• BIST 98.415
  • Altın 277,449
  • Dolar 5,7824
  • Euro 6,4409
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C

Halil Tuncer - Turizm Fotoğrafçısı

Tuncer’in vergi levhası, 40 yıldır çektiği Türkiye fotoğrafları

 

Turizm camiasının ve basınının yakından tanıdığı “turizm fotoğrafçısı” Halil Tuncer, ülke içinde olduğu gibi uluslararası alanda da bir çok başarıya imza attı.

 

Bir fincan kahvenin 40 yıllık hatırı olan Türkiye’yi, binlerce fotoğrafı, yurtdışında açtığı onlarca sergisi ile tanıtan turizm fotoğrafçısı Halil Tuncer, hâlâ “hatır” bekliyor. Hatırlanmalı bekleyen Tuncer, Türkiye’yi tanıtmakla kalmayıp, Dünya İkinciliği’ni de ülkemize kazandırmış bir fotoğraf sanatçısı…

 

Boşuna “Peygamber ülkesinde sevilmez” diye söylenmemiş. Türkiye’nin dört bir yanında çektiğin fotoğraflar, ticari ateşeden konsolosa, kabile şefinden ünlü sanayiciye, profesörden yöneticiye kadar birçok insanın duvarını süslesin. Asya’dan Avrupa’ya, Uzakdoğu’dan Amerika’ya kadar birçok ülkede Türkiye Fotoğrafları sergisi aç ama, ülkende kadrin-kıymetin bilinmesin!

 

halil-tuncer.jpgDile kolay… Fotograf merakı tam 40 yıl önce başlamış. 60 yaşındaki “ihtiyar delikanlı” Türkiye’nin turistik bir manzarasını görünce, ilk günkü heyecanla deklanşörüne basmaktan bir an bile geri durmuyor…

Tuncer’e “İçinde bir ukde var mı?” diye sorduk. Kırgınlığını unutup duraksamadan şöyle yanıtladı: “Türkiye’nin gitmediğim kıyı-köşelerine gidip onları da fotograflamak…”

 

Amasya’da 1939’da doğan Halil Tuncer, küçük yaşta anne-babasını kaybetti. İkisi kızı ikisi erkek dört kardeşi olan Tuncer’i Yüzbaşı amcası okuttu. Amcasının tayin yeri değiştikce Tuncer’in okulu da değişmiş. Nitekim, 1948’de İstanbul’da başlayan ilkokul serüveni Amasya, Diyarbakır ve Kayseri’de devam etmiş.

 

Ortaokul çağına geldiğinde amcasının görev yeri Sivas’mış ve okul değiştirmeler de devam etmiş. Sivas’tayken bir maden mühendisi kendisinden madenlerin fotoğrafını çekmesini istemiş. Bu işten eline geçen parayla 6-9’luk Kodak makinesini almış. İlk fotoğraf makinesiyle okuldakilerin fotoğraflarını çekip, harçlığını çıkarmaya başlamış.

Rotasyon lise çağında da peşini bırakmamış ve bu dönemde de Amasya-Sivas-İstanbul üçgeninde gidip gelmiş. Lise çağında kendi göbeğini kendi kesmeye karar verdiğinden, okulda fotoğrafçılığa başlayıp harçlığını çıkarmaya başlamış.

 

Kabataş Lisesi’ne yazıldığında da okul fotoğrafçısı gibi çalışarak kendi yağıyla kavrulmuş. Amasya’da öğretmenlik yapan abisi ve diğer akrabalarına yük olmak istemediğinden, fotoğrafçılıktan elde ettiği gelirle lise öğrenimini sürdürmeye kalkmış. Ancak başaramayınca, ikinci sınıfta öğrenciliğe veda etmiş. Kabataş Lisesi yıllarında kendini sevdirdiğinden, kimin fotoğrafçılık işi olursa onu çağırıyormuş. Böylece geçimini fotoğrafçılıktan kazanmanın yolu da aralanmış oldu. Kazandığı parayla yeni fotoğraf makine ve ekipmanları almış.

 

Nemrut’un yufka yürekli fotoğrafçısı

1967-69’da vatani görev için gittiği Gelibolu’da da fotoğrafçılık işine devam etti. Askerlik sonrası İstanbul Nişantaşı’na yerleşti. 1970’te Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF)  yöneticileri onu Türkiye fotoğrafları çekmek için gezilere yolladı. TMTF adına hem fotoğraflar hem de 8 mm’lik filmler çekti. Günümüzde Nemrut denince akla ilk gelen turizm fotoğrafçısı Tuncer’dir. Çünkü, ilk Nemrut fotosunu 1971’de çekti. kmeye başladı. İlk nemrut fotoğrafını 1971’de çekti.

