MURAT EMEN-EMEN&EMEN
Haftanın Ekonomik Görünümü 2-7 Eylül 2013
İSTANBUL - Dünya çok entresanlaştı. Dün Mısır-Mısır diye konuşuyorduk. Bugün Suriye ile yatıp kalkıyoruz. Gazetelerde Mısır ile ilgili dirhem bilgi yok. Sanki öyle bir derdi yok dünyanın. Nursi falan unutuldu sanki.
Yıllardır süren Suriye krizi kopma noktasına gelmek üzere. Müdahale yapılacak mı, yapılmayacak mı? Eğer şu ana kadar harekât başlamamışsa ya BM Araştırma ekibinin raporu bekleniyor, ya da Güvenlik Konseyi Rusya ve Çin nedeniyle tekrar tıkandı. İlk defa ABD, İngiltere ve Fransa müdahale konusunda bu kadar ciddi bir noktaya geldiler.
SURİYE DOSYASI
Her ne kadar sınırlı bir bombalama harekâtı deniliyorsa da, batılı ülkelerin bombalama yapan uçakları, Suriye tarafından kazara düşürülürse olay, havadan kara harekâtına döner mi? İran ne yapar? İsrail hedef alınabilir mi? Türkiye'nin konumu ne olur.? Bütün bunlar soru işareti olarak duruyor.
Eğer sorun BM Güvenlik Konseyinde takılırsa NATO formülü denenir mi? Daha önce Kosova'da uygulanan model devreye sokulur mu?
Obama bu sefer çok ihtiyatlı davranıyor. Bunda seçim endişesi olmamasının da katkısı var. ABD'yi artık mecbur kalmadıkça kara harekâtına sokmamaya kararlı gözüküyor. O da biliyor ki, ne kadar sınırlı tutalım denilse de bunun çok zor olduğunun farkında.
Erdoğan hükümeti meselenin üzerine dikine gitmeye devam ediyor. Ülke mutlaka belirli şekilde bu harekâtın bir parçası olabilir. Olası bir kara harekâtında mutlaka olacağımız anlaşılıyor. Muhalefet tasvip etmiyor. Kanıtlar inandırıcı olmadan sınırlıda olsa bölgede çatışma istemiyor. Çok sıcak bir haftaya giriyoruz.
TÜRKİYE DOSYASI
Ekonomik açıdan gergin bir haftayı geride bıraktık. Dünya genelinde gelişmekte olan ülkeler zor bir hafta geçirdiler. Özellikle Hindistan parası Rupi dolar karşısında çok değer kaybetti. Filipinler, Endonezya ve Brezilya'da da aynı görünüm vardı.
Türkiye'de bu FED mahreçli gelişmelerden menfi etkilendi. Piyasalar allak bullak oldu. Öncelikle BIST İstanbul 64binlere kadar geriledi. Dolar 2.05'lere kadar yükseldi. Faizler menfi etkilendi. Bu arada TCMB Başkanı Erdem Başçı basının önüne çıktı.
Başçı'nın konuşması değişik açılardan tatmin edici olmadı. Afaki tahminler ortaya attı. Merkez'in itibarını ortaya koydu. Doların 1.92'nin altına geleceğini söylerken inandırıcı olamadı.
Başçı konuşmasında açık olarak faizleri artırmayacağını belirtti. Gerekirse döviz satarak dövize müdahale edeceğini açıkladı. Kullanılabilir rezervinin 40 milyar dolar olduğunu buradan kullanabileceğini belirtti. Başka araçlarım var. Onları devreye sokarım dedi.
Başçı mali politika ile para politikasında sıkışmış gibi gözüktü. Anlaşıldığı kadarıyla yaklaşan yerel seçimler sebebiyle hükümet 2013 yılının büyüme rakamına büyük önem veriyor. Bu nedenle faizlerin yükselmesi taraftarı değil. Bu konuda kırmızı çizgiyi TCMB'nin önüne koymuş durumda. Bu durumda Başçı'nın döviz satarak mücadele etmekten başka çaresi kalmıyor.

