• BIST 1.351,590
  • Altın 495,22
  • Dolar 8,5800
  • Euro 10,0850
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 24 °C

Turizmde batış süreci

Sadi Tonaroğlu

2020’nin mart ayından itibaren başlayan covit-19 pandemisi , sektörel bazda aslında bir devrin sonu , yeni bir çağın başlaması olduğunu kimse hala anlayamadı . Aşılanma sürecinin tüm dünyada maksimum hızla devam etmesine rağmen , birçok ülkede önlemeyen vaka sayıları dikkate alınmadan , değişik noktalardan, 2022 yaz sezonu ile birlikte turizmde mavi boncuk dağılımı son hızıyla devam ediyor. İşin acı tarafı da özellikle ülkemizde birçok turizm yöneticilerinin de , bu garip  gerçeklerden uzak abuk beyanlara inanması . 

Üzülüyorum .

Üzülüyorum  çünkü , benim ülkemin ekonomisinde turizm gelirleri çok büyük bir gelir dilimine sahip Yıllardır  ülke turizm sektöründeki yanlışlara defalarca uyarılarda bulundum . Kulak asan olmadı. 

Her şey 1983’de rahmetli Turgut ÖZAL ile başladı . Özal hükümeti 80 ihtilali sonrası  demokrasiye geçiş sürecindeki ilk seçimle gelen hükümet idi. . Ve haliyle hükümete özellikle askeri alandaki yapılması reformlar sebebi ile PARA lazım idi. Amerika’nın yönlendirmesi ile Özal turizm yatırımlarına yöneldi. Taze para , özellikle döviz , gerçekten bu sektörde idi. Anlayanı, anlamayanı hepimiz turizmin BACASIZ SANAYİİ örneği , eksik altı boş sloganına inandırıldık . Siyaseten herşeye inandırıldığımız gibi.   

Bakın Özal , Amerika’nın mecbur bırakması ile turizmden para kazanma uğruna neler yaptı :

Akdeniz ve Ege sahillerimizde ne kadar devlet arazisi varsa , o bölgelerde imar değişikliğine giderek buraları turizm alanı ilan etti. 

Bu ne demekti ? Artık bu alanlara konut,tarım, sanayi hiçbir yatırım yapılamaz. Buralara sadece otel,tatilköyü,mesire/piknik alanları gibi turizm tesisleri yapılabilirdi. Kötü mü? Buraya kadar ASLA !

Meclis acilen karar alarak buralar turizm teşvik kapsamı ilan etti. Bunu da izah edeyim. 

Devlet diyor ki : “ Ey yatırımcım . Bak sana 49 yıllığına kiralık ülkenin en güzel arazileri . Buralara yatırım yap. Korkma. Sana yatırımın şu kadarını  ben sana hibe olarak vereceğim . Yani 100 liralık yatırımının 40-50 lirası benden . Seni şu kadar sene vergi muafiyetine alacağım . Bitmedi ! KDV ödemeyeceksin. Ödediğin KDV’leri ben sana Kaynak Kredi Destekleme fonundan geri ödeyeceğim. Ayrıca işletme ve donatım teşvikleri vereceğim. Tek sen gel otel yap. Döviz getirisi elde et.

Harika değil mi arkadaşlar ? Evet HARİKA !

Ama bakın sonrasında ne oldu ?

Kara para aklayıcıları sektöre girdi .

Feodal yapının köy ağaları , köylerini sattı . Sektöre otelci olarak avdet etti.

Büyük sanayicilerimiz , kazanıp devletimize vermeleri gereken vergilerini vermeyip , yatırım bahanesi ile (vergi ödememek için) anlamadıkları turizm sektörüne girdiler.

Özellikle Akdeniz bölgemizde , mantar biter gibi oteller ortaya çıkmaya başladı . O zamana kadar otelcilik yapan şehir otellerindeki var olan otelciler de , “ Ben ne anlarım turistten,muristten “ deyip tatil otelciliğine soyunmaktan korkunca , Türkiye’nin turizm hamlesi ehliyetsiz yatırımcıların eline teslim edildi.

Bitti mi? Bitmedi tabii ki. Bakın devam ediyorum .

