• BIST 119.961
  • Altın 397,271
  • Dolar 6,8590
  • Euro 7,7429
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 25 °C

Atatürk Havalimanı, 17-35 pistleri ve hastane

Musa Alioğlu

Yüzyılın en büyük sağlık sorunu olarak ortaya çıkan virüs salgını beraberinde başka tartışmaları da gündeme getirdi. Bu hastalık için hastaneler yapılması gerekliliği ortaya çıkınca, başta siyasi muhalefet, Atatürk Havalimanı’ndaki otelin ve diğer binaların bu iş için uygun olduğunu söyledi. Bu sözlerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sancaktepe ve Atatürk Havalimanlarına iki hastane yapılacağını duyurdu. Sancaktepe’de Samandıra Askeri Hava Meydanı vardı ve hastane alayın yakınına yapılacaktı.
Atatürk Havalimanı’na hastane yapma yerine, alanın dışında Florya’da çalışma başlatılması herkesten tepki görünce bu kez havaalanı içinde çalışma başlatıldı.
Doğrusu son durumu gördükten sonra keşke Florya’daki yere itiraz edilmeseydi de hastane orada yapılsaydı iyi olurdu.
Hastane, havaalanı içinde yapılmaya başlayınca sivil toplum kuruluşlarından yine çok tepki geldi. Orada birçok bina varken, 3000 metrelik 17-35 paralel pistleri kullanılmayacak hale getiren bir yere inşaat yapmaya ateş püskürdüler. Derler ki, 10 milyar dolarlık havalimanının, 300 milyon dolara mal olan ve şimdiki değeri 2 milyar dolar olduğu belirtilen iki pisti kullanılmaz hale getirmek Atatürk Havalimanı’nı da kullanılmaz bir duruma getirmek demektir. Gerçekten böyle mi?

Türkiye’nin en eski meydanıydı

Muhalefet muhalefetini elbette yapsın, ama biz geçmişe bakalım ve hafızamızı tazeleyelim. Bu duruma nasıl gelindi?
Osmanlı, ilk hava meydanını askeri amaçlı olarak 1912 yılında İstanbul Yeşilköy’de kurar. 1. Dünya Savaşı’nda hizmet veren bu hava meydanı yerine 1944’te imzalanan Uluslararası Sivil Havacılık Antlaşması ile uluslararası bir havalimanı kurulması kararlaştırılır. Bu havalimanı için 1947’de Amerikan Westinghouse (elektrik) ve The IG White (Mühendislik) şirketleriyle birer anlaşma imzalanır. 1949’da başlanan inşaat, Adnan Menderes döneminde 1 Ağustos 1953’te Yeşilköy Havalimanı adı ile açılır. O zamanın teknolojisiyle uluslararası standartlardaki bu meydan 05/23 pistine, taksi yollarına, 10 bin metrekarelik modern yolcu terminaline, bakım hangarlarına, radyo alıcı-vericilerine ve yedek enerji santraline de sahipti. Daha sonra yoğunluk artıp da, bu 05/23 pisti çok yetersiz kalınca, 1968’de yapımına başlanan 45 metre genişliğinde ve 3 bin metre uzunluğundaki 17/35 pisti 1972 yılında tamamlanarak hizmete açılır.
1971 yılında uygulamaya konan master plan 05/23 ve 17/35 pistlerinin dışında, her biri yıllık 5 milyon yolcu kapasiteli 4 terminal binası ve mütemmimlerinden (tamamlayıcı tesisler) oluşuyordu. Proje THY Hangar Tesisleri, Kargo Tesisleri, Hava Trafik Kontrol Kulesi ve Teknik Blok, Aydınlatma Sistemi, Elektrik Dağıtım Sistemi, eski 05/23 pistinin yeniden yapımı, akaryakıt ikmal tesisleri ile diğer bütün tesisleri kapsıyordu.

Yeşilköy adı, Atatürk oldu

Projede yer alan modern Dış Hatlar Terminali 29 Ekim 1983’te işletmeye açılır, ardından da THY’de görevli bir emekli kaptanın önerisiyle zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Yeşilköy adının Atatürk Havalimanı (IST) olmasını ister ve bu isim tam ittifakla kabul edilir.
Ardından yolcu trafiğinin daha da artması nedeniyle Yap- İşlet-Devret modeliyle yeni bir dış hatlar terminali yapımına karar verilir. İhaleyi, yerli Tepe ve Akfen Gurubu ile Avusturya Viyana Havalimanı İşletmecisi VIE şirketlerinden oluşan TAV Konsorsiyumu kazanır. İşin başına da genç bir makine mühendisi olan M. Sani Şener geçer. Sıkı bir çalışmayla terminal 10.01.2000 tarihinde sade bir törenle hizmete açılır. Terminalin yolcu kapasitesi 20 milyon yolcu/yıl`dır. Daha sonra yapılan genişletme ve yenileme çalışmalarıyla en büyük havalimanının kapasitesi 25,5 milyon dış hat ve 12.8 milyon iç hat olmak üzere toplam 38.2 milyon yolcu/yıl`a çıkartıldı. TAV’ın sözleşmesi normalde 2021 yılının başına kadarken bu havalimanın artık ihtiyaca cevap vermediği konusu tekrar gündeme gelir. Oysa bu havaalanı terör saldırıları ve turizmin gerilediği dönemlere rağmen kapandığı yıl 68 milyon yolcuyu rahatça ağırlayabilmiş bir “Gazi Havalimanı” dır.
Yıllardan beri İstanbul’a üçüncü yeni bir havalimanı yapılması ve bu iş için de Silivri’nin Gazitepe Köyü düşünülüyordu. Bununla ilgili olarak tüm kurumlar bir de mutabakat imzalamıştı. Unutuldu gitti.

