MAHYA TÜRKLERİN BULUŞUDUR
Ramazanda camilerin iki minaresi arasında, ip gerilerek asılan ve geceleri yakılan ışıklı mahya Türklere mahsus örf, âdet ve kültürüdür.

20 Ağustos 2009 Perşembe 14:00
Mustafa Bektaşoğlu
Kültür, bir topluluğun bütün fertlerinin sahip olduğu, olayları ve meseleleri karşılayan, duyuş, düşünüş şekilleriyle , tarih içinde meydana gelen fikir ve sanat verimleri ve değer hükümlerinin bütünüdür. (1) Kültürler daima ve kesin şekilde millîdir. Her kültür, bir milletin hayatının maddi olmayan taraflarının yekûnüdür. Bir milletin bütün sanat faaliyetlerinin, örf ve adetlerinin, tefekkür ve inançlarının, telâkki ve davranışlarının toplamı, o milletin kültürüdür. Sanat tarafı hiç olmayan veya dünyanın her yerinde aynı şekilde tatbik olunan veya oluna gelen şeyler kültür değildir.

MAHYACILIK TÜRKLERE ÖZELDİR
Mahyacılık sanatı; diğer Müslüman ülkelerde olmayan, Türklere mahsus örf, âdet ve kültürüdür. Türkler, memleket mimarisinde zamanlarına göre büyük ilerlemeler yapmış, dinî binaları çok güzel bir şekilde süsleyerek ölümsüz eserler bırakmışlardır. Bu eserlerden biri olan Mahya; Ramazanda büyük camilerin karşılıklı iki minaresi arasında, ip gerilerek asılan ve geceleri yakılarak meydana getirilen ışıklı şekil veya yazılardır. Bu iş sadece Ramazan ayına mahsus olduğu için, bu deyim Farsça aylık manasına gelen "mahiye" kelimesinden türemiştir.(2)
MAHYA TÜRK BULUŞUDUR
Gerçekten de mahyalar, dini ve milli gün ve gecelerimizde akşamdan sabaha kadar o heyecan ve kutsiyeti gökyüzünde sergileyerek ilan eden üstün zekanın eseridir. Başta Ramazan ayı olmak üzere, diğer önemli gün ve gecelerin akşamında minareler arasında ışıklı yazı yazma ve şekil yapma sanatı olan mahya, bir Türk buluşudur.
Mahyalar, her ne kadar diğer ulvi gecelerde etrafa ışık saçarak mesaj verirse de, o daha çok ramazan gecelerinde, minare ve camilerimizin elmas gerdanlıklarıdır.
ESKİDEN KANDİLLER DİZİLİRDİ
Mahyacı, yazı veya şekli önce kareli kağıt üzerinde planlar. Her bir kareye isabet eden çizgiye göre yapılacak düğümleri hesaplar. Sonra ayrı ayrı iplere kandiller (lambalar) dizilir. Böylece harf ve çizgiler sırasıyla minareler arasındaki yerini alır. İşte o zaman mahya ustaları bir ömür boyu kazandığı hünerle, aylardan beri büyük bir titizlik ve gizlilik içerisinde hazırladığı tasarılarını uygulama alanına koyarak, sema ekranında sergiler. Bütün bu işler eskiden bir sır, bir rekabet ve bir yarışma havasını da taşırdı. Her gece yeni bir mahya kuranlar olduğu gibi, teravih namazından önceki mahyasını, teravihten sonra yeni bir mahya ile değiştirme ustalığına sahip, mesleğinin aşığı, sanat rekabetine gönül vermiş ünlü mahyacılar da vardı. Usta mahyacılar, namazdan önce gerdikleri mahyayı, herkes teravihte iken, birkaç saat içerisinde yenisiyle değiştirirdi. Diğer camilerin mahyacılarına bir bakıma tatlı bir meydan okuyuş anlamına gelen bu gösteriyle, unutulmaz ramazan gecelerine renk ve heyecan katarlardı.
IŞIKLAR AHENGE GÜZELLİK KATMIŞTIR
Eskiden cami ve mescitlerimizin içleri de, geceleri kandiller ve mumlarla aydınlatılmış, bu aydınlatmaya da ayrıca süslü bir şekil verilmiştir. Kandillerin ve kandil avizelerinin asılışında ince bir zevk hakim olmuş ve bunlar camilerin içlerini çok zarif bir şekle sokmuştur. Mumlar da ilk saffın önlerine güzel şekillerde büyüklü küçüklü dizilmiş, bu ahenge büyük bir güzellik vermiştir.
2. MAHMUT DÖNEMİNDE KAPI ÖNLERİ KANDİLLE AYDINLATILIRDI
Türkler; çok büyük heyecanlar aldığı ve benimsediği, dininin de katıldığı bir özenle camilerin dışlarını aydınlatarak süslemek için de bir çare aradı. Evvelâ, minarelerde bazı özel geceleri kandil yakmayı düşündü. Nitekim II. Selim zamanında veladet, miraç, berat kandillerinde ve bayramlarda minare ve camilerin kandiller ile süslenmesiyle başlar. I. Ahmet bundan pek hoşlandığı için, bütün camilerde aynı usule riayet olunmasını emrederek bunu mecburi bir kaide haline koymuştur. Kandille aydınlatma işi yalnız camilere mahsus olmayıp, II. Mahmut zamanında, mübarek gecelerde herkesin kapılarının önlerini kandillerle aydınlatmaları adet olmuştur.
MAHYA 1. AHMET ZAMANINDA İCAT EDİLDİ
Minareler arasında kurulan bu mahyaların I. Ahmet zamanında icat edildiği rivayet edilmektedir. Rivayete göre; Fatih Camii müezzinlerinden hattat hafız Ahmet Kefevi'nin, gayet sanatkârâne yapmış olduğu mahya I. Ahmet'e hediye edilmiş ve hoşuna gitmiştir. Çizgi ve resimlerle süslenen mahyanın dini adaba muvafık olmak şartıyla ramazan gecelerinde minareler arasında, mümkün olursa kandillerle tatbik edilmesi arzu edilmiştir. Yine aynı rivayete göre; ilk mahya Sultanahmet Camii'nde kurulmuştur. III. Ahmet devrinde damadı İbrahim Paşa'nın sadareti esnasında bütün salatin camilerde ramazanlarda mahya kurulması emredilmiştir. Emirnamede yalnız salatin camileri kaydı vardır. Zira salatin camileri diğer camilerden farklı olarak iki minareye sahiptir. Mahya ise ancak iki minare arasına kurulur. İstisnai olarak tek minareli camilerde de minare ile kubbe alemi arasına gerilen ip üzerine de mahya kurulmuştur. Zira eskiden zengin olanlar rastgele cami yaptıramazlardı. Bütün inşaatta olduğu gibi bunda da bir kayıt ve şart vardır. Nitekim paşalar bir minareli ve zeminle beraber cami yapabilirlerdi. Diğer halk ve esnaf daha ufak camiler yaptırmışlardır. Bunda; servetin ölçüsünden daha ziyade konulan kurallara uymak söz konusudur.

SALATİN CAMİLERİNE MAHYA İÇİN İKİ ŞEREFE EKLENDİ
Salatin camilerinde mahya kurulmasına ferman çıktığı zaman, Eyüp Camii'nin minareleri arası mahya kurulamayacak derecede kısa olduğu için, yeniden iki şerefeli iki minare daha ilave edilmiştir. Üsküdar'daki Mihrimah Camii de evvela tek minareli imiş. Üsküdar halkı "Burada da mahya isteriz" diye ısrar edince, camiye bir minare daha ilave edilmiştir. Yalnız A. Süheyl Ünver, bu rivayetleri teyit edecek kaynaklara rastlamadığını söylemektedir.
Türkiye'nin diğer yerlerindeki mahyacılık hakkında da sabık Mebani-i Hayriye (hayır amaçlı binalar) müdürü Esat Bey'in verdiği bilgiye göre; Mahya Türkiye'den başka yerde yoktur. Edirne, İstanbul ve Bursa'da ve bir ramazana mahsus olmak üzere Konya'da kurulmuştur. Rumeli'de Siroz'da da kurulmuştur. Talep üzerine, süleymaniye kayyumu ve mahyacısı Mısır'a da gitmiş, lakin minare araları açık ve kafi derecede olmadığından iyi mahya kurulamamıştır.
MAHYADA EN ÇOK KULLANILAN YAZILAR
Mahyada en çok kullanılan yazılar ise şunlardır: "İnna fetahna leke fethan mübina" (arası geniş minarelerde), Ya Gani, Ya Mabut, Ya Kafi, Ya Şafi, Ya Kerim, Maşallah, Tebarekallah, Bismillah, Leyle-i Kadir, son gecelerde el-firak" vs. daha pek çokları vardır. Bunların çoğunda hareke yoktur. Doğrudan yazıdır. Bazen nadir olarak hareke, şeddeler, noktalar ve hemze konur. Yazı çeşidi daha ziyade sülüstür. Nesih ve rık'a yoktur. Talik çok nadirdir. Mahyacılarda meşhur hattatların eserlerini taklit ederek mahya yapmak merakları da vardı. Birbirleriyle model yarışması yapanlar ve hatta rekabete girişenler de çoktur.
Savaş zamanlarında, camilerde böyle mahyalar kurulmakla beraber; "Hilal-i ahmeri unutma (üzerinde hilal), Hubbü'l-vatan mine'l-iman, İstiklal mücadelesini müteakip; Yaşasın istiklaliyet, Tayyareyi unutma, Yaşasın Gazimiz, Yaşasın Misak-ı Milli, Eytama yardım gibi cümleler de mahya olarak yapılmıştır.
ŞEKİLLİ MAHYALARDA VARDIR
Şekillere gelince: Kızkulesi, kayık, vapur, köşk ve fıskiye, köprü, iki minareli ve kubbeli cami, ufak köprü, kayık resimleridir.
Doktor Rifat Osman Bey'in çocukluğunda hatırladığına göre Üsküdar'da Selimiye camiinde şu şekilde mahyalar kurulmuştur: Açık şemsiye, çorba kasesi, çiçek, köşklü kayık, köprü, toparabası (civarda topçular kışlası olduğundan)
Yeni harfle kurulan mahyalar: "İsraftan kaçın, Tayyare cemiyetine yardım. Yetimleri unutma, İsraftan kaç, Yerli malı al, (para biriktir), Himaye-i Etfale yardım. İçki aile düşmanıdır, Kumar insanı mahveder" (3) gibi, insanları milli birlik ve beraberliğe teşvik eden, yardımlaşmayı ve kötü huylardan vazgeçilmesini telkin eden güzel sözlerdir.
MİLLİ GÜNLERDE DE MAHYA KOYULMAYA BAŞLANDI
Bu mahya sözlerine ilave olarak; tarihimize şan ve şeref veren milli günlerin akşamlarında da halka ümit, heyecan ve güven veren mahyalar kurulurdu. Felaket günlerimizde bile, halkın duygu ve düşüncelerini dile getiren mesajları mahya olarak kuran mahyacıların adı hâlâ rahmet ve minnetle anılmaktadır.
MÜTAREKE YILLARINDA MAHYA İLE ÜMİT VERİLDİ
Halide Nusret Zorlutuna "Mahyalar içinde bir mahya vardır ki, ömrümce unutamam; İstanbul'un mütareke felâketi içinde bunaldığı bir ramazandı. İstiklâl savaşı, Anadolu ufkunda bir umut güneşi gibi kâh parlıyor, kâh sönüyordu. Bir gece, teravih namazından çıkanlar Bayezit camii'nin minareleri arasında bir şaheser beyit gördüler. Yahya Kemal'in Âkifane bir beyti, karanlık gökte ışık ışık parlıyordu:
"Ta ki yükselsin ezanlarla müebbed namın
Galip et! Çünkü bu son ordusu İslâm'ın"
Binlerce Müslüman yürek o gece bu duayıa hıçkırarak "Amin..." dedi şeklinde satırlarıyla, o iki dizelik mahyada, asil Türk milletinin maşeri vicdanını, bir milletin uyanış müjdesini de sezer. (4)
GÖKTEKİ YILDIZLAR MİNARELER ARASINDA
Bu Türk sanatı; yerli ve yabancı araştırmacıların konusu, romancıların ilham kaynağı, gezginlerin unutulmaz anıları olmuştur. Bir yabancı seyyah demiş ki: "Dünya yüzünde sevilmeye ve sayılmaya layık Türklerin hiçbir medeni eserleri olmasa bile, yalnız şu gökten yıldızları toplayıp minareler aralarında yazı yazmayı akıl etmeleri, bunda muvaffak olmaları, onların medeniyette ne kadar ilerde olduklarının bir ifadesidir." Hakikaten biz, İslâmiyeti ve onun tatbikatını ne kadar bedii bir şekle sokmuşuz. Mesela, şu mahyayı benliğimize nasıl uydurmuşuz? (5)
LACİVERT ZEMİNE MUKADDES GECELERİN ANLAMI
Tarihi Türk el sanatları arasında seçkin yeri olan, her gece milyonlarca insana ahlâk ve fazilet mesajları veren "Mahyacılık"ın canlandırılıp yaygınlaştırılmasını dileyen satırlarımızı, Mehmet Gökalp'in mahyalar karşısındaki duygularını dile getiren şu mısralarıyla noktalayalım:
Bir şehrayin var...
İki minare arasında.
Ayet ayet kalbimize yazar,
Mukaddes gecelerin manasını;
Bu nokta nokta ışıklar.
Lacivert zemine işlenmiş
"Allah'a İman'ın her harfi
Kamaştıran böyle gözlerimizi
Işık dolu, şanlı, büyük gecenin
İçimize doğan parlak güneşi
1- Doğan, D. Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, "Kültür" Mad. Birlik yay. Ankara.
2- Arseven, C. Esad, Sanat Ans. 3/1262, "Mahya" mad., M.E.B. Yay. İstanbul- 1966.
3- Ünver, Ord. Prof. Dr. A. Süheyl, Mahya ve Mahyacılık, İstanbul Risaleleri, 1/47-60, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yay., 1995; Ünver, Ramazan Medeniyeti, 23-24, Diyanet İşleri Başkanlığı 1960 Yıllığı.
4- Özönder, Yrd. Doç. Dr. Hasan, Gökyüzünde Yazı; Mahya, Kültür ve Sanat, 5/45, T. İş Bankası Yay., yıl: 2, Sayı: 5, Mart 1990
5- Ünver, Ramazan Medeniyeti, 23.
6- Özönder, a.g.m., 5/47
Işıkların dili mahya
Ramazanda minareler arasında kurulan mahyaların ışığı bir başkadır. Hünerli kandil ustaları ateşten harfleriyle gözlere değil, gönüllere ulaşmak ister
MEHMET GÜNDEM
Ah nerede o nurani geceler ve o şaşaalı ramazanlar... Ne kadar da çok söylenir bu tür sözler. Dünün ramazanlarına olduğu gibi, dünün mahyalarına da hep özlem duyulur.
Dünyadaki üç mahya ustasından biri olan Kahraman Yıldız'ın feryadı dün ile bugün arasındaki farkı anlatmaya fazlasıyla yetiyor: "Sanatımı benden çalacak hırsız arıyorum..."
Işık kör etmez, ışık gösterir. Çünkü o hünerli kandil ustaları, ateşten harfleriyle gözünüze tutmaz ışıklarını. Mahyalarda sıra sıra yanan kandillerle gönüllere ulaşmak isterler. Sonra ahaliyi ve mahalleyi aydınlatırlar.
Bugünün mahyaları, göze yakın, gönle uzak olduğu için insanı tutamıyor. Ramazana bir coşku, bir heybet katamıyor. Yahya Kemal, bir ramazan gecesinde bir yabancının Moda'dan İstanbul'u uzun uzun seyrettikten sonra şöyle dediğini anlatır: "Bu şehir Türk'tür. Türk olmasa insaniyet güzelliğinden bir âlem kaybederdi."
Dün nasıldı?
Önceleri kandil ve bayram gecelerinde kurulan mahyalar, halkın yoğun ilgisi üzerine 1721'den itibaren Ramazan-ı Şerif'in bütün gecelerini aydınlatmaya başlar. Tek minareli camiler bile bu aydınlıktan nasiplenir, Davutpaşa Camii'nde olduğu gibi minare ile kubbesi arasına mahya kurulurdu.
Tophane'de Nusreti'ye, Ortaköy, Dolmabahçe, Üsküdar'da Şemsipaşa, Selimiye, Eminönü-Beyazıt mevkiinde Ayasofya, Sultanahmet, Cedid Valide, Süleymaniye, Fatih, Nuruosmaniye, Yeni Cami... Yüzük taşı gibi göğe uzanan minarelerin arasından ışıl ışıl gelirdi ramazan.
Olağanüstü durumlarda...
On beşinden sonra resimli mahyalar da kurulurdu. Ay-yıldız, kuş, çiçek, elma, köprü, hünkâr kayığı, yelkenli gemi, cami, şemsiye, çorba kasesi, şadırvan, karanfil, gül, lale... Her kandil bir renk cümbüşü olarak ışıl ışıl, salına salına ümitle yanar durur ramazan boyu.
Gülü kırmızı, sapını yeşil kandillerden kurmak Nusretiye Camii'nin mahyacısının mahareti olarak bilinirdi. Kelime'i Tevhit mahyasını kuran tek cami Beyazıt'tır. Sadece onun minareleri arasındaki mesafe yeterlidir. En kısası Ortaköy Camii'nde görülür. Çünkü, minarelerin arası çok dardır.
İstanbul'un işgal yıllarında İstanbul semalarını, "El muzaffer daima", "Hilal-i Ahmeri unutmayalım" gibi mahyalar aydınlatır, ramazanın on beşinden sonra, Hırka-i Şerif Alay'ının yapıldığı güzergâhta bulunan Nusretiye, Dolmabahçe, Ortaköy camilerinde gündüzden "Padişahım çok yaşa", "El muzaffer daima" mahyaları kurulurdu.
Bu işi Sultanahmet Camii'nin mahyacısı, Mehmet Ali Efendi, Süleymaniye'nin mahyacısı Abdullatif Efendi bir sanat olarak yaparlardı. Minarelerinin arasına mahya kurulan ilk cami Sultanahmet'tir.
Dün ve bugün...
Elektriğin olmadığı zamanlarda mahyacılık zor sanattı. Mahyalar, yakıtı balmumu ve zeytinyağı olan kandillerle kurulur. Işıkla "Hoş geldin ya şehri ramazan" diyerek karşılanır, giderken de, yine ışıkla, "Elveda ya şehri Ramazan" uğurlanır.
Dün bir sanat olarak mahyacılık vardı, bugün ışık oyunları var. Dün Kadir Gecesi'nde bazı camilerin minarelerin kaftan giydirilirdi. Dün, Gezdirme Mahya, Kandil Uçurma'lar da vardı.
Bugün ışıklar çoğaldı, aydınlık azaldı. Öyle ki, şimdi Süleymaniye'nin minareleri arasında yeralan ve "ey oruç tut bizi" cümlesinin anlamını bir çırpıda bulmak da zorlaştı.
Kültür, bir topluluğun bütün fertlerinin sahip olduğu, olayları ve meseleleri karşılayan, duyuş, düşünüş şekilleriyle , tarih içinde meydana gelen fikir ve sanat verimleri ve değer hükümlerinin bütünüdür. (1) Kültürler daima ve kesin şekilde millîdir. Her kültür, bir milletin hayatının maddi olmayan taraflarının yekûnüdür. Bir milletin bütün sanat faaliyetlerinin, örf ve adetlerinin, tefekkür ve inançlarının, telâkki ve davranışlarının toplamı, o milletin kültürüdür. Sanat tarafı hiç olmayan veya dünyanın her yerinde aynı şekilde tatbik olunan veya oluna gelen şeyler kültür değildir.

MAHYACILIK TÜRKLERE ÖZELDİR
Mahyacılık sanatı; diğer Müslüman ülkelerde olmayan, Türklere mahsus örf, âdet ve kültürüdür. Türkler, memleket mimarisinde zamanlarına göre büyük ilerlemeler yapmış, dinî binaları çok güzel bir şekilde süsleyerek ölümsüz eserler bırakmışlardır. Bu eserlerden biri olan Mahya; Ramazanda büyük camilerin karşılıklı iki minaresi arasında, ip gerilerek asılan ve geceleri yakılarak meydana getirilen ışıklı şekil veya yazılardır. Bu iş sadece Ramazan ayına mahsus olduğu için, bu deyim Farsça aylık manasına gelen "mahiye" kelimesinden türemiştir.(2)
MAHYA TÜRK BULUŞUDUR
Gerçekten de mahyalar, dini ve milli gün ve gecelerimizde akşamdan sabaha kadar o heyecan ve kutsiyeti gökyüzünde sergileyerek ilan eden üstün zekanın eseridir. Başta Ramazan ayı olmak üzere, diğer önemli gün ve gecelerin akşamında minareler arasında ışıklı yazı yazma ve şekil yapma sanatı olan mahya, bir Türk buluşudur.
Mahyalar, her ne kadar diğer ulvi gecelerde etrafa ışık saçarak mesaj verirse de, o daha çok ramazan gecelerinde, minare ve camilerimizin elmas gerdanlıklarıdır.
ESKİDEN KANDİLLER DİZİLİRDİ
Mahyacı, yazı veya şekli önce kareli kağıt üzerinde planlar. Her bir kareye isabet eden çizgiye göre yapılacak düğümleri hesaplar. Sonra ayrı ayrı iplere kandiller (lambalar) dizilir. Böylece harf ve çizgiler sırasıyla minareler arasındaki yerini alır. İşte o zaman mahya ustaları bir ömür boyu kazandığı hünerle, aylardan beri büyük bir titizlik ve gizlilik içerisinde hazırladığı tasarılarını uygulama alanına koyarak, sema ekranında sergiler. Bütün bu işler eskiden bir sır, bir rekabet ve bir yarışma havasını da taşırdı. Her gece yeni bir mahya kuranlar olduğu gibi, teravih namazından önceki mahyasını, teravihten sonra yeni bir mahya ile değiştirme ustalığına sahip, mesleğinin aşığı, sanat rekabetine gönül vermiş ünlü mahyacılar da vardı. Usta mahyacılar, namazdan önce gerdikleri mahyayı, herkes teravihte iken, birkaç saat içerisinde yenisiyle değiştirirdi. Diğer camilerin mahyacılarına bir bakıma tatlı bir meydan okuyuş anlamına gelen bu gösteriyle, unutulmaz ramazan gecelerine renk ve heyecan katarlardı.
IŞIKLAR AHENGE GÜZELLİK KATMIŞTIR
Eskiden cami ve mescitlerimizin içleri de, geceleri kandiller ve mumlarla aydınlatılmış, bu aydınlatmaya da ayrıca süslü bir şekil verilmiştir. Kandillerin ve kandil avizelerinin asılışında ince bir zevk hakim olmuş ve bunlar camilerin içlerini çok zarif bir şekle sokmuştur. Mumlar da ilk saffın önlerine güzel şekillerde büyüklü küçüklü dizilmiş, bu ahenge büyük bir güzellik vermiştir.
2. MAHMUT DÖNEMİNDE KAPI ÖNLERİ KANDİLLE AYDINLATILIRDI
Türkler; çok büyük heyecanlar aldığı ve benimsediği, dininin de katıldığı bir özenle camilerin dışlarını aydınlatarak süslemek için de bir çare aradı. Evvelâ, minarelerde bazı özel geceleri kandil yakmayı düşündü. Nitekim II. Selim zamanında veladet, miraç, berat kandillerinde ve bayramlarda minare ve camilerin kandiller ile süslenmesiyle başlar. I. Ahmet bundan pek hoşlandığı için, bütün camilerde aynı usule riayet olunmasını emrederek bunu mecburi bir kaide haline koymuştur. Kandille aydınlatma işi yalnız camilere mahsus olmayıp, II. Mahmut zamanında, mübarek gecelerde herkesin kapılarının önlerini kandillerle aydınlatmaları adet olmuştur.
MAHYA 1. AHMET ZAMANINDA İCAT EDİLDİ
Minareler arasında kurulan bu mahyaların I. Ahmet zamanında icat edildiği rivayet edilmektedir. Rivayete göre; Fatih Camii müezzinlerinden hattat hafız Ahmet Kefevi'nin, gayet sanatkârâne yapmış olduğu mahya I. Ahmet'e hediye edilmiş ve hoşuna gitmiştir. Çizgi ve resimlerle süslenen mahyanın dini adaba muvafık olmak şartıyla ramazan gecelerinde minareler arasında, mümkün olursa kandillerle tatbik edilmesi arzu edilmiştir. Yine aynı rivayete göre; ilk mahya Sultanahmet Camii'nde kurulmuştur. III. Ahmet devrinde damadı İbrahim Paşa'nın sadareti esnasında bütün salatin camilerde ramazanlarda mahya kurulması emredilmiştir. Emirnamede yalnız salatin camileri kaydı vardır. Zira salatin camileri diğer camilerden farklı olarak iki minareye sahiptir. Mahya ise ancak iki minare arasına kurulur. İstisnai olarak tek minareli camilerde de minare ile kubbe alemi arasına gerilen ip üzerine de mahya kurulmuştur. Zira eskiden zengin olanlar rastgele cami yaptıramazlardı. Bütün inşaatta olduğu gibi bunda da bir kayıt ve şart vardır. Nitekim paşalar bir minareli ve zeminle beraber cami yapabilirlerdi. Diğer halk ve esnaf daha ufak camiler yaptırmışlardır. Bunda; servetin ölçüsünden daha ziyade konulan kurallara uymak söz konusudur.

SALATİN CAMİLERİNE MAHYA İÇİN İKİ ŞEREFE EKLENDİ
Salatin camilerinde mahya kurulmasına ferman çıktığı zaman, Eyüp Camii'nin minareleri arası mahya kurulamayacak derecede kısa olduğu için, yeniden iki şerefeli iki minare daha ilave edilmiştir. Üsküdar'daki Mihrimah Camii de evvela tek minareli imiş. Üsküdar halkı "Burada da mahya isteriz" diye ısrar edince, camiye bir minare daha ilave edilmiştir. Yalnız A. Süheyl Ünver, bu rivayetleri teyit edecek kaynaklara rastlamadığını söylemektedir.
Türkiye'nin diğer yerlerindeki mahyacılık hakkında da sabık Mebani-i Hayriye (hayır amaçlı binalar) müdürü Esat Bey'in verdiği bilgiye göre; Mahya Türkiye'den başka yerde yoktur. Edirne, İstanbul ve Bursa'da ve bir ramazana mahsus olmak üzere Konya'da kurulmuştur. Rumeli'de Siroz'da da kurulmuştur. Talep üzerine, süleymaniye kayyumu ve mahyacısı Mısır'a da gitmiş, lakin minare araları açık ve kafi derecede olmadığından iyi mahya kurulamamıştır.
MAHYADA EN ÇOK KULLANILAN YAZILAR
Mahyada en çok kullanılan yazılar ise şunlardır: "İnna fetahna leke fethan mübina" (arası geniş minarelerde), Ya Gani, Ya Mabut, Ya Kafi, Ya Şafi, Ya Kerim, Maşallah, Tebarekallah, Bismillah, Leyle-i Kadir, son gecelerde el-firak" vs. daha pek çokları vardır. Bunların çoğunda hareke yoktur. Doğrudan yazıdır. Bazen nadir olarak hareke, şeddeler, noktalar ve hemze konur. Yazı çeşidi daha ziyade sülüstür. Nesih ve rık'a yoktur. Talik çok nadirdir. Mahyacılarda meşhur hattatların eserlerini taklit ederek mahya yapmak merakları da vardı. Birbirleriyle model yarışması yapanlar ve hatta rekabete girişenler de çoktur.
Savaş zamanlarında, camilerde böyle mahyalar kurulmakla beraber; "Hilal-i ahmeri unutma (üzerinde hilal), Hubbü'l-vatan mine'l-iman, İstiklal mücadelesini müteakip; Yaşasın istiklaliyet, Tayyareyi unutma, Yaşasın Gazimiz, Yaşasın Misak-ı Milli, Eytama yardım gibi cümleler de mahya olarak yapılmıştır.
ŞEKİLLİ MAHYALARDA VARDIR
Şekillere gelince: Kızkulesi, kayık, vapur, köşk ve fıskiye, köprü, iki minareli ve kubbeli cami, ufak köprü, kayık resimleridir.
Doktor Rifat Osman Bey'in çocukluğunda hatırladığına göre Üsküdar'da Selimiye camiinde şu şekilde mahyalar kurulmuştur: Açık şemsiye, çorba kasesi, çiçek, köşklü kayık, köprü, toparabası (civarda topçular kışlası olduğundan)
Yeni harfle kurulan mahyalar: "İsraftan kaçın, Tayyare cemiyetine yardım. Yetimleri unutma, İsraftan kaç, Yerli malı al, (para biriktir), Himaye-i Etfale yardım. İçki aile düşmanıdır, Kumar insanı mahveder" (3) gibi, insanları milli birlik ve beraberliğe teşvik eden, yardımlaşmayı ve kötü huylardan vazgeçilmesini telkin eden güzel sözlerdir.
MİLLİ GÜNLERDE DE MAHYA KOYULMAYA BAŞLANDI
Bu mahya sözlerine ilave olarak; tarihimize şan ve şeref veren milli günlerin akşamlarında da halka ümit, heyecan ve güven veren mahyalar kurulurdu. Felaket günlerimizde bile, halkın duygu ve düşüncelerini dile getiren mesajları mahya olarak kuran mahyacıların adı hâlâ rahmet ve minnetle anılmaktadır.
MÜTAREKE YILLARINDA MAHYA İLE ÜMİT VERİLDİ
Halide Nusret Zorlutuna "Mahyalar içinde bir mahya vardır ki, ömrümce unutamam; İstanbul'un mütareke felâketi içinde bunaldığı bir ramazandı. İstiklâl savaşı, Anadolu ufkunda bir umut güneşi gibi kâh parlıyor, kâh sönüyordu. Bir gece, teravih namazından çıkanlar Bayezit camii'nin minareleri arasında bir şaheser beyit gördüler. Yahya Kemal'in Âkifane bir beyti, karanlık gökte ışık ışık parlıyordu:
"Ta ki yükselsin ezanlarla müebbed namın
Galip et! Çünkü bu son ordusu İslâm'ın"
Binlerce Müslüman yürek o gece bu duayıa hıçkırarak "Amin..." dedi şeklinde satırlarıyla, o iki dizelik mahyada, asil Türk milletinin maşeri vicdanını, bir milletin uyanış müjdesini de sezer. (4)
GÖKTEKİ YILDIZLAR MİNARELER ARASINDA
Bu Türk sanatı; yerli ve yabancı araştırmacıların konusu, romancıların ilham kaynağı, gezginlerin unutulmaz anıları olmuştur. Bir yabancı seyyah demiş ki: "Dünya yüzünde sevilmeye ve sayılmaya layık Türklerin hiçbir medeni eserleri olmasa bile, yalnız şu gökten yıldızları toplayıp minareler aralarında yazı yazmayı akıl etmeleri, bunda muvaffak olmaları, onların medeniyette ne kadar ilerde olduklarının bir ifadesidir." Hakikaten biz, İslâmiyeti ve onun tatbikatını ne kadar bedii bir şekle sokmuşuz. Mesela, şu mahyayı benliğimize nasıl uydurmuşuz? (5)
LACİVERT ZEMİNE MUKADDES GECELERİN ANLAMI
Tarihi Türk el sanatları arasında seçkin yeri olan, her gece milyonlarca insana ahlâk ve fazilet mesajları veren "Mahyacılık"ın canlandırılıp yaygınlaştırılmasını dileyen satırlarımızı, Mehmet Gökalp'in mahyalar karşısındaki duygularını dile getiren şu mısralarıyla noktalayalım:
Bir şehrayin var...
İki minare arasında.
Ayet ayet kalbimize yazar,
Mukaddes gecelerin manasını;
Bu nokta nokta ışıklar.
Lacivert zemine işlenmiş
"Allah'a İman'ın her harfi
Kamaştıran böyle gözlerimizi
Işık dolu, şanlı, büyük gecenin
İçimize doğan parlak güneşi
1- Doğan, D. Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, "Kültür" Mad. Birlik yay. Ankara.
2- Arseven, C. Esad, Sanat Ans. 3/1262, "Mahya" mad., M.E.B. Yay. İstanbul- 1966.
3- Ünver, Ord. Prof. Dr. A. Süheyl, Mahya ve Mahyacılık, İstanbul Risaleleri, 1/47-60, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yay., 1995; Ünver, Ramazan Medeniyeti, 23-24, Diyanet İşleri Başkanlığı 1960 Yıllığı.
4- Özönder, Yrd. Doç. Dr. Hasan, Gökyüzünde Yazı; Mahya, Kültür ve Sanat, 5/45, T. İş Bankası Yay., yıl: 2, Sayı: 5, Mart 1990
5- Ünver, Ramazan Medeniyeti, 23.
6- Özönder, a.g.m., 5/47
Işıkların dili mahya
Ramazanda minareler arasında kurulan mahyaların ışığı bir başkadır. Hünerli kandil ustaları ateşten harfleriyle gözlere değil, gönüllere ulaşmak ister
MEHMET GÜNDEM
Ah nerede o nurani geceler ve o şaşaalı ramazanlar... Ne kadar da çok söylenir bu tür sözler. Dünün ramazanlarına olduğu gibi, dünün mahyalarına da hep özlem duyulur.
Dünyadaki üç mahya ustasından biri olan Kahraman Yıldız'ın feryadı dün ile bugün arasındaki farkı anlatmaya fazlasıyla yetiyor: "Sanatımı benden çalacak hırsız arıyorum..."
Işık kör etmez, ışık gösterir. Çünkü o hünerli kandil ustaları, ateşten harfleriyle gözünüze tutmaz ışıklarını. Mahyalarda sıra sıra yanan kandillerle gönüllere ulaşmak isterler. Sonra ahaliyi ve mahalleyi aydınlatırlar.
Bugünün mahyaları, göze yakın, gönle uzak olduğu için insanı tutamıyor. Ramazana bir coşku, bir heybet katamıyor. Yahya Kemal, bir ramazan gecesinde bir yabancının Moda'dan İstanbul'u uzun uzun seyrettikten sonra şöyle dediğini anlatır: "Bu şehir Türk'tür. Türk olmasa insaniyet güzelliğinden bir âlem kaybederdi."
Dün nasıldı?
Önceleri kandil ve bayram gecelerinde kurulan mahyalar, halkın yoğun ilgisi üzerine 1721'den itibaren Ramazan-ı Şerif'in bütün gecelerini aydınlatmaya başlar. Tek minareli camiler bile bu aydınlıktan nasiplenir, Davutpaşa Camii'nde olduğu gibi minare ile kubbesi arasına mahya kurulurdu.
Tophane'de Nusreti'ye, Ortaköy, Dolmabahçe, Üsküdar'da Şemsipaşa, Selimiye, Eminönü-Beyazıt mevkiinde Ayasofya, Sultanahmet, Cedid Valide, Süleymaniye, Fatih, Nuruosmaniye, Yeni Cami... Yüzük taşı gibi göğe uzanan minarelerin arasından ışıl ışıl gelirdi ramazan.
Olağanüstü durumlarda...
On beşinden sonra resimli mahyalar da kurulurdu. Ay-yıldız, kuş, çiçek, elma, köprü, hünkâr kayığı, yelkenli gemi, cami, şemsiye, çorba kasesi, şadırvan, karanfil, gül, lale... Her kandil bir renk cümbüşü olarak ışıl ışıl, salına salına ümitle yanar durur ramazan boyu.
Gülü kırmızı, sapını yeşil kandillerden kurmak Nusretiye Camii'nin mahyacısının mahareti olarak bilinirdi. Kelime'i Tevhit mahyasını kuran tek cami Beyazıt'tır. Sadece onun minareleri arasındaki mesafe yeterlidir. En kısası Ortaköy Camii'nde görülür. Çünkü, minarelerin arası çok dardır.
İstanbul'un işgal yıllarında İstanbul semalarını, "El muzaffer daima", "Hilal-i Ahmeri unutmayalım" gibi mahyalar aydınlatır, ramazanın on beşinden sonra, Hırka-i Şerif Alay'ının yapıldığı güzergâhta bulunan Nusretiye, Dolmabahçe, Ortaköy camilerinde gündüzden "Padişahım çok yaşa", "El muzaffer daima" mahyaları kurulurdu.