FİNANCİAL TİMES : BAŞÇI PİYASALARIN KAYGISINI GİDEREMEDİ
Financial Times gazetesi, "Türk lirası rekor bir düzeye indi" derken Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'nın liranın düşüşüne ilişkin kaygıları gideremediğini savundu.
Ekonomi gazetesi Financial Times, Türk lirasına ilişkin son gelişmelere vurgu yaptığı haberine "Türk lirası, ABD'nin Suriye'ye olası saldırısına ilişkin korkuların üzerine Salı günü rekor bir düzeye inerken Türkiye Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, para biriminin düşüşüne ilişkin kaygıları gideremedi" diye yazdı.
Başçı'nın yıl sonuna kadar faizlerin artırılmayacağı, döviz kurları konusunda kaygılı olmadıkları yönündeki ifadelerinin piyasaları rahatlatmadığını savunan gazete, Başçı'nın açıklamalarının ardından liranın dolara karşı keskin biçimde düştüğüne, borsanın da gerilemeye devam ettiğine dikkat çekti.
İngiliz gazetesi, analistlerin Merkez Bankası'nın 20 Ağustos'da borç verme faizinde yaptığı 50 baz puanlık artışının "hem yetersiz olduğunu, hem de geç geldiği" yönündeki değerlendirmelerine de yer verdiği haberinde Standard Bank'tan Tim Ash'ın Merkez Bankası'nın zayıflayan lira ve enflasyondan çok, hükümete yüzde 3-4 büyüme hedefine ulaşmaya yardım etmekle ilgilendiği göründüğü görüşünü de yansıttı.

WSJ GAZETESİ “BAŞÇI'NIN VUCUT DİLİ RAHAT OLMADIĞININ GÖSTERGESİ”
Vücut dili uzmanlarına göre Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, Salı günü yaptığı açıklamalar sırasında mimikleriyle kendisini yalanladı ve söylediğinin aksine çok da rahat değildi. The Wall Street Journal'a konuşan vücut dili uzmanı Mert Aydıner, Başçı'nın AA Finans Masası'nda "Dolar yıl sonunda 1.92 TL'nin altına düşerse şaşırmayın" yorumu konusunda ," Tahmininin tutmasına kimsenin şaşırmaması gerektiğini söylüyor ama yüzündeki ifade başta kendisinin buna şaşıracağını söyler gibi" diyor.
Aklımıza gelen son soru: cari açık problemi bu durumda olan Türkiye'nin daha yüksek faiz isteyen yabancı sermaye ile inatlaşma lüksü var mı? Başçı'nın konuşmasının arkasından bazı köşe yazarları “faiz lobisi kaybetti” mealinde yazılar okudum. Ben şahsen olaya öyle bakmıyorum. Yeni bir denge kuruluyor. Türkiye'de bu dengede yerini alacaktır. Başka lüksü yoktur diyorum. Babacan'da bunu böyle söyledi ama anlaşılan şu ki hükümet faizler konusunda Başçı'yı sıkıştırıyor. Bir müddet faizler yerinde sayacak ama bedeli ne olur göreceğiz.
AMERİKA DOSYASI

OBAMA SIKINTIDA
Obama iki açıdan sıkıntıda. Birincisi malum Suriye konusu. Harekata karar verecek olan Obama. Şartlar kaçınılmaz bir noktaya geldi. Kimyasal silah kullanımı konusu bahanede olsa cezasız kalmayacağının taahhüdü var. Eğer BM eksperlerinin raporu “kullanıldı” derse ki diyecekler gözüküyor. Kimin tarafından kullanıldığına bakılmaksızın bir şeyler mutlaka yapılmak durumunda. Obama'yı tedirgin eden istediği gibi sınırlı kalabilecek mi? Sadece bir uyarı niteliği taşıyabilecek mi?
Obama'nın diğer konusu hükümetinin borçlanma limiti sorunu. Muhalefeti ikna edemez ise ABD hükümeti kritik bir zamanda zorda kalabilir.
