• BIST 12433.5
  • Altın 6495.18
  • Dolar 44.3489
  • Euro 51.3612
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 13 °C
  • Antalya 11 °C

Üretmek için yatırım yapmak şarttır

Üretmek için yatırım yapmak şarttır
Dünyada yoğun bir kentleşme ve bu kentleşmenin ucuz ve kaliteli ev aletlerine, ulaşım araçlarına, tarımsal ürün ve gıda maddelerine ihtiyacı olacak

MURAT EMEN-EMEN&EMEN
Haftanın Ekonomik Görünümü 31 Aralık 4 Ocak 2013
İSTANBUL-
2012 yılının son yorumunda değerli dostum Dünya Gazetesi’nin Başyazarı Osman Arolat’ın “Bir yılsonu hayali: Dünya için üreten ülke olmak” yazısından esinlendim.
Son yıllarda zaman zaman ekonomideki yanlış gidişten, yatırımı ve üretimi unuttuğumuzdan dem vurdum. Altyapı, duble yollar, köprüler diye diye giden hükümetin yatırım politikalarından dem vururken, takdirlerimizi esirgemedik ama üretmek için yatırım yapmanın şart olduğuna değindik.
Arolat yazısında dünya nüfusunun son on-onbeş yılda %25 artacağından ve 2 milyara yakın yeni tüketicinin devreye gireceğinden bahsediyor. Aynı dönemde dünyada yoğun bir kentleşme ve bu kentleşmenin ucuz ve kaliteli ev aletlerine, ulaşım araçlarına, tarımsal ürün ve gıda maddelerine ihtiyacı olacağı üzerinde duruyor. Hepimiz bu tesbite canı gönülden katılıyoruz.

emen-osman.jpg

Dünyanın önde gelen ülkeleri bu yeni trende uygun tarımsal alanda reformlarla daha yüksek verim ve gıda sektöründe yenilikler yanında ucuz teknolojik ürünlere yöneliyorlar.
Daha düne kadar orta sınıf tüketicileri için ulaşılmaz fiyatlarda olan buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev aletleri ve otomobil fiyatlarını yeni ve inovatif değişikliklerle aşağıya çekebilecek üretim modelleri üzerinde çalışıyorlar. İşte Hindistan 1000-1500 dolara alınabilecek binek otomobili üretmeğe hazırlanıyor. Aynı şekilde 100-150 dolara alınabilecek buzdolapları çamaşır makineleri üretimi devrede.
Çin çok farklı bir şey peşinde. Tarıma ağırlık veriyor. Tarımsal kesime destek vererek üretimi teşvik, oradanda o kesimden güçlü tüketici yetiştirmeyi hedefliyor.

Bizim bütün bunlardan önümüzdeki yıllarda ders alarak üretime odaklanmamız, gerek teknolojide gerekse çok şey yapabileceğimiz tarımda cihat ilan etmemiz gerekir.

Dünya trendine uyarak bizde orta sınıfı hedefleyip onun için üretmenin yanında, tarımda özellikle avantajlarımızı verimlilik temelli kullanmamız gerekir diye düşünüyorum. Otoyollar, duble yollar, AVM’ler tabii ki gerekli ama bu ülkenin önceliklerini çok iyi hesaplamak lazım. Otoyollar deyince aklıma her zaman Yunanistan gelir. Aynı süreçten geçtiler. AB’den aldıkları kredileri otoyollara, olimpiyat tesislerine harcadılar. Sonra ödeyemediler. Son bir ayda bu ülkede 10 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Devletin assetleri özel sektöre geçti. Parası nereden geldi? Tabii ki dış borçlanma yolu ile sağlandı ve ülkenin cari açığını bir o kadar artırdı.
24 Ocak 1980 yılında alınan istikrar tedbirlerinin temelinde “bu ülkenin dövize ihtiyacı var” olgusu yatıyordu. Bu olgu hiç değişmedi ve giderekte artıyor aman unutmayalım.
Dileğimiz 2013=Üretim için yatırım yılı olsun.

