MURAT EMEN-EMEN&EMEN
Haftalık Ekonomik Bülten 17-22 Mart 2014
İSTANBUL- Bu haftaki ingiliz Economist Dergisinin kapağında “The Age of New Crony Capitalism” dedikleri yandaş kapitalizm var. Crony Capitalism dedikleri Economist Dergisinin kapağında terminoloji olarak iş adamları ve hükümet yetkilileri arasında yakın ve kirli ilişkilere dayalı olan bir ekonomiyi açıklayan bir terimdir. Halk ağzı ile ahbab çavuş kapitalizmi diyede tanımlanabilir..
Uzun zamandır böyle bir uygulamanın içinde olduğumuz iddia ediliyordu ama ehemmiyet vermiyor toz kondurmuyorduk. 17 Aralık operasyonundan sonra ortaya dökülen belgeler dedikoduların üstündeki örtüyü kaldırıverdi ve konu ülkenin ve dünyanın diline düştü.
Bazı bakanlar için fezlekeler düzenlendi. Görevlerini bıraktılar.Paralar, kasalar ortaya döküldü. Bakan çocukları tutuklandı. Yandaş kapitalizmin ses kayıtları, oluşturulan müteahhit havuzları hepsi delilleri ile ortaya dökülüverdi.
Bu haftaki Economist’de bu konudaki dünya uygulamalarını Ukrayna’dan başlıyarak özetleyen bir başyazı var.. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan bu örneğin ilki Ukrayna sonrası Hindistan ve sırada maalesef Turkiye var. Ukrayna’da protestolar sonucu Yanukoviç hükümeti düştü. Şimdi gözler o dönemin zengin ettiği oligarkları üzerinde toplandı.Hindistan Nisan ve mayıs ayında seçime gidiyor. Orada da yolsuzluklar ve Londra ve Newyorkda yaşayan Hintli oligarklar ülkenin gündeminde.
Dergide; Türkiye’de de başbakan Erdoğan’ın inşaat firmaları ile olan ilişkilerinin skandal olarak ülke gündemine oturduğu ve ortaya dökülen kirli ilişkilerin sosyal medyada çok büyük tepki topladığından bahsediliyor. Dergiye göre bu tür yolsuzluk sorunu yaşayan birde Çin var. 2013 yılında Çin’de 120.000 devlet çalışanın işine bu nedenle son verilmiş.
Economist bu konuda “ artık günümüzde hükümetlerin ayakta kalmak istiyorlarsa bu tür yandaşlıklara gözlerini kapatmaları ve yarattıkları oligarklarla daha fazla ileriye gidemiyeceklerini anlamaları hatırlatılıyor..” Bilakis monopol yaratacak gayretleri önlemek ve rekabeti sağlamak, özel sektörün her kurumuna eşit mesafede durmak zorundadırlar “diyor.
“Artık yandaşların karşısında vergi ödeyen ve iyi tahsil görmüş hakkını arayan bir kesim bulacaklar.Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Meksika’dan başlayarak, Ukrayna, Hindistan, Çin ve Türkiye’de bütün bunlar su yüzüne çıkmış veya çıkmaktadır.Ülkeler bu tür yöneticilerini tasfiye yolundadırlar.” diye makale devam ediyor.
TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN SORUN
Geçtiğimiz haftayı gözlemleyerek piyasalarımızı değerlendirirsek, çok hoş şeyler söylemek mümkün değil.Bir taraftan dış etmenler ki Ukrayna bunların başında geliyor.Diğer taraftan iç çekişmeler ki bu ay sonu yapılacak yerel seçimler tamamen bir referandum haline dönüştü. Başbakan kendini sandıkta aklamaya çalışacak. Esas kararı halk verir kurnazlığına sığınan Erdoğan, vargücü ile mücadele ediyor. Günde birkaç yerde ilde halka hitap ederek, cemaat ve muhalefete yükleniyor. Ancak temcit pilavı gibi aynı sözlerin vatandaşı sıkmağa başladığı seziliyor. Ekonominin çok iyi gitmediğinin o da farkında. O tarafa bakmadan onbir yıllık icraatı överek nurlu ufuklar vadediyor. . Ancak kazın ayağı öyle değil gibi gözüküyor..
