başvurulacak son çare olarak FROB´un bankalardan geçici olarak hisse alarak doğrudan kendisinin fonlama sağlayabileceğine işaret ediliyor. Hali hazırda İspanya´da tüm finansal kuruluşların Tier 1 sermaye rasyosu yüzde 6 seviyesinde bulunuyor.
Cinco Dias gazetesinin internet baskısında yer alan habere göre, İspanya Merkez Bankası, ülke bankaları için hali hazırda yüzde 4 olan minimum sermaye yeterlilik seviyesini yüzde 8´e çıkarmayı değerlendiriyor. Ancak Cinco Dias, bu tedbirin ne zaman devreye gireceğinin henüz netleşmediğini de vurguladı.
Hali hazırda İspanya´da tüm finansal kuruluşların Tier 1 sermaye rasyosu yüzde 6 seviyesinde bulunuyor.

Devlet Bakanı Ali Babacan, negatif sicilin yanı sıra pozitif sicil tutmaya başlayacaklarını söyledi

Devlet Bakanı Ali Babacan, ödenmeyen çek ve senetlere ilişkin kayıtları Merkez Bankası"ndan alarak Bankalar Birliği"ne vereceklerini ve negatif sicilin yanı sıra pozitif sicil tutmaya başlayacaklarını söyledi

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, sağlam bütçe, sağlam finans sektörü, sağlam Merkez Bankasından oluşan üç ayağın, istikrarın en önemli kaynakları olduğunu belirterek Meclis"te bekleyen borçların yeniden yapılandırılmasıyla ilgili yasa tasarısına ilişkin bilgi verdi.

Avrupa"da yeni kriz uyarısı, İspanya iması

Sn. Babacan aynı toplantıda ; Avrupa"da Portekiz, İrlanda ve Yunanistan"dan sonra borçlarını ödeyememe sıkıntısıyla gündemde yer alan İspanya hakkında isim vermeden, “Avrupa"da şu anda en az bir ülke daha bir destek, yardım paketine ihtiyaç duyacak gibi görünüyor” dedi.

Babacan, “Avrupa"da eğer bir dördüncü ülke daha sarsılırsa, ki o dördüncü ülkenin ekonomik büyüklüğü, ilk üçünü toplayın ikiye katlayın o büyüklükte, henüz bir kurtarma planı, programı, ortaya konulabilmiş bir paket söz konusu değil. Dünya ekonomisi zor bir dönemden geçiyor” dedi.

Babacan, “AB"ye üye 14 ülkenin risk primi Türkiye"nin üzerinde. İtalya, bugün euro bazında borçlanırken Türkiye"den daha fazla para ödüyor. Ayrıca ABD"nin kamu borcunun milli gelirine oranı İkinci Dünya Savaşı sonrası rakamlarına yükseldi. Türkiye"nin finansal yapısı ve borç durumu aldığımız önlemler sayesinde oldukça iyi” dedi. Babacan, şirketlere kur uyarısı yaparak, “Firmalarımızın kur riski alması lazım. Kur iner, çıkar. Hiçbir garanti yok. Kurdaki iniş ya da çıkışlara karşı mutlaka hazırlıklı olmak lazım” diye konuştu.

"Sicil affı işe yaramıyor"

Babacan, sicil konusunda da, ödenmeyen çek ve senetlere ilişkin kayıtları Merkez Bankası"ndan alarak Bankalar Birliği"ne vereceklerini ve negatif sicilin yanı sıra pozitif sicil tutmaya başlayacaklarını anlattı.

Babacan, sicil affının işe yaramadığını belirterek şöyle konuştu:

“Çeki verecek kişi, çeki alacak kişiye, "Git beni sor, bugüne kadar bin çek kesmişim, 998"ini gününde ödemişim" diyebilecek. İki defa sicil affı yaptık. Sicil affı işe yaramıyor.

Yaptığımız dönemde de dedik, "Bir işe yaramayacak" diye. Merkez Bankası kayıttan siliyor. Zaten bunun yapılacağını duyan bankalar kayıtları alıp bilgisayarına indiriyor.

Kredi verirken illa söylemek zorunda değil, senin sicilin şöyle, böyle diye. Kredi isteyene "İki memur kefil getir, üç daire tapusu getirirsen vereyim" diyor, işi yokuşa sürmek için. Aslında ekranda o sicili gördüğü için diyor.”

PİYASALAR

Bu hafta başı itibariyle munzam kısa vadeli karşılıklarda 100 base point yükselme bekleniyor. İşler bankalar açısından zorlaşıyor. Borsada banka senetlerinin satışı devam edecek. Ancak insanlar bankalara alternatif sektör bulamadılar. Biraz ihracat ağırlıklı sektörlerde yükselme beklenebilir. İthal ikamesi ilginç bir gündem maddesi olacak. Hükümetin destekleyeceği bu konunun gelişimi beklenebilir. Dolar yüksekliğini bir müddet daha devam ettirecek.
Bankaların idari ve kanuni takip yoluyla piyasaları zorladığı günler yaşıyoruz. Özellikle hukuk bürolarının insafına bırakılan konularda büyük travma yaşanıyor ve banka ismi bu yüzden yara alıyor. Otobüslerde metrolarda konuşulan bunlar. Bankaların hukuk bürolarını seçerken titizlik göstermeleri isteniyor. Hatta bazı bankaların hukuk bürolarına söz geçiremedikleri bile söyleniyor.
Bir taraftan munzamlar yoluyla bu hafta piyasadan çekilecek paralar, yeni munzam artışlarının etkileri ve nihayet faiz indiriminin yansımalarını bu hafta yaşayacağız.
Esenlikle Kalın

(DİKKAT: Haftalık ekonomik yorum Emen&Emen tarafından turkiyeturizm.com için hazırlanmaktadır. İzinsiz kopyalanıp kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Aksi takdirde Basın Yasası ve Telif Hakları Yasası'na göre yasal işlem yapılacaktır)

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.