Kongresi hükümetin borçlanma sınırını yükseltmek için bir uzlaşmaya varamazsa, Obama yönetimi ekim ayı ortasında harcama yapamaz duruma düşebilir. Hazine Bakanı Jack Lew, Kongre’deki parti liderlerine gönderdiği mektupta, “Kongre ABD’nin yüksek itibarını korumak için bir an önce harekete geçmelidir” dedi. Reuters ’ın haberine göre Obama Hükümeti’nin 16.7 trilyon dolarlık borçlanma limiti bulunuyor. Yönetim mayıs ayından bu yana nakit varlığını bazı olağanüstü önlemlerle destekleyerek, kendisini ödemelerini yapamaz duruma düşmekten koruyor.
Lew, hükümetin borçlanma kapasitesini ekim ayı ortasında dolduracağını ve bu tarihte elinde harcayacak sadece 50 milyar dolar gibi, gerektiğinde bir günde bitebilecek bir meblağ kalacağını söyledi. Lew, bu durumda hükümetin iflas konumuna girmesinin kaçınılmaz olacağını ve bunun da yatırımcıların ABD’ye olan güvenini sarsacağını kaydetti. Lew, “Böyle bir senaryo finansal piyasalara zarar verir ve ekonomimizde ciddi aksamalara yol açar” dedi.
Borçlanma tavanı konusunda Kongre’de sert geçen tartışmalar, 2011 yılında Obama yönetimini iflasın ucuna kadar getirmişti.
Cumhuriyetçi Parti, bu yıl harcama limitini arttırmayı, Obama’nın halk sağlığı (health care) programını zayıflatacak bazı değişiklikleri zorlamak için baskı aracı olarak kullanmak istiyor. Obama ise pazarlık konusu yapmak istemiyor.
AB DOSYASI

MERKEL İTİRAF ETTİ: YUNANİSTAN AB'YE ALINMAMALIYDI
Almanya seçimlerine bir ay kala Merkel'den Yunanistan ile ilgili çok sert bir mesaj geldi. Angela Merkel “Yunanistan'ın AB'ye alınması büyük bir hatadır” dedi suçu o zaman iktidarda olan sosyal demokratlara attı. Gerçek bir yanlış olduğu zaman içinde kanıtlanan ve AB'ye çok büyük yükler getiren Yunanistan va yanına taktığı Güney Kıbrıs'ın üyeliklerinin altında yatan gerçekleri anlamak için geçmişe bir göz atmak istedik. Diplomatik Gözlem Web sahifesinde yayınlanan bir yazıdan bazı bölümlerle bu hikayenin arka perdesini hatırlıyoruz.Bizi 50 yıldır kapıda bekleten AB Dünyasının gerçek iç dünyasını anlamak bakımından bunları hatırlamakta yarar var.
YUNANİSTAN’IN ÜYELİĞE KABULÜ ÇOK ZOR OLDU
“Yunanistan’ın AB'ye alındığı dönemde Avrupa’ya verebileceği bir şeyi yoktu. Belki demokrasi tarihte o topraklarda icat edilmişti, ama Yunanistan diktatörlükten yeni çıkmış bir ülkeydi. Yunanistan’ın üyeliğe kabulü çok zor oldu. Büyük tartışmalar yaşandı. İki ile ikiyi toplamayı başarabilen herkes Yunanistan’ın üyeliğinin gelecekte büyük sorunları da beraberinde getireceğinin farkındaydı. Özellikle Yunanistan’ın Türkiye’ye bakış açısı ve Yunan devlet sisteminin kendi varlığını “doğudan gelen büyük Türk tehdidine” göre tanımlaması başlı başına bir sorundu. Atina’nın Ankara ile anlaşmazlıklarında Avrupa’yı kullanmak isteyeceği açıktı. Ayrıca Yunanistan fakirdi.
Bu gerçekler pek az insanı ilgilendirdi. Çünkü Yunan felsefesi Avrupa’nın kökleri arasında sayılıyordu Bugün “demokrasinin icat edildiği ülkede” ağır bir kriz var. Öğrenciler, çiftçiler, işçiler öfkeli. Devlet iflasın eşiğinde! Yunan trajedilerinin en acıklısı yaşanıyor. Yunanistan hiçbir zaman gerçek bir demokrasi olmadı. Sadece Karamanlis ve Papandreu ailelerinin yetiştirdiği kuşaklar sırasıyla iktidar ve muhalefet olarak oy aldı. Atina’da demokrasi bunun ötesine geçmedi.