Silivri’den neden vazgeçildi?

AK Parti iktidar olduktan sonra, bölge tarım arazisidir ve özel mülktür, istimlak zorluğu vardır gibi görüşler öne çıktı ve Erdoğan ile Yıldırım yeni havalimanına helikopterle yer aradı. Eyüp sınırlarındaki Tayakadn Köyü ve civarındaki kömür madenleri ve kamu arazileri beğenildi.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da “En büyüğü biz yaptık” diyebilmek için olsa gerek, dünyanın en büyük tesisi için ihale yapılır ve sözleşmesine de “Avrupa yakasında yalnız bir havalimanı olacak” şartı konulur. Bazı şirketlerin girmediği, bazılarının rakamı görünce çekildiği bu ihaleyi Limak, Cengiz, Kalyon, Kolin ve MNG (Mapa) 5’lisi aldı ve işe başladılar. İGA Konsorsiyumu adını alan bu gurup birinci fazı 42 ay gibi bir sürede bitirip, bir an önce gelir sağlamanın hesabını yaparak büyük tartışmalar arasında bu tesisi görkemli bir törenle hizmete açar.
Öncesinde AHL İşletmecisi TAV’a da nazikçe işiniz bitti, toparlanın denildi.
Birçok kişinin adının Atatürk olmasını istediği, fakat başkalarının da Tayyip Erdoğan mı, Abdülhamit mi adı verilsin tartışmaları arasında İstanbul (Airport) Havalimanı adıyla hizmete başladı.
Atatürk Havalimanı’nın IST kodunu alıp orayı VIP ve kargo uçaklarına terk eden
karar, ne bürokratlara, ne de ikide bir değişen ilgili bakanlara ait hiç değildi.
Şimdi baştan beri Atatürk Havalimanı tekrar hizmete açılsın, Atatürk adı orada yaşasın (Atatürk adı Çorlu meydanına veridi) diyenlere şunları söyleyebilirim.

Sözleşmede tek meydan şartı

Birincisi, yukarıda da yazdığım gibi yeni havalimanın sözleşmesi değiştirilmediği sürece AHL yolcu trafiğine açılamazdı. Bu sözleşme de ancak işletmeci çok zor duruma düşüp, devlet tesise el koyarsa değişebilir. Bir satış veya hisse devri söz konusu olsa bile bu imtiyaz sözleşmesi değişemez. Çünkü şartname böyleydi.
Şu anda bir bölümünde hastane inşaatı yükselen pistleri, İstanbul Havalimanı trafiği ile aynı anda kullanmak zaten hiç mümkün değildi. Zaten kullanılmıyordu.
Türk hava sahasını yöneten yaklaşma merkezi de bir süre daha AHL’de hizmet etmeye devam edecek. Yeni havalimanı kargo terminali bittiğinde kargo uçuşları da oradan yapılacak. İş jetlerinin inip kalktığı genel havacılık terminali, bakım merkezleri ve ikram tesisleri de bir süre daha burada hizmeti sürdürecekler.
Devlet konukevi devlet protokolünün VIP uçuşları nedeniyle burada kalacak. Yeni havalimanında da bir devlet konukevi yapıldı ancak henüz hizmete giremedi.
AHL, kapatıldığından bu yana, orada ne yapılması gerektiği konusu gündemi hep işgal ediyor. Çok yakınında CNR varken, fuar merkezi olsun diyenlerin yanı sıra, havacılık üniversitesi olsun diyen de var.
Asıl belirleyici olarak Cumhurbaşkanı da “Millet Bahçesi” sözünü vermişti. Fakat bu iş için de arazinin kanunla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na geçmesi gerekir.

NE YAPILACAĞI HİÇ BELLİ DEĞİL

Henüz böyle bir adım da atılmadığına göre, sonuç olarak yeniden yolcu trafiği işi çok zor ve hatta imkansız diyebilirim.
Millet Bahçesi için de adım atılmadığına göre çok başka bir plan mı var diyorum.
İmar planı değişikliğiyle bölgenin ranta açıklamayacağını kim garanti edecek.
O güzel binalar kaymakamlık tapu veya bilmem ne müdürlüklerine verilerek koca arazi otoparka dönüşmeden, tesisler daha yararlı ve iyi işlere verilemez mi?
Doğrusu alan gitmiş, ama birileri hala pist hesabını yapıyor. Hastane de öyle çadır sahra hastanesi falan gibi değil, Turizm Bakanı Mehmet N. Ersoy’un da dediği gibi yerleşik ve sağlık turizmi için yabancılara hizmet verecek kalıcı bir tesis olacak. Bu da bize gösteriyor ki, Atatürk Havalimanı bundan sonra hiçbir zaman yolcu trafiğine açılamayacak.
Bir konu daha var ki, hastane binaları yüksek olmayacak deniliyorsa da mania sahası içinde yapıldığı için halen devam eden kargo ve VIP uçuşlar için tehlikeli olabilir. Rüzgar veya farklı nedenlerle tek kalan piste iniş yapılamadığı zaman iniş için alternatif bir pist yoktur artık.
Tüm bunlardan çıkan sonuç; Atatürk Havalimanı hiç kapatılmasaydı, madem kapatıldı, yedek meydan olarak pistleri muhafaza edilseydi. Tek pistle ne kadar, nasıl ve ne zamana kadar hizmet verir hiç bilinmez. Keşke, hastane binaları bu pistlerin hemen üstüne yapılmasaydı.
AHL’yi kapatmak büyük bir yanlış, iki pisti tarumar etmek de ayrı bir yanlıştır. Yanlışı asla bir yanlışla düzeltemezsiniz.
İyi ve sağlıklı günler Türkiye’m...

Bu yazı toplam 2235 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları