FENER-BALAT'TA HUKUK İMTİHANI
Fener-Balat semtinde, Avrupa Komisyonu ile UNESCO'nun desteğiyle ve vatandaşlarının ödediği vergilerle onarılan 31 evin yıkılması isteniyor.

25 Şubat 2010 Perşembe 12:40
İSTANBUL- Fener-Balat semtinde, Avrupa Birliği vatandaşlarının ödediği vergilerle onarılan 31 evin yıkılması isteniyor. AB ve UNESCO kriterlerine göre, sakinleri yerinden edilmeden onarılan evlerin belediye kriterlerine göre yapılan bir proje ile yıkılmak istenmesi, nasıl bir çelişkiyi ortaya koyuyor?
İstanbul'da bir zamanlar Rumların ve Yahudilerin oturduğu, 50 seneden fazladır da daha çok Karadeniz'den İstanbul'a göç eden insanların yerleştiği Fener ve Balat semtlerinde, Avrupa Komisyonu ve UNESCO'nun desteğiyle bir "mahalle iyileştirme" çalışması yapıldı. Bu proje insanların evlerinden uzaklaştırılmadan, ekonomilerinde bir zorluk yaratmadan ve kendi rızaları alınarak yaşam çevrelerinin iyileştirilmesini hedefliyordu. Bu programda 130 evin onarımının yapılması amaçlandı. Proje yalnızca binaların iyileştirilmesini değil, semtin sosyal kalkınmasını da hedeflediği için tarihi çarşının restorasyonu ve kadınlara, gençlere eğitim verecek iki sosyal merkezin yapılması hedeflendi.
Bu projenin temelleri 1996'da İstanbul'a gelen UNESCO Direktörü Minja Yang ve AB yerleşim politikaları üzerinde yayınlar hazırlamış olan Fransız Senatör-Belediye Başkanı Yves Doges ile dönemin Fatih Belediye Başkanı Sadettin Tantan tarafından atılmıştı. İlk görüşmelerde Mimarlar Odası temsilcisi olarak yer aldığım ve daha sonraki gelişmeleri izlediğim için, projenin kolaylıkla uygulanacağını ve öngörüldüğü gibi, İstanbul için AB yerel yönetim uygulamalarına iyi bir örnek oluşturacağını zannetmiştim. Ama şimdi büyük bir üzüntüyle yanıldığımı görüyorum. Yanlış anlama olmasın: Proje çok kötü uygulandı, hedeflerini gerçekleştiremedi, amaçları yeterli değildi, iyi bir örnek olmadı demiyorum. Tam tersine, proje tahmin ettiğimden de daha iyi uygulandı. Semtte oluşturulan yerel proje bürosunda çok nitelikli uzmanlar, fedakarca çalıştı. Bütün engellemelere rağmen semt halkı projeyi benimsedi, tarihi yapılar çok çağdaş yöntemlerle onarıldı, semtin çehresi değişti, birçok restorasyon çalışmasında olduğu gibi yıkıp yeniden inşa edilerek dekorlaştırılmadı. Üstelik projeden ve uygulanan yöntemlerden kaynaklanmayan birtakım sorunlar ortaya çıksa da, bunlar projenin başarısını engellemedi.
Peki ne oldu? Bu proje, İstanbul'daki yapsatçı kentsel dönüşüm modeline kamusal bir alternatif getirmeyi amaçlıyordu. Bugünkü modelde İstanbul tekrar eski yapsatçı kentsel dönüşüm modeline gerilemiş oluyor. Üstelik de piyasa mekanizmalarının bütün zaaflarını, kamusal uygulamalara taşıyarak. Peki neden belediye bugün bu pilot projeyi genişletmek, üstelik AB fonlarını kullanıp vatandaşlarını memnun etmek yerine, bu program kapsamında onarılmış olan evleri de yıkarak, farklı bir uygulama yapmak istiyor? Bu soru bence Türkiye'nin AB macerasının neden onlarca yıldır bir hayal olarak kaldığına da bir cevap oluşturacak nitelikte.
