FELAKET PETROL HIRSI İLE BAŞLADI.
Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz: Bushun kötü ve dayatmacı politikaları yüzünden, hem ABD, hem de dünya hızla kaosa sürükleniyor diyor.

09 Ekim 2008 Perşembe 09:00
MURAT EMEN- EMEN&EMEN
Haftanın ekoomik görünümü: ( 5-11 Ekim 2008)
Nihayet paket onaylandı ve dünya nefes aldı. IMF"nin Bırakın batsınlar kuralının yerini aman batırmayalım aldı. ABD"den başlayarak Avrupa ve uzakdoğu büyük bir kaostan kurtuldu. Ms. Belosi"nin deyimiyle,uçağı yere çakanlar altın paraşütlerle yere inecekler. Ayrıca AB ülkelerinin de krize yaklaşımları çok sıcak oldu Fortis ve Dexia konusunda gereken desteği verdiler. Böylece bizim atmacaların ağzı açık kaldı. Alman Hükümeti Hypo Real Estate için 50 milyon USD. destek çıkardı. Yatırım bankaları bayrak indirdi. Freddi Mac ve Fannie Mae ile başlayan furya, AIG, Lehman, Merrill Lynch, M.Stanley, Goldman Sachs ve Wachovia ile devam etti. UK Bingsley"I devletleştirdi. Irlanda mevduat garanti limitini artırdı. Şimdilik ortalık rahatlamış gözüküyor.
Ekonomistler şimdiden sonra bazı şeyleri sorgulama yarışına gireceklerdir.
Dünya ekonomisi uzun bir süredir ekonomist John Williamson"ın Washington Konsensüsü olarak adlandırdığı politikalara göre şekillendirilmektedir. Ekonomist John Williamson"un 1990"da yazdığı bir makalede on madde halinde özetlediği istikrar içinde kalkınma reçetesi daha sonra Washington konsensüsü olarak anılmaya başlandı.
Williamson çalışmasında Latin Amerika ülkelerine kalkınabilmeleri için on adet öneride bulunmuştur. Mali disiplinden, özelleşmeye kadar giden bu on maddelik önerilere göz attığımızda özetle; Washington Konsensüsü devletin küçültülerek piyasa güçlerine dayanan bir kalkınma anlayışını öngördüğünü söyleyebiliriz.
Bu politikalar, uzun bir süre birçok örgüt ve entellektüel tarafından çeşitli şekillerde eleştirildi ve protesto edildi. Fakat son yıllarda en dikkat çekici eleştiriler yukarıda saydığımız kuruluşlarda uzun yıllar görev almış ve neoklasik ekonomi okuluna bağlı sayılabilecek isimlerden geldi. Kamuoyu tarafından yaygın biçimde takip edilen ilk eleştiri ise Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz"e aittir.
Stiglitz, 2002 yılında yayınladığı, fırtınalar koparan kitabında genelde Washington Konsensüsü"nü özelde ise IMF politikalarını kıyasıya eleştirmişti.
Stiglitz, serbest piyasaların Washington Konsensüsü'ne yansıdığı gibi, zenginliğin itici gücü olmadığını, sürdürülebilir büyüme ve uzun dönemli verimlilik için izlenmesi gereken en iyi yolun, devlet ve piyasa arasında doğru dengeyi sağlamak olduğunu, hem şirketlerin hem de ekonomilerin güvenle ve diğerlerinin hakları göz önüne alınarak belli bir oranda kontrol edilmesi gerektiğini savunmuştur. *
Stiglitz"in Irak işgali ile ilgili yorumu daha sert olmuştur, Bush"un kötü ve dayatmacı politikaları yüzünden, hem ABD, hem de dünya hızla kaosa sürükleniyor diyor. Ayrıca Stiglitz, devletin ekonomide gözetim ve denetim müdahalelerini kaldıran Washington konsensüsü çöktü dedi.
Stiglitz daha ilerisi için daha keskin. Hindistan"da yapılan Dünya Sosyal Forumu"na da katılan Stiglitz "değişen fazla bir şey yok, yeni kriz dalgası gelebilir" şeklinde açıklama yapmıştır.
Latin Amerika, Washington Konsensüsünü (neo-liberal programı) tam anlamıyla uygulayan bölge oldu. Sonucunda program sert bir şekilde yıkıma neden oldu. İktisadi büyüme hızında, mikro ekonomik göstergelerde ve toplumsal düzende ani-sert bir düşüş ve kargaşa meydana geldi.