emen-dunya.jpg

KÜRESEL EKONOMİDE GEÇEN YIL: 2012

BBC-2012, dünya ekonomisinde kriz sözcüğünün yerini koruduğu, hatta şok edici gelişmelerin artık alışılageldiğinden eskisi kadar şok yaratmadığı bir yıl oldu.
Belli başlı sorunlardan hiç biri düze çıkmadı. Avrupa ve ABD'deki borç dağı, yerli yerinde. Batı'nın büyük bankaları skandallarla sarsılmaya devam etti. Çin, ekonomisindeki dengesizliklerle başa çıkmakta yetersiz kaldı.
ABD'de yapılan seçimler ve Çin'de komünist yönetimin lider kadrosunda her on yılda bir yaşanan koltuk değişimi, 2012'yi dünyanın iki büyük ekonomisinin kabuk değiştirdiği bir yıl olarak tarihe geçirebilirdi, ama hiç böyle olmadı.

Amerikalı seçmenler Barack Obama'ya Beyaz Saray'da bir dönem daha bahşetti; fakat Kongre'nin koltuk dağılımı Obama'nın önünü kesmeyi sürdürecek. Çin'in yeni lideri seçilen 59 yaşındaki Xi Jinping de ülke ekonomisinin gidişatında kayda değer hiç bir yön değişikliğinin işaretini vermedi.

ÇİN BİLMECESİ

Ekonomi çevrelerinde Çin'in muazzam ticaret fazlasından duyulan kaygılar 10 yıldan beri dile getiriliyor.
Çin'in neredeyse her türlü ürünü eskisine nazaran daha da ucuza ve dayanıklı imal edebilme yeteneği dünya çapında on milyonlarca tüketicinin alışveriş yapmasını ucuza getiriyor. Fakat Çin'in imalat gücünün aşırılaştığını düşünenler giderek artıyor.

Artık hemen hemen herkes, Çin ekonomisinin ihracata dayanan yapısının değişmesi gerektiğinde hemfikir. Bu değişimin tercümesi, Çinli tüketicinin cebine daha fazla para girmesi ve iç tüketimin kamçılanması demek.

Ekonomi gözlemcileri, bu şekilde Çin yönetiminin sürekli yeni fabrikalara yatırım yapma ihtiyacının da azalacağını söylüyor.
Pekin Üniversitesi öğretim görevlisi ekonomist Michael Pettis, Çin ekonomisindeki dengesizliğin aşırı boyutlara ulaştığını ve hükümetin para musluğunu sonuna kadar açtığı dev yatırım projelerinin gelecekteki ekonomik getirisinin aslında çok belirsiz olduğunu dile getiriyor.
Çin'in orta bölgesinde çok sayıda yeni havaalanı inşa edildiğini örnek olarak gösteren Michael Pettis, yolcu trafiğinin bu kadar çok tesisi hiç haketmediği halde Pekin hükümetinin halihazırdaki havaaalanı sayısını daha da artırdığını söylüyor.

Prof. Pettis, Çin'in küresel talebin üzerinde mal imal etmeye -örneğin gemi ve çelik gibi- devam ettiğini de belirtiyor.
Michael Pettis gibi düşünen ekonomistler, Çin'in büyüme modelinin temelde Japonya'yı örnek aldığını düşünüyor. Çin'e yapılan uyarı, Japonya'nın yolundan gitmemesi.
1970'lerde göz kamaştıran bir büyüme kaydeden Japonya'nın ekonomisinin 80'lerde aşırı biçimde yatırıma bağımlı bir hal aldığı ve son 20 yıldır Japonya'nın bunun bedelini sürüncemedeki büyüme hızı ve borç yüküyle ödediği kaydediliyor.
Ekonomist dergisi, 2018 yılında Çin'in dünyanın en büyük ekonomisi olacağı tahmininde bulunmuş olsa da, iktisatçılar bu konuda bölünmüş durumda. Michael Pettis ve onun gibi düşünen diğer gözlemciler Çin'in bu konuma erişmesinin 2030 ya da 2040 gibi çok daha ileri bir tarihte mümkün olacağı kanaatinde.

TARİH TEKERRÜR EDİYOR

Çin ve ABD, finans sistemi ve ekonomileri açısından aralarında derin farkların olduğu iki ülke.
Fakat birisi pazar ekonomisi diğeri komünist olduğunu öne süren bu iki ekonomi kimi yönlerden aynı çizgide buluşuyorlar. Çin'de hükümetin etkisi altındaki bankalar, büyümeyi rayında tutmak için piyasalara siyasi nedenlere dayalı büyük miktarlarda borç veriyor. Verdikleri kredinin geri ödemesinden kar edeceklerinin hiçbir garantisi yok. Amerika'da da bankalar, verdikleri kredilerin batması ardından, kamu bütçesiyle kurtarılmış durumdalar.