İç tasarruf oranı en düşükler arasında yeralan Türkiye, bunun sonucu olarak dış açığını gelişen ülkelere yönelen global sermaye ile finanse etmiş, 2002 yılında iktidara gelen AKP global sermaye ile iyi geçinerek haklı bir başarı hikayesi yakalamış ve. efsaneleşen bir yükselen pazar konumu yakalamıştı. Şimdi gelinen noktada işlerin giderek tersine dönme yolunda olduğu gibi bir izlenim var.Ayrıca ülkeyi yönetenlerin veya onların yandaşlarının global sermayeye olan yakınlıklarının faiz lobisi gibi tavırlarla düşmanlığa dönüşmesi bu kötü gidişin başlangıcı oluyor.Büyüyü FED bozdu diyebiliriz.
FED’in tahvil alımını azaltma programına başlaması, global sermayeyi ürküttü. Eskiden görmedikleri gelişen ülke yapısal bozuklukları ve kırılganlıklara şimdilerde dikkat edilmeğe başlandı.Böylece yükselen ülkeler arasında da bir sınıf geçme yarışı başladı.Kırılganlığı fazla olanların daha ciddi sorunlarla karşılaşmaları elzem gözüküyor.Bize dışardan bakanlar, ülkede hukuk düzeninin bozulduğunu, yolsuzlukların tepelere kadar çıkması siyasi ve ekonomik itibarı kaybettirme noktasına getirdi.Ülkeyi zor günler bekliyor.
Prof.Rodrik: Efsane yapılmış Türkiye ekonomisini zor günler bekliyor - Wall Street Journal

Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dani Rodrik
Türkiye ekonomisi, artan siyasi riskler ve küresel likidite olanaklarının azalmaya başlaması ile birlikte zor bir dönemden geçiyor. Yükselen kur ve faiz, beraberinde ekonomik yavaşlamayı getiriyor. ABD Merkez Bankası Fed'in parasal çıkışa başlayacağı sinyali verdiği Mayıs ayından bu yana Türkiye, yeniden ekonomik modelindeki sıkıntıları tartışmaya başladı. Özellikle yüksek cari açığı nedeniyle yurt dışı fonlara bağımlı olan Türkiye ekonomisini önümüzdeki yıllarda nelerin beklediğini ve yapısal olarak nasıl yapısal bir dönüşüm geçirebileceği üzerine WSJ Türkiye'nin iktisatçılarıyla röportajları sürüyor.
Bu kez WSJ Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dani Rodrik ile yazılı bir röportaj gerçekleştirdi.Soru cevaplı ropörtajın tek bir satırına bile kıyamadığımız için tamamını veriyoruz.
11. yılın sonunda AKP'nin uyguladığı ekonomi politikaları tartışılmaya açıldı. Tartışmaların bir tarafında, AKP'nin çok başarılı bir ekonomi yönetimi gerçekleştirdiğini savunuluyor. Karşı görüşte olanlar ise AKP'nin yapısal reformları yapmayarak sürdürülebilir ekonomik başarının temellerini atamadığını düşünüyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir yandan olumlu dış konjonktür, diğer yandan Türkiye'nin yabancı ülkelerde iyi pazarlanması sayesinde Türkiye'nin ekonomisine dair bir efsane yaratıldı. İç ve dış yayınlarda AKP döneminde Türkiye'nin milli gelirinin dört kat arttığını hala okuyabiliyoruz.
Halbuki, doğru rakam milli gelir için yüzde 64, kişi başına milli gelir için ise yüzde 43 civarında bir artış. Diğer gelişmekte olan ülkelerle kıyaslayacak olursak, bu olağanüstü değil, vasat bir performans. Gene de bu büyüme sayesinde Türkiye'de yoksulluk oranı düştü, orta sınıf genişledi, eğitim-sağlık alanlarında önemli adımlar atılabildi. AKP yönetimi, Kemal Derviş'ten devraldığı ekonomi politikalarla özellikle başlarda fazla oynamayarak genelde temkinli strateji izledi.
Ama Türkiye'nin özellikle son birkaç sene içinde büyüme motoru dış borçlanma oldu. Büyüme, iç tasarruf ve verimlilik artışı yerine kredi pompalanması ile sağlandı. AKP; Türkiye'de adeta yeni bir ekonomik popülizm getirdi. Eskiden popülizm devlet harcamaları ve para emisyonu ile yürütülürdü, sonucu da yüksek enflasyon olurdu. Şimdi özel sektörün borçlanmasını teşvik edici bir ortam sağlanıyor, sonucu da sürdürülemeyecek kadar geniş dış açıklar oluyor.