Oysaki neo-liberalizmi reddeden ve gelişmiş ülkelerin kalkınma yöntemlerini uygulayan Doğu Asya"da ise büyüme ve kalkınma gerçekleşti. Fakat 1997"de ortaya çıkan Asya krizi ile birlikte Washington Konsensüsünün yeniden gözden geçirilmesi gündeme gelmiştir.
Böylece yeniden devlet kavramı ön plana çıkmış, piyasaları tek başına serbest bırakmanın aslında çok iyi bir fikir olmadığı, devletin belli noktalarda müdahale etmesinin piyasaları daha sağlıklı bir noktaya getirdiği anlaşıldı.
Çin ise kendine özel politikalarla iktisadi büyüme ve kalkınmada önemli mesafeler katetmiştir. Dünya ekonomi tarihinde bugüne kadar hiçbir ülke Çin kadar süratle büyümemiş, çeyrek yüzyıl içerisinde insanlarının yaşam standardını bu kadar yükseltememiştir.
Çin'in ekonomik başarısı büyük ölçüde istikrarlı hükümetlere, yüksek tasarruf ve yatırım oranlarına, dinamik (ve devlet destekli) ticaret, yatırım ve sanayi politikalarına, sabırlı, stratejik planlamaya, aile bağlarına dayalı disiplinli iş ahlakı anlayışına, enflasyonun ve kamu açıklarının kontrolüne ağırlık veren makroekonomik politikalara dayanıyor.
Devletin küçültülerek piyasa güçlerine dayanan bir kalkınma anlayışını öngören "Washington Konsensüsü"nün cenderesinden çıkmak isteyen birçok gelişme yolundaki ülkeye -alternatif kalkınma modeli ile ilham kaynağı olmuştur.
* Bilal Özdemir, Kafkas Universitesi, Lisans üstü tezi
Bu satırların yazarı Özdemir"e göre ; komünizm baskısından sıyrılıp küresel sistem ile bütünleşme sürecini henüz tamamlayamadı ama şurası muhakkak ki Çin lambadan çıktı ve tekrar eskiye dönülemeyeceği hususunda küresel alanda genel mutabakat bulunuyor. Önümüzdeki dönemde hem Çin dünyaya, hem de dünya Çin'e uyum sağlamak zorunda.
Çin mucizesinin devamının ancak ve ancak büyümenin kalitesini artırmakla mümkün olacağı genel kabul görüyor. Bu yöndeki mesajların yöneldiği adres ise genellikle yatırımlarda aslan payına sahip olan kamu yönetimi ve kamunun kontrolünde olan işletmelerdir. Yani ekonomide devletin ağırlığı söz konusudur.
Arjantin ve Türkiye, uzun süre Washington Konsensüsü'nün en mükemmel örnekleri olarak kabul edilmişlerdir. Fakat bu ülkelerde de yaşanan krizler bu düşünceyi olumsuz hale getirmiştir.
Washington Konsensüsü, özellikle ABD ve diğer gelişmiş ülkeler tarafından çokuluslu şirketlerin manevra alanını olabildiğince genişleten, ulus devletin ekonomik ve politik egemenliğini zayıflatan ve bunları gerçekleştirirken tek küresel dünya ekonomisi hedefini güden bir anlayış gündeme getirme gayretindedir.
Bu da ciddi olarak ulus devletler açısından üzerinde durulması gereken bir noktadır.
2000"li yıllarda bu modelin özellikle serbest rekabet, küresel birleşme ve makroekonomik istikrar üzerine yoğunlaşmaya başladığı görülmektedir. Büyük ölçüde yine ABD"nin önderliğinde yenilenen Washington Konsensüsü G 7 ülkeleri tarafından da benimsenerek, geleceğin yeni dünya düzeni olarak ortaya çıkarılmıştır. Bu konsensüsü oluşturan, birbiriyle tutarlı ve paralellik içerisinde gelişen bu üç unsurun tek bir dünya ekonomisi modeline doğru hizmet etmeye başladığı görülmektedir.
Tuhaf olan şu;
Günümüzde ABD ekonomisi büyük ölçüde devlet sektörüne dayanıyor. Bilgisayarlar, internet, havayolları trafiği, malların aktarması, konteyner gemileri, eczacılık, idari yöntemler vs. hepsi devletin kontrolünde. Bunlara, sigorta ve finans sektörü de eklendi.