Michael Pettis'in ifadesiyle, ''Dünya tarihi boyunca her mali sistemde spekülasyon ve aşırı yatırımı takip eden kriz ve daralma döngüsüne tanık olunmuştur.''
Pettis, halihazırdaki küresel krizin şaşırtıcı olan tek yanının, tarih boyunca defalarca tekrar etmiş bu duruma insanların şaşırması olduğunu söylüyor. Geride bıraktığımız son üç yılın çok daha büyük bir felaket olabilecekken, Çin'in verdiği tepki ile daha hafif atlatıldığını düşünen ekonomist Michael Pettis, şöyle diyor:
''Çin'in devasa yatırımları, dünya piyasalarında demir ve bakır gibi emtiaya olan talebi keskin biçimde tırmandırdı. Bu sayede Peru, Avustralya ve Brezilya gibi ülkeler ihracat artışını yatırıma çevirebildiler. Fakat şimdi önümüzdeki dört-beş yıl boyunca tüketimin çok az hızda ilerlediği sorunlu bir dönem var. Küresel ekonominin kısa sürede rayına oturacağına hiç ihtimal vermiyorum.''

AFRİKA UZANTISI

Çin ekonomisinin Afrika üzerindeki ağırlıklı etkisi 2012'de de sürdü. Çin'in Afrika politikasının can damarında hammadde arayışı var. Fakat Pekin yönetiminin Afrika'yı artan biçimde bir imalat merkezi olarak da gördüğüne tanık oluyoruz.
Çin şirketleri, Çinli işçinin maaşı artarken Batılı tüketicilerin ise gelecekte harcayacak daha az parası olacağını hesaba katarak, maliyet düşürücü yeni stratejiler belirliyor.
Öte yandan Avrupalı siyasetçileri şu an en çok meşgul eden konu ise, dev borç yükünün altından nasıl kalkılacağı. 2012'de borç krizi olduğu gibi dursa da, piyasaları saran panik havasının biraz daha yatıştığı görüldü.
Artan sayıda gözlemci, güney Avrupa'nın batan ekonomilerini kurtarmak için Alman vergi mükelleflerinin cüzdanlarını daha da açmaya hazır olduğu inancında.
Avrupa Merkez Bankası'nın yeni başkanı Mario Draghi'nin de piyasaların yatışmasını sağlamakta önemli rolü oldu.
Euro bölgesinin büyük bankalarına Frankurt'taki merkez bankası kasasından daha çok yardımda bulunmayı kabul eden Draghi, 2012'yi gazetecilerin endişe dolu sorularına euro'nun geri dönülmez bir proje olduğunu tekrar ederek geçirdi.

emen-hscb.jpg


BANKACILIKTA SKANDALLAR YILI

Tomohiro Ohsumi/Bloomberg News

Batılı ülkelerin bankacılık sektörü, 2012'de ortaya çıkan yeni skandallarla sarsıldı, sektörün zedelenen itibarı daha da yara aldı.
İngiltere'nin HSBC bankası, uyuşturucu kartelleri için karapara aklamaktan suçlu bulunurak yüklü bir cezaya çarptırıldı.
Standard Chartered Amerika'nın yaptırım politikasını çiğnediğini itiraf ederken, JP Morgan ise girdiği çok riskli para ticaretinden 6 milyar dolar zararla çıktı.
İsviçre bankası UBS, Londra'da mahkemeye çıkarılan Kweku Adebole adlı simsarın spekülatif yatırımlarda bulunarak 2 milyar dolar kaybetmesine göz yumduğu için ceza aldı.
Yolsuzluk suçlamasıyla yedi yıl hapse mahkum edilen Kweku Adebole, savunmasında bankanın diğer çalışanlarının da yıllardır çiğnediği kuralları çiğnemekten başka bir şey yapmadığını ve şayet UBS'e para kazandırmış olsaydı, sanık sandalyesine oturtulmayacağını söyledi.
Sektörün, Libor olarak bilinen ve mali sistemin önemli göstergelerinden biri olan bankalar arası borçlanma faizini yasadışı yollarla manipüle ettiğinin anlaşılması, skandallara tuz biber ekti.