Yine 11. Yılın sonunda ABD Merkez Bankası'nın parasal genişlemeden çıkması ile Türkiye'nin de aralarında bulunduğu birçok ülkeyi zor bir dönemin beklediğini savunanlar var. Türkiye, bir ödemeler dengesi sorunu yaşamadan bu dönemi atlatabilir mi? Nasıl?
Türkiye artık dalgalı kur rejiminde olduğu için eski stil bir ödemeler krizi geçirmez. Yani bir günden diğerine ülke kendini bir kriz içinde bulmaz. Ama ekonomi, dış kırılganlıkları yüzünden bir süredir zaten yeni ve çok daha olumsuz bir döneme girmiş durumda. Döviz kurunun periyodik olarak baskı altında kalacağı, kurdaki oynaklığını epey artacağını, yatırım ve büyüme oranlarının düşük kalacağını düşünüyorum. Bunlara bağlı olarak da özellikle iç pazara yönelik, fazla borçlanmış özel şirketler hayli zorlanacaklar.
Arada ekonominin siyasetle etkilenmesini de unutmamak lazım. Türkiye'nin şu andaki siyasi gerginliğinin ve olası sonuçlarının borsa, tahvil ve döviz piyasalarında yeteri kadar fiyatlandırıldığını sanmıyorum. Siyasi istikrarsızlık piyasalarda önemli düşüşler getirilebilir.
Cari açık ve dış finansmana bağımlı büyüme modelinden Türkiye nasıl kurtulabilir?
Ancak iç tasarrufların artırılması ve dış borçlanmanın daha az çekici hale getirilmesi ile…Ekonominin hızlı büyüdüğü dönemlerde kamu maliyesi politikası daha sıkı olmalı, iç tasarruflara daha fazla katkı yapmalıydı. Keza kısa vadeli dış borçlanmanın çok arttığı zamanlar buna karşı önlem alınmalıydı. Bunların yerine makroekonomik popülizmin gereği olarak tüketim teşvik edildi.
Türkiye'nin sorun yaratmadan sürdürülebilir büyümeyi sağlaması için yapması gerekenler listesinin ilk 3 maddesine neleri yazarsınız?
Birinci olarak özel tasarrufları teşvik edici bir dizi önlem düşünürdüm. İkinci olarak, Türkiye'nin dış kırılganlığını azaltmak amacıyla kısa vadeli yabancı sermaye akımlarını icabında vergileme yoluyla kısıtlayan önlemler getirirdim. Üçüncü olarak, son senelerde siyasi kontrol altına alınmış ve rant dağıtıcı hale getirilmiş ekonomi yönetim kurumlarını –denetleyici kurullar, Maliye, ihale düzeni vs…- yeniden tesis etmeye çalışırdım.
1980 sonrası uygulanan liberal politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Bu açıdan devletin ekonomide yeniden aktif rol alması, Şevket Pamuk'un ifadesiyle "kaliteli devlet müdahaleciliği" fikrine nasıl bakıyorsunuz?
Türkiye'de ekonomi yönetimi her zaman müdahaleci oldu. Tek değişen müdahalenin stratejisi ve kimlerin lehine yapıldığıydı. Mesela, Özal'ın 1980 başlarında uyguladığı dışa açılma politikası ihracatçılar lehine uygulanan hayli müdahaleci bir politikaydı.
Kaliteli devlet müdahaleciliği kalkınmakta olan ülkeler için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ancak ülke ekonomisi geliştikçe ve farklılaştıkça eskisi bir tepeden inme, yukarıdan yönetilen, merkezden yönlendirilen politikalar yetersiz kalmaya başlar. Ülkenin değişik coğrafyalarını, sosyal katmanlarını, şirket kümelerini kapsayıcı daha ademi merkeziyetçi kurumlar ve politikalar gerekir. Devlet ile özel sektör arasında değişik seviyelerde süregelen bir diyalog tesis edilmesi gerekir. Bunun da ilk şartı devlet yöneticilerinin kendilerini değişik şirket gruplarıyla eşit mesafede hissetmeleri, yani siyasi amaçlarla bazılarını kayırmamalarıdır.
Demokrasi, hukuk devleti ve ekonomik başarı arasındaki güçlü ilişkiye yönelik literatürde de önemli çalışmalara imza atılıyor. Siz de bu alanla ilgilisiniz. Sizce Türkiye'deki siyasal düzen ile ekonomik performansı arasındaki ilişki ne düzeyde?