Dünyaya iyi yönetişim ilkesini önererek devletin küçülmesinin özel sektörün ön plana çıkmasının gerekliliğini vurgulayan ABD kendisi bu önerilerini uygulamamaktadır.
Kendi ekonomisi darboğaza girince ekonomiyi canlandırma paketi altında devlet destekli çalışmalarda bulunuyor. Devleti ekonomiden çekme söylemiyle iktidara gelen Cumhuriyetçi Parti, aleni bir şekilde devleti devreye sokarak ve özel sektöre özel destekler sağlayarak ekonominin daralmasını önlemeye çalışıyor. Paket bunun son örneğidir.
Şu son günlerde ABD ekonomisi ile yaşadıklarımız göz önüne alınırsa, ABD"nin devlet destekli ekonominin alasını uyguladığını açıklıkla söyleyebiliriz. İyi ki böyle yapıyor. Ama yönlendirdiği ve Washington konsensüsü ile beynini yıkadığı IMF, bütün bu olanlara gık demezken, sırası geldiğinde IMF"nin masa memurları aslan kesilip, Türkiye"ye bırakın batsınlar talimatını vererek devlet desteğini reddetmekte ve bizim kişiliksiz bürokrasimiz de bunlara başüstüne diyebilmektedir. Ülkeye çıkan fatura, işsiz kalan insanlar, kapatılan 25 banka ve batan sayısız firma. Vicdanlar rahat mı acaba?
Kısaca, Washington Konsensüsünün başarısızlığı sonucu devletin ekonomiden elini çekmesinin kaos ortamına neden olduğu anlaşılmıştır. Böylece ülkeler yeni kalkınma modelleri arayışına girecektir. Türkiye"de 24 Ocak 1980 ile başlayan dışa açık kalkınma modelinin patlayan yerlerini, özellikle sıcak para, cari açık ve ithalat cenneti olma gibi konuları yeniden masaya yatırmak durumunda kalacaktır.
Bu haftanın Economist"ine göre; kriz iki yönden gelişme göstermektedir. Birincisi Atlantik üzerinden Avrupa, ikincisi de finans sektörü üzerinden reel sektöre yönelmiştir. Üzerinde hemfikir olunan nokta, krizin global olduğu ve domino etkisi gösterebileceğidir. Bunun için bütün ilgili hükümetlerin elbirliği ile müştereken çalışmaları gerektiğidir.( Bizim 2001 krizinin sorumlu bürokratlarınıda yanlarına staja gönderelim kriz nasıl yönetilir ögrensinler. Hadi batırdılar diyelim. Batırdıktan sonrada ne yapacaklarını bilemediler.)
Uluslararası Para Fonu"nun (IMF) önceki gün açıkladığı raporda ABD ekonomisinin keskin bir düşüş yaşama olasılığının yüksek göründüğü belirtildi. Geçmişteki finansal krizleri ve sonuçlarını mercek altına alan rapora göre, finansal kesimin ağır stres altında kaldığı dönemleri izleyen resesyonlar daha derin oluyor. ABD finans kesiminin tarihinin en ağır stresini yaşamakta olduğu dönemi izleyecek olan bir resesyonun büyük üretim ve gelir kaybına yol açması olasılığı yüksek. (Osman Ulagay)
Avrupa"da finans kesiminin yaşayacağı şokun boyutları konusunda farklı tahminler yapılıyor ve AB"nin kurumsal yapısında, finansal sistemi destekleyecek bir organın bulunmamasının şokun bedelini artırabileceği ileri sürülüyor.(AB yapısında dinamik bir siyasal entegrasyon ve FED sistemi yok) Avrupa"nın pek çok ülkesi, şimdiden resesyona girmiş ya da girmek üzere. Avrupa finans kesiminden gelebilecek olumsuz haberler bu resesyonu daha da derinleştirebilir. Tabii ki Avrupa"nın yaşayacağı sıkıntılar Türk reel sektörünü ve mali piyasalarını çok yakından etkileyecek.