SESSİZ ÖFKE

Bankacılık konusunda uzman ekonomist Michael Lafferty, ''Yatırım bankalarının yaptığı işin büyük kısmına aslında bankacılık bile denemez.'' diyor.
Lafferty'ye göre, halkın mevduat hesaplarının bulunduğu ticari bankaların mali piyasalarda para spekülasyonu yapan şirketler gibi hareket etmesine izin vermenin büyük bir hata olduğu artık bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış durumda.
Ancak, bankacılık sektöründen yükselen pis kokular 2012'nin üzerine kara bir bulut gibi çökmüş olsa da, kamuoyunun tepkisi finans krizinin ilk yıllarına kıyasla daha dingindi.
2012'de kamuoyu, bankacılık skandalları karşısında -en azından şimdilik- şaşkınlık içinde sessiz bir öfke beslemeyi yeğledi.

AMERİKA DOSYASI

Obama’nın zor günleri

Tatilini yarıda kesip gelen Obama Cumhuriyetçilerle müzakere halinde. Mali uçurum konusunda karşılıklı pazarlıklar devam ediyor. Ancak yılbaşından önce bir çözümü kimse beklemiyor.Amerikan Hazinesi gerekli tedbirleri almakla meşgul.

ABD HAZİNESİNDEN BORÇ 'ÖNLEMLERİ'

emen22.20121231003150.jpg

Geithner muhasebe önlemleri alacaklarını söyledi.

Amerika Birleşik Devletleri'nde hazine yetkilileri, alınılabilecek borç miktarı için belirlenen tavanı federal yönetimin aşmaması için adımlar atacaklarını açıkladı.

Hazine Bakanı Timothy Geithner, federal kamu borç toplamının 16 trilyon 400 milyar dolarlık tavan değerine çıkmasını önlemek için 200 milyar dolarlık bir dizi muhasebe önlemi alacaklarını söyledi.
ABD yönetimi böyle bir adımı "mali uçurum" olarak anılan durumu ortaya çıkaracak şekilde bir dizi bütçe uygulamasının 1 Ocak 2013'de yasalar uyarınca son bulacak ya da yürürlüğe girecek olması nedeniyle atıyor.
Daha önce uygulanmaya başlanan vergi indirimlerinin yürürlüğü 1 ocakta sona erecek; keza, federal yönetimin en fazla 16 trilyon 400 milyar dolar borçlanabileceğini öngören yasal düzenleme de aynı tarihte bitiyor.
ABD Kongresi'nin üst meclisi olan senatoda Demokrat Parti'nin; alt kurul olan temsilciler meclisinde ise Cumhuriyetçi Parti'nin çoğunluğu bulunuyor.
Maliye Bakanı Geithner, muhasebe önlemleri almamaları halinde borç sözleşmelerinden doğan yükümlülüklerini yerine getiremediklerini ilan etmek zorunda kalacaklarını ifade etti.
Uzmanlar, mali uçurumla ilgili uzlaşmaya varılamamasının ABD'nin küresel piyasalarda zarar görmesine ve ABD ekonomisinin durgunluğa sürüklenmesine yol açabileceğini belirtiyor.
Analistler, vergi indirimleri ve federal borçlarla ilgili bahar aylarına kadar sürecek kısa bir vade için anlaşma olabileceğini düşünüyor

UZAKDOĞU DOSYASI

Japon ekonomisinde zayıflama işaretleri

emen-cin.jpg

Japon ekonomisine ilişkin son veriler zayıflamaya işaret ederken, dünyanın üçüncü büyük ekonomisinin büyümesini sağlamak için yeni hükümetin karşı karşıya olduğu zorluklara dikkat çekiliyor.
İhraç ürünlere yönelik talep azlığı nedeniyle Japonya'nın sanayi üretimi Kasım ayında düşüş gösterdi.
Tüketici fiyatlarının düşmesi de iç talebi canlandırma bakımından deflasyon engelinin devam ettiğini gösteriyor.
Japonya, ihracatta son altı aydır devam eden gerilemeyi dengelemek ve ekonomiyi canlandırmak amacıyla iç talebi artırmaya çalışıyor.