ATİNA AB’NİN PARASIYLA ZENGİNLEŞİRKEN, KÜSTAHLAŞTI
Yunan siyasetinde esas olarak “solcu olduğu iddia edilen” PASOK ve “sağcı olduğu varsayılan” Yeni Demokrasi partileri egemen. Papandreu ve Karamanlis hanedanlarının bu partileri sırayla seçiliyor. Parti programı olmayan PASOK ve Yeni Demokrasi toplumsal hayatı yönlendiriyor. Hatta bu iki partiden birisine bağlanmayan üniversite mezunu bir gencin iyi bir iş bulma olanağı da yok. Üniversite mezunlarının 700 Avro’dan iyi bir maaş alamaması nedeniyle “700 Kuşağı” diye anılan son nesil, kahvenin fincanının 8 Avro’ya satıldığı Atina kafelerinde garsonluk yapıyor. Avro Bölgesinin Truva Atı… Aslında Yunanistan AB’ye alınmamalıydı. Brüksel şımarık çocuğun (enfant terrible) kaprislerine ve kıskançlıklarına göre siyaset izlememeliydi. Ama o zamanlar belki de Turkomani ve Turkofobinin bulaşıcı olduğu bilinmiyordu. Ama herkes mutluydu. Atina AB’nin parasıyla zenginleşirken, Balkanlar’da ve Ege’de de zevkle küstahlaştı.
ATİNA BAZI “MUHASEBE NUMARALARI” YAPMIŞTI
Brüksel’in bundan duyduğu bir sıkıntı yoktu. Belki biraz pahalıya mal oluyordu, ama Türkiye ile ilişkilerde Yunanistan gibi bir “enfant terrible” devlete ihtiyaç vardı. Ancak asıl kötü olan, Yunanistan’ın Avro bölgesine de dâhil edilmesi oldu. Atina’nın Brüksel’e yolladığı finans raporları gerçekleri değil, temennileri yansıtıyordu. Atina 1997–1999 döneminde bütçe açığının %4’ten %1,8’e düştüğünü rapor etti. Eurostat’ın araştırmasına göre Yunanistan’ın aynı dönemdeki bütçe açığı %6,4 ile %3,4 arasında değişiyordu. Atina istediği rakamlara ulaşmak için bazı “muhasebe numaraları” yapmıştı. Örneğin askeri harcamalar “resmi devlet harcaması” olmaktan çıkarılmıştı. Sosyal güvenlikteki fazlalıklar ölçüsüzce kalemler arasında muhasipleştirilmişti. Hatta 2006’da fuhuş ve kaçakçılıktan gelen para kayıt altına alınıp, milli gelir % 25 artırıldı. Brüksel bu garabeti görmemeyi tercih etti.
YUNANİSTAN MİRASYEDİ VEYA HOVARDA GİBİ YAŞADI
Çünkü Yunan pazarı özellikle Almanya için çok önemliydi. Yunanistan’ın Avro bölgesine girmesi istikrarını artırdı ve Yunanların alım gücünü yükseltti. Sonrası ise malum; Daha çok harcama ve daha çok borç ve iflas… Brüksel’in Görmediği “küçük” Ayrıntılar… Bugün yüz milyarlarca Avro’luk ağır borç altında ezilen Yunanistan on yıllar boyunca bir mirasyedi veya hovarda gibi yaşadı. Avrupa’da en pahalı otoyol inşaatının kilometresi 20 milyon Avro’ya mal olurken, Yunanistan 65 milyon Avro ödedi. Atina’nın her kilometresine 65 milyon Avro harcadığı projelerin AB’deki diğer muadillerinde aynı mesafeler 5 milyon Avro’ya bitirilebiliyordu.