Küresel dalganın yükseliş sürecinde Türkiye"de iktidara gelen ve bu dalgadan en iyi biçimde yararlanan AKP yönetiminin, şimdi tamamen değişen koşullarda ve bunalan bir dünyada neler yapabileceğini, Türkiye"nin bu yeni süreçte nelerle karşılaşacağını hep birlikte göreceğiz. AKP"nin gerek mahalli seçimlerde gerekse ülke genelinde başarısını gene ülkenin ekonomik göstergeleri tayin edecek. Bu süreçte ülke varlıklarının faiz ödemek için nasıl harvurup harman savrulduğu, bankacılıktaki şuursuz yabancılaşma ve eriyen ve çivi çakılmayan tör daha çok sorgulanacak. IMF"nin politikalarına eğemen olan Washington konsensüsünün ortaya çıkardığı bu acı tablo geçte olsa kritik edilmeğe başlanacak.
Koyun psikolojisinin egemen olduğu Türk mali piyasaları önümüzdeki haftayı nisbeten paketin etkisiyle rahat geçirecektir. Borsa konusunda yabancıların hareketi önem kazanacaktır. Alacaklar mı? satacaklar mı? Diğer parametreleri bu tutumlar tayin edecektir. Satma surecine girerlerse endeks cok duser.Doların haftayı 1.27-1.35 bandında geçireceğini söyleyebiliriz.
Esen kalın.
06-10 Ekim ABD Veri Takvimi


Fortis'te yeni hesaplar
En değerli parçayı kaptıran Belçika Hükümeti, elinde kalan bölümü satma ya da tamamen kamulaştırma seçenekleri üzerinde duruyor
Geçen hafta Hollanda ve Lüksemburg hükümetlerinin 11,2 milyar avro kaynak aktarımıyla kurtarılan Fortis'in, Hollanda faaliyetlerini 16,8 milyar avroya bu ülkeye devreden Belçika, elinde kalan bölümünü satma ya da tamamen kamulaştırma seçenekleri üzerinde duruyor.
Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, küresel finansal krize kurban vermemek için geçen hafta ortaklaşa gerçekleştirdikleri kurtarma operasyonunda Fortis'in her 3 ülkedeki birimlerinin yüzde 49 azınlık hissesini 11,2 milyar avro karşılığında kamulaştırmışlardı.
Haftanın ekoomik görünümü: ( 5-11 Ekim 2008)
Nihayet paket onaylandı ve dünya nefes aldı. IMF"nin Bırakın batsınlar kuralının yerini aman batırmayalım aldı. ABD"den başlayarak Avrupa ve uzakdoğu büyük bir kaostan kurtuldu. Ms. Belosi"nin deyimiyle,uçağı yere çakanlar altın paraşütlerle yere inecekler. Ayrıca AB ülkelerinin de krize yaklaşımları çok sıcak oldu Fortis ve Dexia konusunda gereken desteği verdiler. Böylece bizim atmacaların ağzı açık kaldı. Alman Hükümeti Hypo Real Estate için 50 milyon USD. destek çıkardı. Yatırım bankaları bayrak indirdi. Freddi Mac ve Fannie Mae ile başlayan furya, AIG, Lehman, Merrill Lynch, M.Stanley, Goldman Sachs ve Wachovia ile devam etti. UK Bingsley"I devletleştirdi. Irlanda mevduat garanti limitini artırdı. Şimdilik ortalık rahatlamış gözüküyor.
Ekonomistler şimdiden sonra bazı şeyleri sorgulama yarışına gireceklerdir.
Dünya ekonomisi uzun bir süredir ekonomist John Williamson"ın Washington Konsensüsü olarak adlandırdığı politikalara göre şekillendirilmektedir. Ekonomist John Williamson"un 1990"da yazdığı bir makalede on madde halinde özetlediği istikrar içinde kalkınma reçetesi daha sonra Washington konsensüsü olarak anılmaya başlandı.
Williamson çalışmasında Latin Amerika ülkelerine kalkınabilmeleri için on adet öneride bulunmuştur. Mali disiplinden, özelleşmeye kadar giden bu on maddelik önerilere göz attığımızda özetle; Washington Konsensüsü devletin küçültülerek piyasa güçlerine dayanan bir kalkınma anlayışını öngördüğünü söyleyebiliriz.
Bu politikalar, uzun bir süre birçok örgüt ve entellektüel tarafından çeşitli şekillerde eleştirildi ve protesto edildi. Fakat son yıllarda en dikkat çekici eleştiriler yukarıda saydığımız kuruluşlarda uzun yıllar görev almış ve neoklasik ekonomi okuluna bağlı sayılabilecek isimlerden geldi. Kamuoyu tarafından yaygın biçimde takip edilen ilk eleştiri ise Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz"e aittir.