Yapsatçı kentsel dönüşüm
AB tarafından desteklenen Fener-Balat Rehabilitasyon Projesi, iki aşamadan oluşuyordu. Birinci program kamusal nitelikte bir iş olan fizibilitenin, sosyal programların ve uygulama sürecinin sonuna kadar devam edecek mimari hizmetlerin halkın lehine olacak şekilde kâr amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmesini hedefliyordu. İkinci aşamadaysa uygulama işlerinin, bu kamusal program niteliğindeki çalışmanın hedeflerine göre ihaleler ile gerçekleştirilmesini amaçlıyordu. Bu amaçla semtte bir proje bürosu oluşturuldu ve şeffaf bir şekilde yürütüldü. Nitekim projeye uzman kuruluşlar, Mimarlar Odası, enstitüler, STK'lar katıldı. Uygulamalarsa gayet düzenli bir şekilde, hizmet alımları şeklinde ihalelerle gerçekleşti. Ancak bu çalışmalar gerçekleştirilirken birtakım çevreler halkı yerinden etmeyen, birtakım çevrelere haksız kazançlar sağlamayan bu projeden rahatsız oldular. Bir taraftan AB ile ilişkilerde bir sorun çıkmaması için projeyi benimser gibi gözüktüler ama arkasından birtakım dedikodular yaymaya ve halkı projeden uzak tutmaya çalıştılar.
Söyledikleri şuydu: "Bu projeyi kabul etmeyin. Bu projenin arkasında Patrikhane var. Evlerinizi elinizden alacaklar. Bu restore ediyoruz deyip Patrikhane'ye verecekler." Oysa yapılan çalışmanın hiç de böyle bir hedefi yoktu. Tam tersine yapılan sözleşmelerde projenin spekülasyon yaratmaması için evlerin belli bir süre için satılmaması koşulu getiriliyordu. Üstelik onarım sürelerinde evsahiplerinin ve kiracıların taşınma ve geçici ev kiralama giderleri de proje tarafından karşılanıyordu. Semtte yaşayanlar kısa bir süre sonra dedikoduları yayan çevreler tarafından aldatıldıklarını anladılar.
Bir tek umut var
Bugün bu projenin yerine yapılmaya çalışılan uygulama, bu uygulamanın tam tersini hedefliyor: İlk önce kamu tarafı bir şirketle anlaşıyor. Mal sahipleri, metrekare bazında projeden yüzde 40 mertebesinde bir pay alabiliyor. Bunun için de ya projede pay sahibi olarak yer alacaklar ya da evleri zorla kamulaştırılacak ve şirkete verilecek. Yani rızalarının özgürce alınması, katılımlarının kendi tercihlerine göre gerçekleşmesi söz konusu bile değil. Proje yatırımcıların perspektifinden gerçekleştiği için yapıların, restore edilenler de dahil, yıkılmasını gerektiriyor. Çünkü tek bir yapı biriminde birlikte yaşayan aynı aileden fertler yerine apartman tarzında kat mülkiyetine çevrilebilecek bir düzen öngörülüyor. Böylece semtte işyeri olanlar, işyerlerini ve işlerini kaybedecekler. Ayrıca apartman nizamına geçildiği ve giderler arttığı için genellikle düşük bir gelir seviyesine sahip olan semtliler artık burada yaşayamayacaklar. Kısacası düşük gelirli insanlara "sizin bu semtte yaşama hakkınız yok" diyen bir uygulama ile karşı karşıyalar!
Şimdi olan bitene bir bakalım: Bu AB projesinin uygulanması sırasında bu dedikoduları yayarak halkı projeden soğutmaya çalışanlar, acaba şimdi tam da bu haksız ithamları uygulamak için halkın karşısına dikilmiş olmuyorlar mı?
Siyaset bu tür haksız kazançlar ve gelir transferi mekanizması olarak görüldüğü, arkasında gizli gündemler ve amaçlar olduğu sürece Türkiye'nin hem mahalle ölçeğinde hem de ne kadar istese de, hukuk yolunda ilerlemesi bir hayal olarak kalacak ne yazık ki.
Bugün bir tek umut var. Evinin penceresine afiş asarak ifade özgürlüğünü kullanan ve belediyenin onlarca görevlisine karşı direnen vatandaş gibi hukuksuzluk sayesinde sürekli kaybeden, haksızlığa uğrayan halkın artık yeter demesi. Hukuk Türkiye'de yalnızca yapılan berbat restorasyon işlerine karşı çıkan entelektüeller, sanatçılar, mimarlar ya da imzalanan ama uygulanmayan UNESCO sözleşmeleri gibi uluslararası normlar aracılığıyla gerçekleşmeyecek. Haksızlıklara karşı çıkan vatandaşların ve halkı hiçe saymayan, işini doğru dürüst yapan, bağımlı olmayan profesyonellerin mücadelesi sayesinde gerçekleşecek.