 

Çektiği 8 mm’lik filmleri, Fransa’da tanıtma müşavirliğinin girişimiyle izleyen yabancılar, hayran kaldıkları Türkiye’ye tatil amaçlı geziler yapmış. Bir yıl sonra Mehmet Zelzele’nin Laleli’deki Eyfel Oteli’nde İsveç’te turist getiren acenta sahibiyle tanıştı. Gruptaki Türkolog profesöre iki Efes fotoğrafı hediye etti. Bu jeste karşılık veren profesör ona uçak bileti yollayıp İsveç’e davet etmiş. İlk yurtdışı sergisini açmak amacıyla gittiği Stockholm’de 20 gün kalıp, beraberinde götürdüğü 40 adet siyah-beyaz Türkiye fotoğraflarını sergilemiş.

Dönüş vakti geldiğinde İstanbul yerine yönünü arkadaşının yaşadığı Berlin’e çevirmiş. Trenle geçtiği Berlin’deki dostu seramikçilik yapıyormuş. Dostunun yardımıyla Berlin, Münih ve  Salzburg’ta tanıtma ataşelikleri ve Türk-Alman Dostluk Dernekleri’nde sergiler açmış. Yaptığı tanıtımdan etkilenen Almanya’daki Türkler, “Ülkemizin tanıtımına büyük katkı yaptın” diyerek aralarında topladıkları 500 markı ona vermişler.

 

Türkiye’deki ilk sergisi

Almanya’dan dönen Tuncer, bir yandan harçlığını çıkarmak için çeşitli okullarda fotoğrafçılığa devam ederken, öbür yandan Türkiye’de de sergi açma girişimlerine başlamış. Takvimler 1973 yılını gösterirken, şimdi adı olup kendisi tarih olan İstanbul Bankası’nda ilk sergisini açmış. Bunu Ankara’daki Tuzcuoğlu Sanat Galerisi’ndeki ikinci sergi izlemiş. Aynı yıl FİTUR’un şimdiki Ceylan Intercontinental Otel olan o zamanki Sheraton Hotel’de gerçekleştirilen “Dünya Gençlik Kongresi”nde de sergi açtı.

O sırada yazdığı “Tanrıların Arabaları” adlı kitabıyla dünyada büyük yankı uyandıran Erich Von Daniken’in İstanbul’da bir basın toplantısı yapacağını duymuş. Basın toplantısının ardından diller dökerek Daniken’i sergisine getirmeyi başarmış. Tuncer, Nemrut fotoğrafı hediye ettiği Daniken’e şunu söylemiş: “Sen o dağa henüz çıkamadın ama gördüğün gibi ben çıkmakla kalmayıp, onu dünyaya tanıtıyorum.”

Bu sergide onunla tanışan turist rehberleri, her gittikleri yere onu da götürmeye başlamış. Böylece, Türkiye’yi karış karış tanıma süreci başlamış. Bu arada Türkiye’de yeni sergilerini de peş peşe açıyormuş. 1976 yılında Mısır’daki Ayn Şems Üniversitesi’nde Türkiye Tanatım Haftasına yeni fotoğraflarıyla katılmış. Kahire Havalimanı’na iner inmez adı anons ediliyor ve İstanbul’a dönüşüne kadar üst düzey ağırlanıyor. Kafiledekiler gala yemeğine giderken, Tuncer koltuğunun altında Türkiye fotoğraflarıyla Mısır’daki gazetecilerin kapısını aşınrdırıp ülkesini anlatıyor. Ertesi gün Mısır medyasının ondan bahsettiğini gören herkes bunu nasıl ve ne ara yaptığı şaşırmış şekilde birbirine sorup duruyormuş. Bu noktada Tuncer’e bunu niye yaptığını sorduk. Gerisini Ondan dinleyelim:

“Mısır’a gelmişken bari bir işe yarasın istedim. Bu yüzden Mısır Gazeteciler Cemiyeti’ne gidip Türkiye fotoğraflarını anlattım ki, o fotoğraflar geniş bir kitleye ulaşsın.”