Stiglitz, 2002 yılında yayınladığı, fırtınalar koparan kitabında genelde Washington Konsensüsü"nü özelde ise IMF politikalarını kıyasıya eleştirmişti.
Stiglitz, serbest piyasaların Washington Konsensüsü'ne yansıdığı gibi, zenginliğin itici gücü olmadığını, sürdürülebilir büyüme ve uzun dönemli verimlilik için izlenmesi gereken en iyi yolun, devlet ve piyasa arasında doğru dengeyi sağlamak olduğunu, hem şirketlerin hem de ekonomilerin güvenle ve diğerlerinin hakları göz önüne alınarak belli bir oranda kontrol edilmesi gerektiğini savunmuştur. *
Stiglitz"in Irak işgali ile ilgili yorumu daha sert olmuştur, Bush"un kötü ve dayatmacı politikaları yüzünden, hem ABD, hem de dünya hızla kaosa sürükleniyor diyor. Ayrıca Stiglitz, devletin ekonomide gözetim ve denetim müdahalelerini kaldıran Washington konsensüsü çöktü dedi.
Stiglitz daha ilerisi için daha keskin. Hindistan"da yapılan Dünya Sosyal Forumu"na da katılan Stiglitz "değişen fazla bir şey yok, yeni kriz dalgası gelebilir" şeklinde açıklama yapmıştır.
Latin Amerika, Washington Konsensüsünü (neo-liberal programı) tam anlamıyla uygulayan bölge oldu. Sonucunda program sert bir şekilde yıkıma neden oldu. İktisadi büyüme hızında, mikro ekonomik göstergelerde ve toplumsal düzende ani-sert bir düşüş ve kargaşa meydana geldi.
Oysaki neo-liberalizmi reddeden ve gelişmiş ülkelerin kalkınma yöntemlerini uygulayan Doğu Asya"da ise büyüme ve kalkınma gerçekleşti. Fakat 1997"de ortaya çıkan Asya krizi ile birlikte Washington Konsensüsünün yeniden gözden geçirilmesi gündeme gelmiştir.
Böylece yeniden devlet kavramı ön plana çıkmış, piyasaları tek başına serbest bırakmanın aslında çok iyi bir fikir olmadığı, devletin belli noktalarda müdahale etmesinin piyasaları daha sağlıklı bir noktaya getirdiği anlaşıldı.
Çin ise kendine özel politikalarla iktisadi büyüme ve kalkınmada önemli mesafeler katetmiştir. Dünya ekonomi tarihinde bugüne kadar hiçbir ülke Çin kadar süratle büyümemiş, çeyrek yüzyıl içerisinde insanlarının yaşam standardını bu kadar yükseltememiştir.
Çin'in ekonomik başarısı büyük ölçüde istikrarlı hükümetlere, yüksek tasarruf ve yatırım oranlarına, dinamik (ve devlet destekli) ticaret, yatırım ve sanayi politikalarına, sabırlı, stratejik planlamaya, aile bağlarına dayalı disiplinli iş ahlakı anlayışına, enflasyonun ve kamu açıklarının kontrolüne ağırlık veren makroekonomik politikalara dayanıyor.
Devletin küçültülerek piyasa güçlerine dayanan bir kalkınma anlayışını öngören "Washington Konsensüsü"nün cenderesinden çıkmak isteyen birçok gelişme yolundaki ülkeye -alternatif kalkınma modeli ile ilham kaynağı olmuştur.
* Bilal Özdemir, Kafkas Universitesi, Lisans üstü tezi
Bu satırların yazarı Özdemir"e göre ; komünizm baskısından sıyrılıp küresel sistem ile bütünleşme sürecini henüz tamamlayamadı ama şurası muhakkak ki Çin lambadan çıktı ve tekrar eskiye dönülemeyeceği hususunda küresel alanda genel mutabakat bulunuyor. Önümüzdeki dönemde hem Çin dünyaya, hem de dünya Çin'e uyum sağlamak zorunda.
Çin mucizesinin devamının ancak ve ancak büyümenin kalitesini artırmakla mümkün olacağı genel kabul görüyor. Bu yöndeki mesajların yöneldiği adres ise genellikle yatırımlarda aslan payına sahip olan kamu yönetimi ve kamunun kontrolünde olan işletmelerdir. Yani ekonomide devletin ağırlığı söz konusudur.