Bu işi Sultanahmet Camii'nin mahyacısı, Mehmet Ali Efendi, Süleymaniye'nin mahyacısı Abdullatif Efendi bir sanat olarak yaparlardı. Minarelerinin arasına mahya kurulan ilk cami Sultanahmet'tir.
Dün ve bugün...
Elektriğin olmadığı zamanlarda mahyacılık zor sanattı. Mahyalar, yakıtı balmumu ve zeytinyağı olan kandillerle kurulur. Işıkla "Hoş geldin ya şehri ramazan" diyerek karşılanır, giderken de, yine ışıkla, "Elveda ya şehri Ramazan" uğurlanır.
Dün bir sanat olarak mahyacılık vardı, bugün ışık oyunları var. Dün Kadir Gecesi'nde bazı camilerin minarelerin kaftan giydirilirdi. Dün, Gezdirme Mahya, Kandil Uçurma'lar da vardı.
Bugün ışıklar çoğaldı, aydınlık azaldı. Öyle ki, şimdi Süleymaniye'nin minareleri arasında yeralan ve "ey oruç tut bizi" cümlesinin anlamını bir çırpıda bulmak da zorlaştı.
Yorumlar
SON DAKİKA
Çin: Taşların turistik mekanlara dönüştüğü yerAvrupa turizminin henüz keşfetmediği Çin bölgelerini gezen Natour Dergisi Editörü Arturo Crosby, Ningxia ve Gansu eyaletlerine yaptığı keşif gezisini yazdı.03 Ekim 2026 Cumartesi 16:00TURİZM
İyi iletişim olmadan bir destinasyon uluslararası olamazOlağanüstü bir kültürel mirasa, kıskanılacak bir gastronomiye ve eşsiz deneyimlere sahip olabilirsiniz; ancak gideceğiniz yere ulaşmak karmaşık, pahalı veya çok fazla seyahat gerektiriyorsa, rekabet etmek zor olacaktır.03 Ekim 2026 Cumartesi 15:00TURİZM
Türkiye, TUI'nin kış sezonunda ilk üçteDünyanın en büyük tur operatörü TUI, kış sezonu için yapılan yakın mesafe rezervasyonlarda Türkiye'nin üçüncü sırada yer aldığını duyurdu. İlk ikide ise Kanarya Adaları ve Mısır var.03 Ekim 2026 Cumartesi 14:00TURİZM
Karınca menüden çıktı: El Nino ünlü şefleri zora soktuKimisi karıncayı menüden çıkarıyor, kimisi kakaosuz çikolata yapıyor. El Nino, dünyaca ünlü şefleri menü değişikliğine zorluyor.03 Ekim 2026 Cumartesi 13:00GASTRONOMİ
Üç meslek grubuna daha yeşil pasaport geliyorKamuoyunda yeşil pasaport olarak bilinen “Hususi damgalı pasaportun” kapsamının genişlemesi için TBMM’ye kanun teklifi verildi. Söz konusu teklifle, 3 meslek grubunun daha yeşil pasaporttan yararlanması önerildi.03 Ekim 2026 Cumartesi 12:00GÜNDEM
Manavgat’ta bal zamanı: Üreticiler festivalde buluştuAntalya’nın Manavgat ilçesinde yerel bal üreticilerini tüketicilerle buluşturan Bal ve Arıcılık Festivali kapılarını açtı. Üç gün sürecek festivalde Manavgat’ın zengin florası, arıcılık potansiyeli ve yerel üretimin turizm sektörüyle buluşması öne çıkıyor03 Ekim 2026 Cumartesi 11:00MICE
Çıralı’da 117 yuvadan 3 bin 500 caretta denize ulaştıAntalya’nın Kemer ilçesindeki Çıralı sahilinde caretta carettaların yuvalama sezonunun son yuvası açıldı. Koruma ve izleme çalışmaları kapsamında bu yıl sahilde tespit edilen 117 yuvadan yaklaşık 3 bin 500 caretta carettanın denizle buluştuğu belirtildi.03 Ekim 2026 Cumartesi 10:00GÜNDEM
Kışın buğday, yazın halı: Killik tarlalarında renk şöleniAntalya’nın Killik Mahallesi’nde kış aylarında buğday, arpa, yulaf ve nohut yetiştirilen tarlalar, yazın binlerce halı ve kilimin serildiği dev bir renk paletine dönüşüyor.03 Ekim 2026 Cumartesi 09:00GÜNDEM
Haaland’dan Norwegian’a “Atkuyruğu” davasıNorveçli golcü Erling Haaland ile Norwegian Air Shuttle arasındaki “atkuyruğu reklamı” tartışması mahkemeye taşındı.02 Ekim 2026 Cuma 21:00ULAŞTIRMA
AB'nin yeni kabin bagajı kuralları ne zaman yürürlüğe girecek?AB içinde seyahat eden havayolu yolcuları, yolcu haklarında yapılması planlanan kapsamlı değişiklik kapsamında yakında ek ücret ödemeden daha fazla el bagajı taşıma hakkına sahip olabilir.02 Ekim 2026 Cuma 20:00ULAŞTIRMA
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2005 Türkiye Turizm











Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.