Siyasal düzen ile ekonomik performans arasında uzun vadede sıkı bir ilişki var. Kalkınmış ülkelerin neredeyse hepsinin demokrasi ile yönetiliyor olması bunun bir göstergesi. Ancak kısa-orta vadede ayrışma olması mümkün. Mesela Çin otoriter bir rejimle çok uzun mesafe kaydetti. Ancak sanmıyorum ki eğer Çin orta gelir ülkesinden ileriye atılım yapacaksa, siyasi rejimini de liberalize etmek zorunda kalacak. Keza Türkiye'nin siyasi sorunları kısa vadede ekonomiye çok olumsuz etki yapmış olabilir ama uzun vadede kesinlikle önünü tıkayan en önemli faktördür.
Son günlerde yolsuzluk iddiaları Türkiye gündeminden düşmüyor. Bu iddiaların, Türkiye'nin imajı ve ekonomisi üzerindeki etkisi konusunda gözleminiz nedir?
Az önce siyasi sorunlarla ilgili söylediklerim yolsuzluk için de geçerli. Çok hızlı büyümüş birçok ülkede yüksek oranda yolsuzluk görebiliyoruz. Türkiye'de yolsuzluğun boyutları, şimdi ortaya çıktığı kadar olmasa da, bilinen bir şeydi.
Yolsuzluk, değişik firmaların ve sektörlerin önünü açtığı oranda (Doğu Asya'da olduğu gibi) bazen büyümeye katkı dahi yapabilir. Gene Özal'a dönecek olursak, ihracat patlamasına ve büyümeye zarar vermemesi için bir ölçüde yolsuzluğa göz yumduğunu biliyoruz. Ancak yolsuzluk yatırımları teşvik etmekten öte rant yaratıp dağıtmak ve özellikle siyasilerin kendilerini zenginleştirmek amacıyla kullanılmaya başladığı zaman siyaseti zehirlediği gibi ekonomiyi de frenlemeye başlar. Türkiye'nin de bu noktaya geldiğini açıkça söyleyebiliriz.
Merkez Bankası, küresel kriz sonrasında "Türk Usulü Para Politikası" olarak adlandırdığı bir dizi ortodoks olmayan para politikası uygulaması gerçekleştirdi. Genel hatlarıyla MB'nin bu süreçteki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faizlere dair üzerindeki baskılar ve siyasi kısıtlar yüzünden Merkez Bankası bu değişik yolları denemek zorunda kaldı diye düşünüyorum. Bu şartlar altında gene de başarılı oldu bence. Kur ve enflasyon tahminleri konusunda bence piyasadan biraz geride kalarak son zamanlarda kredibilitesinden bir şeyler kaybetti. Hükümet ve maliye politikalarının Merkez Bankası'nın işini hiç de kolaylaştırmadığını söyleyebiliriz. Maliye politikaları ile para politikaları arasında olması gereken koordinasyon pek yok.
Türkiye 1990 sonrası küreselleşme sürecinden en genel hatlarıyla değerlendirirseniz, başarılı mıdır yoksa başarısız mı?
Küreselleşmeyi ülkeler genelde iki şekilde kullandılar. Ya üretime ağırlık vererek ve önemli bir dış ticaret vasıtasıyla sanayileşme süreçlerine ivme katarak. Asya ülkelerinin önemli bir kısmı stratejiyi benimsedi. Ya da dışarıdan borçlanıp, iç tüketimi körükleyerek. Türkiye bu ikinci yolu seçti. Dolayısıyla ilerisi için yeteri kadar yatırım yapmamış oldu ve kendisini krizlere karşı savunmasız bıraktı.
Gelişen ülkelerde hız kaybı küresel ekonomi için olumsuz
OECDnin ara ekonomik değerlendirme raporu yayınlandı. Rapora göre gelişen ülkelerin bir bölümündeki ekonomik hız kaybı gelişmiş ülkelerdeki toparlanmaya rağmen küresel büyümeyi olumsuz etkiliyor.
Bilindiği gibi gelişen ekonomiler küresel ekonominin yarısından fazlasını oluşturuyor. Euro bölgesinde iyileşme var ancak bu diğer büyük ekonomilerden daha yavaş. FEDin azaltımının menfi tesirlerinin gelişen ülke piyasalarında ciddi etkileri olacağı belirtiliyor.
Bank Of America’ya göre Türkiye Ukrayna’dan etkilenecek
Bank of America Merrill Lynch, Ukrayna’daki gelişmelere karşı kırılgan Türk hisselerini sıralarken bankalar için dip seviyelerden alım öneriyor. Strateji raporunda, Türk bankalarının fiyat/kazanç rasyoları açısından işlem gördüklerini belirterek, türk bankaları için gelinen dip seviyelerden alım yapılması önerisinde bulunuyor.
