17 Ekim 2026
  • İstanbul10°C▼
  • Ankara9°C
  • Antalya15°C

ZAMAN VE ORTAK AKIL

Can Pulak

06 Ekim 2026 Salı 15:39

25 yılda devlet olarak da millet olarak da tanınamayacak hale geldik.

Evet, fotoğrafa baktığımızda hayli gelişmiş, değişmiş, altyapı ve üstyapılarıyla modern bir görüntü kazanmış gibi duruyorsak da yönetiliş biçimimiz, tarzımız, inatlarımız ve korkunç hatalarımızla hırpalanmış bir devlet ve devletten beslenenler hariç, yüzü gülmeyen, mutsuz, bezgin bir millet yarattık sonuçta.

Kavgasız, gürültüsüz, huzurlu geçen günümüz yok gibi. Allah’ın her günü, ülkemizde olup bitenlere şaşmakla, hayrete düşmekle geçiyor ömrümüz. Geçmiş dönemlerde de olurdu arsızlık, hırsızlık, yolsuzluk, suistimal; ama yaşadığımız dönemdeki gibisine hiç tanık olmamıştık. Eskiden de zaman zaman çiğnenirdi yasalar, ama hesap vermekten kolay kaçılamazdı. Hele anayasa ihlaline teşebbüs bile edilemezdi. Edilemezdi çünkü rahmetli Menderes’e, Zorlu ve Polatkan’a hayatlarıyla ödetmişlerdi bunu.

Haksızlıkları ve adaletsizlikleri seyrediyoruz

Oysa günümüzde anayasa ve yasalar, akıllara estiği gibi rahatça çiğneniyor. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını bile tanımıyoruz artık. Akıl almaz, inanılmaz rezaletler yaşıyoruz; olaylardan sorumlu olanların sorumsuzluğuna ve suskunluğuna tanık oluyoruz milletçe.

Alabildiğine haksızlıkları, adaletsizlikleri tiyatro seyreder gibi seyrediyoruz birlikte. Güçlü bir devletin içten çöküşünü, eriyişini; kabile çizgisindeki dış etkilerin, dış güçlerin bize kafa tutmalarını; güya müttefiklerimizin başımızı belaya sokacak tezgâhlarda rahatça rol almalarını izliyoruz ibretle.

Hangi birine üzüleceğimizi şaşırdık

Hangi birine üzüleceğimizi şaşırdık. Doğal patinaja mahkûm “Terörsüz Türkiye” gayretlerine mi? Ülkemize trilyon dolardan fazla ekonomik zarar veren, on binlerce günahsız insanımızın, çoluk çocuğun ve ailenin ölümüne sebep olan azılı ve eli kanlı bir teröristin muhatap alınmasına mı? Ona İmralı’da villa yapılmasına ve resmî komisyonda görevlendirilmesinin düşünülmesine mi?

Güneydoğu’da açılan güya taziye çadırlarında atılan sloganlara, açılan bayraklara mı? Hâlen milletvekili olan ve anayasaya sadakat yemini etmiş birinin, dağdaki “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazısının kaldırılmasını istemesine mi? Onun gibi düşünenlerin sayılarının az olmadığına mı? Meclis Başkanvekili Pervin Buldan’ın Hakkâri ve diğer konuşmalarına mı?

Türkiye’de gerçek dostluk ve kardeşliği samimiyetle isteyenler üzülmesinler mi bunlara?

Gerçek kardeşlik ve ortak değerlerimiz

Şunu herkesin bilmesinde yarar var: Türk-Kürt tarihî kardeşliğini çıkarsız, dış güçler tarafından yönlendirilmemiş ve siyasete bulaşmamış hâliyle istemeyen kimse olamaz. Bu ülke hepimizindir ve gerçek kardeşliği yaşayacaksak ülkenin imkânları hepimize fazlasıyla yeter.

Ama bu kardeşlik güneşini özerklik ve ardından toprak talepleriyle bulutlandırırsak bunun kimseye faydası olmaz. Türklüğü aşağılamak, Kürtlüğü öncelemek, Anadolu toprakları üzerinde başka bayrakları gezdirmek, hayalî ve boş işlerle uğraşmak demektir ki bu da ülkemize zaman kaybettirmekten başka bir şeye yaramaz.

Bu topraklar üzerinde kardeşçe yaşayacaksak eğer Türkiye Cumhuriyeti, Türk dili, Türk bayrağı ve başkenti üzerinde; özetle anayasanın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek üç maddesi üzerinde tartışamayız, aksini düşünemeyiz, akıllara getiremeyiz bile.

Kıbrıs ve Ege’deki gelişmeler

Şimdi gelelim bizi iyice tahrik eden ve son zamanlarda milleti iyice öfkelendiren dış tehlikelere. Kıbrıs’ta ve Ege’de sadece Türk düşmanlığını hedefleyen senaryolar yazılıyor. Güya NATO müttefiklerimiz de işin içinde değil, tam göbeğinde çalışıyor.

İtalya ve Fransa, Güney Kıbrıs’a harp gemisi hediye ediyor. Almanya, Fransa, Amerika, Yunanistan’a savaş uçakları veriyor. Yunanistan, bize yakın adaların tamamını işgal ediyor; uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak silahlandırıyor. Güney Kıbrıs’ın millî gününde yapılan resmî geçide İtalyan, Fransız, İsrailli ve Amerikalı askerler üniformalarıyla katılıyorlar.

Biz bu gelişmelerin tümünü “İzliyoruz, görüyoruz” filan diyerek diplomatik dillerle geçiştiriyoruz. Bunlara da çok üzülüyoruz tabii. Üzülmeyelim mi yani?

Günlük siyasi çekişmelerden bıktık

Ülkenin çözüm bekleyen hayati sorunları varken biz milleti aylarca Silivri mahkemeleri, ters kelepçelerle götürülen insanlar, “Terörsüz Türkiye” çalışmaları, borsa rezaletleri, yolsuzluk, usulsüzlük, suistimal ve siyasallaşan yargı haberleriyle meşgul ediyor, sürekli gündem değiştirip duruyoruz.

Yeter artık! Bıktık bu bitmez tükenmez siyasi ayak oyunlarından, siyasi tezgâhlardan, günlük politik çıkar savaşlarından. Bıktık, usandık yahu. Türkiye’nin günlük politikalarla geçirecek vakti yok. İleri hedeflere ve ileri sorunlara odaklanmalıyız.

Suudi Arabistan’a asker göndermek gibi bir görevin bizimle ne ilgisi olabilir? Ordumuz, Misak-ı Millî sınırlarımızı korumak ve düşmanı ülkemize yaklaştırmamakla görevlidir. Sınırlarımızdaki mayınları bile kaldırdığımızı unutmayalım lütfen. Kaldırdığımız içindir ki sınırlarımız yol geçen hanına dönmedi mi?

Zaman daralıyor, ortak akla ihtiyacımız var

İktidarıyla muhalefetiyle kendimize gelelim. Ülkemize yaklaşan tehlikelerin ayak sesini duymuyor muyuz? Dünya ekonomisi, harplerin yarattığı olumsuz şartlar ve yönetimdeki başarısızlıklarımız bizi daha da üzecek noktalara taşımaz inşallah.

Onun için günlük siyasetten vazgeçmeli ve olağanüstü şartlara uygun, derleyici ve toparlayıcı bir politika izlemeliyiz. Zaman daralıyor. Ortak akıl ve zamanın, yaşadığımız dünyanın en önemli değerleri olduğunu da unutmayalım lütfen.