Arjantin ve Türkiye, uzun süre Washington Konsensüsü'nün en mükemmel örnekleri olarak kabul edilmişlerdir. Fakat bu ülkelerde de yaşanan krizler bu düşünceyi olumsuz hale getirmiştir.
Washington Konsensüsü, özellikle ABD ve diğer gelişmiş ülkeler tarafından çokuluslu şirketlerin manevra alanını olabildiğince genişleten, ulus devletin ekonomik ve politik egemenliğini zayıflatan ve bunları gerçekleştirirken tek küresel dünya ekonomisi hedefini güden bir anlayış gündeme getirme gayretindedir.
Bu da ciddi olarak ulus devletler açısından üzerinde durulması gereken bir noktadır.
2000"li yıllarda bu modelin özellikle serbest rekabet, küresel birleşme ve makroekonomik istikrar üzerine yoğunlaşmaya başladığı görülmektedir. Büyük ölçüde yine ABD"nin önderliğinde yenilenen Washington Konsensüsü G 7 ülkeleri tarafından da benimsenerek, geleceğin yeni dünya düzeni olarak ortaya çıkarılmıştır. Bu konsensüsü oluşturan, birbiriyle tutarlı ve paralellik içerisinde gelişen bu üç unsurun tek bir dünya ekonomisi modeline doğru hizmet etmeye başladığı görülmektedir.
Tuhaf olan şu;
Günümüzde ABD ekonomisi büyük ölçüde devlet sektörüne dayanıyor. Bilgisayarlar, internet, havayolları trafiği, malların aktarması, konteyner gemileri, eczacılık, idari yöntemler vs. hepsi devletin kontrolünde. Bunlara, sigorta ve finans sektörü de eklendi.
Dünyaya iyi yönetişim ilkesini önererek devletin küçülmesinin özel sektörün ön plana çıkmasının gerekliliğini vurgulayan ABD kendisi bu önerilerini uygulamamaktadır.
Kendi ekonomisi darboğaza girince ekonomiyi canlandırma paketi altında devlet destekli çalışmalarda bulunuyor. Devleti ekonomiden çekme söylemiyle iktidara gelen Cumhuriyetçi Parti, aleni bir şekilde devleti devreye sokarak ve özel sektöre özel destekler sağlayarak ekonominin daralmasını önlemeye çalışıyor. Paket bunun son örneğidir.
Şu son günlerde ABD ekonomisi ile yaşadıklarımız göz önüne alınırsa, ABD"nin devlet destekli ekonominin alasını uyguladığını açıklıkla söyleyebiliriz. İyi ki böyle yapıyor. Ama yönlendirdiği ve Washington konsensüsü ile beynini yıkadığı IMF, bütün bu olanlara gık demezken, sırası geldiğinde IMF"nin masa memurları aslan kesilip, Türkiye"ye bırakın batsınlar talimatını vererek devlet desteğini reddetmekte ve bizim kişiliksiz bürokrasimiz de bunlara başüstüne diyebilmektedir. Ülkeye çıkan fatura, işsiz kalan insanlar, kapatılan 25 banka ve batan sayısız firma. Vicdanlar rahat mı acaba?
Kısaca, Washington Konsensüsünün başarısızlığı sonucu devletin ekonomiden elini çekmesinin kaos ortamına neden olduğu anlaşılmıştır. Böylece ülkeler yeni kalkınma modelleri arayışına girecektir. Türkiye"de 24 Ocak 1980 ile başlayan dışa açık kalkınma modelinin patlayan yerlerini, özellikle sıcak para, cari açık ve ithalat cenneti olma gibi konuları yeniden masaya yatırmak durumunda kalacaktır.
Bu haftanın Economist"ine göre; kriz iki yönden gelişme göstermektedir. Birincisi Atlantik üzerinden Avrupa, ikincisi de finans sektörü üzerinden reel sektöre yönelmiştir. Üzerinde hemfikir olunan nokta, krizin global olduğu ve domino etkisi gösterebileceğidir. Bunun için bütün ilgili hükümetlerin elbirliği ile müştereken çalışmaları gerektiğidir.( Bizim 2001 krizinin sorumlu bürokratlarınıda yanlarına staja gönderelim kriz nasıl yönetilir ögrensinler. Hadi batırdılar diyelim. Batırdıktan sonrada ne yapacaklarını bilemediler.)