Oteller dikilince “ Ulan biz bunları nasıl işleteceğiz?” korkusu saldı malum yatırımcılarımızı . Ama hemen TÜRK pratik zekası devreye girdi. Kara para aklayıcıları ,hemen en sadık ağır abilerinden en tahsillileri olan yani orta okul veya maksimum lise mezunu olanları otellerinin başına getirdiler.

Feodal yapıdan gelenler , aşiretlerinden en yakışıklı olanlarını , sanayicilerde , oğullarını, damatlarını veya emekliliği yaklaşmış mühendislerinden birini otellerinin başına getirdiler.

Hiç birinin aklına o zamanın TURBAN yöneticilerine baş vurmak gelmedi. Aklına gelip de tercih edenlerde , yılların otelcilerini yıldırdılar .Onlarda çareyi kaçmakta buldular .

Şimdi bakın LİYAKATIN esas olduğu sektörde , ne devlet yatırımcısında liyakat aradı , ne de yatırımcı böyle bir arayışa girdi. Ne demişler ?. İmam osurursa , cemaat sıçar !   

Haydi daha edeplisini diyeyim , armut ağacının dibine düşer !

Bitmedi…Bitmedi…. 

Liyakatsız yatırımcının , liyakatsız müdürü , hizmet vermek için kadro kurması gerektiğini farketti. İşte burası zurnanın ZIRT dediği yer idi. Öyle ya , aşçı lazım, garson lazım, katçı lazım ,ön bürocu lazım. Lazım da lazım . İşte de bunların bilen olması lazım. Lazımda kim neye göre, hangi görgüye göre ,BU İYİ deyip de seçim yapabilecek ? Başta ki liyakat sahibi olsa örneğin eli kepçe tutandan aşçı yetiştirir de öyle bir durumda yok. Körler sağırlar birbirini ağırlar misali otelleri açtık .

Neler yaşandı neler , orası ayrı yazı konusu . Ne yazısı ? Kitap konusu kitap ! 

Bakın buraya kadar işin daha muhasebe detaylarına girmedim bile . Kim ki muhasebeci ? Geleni gideni yazsın.Çalmasın yeter.

Bakın devletten kredi alıp da , üstelik YEN üzerinden , oteli açtıktan sonra bana : “Nasıl ödeyeceğim müdürüm ? ” diye soran o kadar yatırımcı tanıyorum ki .

Bitti diyeceksiniz dimi? Vallahi billahi bitmedi !

Şimdi de TURİST lazım . Nasıl gelecekler ? Kimler getirecek ? Lisan var mı lisan ? Nasıl irtibat kurulacak ? Dört bilinmeyenli denklem.

Bu arada Avrupa’daki profesyonel , eğitimli tecrübeli turizm oluşumları da bizdeki bu gelişmeleri takip etmiyor değil tabii ki. Onların için yepyeni bir destinasyon. Bu satışların artması demek . Yani ekmek Türkiye’de.

Kendilerini ağırdan satarak , yavaş yavaş ülkemize gelmeye başladılar . “ Oh my god ! “ sesleri hemen yükselmeye başladı haliyle . Çünkü bizde o zamanın deyimiyle Türkçe Nizani ! . Yani dedim ya lisan bilen üç-beş kişi. 

Yine müthiş Türk zekası devreye giriverdi. YES , NO diyen , bir teleks ,bir telefon uydurup bir de vergi numarası alıp ACENTA ayağını kuruverdiler. O zamanlar daha TURSAB bile ortada yoktu sanırım. Yabancılar , “ Ulan buraya şube aşıp bunlarla uğraşacağıma , bu acentacılar ile anlaşayım buradaki hammaliyeyi bunlara yükleyeyim .” diyerek bizim YES/NO’culara yol verdiler.

Yani ortaya , alanda liyakat yok , satanda liyakat yok durum çıktı . Ama bu durum Avrupa’daki üst akılın arayıp da bulamayacağı yani Şam’da kayısı durumu idi.

Şimdi birazcık toplayayım sizin için:

• Yatırımcı da liyakat yok

• Yönetici de liyakat yok

• Personel de durumu toparlayıcı tecrübe yok

• Yerel acentalar da liyakat yok .

• Ama bizde olmayanların hepsi , Avrupa’da ki tur operatöründe mevcut !