DEFLASYON SORUNU

Japonya uzun yıllar deflasyon ile, başka bir deyişle düşen tüketici fiyatları ile mücadele ediyor.
Bu durum, fiyatların daha fazla düşeceği beklentisine giren tüketicileri harcama yapmaktan alıkoyduğu için, iç talebi canlandırma girişimlerini sonuçsuz bırakıyor.
Son veriler temel tüketici fiyat endeksinin Kasım ayında bir önceki yıla göre yüzde 0,1 düşüş gösterdiğine işaret ediyor.
Fujitsu Araştırma Enstitüsü'nden Martin Schulz BBC'ye yaptığı açıklamada "Bu durum deflasyonun Japon ekonomisinin kanına işlediğini gösteriyor; Merkez Bankası buna karşı bir şey yapmak zorunda." diyor.
Başbakan Şinzo Abe bu konuda harekete geçmesi için Merkez Bankası'na baskı yapıyor.Abe, Merkez Bankası'na enflasyon hedefini iki katına yükselterek yüzde 2'ye çıkarması için çağrıda bulundu.Seçim kampanyasında Abe, fiyatları artırmak amacıyla merkez bankasına "sınırsız" para basma önerisi getirdi.
Schulz, Merkez Bankası'nın "Ocak'ta harekete geçmesi ihtimalinin yüksek olduğunu" söylüyor.

SANAYİ ÜRETİMİ

Ekonomi Ticaret ve Sanayi Bakanlığı, sanayi üretiminin bir önceki aya göre yüzde 1,7; geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 5,8 düşüş gösterdiğini açıkladı.
Bu düşüşte Euro Bölgesi ve Çin gibi ana pazarların taleplerindeki azalma etken olarak görülüyor.
Euro Bölgesi'ndeki borç krizi Japonya'dan ihracatı sınırlarken, Çin'den talep azalmasına ise iki ülke arasındaki toprak anlaşmazlığı neden oldu.
Japon yeninin değerinin yüksek olması da ihracatı olumsuz etkileyen nedenlerden biri.
Ancak Ekim'den bu yana yenin dolar karşısında yüzde 10 düşüş göstermesi olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.Düşüşün devam etmesi bekleniyor.
Uzmanlar zayıf yenin ihracatı canlandıracağı, böylece sanayi üretiminin de artacağı görüşünde.

BORUSAN'DAN BİR ÜZÜCÜ BİR SEVİNDİRİCİ HABER

Asım Kocabıyık vefat etti

emen-kocabiyik.jpg

Borusan'ın Kurucu ve Onursal Başkanı, ülkenin saygın sanayicilerinden Asım Kocabıyık tedavi edilmekte olduğu hastahanede vefat etti. Uzun yıllar önce şirket yönetimini oğlu Ahmet Kocabıyık'a devretmiş olan müteveffa, ileri yaşına rağmen işlerle ilgisini kaybetmeden çalışmalarına devam ediyordu.
Cenazesi Cumartesi günü Fatih Camiinden kaldırılan merhumun sevenleri Cami avlusunu hıncahınç doldurmuşlardı.Ben şahsen Özal’dan buyana böyle kalabalık bir cenaze töreni görmemiştim. Kalabalıktan başsağlığı dileme imkanı bulamadım. Cami avlusunu dolduran binlerce insan çok çok sevilen bir insanı, bir babayı ve Türk Sanayiinin duayenini kaybetmenin hüznünü yaşiyorlardı.
Asım Kocabıyık sanayici kimliği yanında sanat, eğitim ve sosyal faaliyetlere olan katkıları ile gerçekten örnek teşkil edecek çalışmalar içinde olmuş, ülkenin en önde gelen sanayi kuruluşlarından birinin mimarı olmuştur. Kaybettiğimiz Asım Kocabıyık'a tanrıdan rahmet dilerken, Kocabıyık ailesine ve çalışanlarına başsağlığı ve metanet dileklerimizi sunarız.