Çin: Taşların turistik mekanlara dönüştüğü yerAvrupa turizminin henüz keşfetmediği Çin bölgelerini gezen Natour Dergisi Editörü Arturo Crosby, Ningxia ve Gansu eyaletlerine yaptığı keşif gezisini yazdı.03 Ekim 2026 Cumartesi 16:00TURİZM
İyi iletişim olmadan bir destinasyon uluslararası olamazOlağanüstü bir kültürel mirasa, kıskanılacak bir gastronomiye ve eşsiz deneyimlere sahip olabilirsiniz; ancak gideceğiniz yere ulaşmak karmaşık, pahalı veya çok fazla seyahat gerektiriyorsa, rekabet etmek zor olacaktır.03 Ekim 2026 Cumartesi 15:00TURİZM
Türkiye, TUI'nin kış sezonunda ilk üçteDünyanın en büyük tur operatörü TUI, kış sezonu için yapılan yakın mesafe rezervasyonlarda Türkiye'nin üçüncü sırada yer aldığını duyurdu. İlk ikide ise Kanarya Adaları ve Mısır var.03 Ekim 2026 Cumartesi 14:00TURİZM
Karınca menüden çıktı: El Nino ünlü şefleri zora soktuKimisi karıncayı menüden çıkarıyor, kimisi kakaosuz çikolata yapıyor. El Nino, dünyaca ünlü şefleri menü değişikliğine zorluyor.03 Ekim 2026 Cumartesi 13:00GASTRONOMİ
Üç meslek grubuna daha yeşil pasaport geliyorKamuoyunda yeşil pasaport olarak bilinen “Hususi damgalı pasaportun” kapsamının genişlemesi için TBMM’ye kanun teklifi verildi. Söz konusu teklifle, 3 meslek grubunun daha yeşil pasaporttan yararlanması önerildi.03 Ekim 2026 Cumartesi 12:00GÜNDEM
Manavgat’ta bal zamanı: Üreticiler festivalde buluştuAntalya’nın Manavgat ilçesinde yerel bal üreticilerini tüketicilerle buluşturan Bal ve Arıcılık Festivali kapılarını açtı. Üç gün sürecek festivalde Manavgat’ın zengin florası, arıcılık potansiyeli ve yerel üretimin turizm sektörüyle buluşması öne çıkıyor03 Ekim 2026 Cumartesi 11:00MICE
Çıralı’da 117 yuvadan 3 bin 500 caretta denize ulaştıAntalya’nın Kemer ilçesindeki Çıralı sahilinde caretta carettaların yuvalama sezonunun son yuvası açıldı. Koruma ve izleme çalışmaları kapsamında bu yıl sahilde tespit edilen 117 yuvadan yaklaşık 3 bin 500 caretta carettanın denizle buluştuğu belirtildi.03 Ekim 2026 Cumartesi 10:00GÜNDEM
Kışın buğday, yazın halı: Killik tarlalarında renk şöleniAntalya’nın Killik Mahallesi’nde kış aylarında buğday, arpa, yulaf ve nohut yetiştirilen tarlalar, yazın binlerce halı ve kilimin serildiği dev bir renk paletine dönüşüyor.03 Ekim 2026 Cumartesi 09:00GÜNDEM
Haaland’dan Norwegian’a “Atkuyruğu” davasıNorveçli golcü Erling Haaland ile Norwegian Air Shuttle arasındaki “atkuyruğu reklamı” tartışması mahkemeye taşındı.02 Ekim 2026 Cuma 21:00ULAŞTIRMA
AB'nin yeni kabin bagajı kuralları ne zaman yürürlüğe girecek?AB içinde seyahat eden havayolu yolcuları, yolcu haklarında yapılması planlanan kapsamlı değişiklik kapsamında yakında ek ücret ödemeden daha fazla el bagajı taşıma hakkına sahip olabilir.02 Ekim 2026 Cuma 20:00ULAŞTIRMA
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2005 Türkiye Turizm











Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.