 

Fotoğrafları çalınıyor 

Mısır dönüşü, Tanıtma Genel Müdürü rahmetli Yılmaz Çolpan, Tuncer’e Kocaeli’nde açılacak Sanayi Fuarı’nda sergi açmayı teklif ediyor. Tuncer teklifi kabul edip sergisini açıyor. Ancak fuarın son günü fotoğraflarının büyük bir kısmının çalınıp, sorumlularının bulunmaması tatsız sürprizi ile karşılaşıyor. Aslında fotoğraflarından bazılarının kaybolmasıyla İstanbul’da kiracı olarak ev değiştirmeler sırasında tanıştığından bir anlamda konuya “şerbetli” sayılıyor!...

Bu arada gün geçtikçe sergilerine gelen konsolos ve ateşe sayısı artıp, dostlukları pekişiyormuş. Bu dostlarından biri olan Romanya Başkonsolosu kendisine Romanya’ya gidip sergi yerini kendisinin belirlemesi teklifi yapmış. 1979’de Romanya’ya giden Tuncer, Bükreş Güzel Sanatlar Akademisinde bir sergi açtı. Romanya’da el üstünde tutulması, Türkiye’den giden diğer basın mensupları tarafından biraz kıskançlık biraz da hayretle karşılanmış. Onlar, dünyaya yeni yeni açılmakta olan Romanya’nın tanıtıma böylesine önem vermesinin önemini tam olarak anlayamamış…

 

Buruk ikincilik

Tuncer, 1992-93’te TÜRSAB’ın fotoğrafçılıkla ilgili tüm işlerini yürütmeye başlayor. 1993 yılı kendisi için önemli bir dönüm noktası olacak başka bir gelişmenin de habercisi olacak. O yıl planörle Kapadokya üzerinde uçmak için bir grubun geldiği haberini alıyor. Hemen Kapadokya’ya gidip bu ekiple tanışmak için can atıyor. Sonuçta emellerine ulaşıp, onları Peri Bacaları’nın üstünde süzülürken fotoğraflamayı başarıyor. Bunca emek vererek çektiği kareler, Danimarka’da 69 ülkenin katıldığı Turizm Fotoğrafları Yarışmasında Ona Dünya İkinciliği kazandırıyor.

Dünya ikincisi oluyor ama ne yazık ki Tuncer bunu ancak altı ay sonra bir tesadüf sonucu öğreniyor. Kapadokya’da çektiği 4-5 kareyi yarışmaya yollayan Turizm Bakanlığı ve  Büyükelçilik Tuncer’in dünya ikincisi olmasını “önemsiz” bir olay olarak değerlendirmiş olacak ki, kendisine haber vermeye tenezzül etmemiş…

Ödül aldığı fotoğraf afiş olunca, bunu gören dostu kendisini kutlamak için arayınca Dünya ikincisi olduğunu öğrenmiş. Bu afişi alıp TRT’ye gidip durumu anlatmış. TRT’deki haberciler bunu önemseyip kendisini canlı yayına çıkarmışlar. Böylece dünya ikincisi olduğunu Türkiye de TRT’den öğrenmiş. Haberin TRT’de yayınlanmasından sonra İstanbul Hilton’daki bir toplantıda onu gören zamanın Turizm akanı Abdülkadir Ateş, “Kusura bakma bunu bir şekilde telefi edeceğiz” deyip teselli ederken, toplantıdaki herkes onu kutlamış.

Tuncer, mesleğini icra ederken ayağını kıran bir foto muhabiri. Ahmet Özal’a ait Kanal 6’nın Silivri Klasis’te düzenlediği Türkiye Güzellik Yarışması’nda podyumun çökmesi sonucu ayağı kırıldı. Silivri Hastanesi’nin ardından basın mensuplarının Özal’a yaptığı baskı sonucu tedavi için International Hospital’a nakledilen Tuncer, burada geçirdiği başarılı operasyondan dolayı sakat kalmaktan kurtuldu.

 

Sözlenmeyi unuttu

İşiyle evli olan Tuncer, hayatında biri 1990 diğeri 1992 olmak üzere iki kez evlenme girişiminde bulundu. Her iki deneme de ayrılıkla sonuçlandı. İlk kez Yeniköy’de iyi halli bir aile kızıyla nişanlandı. Kızın ailesi “Çok dolaşıyor” deyip araya girince nişan bozulmuş.  İki yıl sonra tanıştığı kızla ertesi gün aile arasında söz kesmeyi kararlaştırmışlar.