ABD'de 150 milyon dolarlık yatırım

Üzücü haberden iki gün önce Borusan Holding'den yapılan açıklamada ;Türkiye'nin önde gelen çelik boru üreticisi Borusan Mannesman Boru Sanayi & Ticaret AŞ, ABD'de 150 milyon dolarlık bir fabrika kuracağı bildiriliyordu.
Şirketin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda yaptığı basın açıklamasında, 2014'ün ikinci yarısında üretime geçmesi planlanan fabrikanın 300 bin tonluk üretim kapasitesine sahip olacağı ve çelik fiyatlarına bağlı olarak yılda 500-600 milyon dolar gelir getirmesinin beklendiği bildirdi.
Borusan Holding’in başarılı CEO'su Agâh Uğur, "Kaya gazı üretiminin avantajlarından yararlanacak bir yatırım olacak bu. Sondaj amaçlı ya da daha küçük borular kullanan Amerikan enerji sektörünü hedefliyoruz tümüyle" dedi.
Uğur, fabrikanın kurulacağı yeri belirlemek için Oklahoma ve Texas eyaletleriyle görüşmeler yapıldığını bildirdi. Borusan, ABD çelik boru ithalat pazarında şu anda yüzde 3,6 olan payının yeni fabrika ile ikiye katlanacağını açıkladı.

PİYASALAR

2013 Beklentileri

Garanti Yatırım Araştırma Birimi'nden yapılan değerlendirmede, İMKB 100 Endeksi'nin 2013 sonu potansiyel getirisinin yaklaşık yüzde 14 olacağı ve endeksin yılı 88 bin puan seviyesinden kapatacağı beklentisi paylaşıldı. Bu kurumun altının onsu için yıl sonu beklentisi 1,850 dolar, dolar için ise 1.83 TL oldu.
Yatırım Finansman Menkul Değerler tarafından yapılan 2013 beklentisinde ise İMKB’nin yerli ve yabancı yatırımcılar tarafından tercih edilmeye devam edeceği belirtildi.
Kurumun değerlendirmesinde şöyle denildi, "İMKB'de 2012 yılındaki dolar bazında yüzde 58’e varan getirinin ardından 2013 yılı için endeks getirisinin biraz daha sınırlı olmasını öngörüyoruz. Bu nedenle 2013 yılında hisse bazında seçimler çok daha önem kazanacak.
Temeli sağlam ve özellikle temettü verimi yüksek hisseler tercih edilebilir. Hisse senetlerinin yanı sıra özel sektör tahvillerinin de 2013’de artan oranda ilgi görmesini bekliyoruz. Portföylerde yüzde 45 hisse senedi, yüzde 25 özel sektör tahvili, yüzde 25 mevduat ve yüzde 5 altın fonuna yer verilebilir. 2013 yıl sonunda borsanın 83 bin puan, doların 1.878 TL, faizin yüzde 7.5 seviyelerinde olmasını bekliyoruz."

BORSA KAZANDIRIR FAİZ DÜŞÜK KALIR

Global Menkul Değerler'in değerlendirmesine göre de borsanın en çok kazandırma potansiyeline sahip araç olduğuna dikkat çekilirken, faizlerin düşük kalmasının yüksek ihtimal olduğu belirtildi.
Bu kurumun değerlendirmesinde; "Diğer yatırım araçlarına kıyasla 2013’de de en fazla kazandıran yatırım aracı İMKB olur. İMKB, mevduat getirisi olan yüzde 8 ve risk primi toplamından fazla getiri sağlayabilir. Hem yurtiçinde hem de yurtdışında faizler düşük kalmaya devam edecek. 2013 yılında yine değişken getirili yatırım araçları takip edilebilir. Türkiye’de yıllık enflasyon 5’e yaklaşılıyor. Risk primleri ise yurtdışında enflasyonist gelişmelere paralel hareket edebilir. Bu yüzden tavsiyemiz yüzde 7.5 - 8’lik mevduatlar ile hareket etmek olacaktır. Olası yurtdışı riskler ve düşük faizler nedeniyle vadeyi uzatıp risk alınmayabilir. Ya da vade uzatılacaksa özel sektör tahvilleri tercih edilebilir.

Hepinize sağlıklı ve mutlu bir yıl temenni ederiz.
Esenlikle kalın.

(DİKKAT: Haftalık ekonomik ve politik yorum Emen&Emen tarafından turkiyeturizm.com için hazırlanmaktadır. İzinsiz kopyalanıp kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Aksi takdirde Basın Yasası ve Telif Hakları Yasası'na göre yasal işlem yapılacaktır) .
 

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.