İstanbul 2010'a girerken

UNESCO'nun amacı tarihi ve kültürel varlıkların korunması için "Dünya Mirası Listesi"ne girmek yanında ülkelere ağır sorumluluklar da yüklüyor.

Müge Akgün

UNESCO'nun 1972 yılında hayata geçirdiği "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi"ne Türkiye on yıl sonra imzacı olmuştu. İlk heyecan ve hevesle 38 kültürel, 23 doğal eserden oluşan bir liste Dünya Mirası Komitesi'ne iletildi. Ayasofya, Aya İrini, Zeyrek Camii, Tarihi Surlar, Süleymaniye ve çevresi ile İstanbul, 1985 yılında listeye ilk giren yerler arasındaydı.
Ancak UNESCO'nun amacı tarihi ve kültürel varlıkların korunmasını sağlamak olan "Dünya Mirası Listesi"ne girmek şöhretin yanı sıra ülkelere ağır sorumluluklar da yüklüyor. Sorumluluğunuzu yerine getiremediğinizde listeden çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Listede yer almanın ülkelerin turizm gelirlerine büyük bir katkısı var. UNESCO bu eserlerin restorasyonuna ve doğal afetler ya da savaş nedeniyle başına herhangi bir şey geldiğinde maddi destek de veriyor.
İstanbul 2003 yılında sorumluluklarını ve adaylık dosyasındaki taahhütlerini yerine getiremediği için Dünya Mirası Listesi'nden çıkarılıp "Tehlike Altındaki Kültürel Miras Listesi"ne alınma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı.
Aradan altı yıl geçmesine karşın bu tehlike hâlâ devam ediyor. Eserler niteliklerini kaybedecek kadar bozulurlarsa listeden çıkarılabilecek. UNESCO'nun uluslararası kurulu listeye aldığı kentlerin ya da eserlerin akıbetini de kontrol ediyor. Mesela mimari projesini Kadir Topbaş'ın çizdiği boynuz şeklindeki Haliç Köprüsü'ne bir dünya mirası olan Süleymaniye Camii'nin siluetini etkilediği için karşı çıkıyor. Bir zamanlar Mısır'da Giza piramitlerinin yanından otoyol geçmesini engellediği gibi.
Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi "Biz nasıl böyle bir detayı düşünemedik" diye hayıflanacağına, kültürel mirasa saygılı olmadığını kanıtlarcasına Silivri Ortaköy'deki tarihi bir kilisenin cami olarak restore edilmesini üstleniyor. Milliyet gazetesinden Şenol Demirci'nin verdiği bilgilere göre Silivri'deki Aziz Dimitrios Kilisesi Ayasofya, Selimiye ve Süleymaniye ile aynı koruma özelliklerine sahip.
Onlardan tek farkı, şu an harap durumda olması. Eğer tarihi yarımadada olsaydı zaten UNESCO böyle bir değişime izin vermezdi. 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Başkanı Sait Başaran "Diskotek mi olsaydı; camiye izin verdik, kötü mü ettik" demiş. Herhalde müze, kütüphane, sergi mekânı gibi olasılıklar Başaran'ın aklına gelmedi.
Geçmişte sıkça dillendirilen tarihi bir yapının bu yolla korunuyor olması bahanesi de son günlerde sıkça dillendirilen etnik ve dinsel kimliğe dayanmayan vatandaşlık anlayışına hiç uymuyor. Söylemeye bile gerek yok ama vatandaşlık tanımı sadece anayasalarda yapılmaz. Söyleme ve eyleme de yansır.
"Mütekabiliyete" çok önem verenler yine "Yunanistan'da bir tek cami bile yok, İspanya'da Cordoba Camii'nde ibadete bir kez bile izin verilmedi. Kimsenin bir şey söylemeye hakkı yok" diyebilir. Hatta demeye başladılar bile. Ben, dünya miraslarına saygılı olduğumuzu, geçmiş hatalarımızı artık tekrarlamadığımızı, bu konuda değiştiğimizi göstermeyi isterdim. Bir kez de yol gösterici olmayı denesek olmaz mı?
Neyse ki sağduyulu bir Kültür ve Turizm Bakanımız var da duruma el koydu. Kararı yeniden incelenmesi için kurula geri gönderdi, bakalım nasıl sonuçlanacak.

Manşetler

İspanya’nın savaş karşıtı olması ilişkileri güçlendirdi
Lufthansa CEO'su, ilk Boeing 777X'i 2027'de bekliyor
AIRBNB yapay zekâ ile yeniden yapılandırılıyor
Sİngapur 15 yılda MICE'ı iki katına çıkarmayı hnedefledi
Brezilya, 2026 Karnavalı'nda yabancı ziyaretçi rekoru
Trump, İspanya ile ticarete veda ediyor
Gürcistan BM turizm adaylığını geri çekti
Astana, Avrupa seyahat forumuna ev sahipliği yapacak.
Turizmci Murathanoğlu beton mikserinin altında kalarak can verdi
Viking Nil Nehri turlarını yeniden başlattı