Ertesi gün kendisine gelen sergi talebini kabul edip apar-topar yurtdışına gidince, uçakta “Söz kesmeyi” unuttuğunu fark etmiş. Müstakbel eş vazgeçince ikinci girişimi de yoğunluğu yüzünde başarısızlıkla sonuçlanmış.

 

1995’te TAM Başkanı Faruk Şen Almanya’ya davet etti. Essen Insburg’ta sergi açtı. Bir okulun iki salonunda sergilediği Türkiye fotoğraflarını tam 6 bin kişi gezip beğendi. Sergiyi gezen valiye bir Pamukkale’ye fotoğrafı hediye etmiş. Tuncer, Malezya’yada bir kabile reisine de 70 X 100 ebatında Türkiye fotosu hediye etmiş. Malezya’ya gidenler onun hediye ettiği bu fotoğrafı görüp şaşırıyor. Sergi açmak için gittiği Küba’da onu evinde ağırlayan kişiye de bir fotoğraf hediye etmiş. 

Macaristan Başkonsolosunun daveti üzerine ülkeye giden Tuncer, burada ve Türkiye’de önemli müzik adamının izlerini sürüp kare kare sergisine taşımış. Tuncer’in Bartok sergisi AKM’de Macar Devlet Operası’nın gösteriyle açıldı. Sergiyi 600 kişi gezdi.  Önemli bir kişi Türkiye’de konservatuarın kurulmasında büyük emeği var. Osmaniye Kadirli ses kayıtları yapıyor. Atatürk’e gidip bu seslerin korunması gerektiğini söylemiş. Çardak Köyü’nde tahtadan Bartok meydanı demişler orası Kuran Kursu olmuş buranın Bartok Müzesi haline dönüştürülmesi halinde elindeki fotoları oraya bağışlayacak.

 

'Vergi levham fotoğraflarım'

Dünya Turizm Yazarları (FİJET) üyesi olan Halil Tuncer, 1992 yılında ABD’de yapılacak FİJET kongresine katılmak istemiş. Herkes koltuğunun altında vergi levhası, gayrimenkül ve bankadaki hesap bilgileri ile konsolosluğu gidip vize talep ederken, O bunların hiçbiri olmadan vize talebinde bulunmak için ABD konsolosluğunda kuyruğa girmiş. Sıra ona gelince görevli kendisine belgelerini sormuş. Bu arada tesadüf eseri görevlinin arkasında altında kendi imzası olan bir Türkiye afişi varmış. Tuncer, konsolosluktaki görevliye arkasındaki fotoğrafı gösterip “İşte benim vergi levham” demiş. Bunun üzerine durum konsolosa bildirilmiş ve konsolos kendisini odasına davet etmiş.

Kendisine kahve ısmarlayan konsolos, sanatçıların ayrı bir yere sahip olduklarını belirterek Tuncer’e ömür boyu ABD vizesi vermiş.

Gelin görün ki, o zor gibi görünen vize engelini aşan Tuncer, FİJET toplantısına gideceklerden birinin onun biletiyle ABD’ye uçması sonucu beklenmedik bir engelle karşılaşmış. Ömrü boyunca engelleri kendi başına çözmeyi alışkanlık edinen Tuncer, bir dostunun aracılığıyla ABD’ye gitmeyi başarmış. Tuncer’i ABD’de karşılarında gören Tahir Kutsi Makal, “İşte Halil Tuncer bu! Onun biletiyle buraya gelenler utansın” demiş.

Tuncer 1996-2000’de Amerika’ya iki kez gidip, Türk-Amerikan Federasyonu’nun katkılarıyla çeşitli kentlerde Türkiye fotoğrafları sergisi açmış. Hatta Connecticut’ta Türkiye’yi tanıtan trenin üzerindeki Atatürk görseli de ona ait.

Gençlere ellerine geçen parayla Türkiye’yi gezip-dolaşmayı öneren Tuncer, “Gördüklere her şeyi çeksinler. Dünyanın en zengin kültürene sahip ülkede yaşadıklarını unutmasınlar diyor. Tuncer bu aralar Kültür Şehirleri kataloğunu hazırlıklarına başladı. Yunanistan ve Çek Cumhuruyeti’nde yeni sergiler açacak. Nisan ayında fotoğraflarla KKTC kitabı hazırlayıp, bir fotoğraf sergisi açacak. Biz de Tuncer’e bundan sonra yine ilk günün heyecanıyla hayata geçireceği nice 40 yıllar dileriz.

Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.