Bankacılık sektöründe 2014 3.çeyreğe kadar çok fazla hareketlilik olmayacağını, belirli bir band içinde hareket olacağını öngören BofA ML, 2014 3.çeyrekten itibaren 2014 karlılığının
Konuşulabileceğini belirtiyor.
Ayrıca Strateji raporunda Ukrayna’da yatırımları olan Anadolu Efes, Turkcell ve Şişe Cam’ın gelişmelerden etkilenmesini normal katrşılıyor.
Bu arada biz bu satırları yazarken, henüz Kırım’ın 16 mart referandumunun sonucu belli değildi. Muhtemelen beklenen gerçekleşti ve Kırım Halkı Rusya’ya ilhak konusuna evet dedi. Burada oyların oranı gelecek günlerin sıkıntısını ifade edecektir. Eminim ki halkın önemli bir kısmında Kırım’ı bağımsız görmek isteyenler de vardı. Ancak şartlar onları Rusya tarafına çekti diyebiliriz. Bu sonuç sanki sonun başlangıcı gibi davayı bitirmiyor. Bilakis başlatıyor. Büyük devlerler ile Rusya arasında gelişecek bir yaptırım savaşı bütün dünyayı etkileyecektir. O nedenle taraflara aklı selim hakim olmalı ve gelişmeleri soğukkanlılıkla karşılamalıdırlar diyoruz
ASYA RAPORU
Düşük talep Japon ihracatını olumsuz etkiliyor
Japon Merkez Bankası ülke ihracatının son dönemde yatar seyrettiğini açıkladı.
Banka dış taleplerin düş kırıklığı yaratıcı düzeyde olmasından ötürü ihracat tablosunun değiştiğini kaydetti. Bununla birlikte banka, Japonya içindeki ekonomik genişlemenin büyüme hızının sürdürülmesine yardımcı olacağını düşünüyor.
Ülkedeki şirketler işletmelerine daha fazla kaynak aktarıyor ve sanayi faaliyetleri biraz daha artmış görünüyor.Son veriler, sanayi üretiminin Ocak ayında % 4 arttığını gösterdi. Bu da sanayi faaliyetlerinin art arda iki aydır tırmandığını ortaya koyuyor.Bununla birlikte, iç talebin ve tüketici harcamalarının gelecek aydan itibaren yavaşlayacağından kaygı duyuluyor.Artan sosyal yardımların karşılanabilmesi için 1 Nisan'da hükümet satış vergisini mevcut % 5'ten % 8'e çıkaracak.
Japonya Merkez Bankası ayrıca, piyasaya sürdüğü para miktarındaki genişlemenin yılda 60 trilyon yenden 70 trilyon yene çıkarılması taahhüdüne bağlı olduğunu açıkladı.Bankanın toplantısı Fukuşima nükleer felaketinin üçüncü yıl dönümüne denk geldi.Japonya halen enerjisinin % 90'ından fazlasını ülke dışından ithal ediyor. Yenin zayıf olması, ülkede enerji maliyetini
Çin, Ulusal Halk Kongresi karar aldı: Çin tüketim toplumu olma yolunda ilerliyor
Çin Ulusal Halk Kongresinin yıllık toplantısı geçtiğimiz hafta Pekin’de yapıldı. Çin’in farklı yerlerindeki delegasyonlardan 3000 millet meclisi üyesi toplantıya katıldı.
Bu kongreden, yatırım ve ihracata dayalı ekonomiden tüketim ve hizmetlere dayalı ekonomiye geçilmesini sağlayacak reformların hızlandırılacağı mesajı çıktı. Türkiye’nin 24 ocak 1980 kararlarına benzer bir sonuca ulaşan kongre, Çininyatırım ve ihracat ekonomisinin sürdürülebilirliğini sağlama için böyle bir strateji değişikliğine gidildiği belirtildi.
Çin Başbakanı Li Keqiang Çin'in 2014 için yüzde 7.5’lik büyüme hedefini koruduğunu açıkladı.Li, savunma bütçesini yüzde 12.2’ye kadar çıkarma hedefleri olduğunu da söyledi.