SAVRULAN PARALAR YÜZÜNDEN PROJELER TAMAMLANMADI
Üstelik bu harcamalar 2000–2006 döneminde “3. Komite Destek Çerçevesi’nde” yapıldı. Yani AB’nin Yunanistan’a “mali yardım” adı altında yaptığı ödemeler, ülkenin kalkınması bahanesiyle göstermelik projelerle tüketildi. Aynı zaman diliminde Yunanistan AB’den 26 milyar Avro yardım aldı. Bu dönemde Atina altyapı projelerine toplamda 51 milyar Avro harcadı. Yunanistan’da kilometresi 65 milyon Avro’ya -aynı hesaba göre santimetresi 650 Avro’ya- mal edilen Egnatia Otobanı’nın yanı sıra savrulan paralar yüzünden 173 projeden 28’i de tamamlanamadı. Atina şimdi de yaşadığı ve Avro bölgesine yaşattığı krize rağmen, bunları da “4. Komite Destek Çerçevesi’nden” finanse etmeyi düşlüyor. Ancak bu gerçekleşmeyebilir. Çünkü AB’nin tespitine göre “hiç olmayan”, ancak “diğer projelerdeki finansman açıklarını kapatmak için” varmış gibi gösterilerek, “AB’ye ödettirilen” projeler de var.
BİZİ AB'YE ALMAZLAR
AB en az 20 yıl Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’ı “neredeyse zorla” AB tam üyesi yapmaya çalışmasıyla uğraştı. AB en az 30 yıldır kendisini “Balkanlar’da jeopolitik önemi çok yüksek bir ülke” kabul eden Yunanistan’ın Balkan politikası ile baş etmeye çalışıyor. Arnavutluk ve Makedonya örnekleri Atina’nın “AB’nin gücünü irrasyonel ulusal egoizmi için kendisinden zayıflara karşı nasıl hunharca kullandığını” gösteriyor. Ama Brüksel yine de -üstüne üstlük dolandırılmasına rağmen- Yunanistan’a destek veriyor. Çünkü Merkel’in de, diğerlerinin de söylediği gibi, Avrupa projesinin köklerinde Yunan felsefesi yer alıyor. “
Harvard'da iken arkadaşım olan bir Alman kız talebeye sormuştum
“Türkiye üye olabilir mi?” diye.
Sıkılarak “Maalesef” demişti” “Hiç şansınız yok!”
“Niye?” dediğimde iki neden söyledi.
70 milyonun üstünde bir nüfus ve müslüman bir ülke olmak.
O zaman kabullenememiştim ama bugün Alman arkadaşıma hak veriyorum.
Bizi AB'ye almazlar.
PİYASALAR
İlginç bir haftaya giriyoruz. Bir tarasftan harekat olacak mı diye endişe ediyoruz. Diğer taraftan FED sonrası devam eden fırtınanın hızını merak ediyoruz.
BORSA
geçtiğimiz hafta sonuna dogru biraz toparlayan borsa hala 66binlerde dolaşıyor. Bu da ayrışan banka hisselerine gelen alımlardan kaynaklanıyor. Borsaya haftanın son günü iyimser bir hava hakim. Genelde avrupa borsalarında da iyimserlik var. ABD'den veri bekleniyor. Cuma saat 14 itibariyle endeks 66.306.
FAİZ
TCMB Başkanı Başçı'nın çizdiği kesin 6.75-7.75 çizgisi devam ediyor. Bu çizgi biraz faiz beklentilerini kırdı denilenbilir. Yabancı sermaye beklediği faiz artırımını alamadı. Bunun neticelerini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ortada biraz inatlaşma havası var. Pekçok şey üstüste binebilir ve ters sonuçlar görebiliriz. Faiz lobisi lafları gene sıklıkla konuşuluyor. Merkez'in zıtlaşma lüksü var mı? Büyüme mi istikrar mı? Haftanın son günü itibariyle birleşik faiz 9.58. Bir gün önce çift haneleri görmüşken geri geldi. Bu haftada Suriye bağlantılı dalgalı geçmesi muhtemel.
DÖVİZ
Dolar 2.0383 gibi biraz geriledi. Euro 2.7017 ve parite 1.3258. Çok belirsiz bir hafta. Herşey olabilir. Dövizin ateşini faiz silahını kullanmadan döviz satarak düşürmeyi planlayan TCMB'nin piyasalara yeni bir araç sunması bekleniyor.
Esenlikle Kalın



































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.