Kırım'da savaş turizmi

Kâmil Yüceoral

Öteden beri Kırım da savaş sonrasına ne kadar hazır olduğumuzu merak ediyordum.
2014 yılında % 60 nüfusu Rus olan Kırım Özerk Cumhuriyetindeki Refarandum da, %86 oy oranında "Rusyaya bağlanmak istiyoruz" sonucunun çıkması sonrası, 30000 Rus askerinin Kırımı işgali gerçekleşti.
İşgalin ardından gelen ve bizim de katıldığımız çok katı AB ambargosu kalkarsa biz Türkiye olarak ne yapacağız?
Orada yaşayan 300.000 civarındaki Kırım Tatar Türkü soydaşımıza yeniden nasıl sarılacağız. Ortak Turizm ve eğitim projeleri gerçekleştirebilecekmiyiz?
Derken, Karadeniz İş adamları Derneğinin daveti ile kendimi Kırım yollarında buldum.

 Bu seyahatin aslında bir SAVAŞ TURİZMİ olduğunu ise Kırım yakınındaki Krasnodar havaalanına yaklaşırken anladık. Havaalanının bombalanması gerekçesi ile uçağımız önce Vladikafkas hava alanına yöneldi. Daha sonra bu havaalanının da inişimize müsaade etmemesi nedeniyle, Kafkasların ortasındaki şirin ve minik Çerkez havaalanı olan Nalçik'e indik.
Yolcular salonda, uçak apronda yattı ve bombardımanın bitmesini beklemeye başladık. Ya da bombardımana başladılar demek daha doğru olur.
Çünkü biz Türkler hemen bir minübüs tutup, önce Nalçik in en güzel lokantasında Çerkez yemekleri yiyerek, gezimizin tadını çıkarmaya başladık.
Ardından da 12 saatlik kara yoluyla Krasnodar a geldik. AIma bu seferde Kerç köprüsünün güvenlik nedeni ile kapanması yüzünden bir müddet de buradaki otelde kaldık.
Bu süre zarfında en çok dikkatimi çeken konu ise; ne uçakta ne de yerde hiç kimsenin panik yapmaması, sakin bir şekilde olanları kabullenmesi idi.
Ve 32 saat sonra Simferopol (Akmesçit) deki Moskova otelimize varabildik. Akmesçit'e de üç insansız hava aracı ile saldırıldığı haberi hiçbirimizi heyecanlandırmadı.
Zaten orada da insanlar son derece sakin ve normal hayatlarına devam ediyorlardı.

 

Bir turizimci olarak ilk izlenimim Kırım girişindeki modern benzincilerde gördüğüm tüm turistik broşürlerin Rusça olması idi. Hepsi çok güzel hazırlanmış, rengarenk ve lüks turistik tesisleri tanıtan broşürlerdi. İçlerinde bir tek yabancı dilde yayın yoktu. Bu da Kırımın tamamen yerli Rus turistlere, iç turizme ve özelliklede zengin Rus oligarklara hizmet vermek için kurgulandığı gerçeği idi. Belki ağır ambargo şartlarından yada iç turizm kapasitesini yeterli bulduklarından ama sonuç da böyleydi.
Özellikle Yalta ve çevresinde yer alan bazı turistik tesisler, son derece modern ve pahalı idi. Hatta gecesi 150.000 TL yi bulan otellerin Rus oligarklarca daha çok tercih edildiği bile anlatıldı. Yatırım bekleyen büyük ve eski senatoryumlarda, sağlık turizmi yapabilmenin düşünü kuruyorlardı.

 Rusya, Kırım ı işgal ettikten sonra, bizim Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’n de uyguladığımız yöntemlere benzer bir uygulamayla ciddi para yardımında bulunmuş. Sokaklarda dolaşan bir fakire rastlamadık. Yolların çoğunu, yeni ve güzel duble yollarla donatmışlar. Kiril alfabesini okuyamıyorsanız Simferapol yerine soluğu Sivastopol da alma riskiniz varsa da, orada araba kiralamanızın iyi bir seçim olmadığı ortada. Zaten bizim kredi kartları da hiç bir yerde geçmiyor....
Orta kalitedeki merkezi Moskova otelinin şehrin merkezinde olması bize bu seyahat de yetti. İleride biz de Türk oligarkı olabilirsek belki başka seçenekler arayabiliriz.
Baş şehir olan Akmesçit (Simferopol) de Rus mimari tarzı ve Ortodoks kiliseleri hakimdi. Alt geçitlerdeki çarşılar ise fazlasıyla Eminönü’ndekileri hatırlatıyor.

Güvenlik ve savaş nedeniyle, yabancılara telefon sim kartı satılmıyor. Sadece otellerdeki internetle dünyaya ulaşabilirsiniz, ama orada da whatsapp vs yok tabi ki..<
Bankalarda döviz bozdurabilmek ise başka işkence… En ufak leke bulunan ya da kıvrık olan dövizi red etmelerine neden oluyor. Bu nedenle bol ruble ile yola çıkmak daha güvenli gözüküyor.
Bu şehirde bizim için en önemli merkezde, tamamen Türk yemekleri yapan ve Türkiye de İletişim fakültesini bitirmiş olan, Safran lokantasının sahibi Rıza bey oldu..Her türlü sorunumuzu çözen bir Hızır gibi yetişti her an.
Eğer vatan hasretiyle yanıp tutuşan, Kırım diasporasına mensup, Tatar Türkü değilseniz ve ambargoya rağmen bir Kırımlı ortak adına (ama ortak olarak) iç turizme yönelik (2-3 aylık sezonda) 30-40 milyon dolarlık bir turizm yatırımı yapmayı düşünmüyorsanız, bu seyahat sizin için pek kolay olmayabilir.
Kuşkusuz gerek Sivastopol’un o çok zarif mimarisi ve İstanbul boğazını andıran güzelliği, Yaltanın pahalı ama neşeli cıvıltısı, Bahçesarayın Giray Han döneminin anıları ile dolu nostaljisi duruyor.
Yetmişe yakın her derde deva kaplıcaları, Batı Kırım’ın apart otelleri, nefis yerli şarap, şampanya ve kanyakları, güzelim çiğ börekleri ile bile Kırım cennet…
Ayrıca adrenalini yüksek bir gezi de bir çoğumuza iyi gelebilir.