Çin Başbakanı Li Keqiang ekonomik kalkınmanın hükümetin ana görevi olduğunu ancak acılı yapısal düzenlemelerin gerekli olduğunu söyledi. Çin’in savunma alanıyla ilgili adımıyla ilgili Japonya’222nın kaygısına temas etti ve ortada 'şeffaflık eksikliği' olduğunu söyledi.Li ayrıca kirliliğe karşı savaş sözü de verdi.Yolsuzlukla 'acımadan' mücadele edeceklerini belirten Li, terörizme göz açtırmayacaklarını da belirtti.
Reform vurgusu
Meclisin toplantısında Li, Çin’in bu yılki ekonomik hedeflerini açıklayan bir sunum yaptı.
Li, hükümetin yıla iyi bir başlangıç yaptığını belirtmekle birlikte ‘insanları mutsuz eden birçok problemin hala var olduğunu da’ kabul etti.Li, Çin’in kalkınması için acılı yapısal düzenlemelerin gerekli olduğunu söyledi.Konuşmaya göre ülke, enflasyonu yüze 3.5 oranı seviyesinde tutmaya çalışacak.Li’ye göre reformlar hükümet açısından son derece öncelikli bir konu ve kritik bir aşamaya geldi.
Savunma bütçesinin artırımı açıklaması Çin’in Japonya ve Filipinler’in de aralarında olduğu komşularıyla gerilim yaşadığı bir döneme denk geldi.Çin, geçtiğimiz yıllarda askeri bütçesini devamlı olarak artırdı.Uzmanlar toplam askeri harcamanın resmi olarak açıklanandan daha fazla olduğunu söylüyor.Bununla birlikte Çin, savunma bütçesinini ABD’ninkinden çok daha düşük olduğuna dikkat çekiyor.
Çin’den mevduat faizlerini serbest bırakma vaadi de geldi. Çin Merkez Bankası Başkanı, mevduat faizinin bir iki yıl içinde liberalleştirileceği müjdesini verdi.
Deneme amaçlı olarak büyük şehirlerde beş özel banka kurulacak.Ülkenin en büyük internet firması olan Alibaba ve Tencent’inde aralarında bulunacağı özel şirketler bu pilit bankaların kurucu hissedarları olacak. Elektronik ticaret devi Alibaba Group’un kurduğu online fonYu’2nun toplam yatırımcı sayısı81 milyona yükseldi.Parafonu fonunun 81 milyon yatırımcısına karşılık hisse senedi fonunun 77 milyon yatırımcısı var.Bu fonlar yıllık %6 mevduat faizi ve istenildiğinde çekebilme hakkı tanıyor.
PİYASALAR
Borsa
Geçtiğimiz haftanın BIST100 hareketi dünya borsalarına paralel olarak dar aralıkta 62.500 ila 632.3200 arasında endeks bankacılık kağıtlarının inişli çıkışlı hareketiyle 64bin barajını geçemedi.
Siyaset ve Ukrayna muhakkak ki etkiliyor. Seçim sonuçlarına göre bu baskıyı hissedeceğiz. Yatırımcı pozisyon almak istemiyor. Şimdilik 64bin barajını aşmak zor gözüküyor.
Faiz
Hafta ortası son 4.5 yılın en yüksek faiz oranını gören tahvil piyasasında 10 yıllık tahvil faizi spot kapanışta .11.14 seviyesinde seyretti. İki yıllık gösterge tahvil 11.45 oldu.Tahvil borsası yönsüz ve tadı yok. Hacımlar çok düşük. En küçük işlem bile sert hareketlere neden olabiliyor.
Döviz
Döviz konusunda dışardan ziyade iç dinamikler etken. Dış borçlanma oranı yüksek özel sektör fırsat buldukça döviz alıp pozisyon kapatıyor. Bu da 2,22 nin altına düşmesine engel oluyor. Geçtiğimiz hafta bir ara .2.25’e çıkan döviz daha sonra gevşedi. Dahada düşen bir dolar paritesi alım fırsatı olarak görülecektir.Bu haftada .2.22-.2.25 bandı geçerli olacak.
Piyasada genel bir sıkıntı var. Bankalar piyasalara biraz spğuk davranıyor. Seçim sonuçlarına ve siyasi istikrara bağlı bir beklenti oluştu. Sermayeye ulaşmak gittikçe zorlaşıyor.
Euro/dolar paritesini izlemek lazım.1.3890 direnci halen devam ediyor. Beklentiler paritenin 1.40 barajını aşacak olması. İçerde kurumsal döviz talebi yüksek.
Esenlikle kalın.



































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.