Merak etmeyin Avrupa’ya da malum Türk pratik zekasını sokmakta geç kalmadık .

Almanya’daki terzilerimiz, fırıncılarımız , lokantacılarımız vesair diğerleri , bizde Almanca biliyoruz deyip oralarda acenta , akabinde tur operatörlüğü kurmaya başladılar.  

Derken araya alkol , kadın , kumar ahlaksızlıkları da dahil olunca , ortaya karışık ızgara çıktı .

Aids , kuş gribi, domuz gribi , ebola , terör , savaşa girme ihtimali doğuran politikalarımız . Aklınıza ne gelirse yaşadık . Ama hep bize bir şey olmadığını zannettik . Ve hep yanıldık . Bugünkü zorlanmamızın sebebi de bu durum zaten. Hatalar birikti birikti , CORONA ile zirve yaptı.

Eğer Özal hükümeti acele etmeseydi …

Gerçekleştirdiği turizm hamlesinin önce altını doldursaydı . 

Mesela , yatırımcı için kriter koysaydı .. Yönetici için belirli sektörel şartlar aransaydı . Dil eğitimine önem verilseydi , yöneticiler için turizm yöneticisi lisansı gerçekleştirseydi , mesleki branş eğitimlerini Halk eğitim merkezleri veya turizm okulları vasıtası ile geliştirip , aşçı, garson vs yetiştirseydi.

Hava ulaşımı dahil gerçekler ile yatak kapasitelerine kademeli sınırlama koysaydı…

O zamanın Turizm Bakanlığı , yöneticilerimize Yurt dışı staj imkanı verseydi ..

Yurt dışından bu işin ehli insanları ithal etseydi de sektörel bir bilgi homojenliği sağlansaydı.

Sonra da bu yatırım imkanlarını vatandaşa sunsaydı …

İnanın şimdi , bu covit  -19 pandemisi ile daha bilinçli ayakta kalma çözümleri bulurduk . Bu kadar da kendimizi reklam edip ayağımıza sıkmazdık . Çünkü biz ülke olarak yabancı misafir için , turizmin her branşında dünyada vazgeçilmez tek ülkeyiz.

Bir anım ile bitireyim .

Bir zamanlar Marmaris’de görev yapıyorum . Doluluklar gayet iyi . Hepimiz çok mutluyuz. Zamanın Hürriyet gazetesinde bir manşet :” MUĞLA’YA  BAĞLI , ……..  KÖYÜNDE KUDUZ VAKASI !”… Küt diye satışlar düşmeye başladı . Allahtan kısa sürede atlattık . Gazete bilmiyor ki , bizdeki basın , her ülkede olduğu gibi yabancı elçiliklerde de okunuyor ve gerek görülürse kendi ülkelerine bildirilir.

Şimdi de CORONA için öyle başarılıyız ki , tüm rakkamlar dünya çapında…Hala artışlar var… Ve bizim jöleli saçlı , dar paça pantolonlu turizmciler misafir gelecek diye hayal kuruyorlar . Ama hakları da yok değil , koskoca ülke Turizm Bakanı da , ha babam MAVİ BONCUK dağıtıyor. 

Beyler !

Tur operatörleri zorda..

Uçak şirketleri birbir batıyor..

Ülkeler vatandaşlarını korumak için yasak üstüne, yasak getiriyor…

Lokal acentalar , oteller devlete YARDIM…YARDIM.. diye diye bir hal oluyor …

Siz hala TURİZMDEN bu sene umutlusunuz …Enteresan .

Bakın bir daha diyorum .. Diyelim ki doldunuz …. Kaç EURO’ya doldunuz ?
Herşey dahilin , tam anlamı ile kişi başı maliyeti sadece yiyecek/içecekte 18-19 euro iken , siz odalarınızı kaça vereceksiniz ?
Haydi diyelim ki verdiniz … Batmaktan nasıl kurtulacaksınız ? 
Diyelim ki iyi fiata verdiniz .. Ama fiyatı veren tur operatörünün batmayacağını nereden biliyorsunuz ?
Uçak şirketi batarsa kim kimi, nereden nasıl getirecek ?

Kafayı mı yediniz siz ?

Bu yazı toplam 2549 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.