Uluslararası Para Fonu"nun (IMF) önceki gün açıkladığı raporda ABD ekonomisinin keskin bir düşüş yaşama olasılığının yüksek göründüğü belirtildi. Geçmişteki finansal krizleri ve sonuçlarını mercek altına alan rapora göre, finansal kesimin ağır stres altında kaldığı dönemleri izleyen resesyonlar daha derin oluyor. ABD finans kesiminin tarihinin en ağır stresini yaşamakta olduğu dönemi izleyecek olan bir resesyonun büyük üretim ve gelir kaybına yol açması olasılığı yüksek. (Osman Ulagay)
Avrupa"da finans kesiminin yaşayacağı şokun boyutları konusunda farklı tahminler yapılıyor ve AB"nin kurumsal yapısında, finansal sistemi destekleyecek bir organın bulunmamasının şokun bedelini artırabileceği ileri sürülüyor.(AB yapısında dinamik bir siyasal entegrasyon ve FED sistemi yok) Avrupa"nın pek çok ülkesi, şimdiden resesyona girmiş ya da girmek üzere. Avrupa finans kesiminden gelebilecek olumsuz haberler bu resesyonu daha da derinleştirebilir. Tabii ki Avrupa"nın yaşayacağı sıkıntılar Türk reel sektörünü ve mali piyasalarını çok yakından etkileyecek.
Küresel dalganın yükseliş sürecinde Türkiye"de iktidara gelen ve bu dalgadan en iyi biçimde yararlanan AKP yönetiminin, şimdi tamamen değişen koşullarda ve bunalan bir dünyada neler yapabileceğini, Türkiye"nin bu yeni süreçte nelerle karşılaşacağını hep birlikte göreceğiz. AKP"nin gerek mahalli seçimlerde gerekse ülke genelinde başarısını gene ülkenin ekonomik göstergeleri tayin edecek. Bu süreçte ülke varlıklarının faiz ödemek için nasıl harvurup harman savrulduğu, bankacılıktaki şuursuz yabancılaşma ve eriyen ve çivi çakılmayan tör daha çok sorgulanacak. IMF"nin politikalarına eğemen olan Washington konsensüsünün ortaya çıkardığı bu acı tablo geçte olsa kritik edilmeğe başlanacak.
Koyun psikolojisinin egemen olduğu Türk mali piyasaları önümüzdeki haftayı nisbeten paketin etkisiyle rahat geçirecektir. Borsa konusunda yabancıların hareketi önem kazanacaktır. Alacaklar mı? satacaklar mı? Diğer parametreleri bu tutumlar tayin edecektir. Satma surecine girerlerse endeks cok duser.Doların haftayı 1.27-1.35 bandında geçireceğini söyleyebiliriz.
Esen kalın.
06-10 Ekim ABD Veri Takvimi


Fortis'te yeni hesaplar
En değerli parçayı kaptıran Belçika Hükümeti, elinde kalan bölümü satma ya da tamamen kamulaştırma seçenekleri üzerinde duruyor
Geçen hafta Hollanda ve Lüksemburg hükümetlerinin 11,2 milyar avro kaynak aktarımıyla kurtarılan Fortis'in, Hollanda faaliyetlerini 16,8 milyar avroya bu ülkeye devreden Belçika, elinde kalan bölümünü satma ya da tamamen kamulaştırma seçenekleri üzerinde duruyor.
Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, küresel finansal krize kurban vermemek için geçen hafta ortaklaşa gerçekleştirdikleri kurtarma operasyonunda Fortis'in her 3 ülkedeki birimlerinin yüzde 49 azınlık hissesini 11,2 milyar avro karşılığında kamulaştırmışlardı.
Yorumlar
SON DAKİKA
Vietnam, Yüksek Hızlı Tren Projesini BaşlatıyorGelecek yılın sonuna kadar temel atma töreninin yapılması planlanan demiryolu, 1.541 kilometre uzunluğunda olacak ve iç ulaşımı ve bölgesel bağlantıyı dönüştürmesi bekleniyor.05 Haziran 2026 Cuma 19:00ULAŞTIRMA
Navagio Plajı, heyelan riski nedeniyle kapatıldıNavagio Plajı için güvenlik gerekçesiyle erişim kısıtlaması kararı alındı. Yunan yetkililer, bölgede yaşanabilecek olası heyelan riskine dikkat çekerek plaja inişlerin yasaklandığını duyurdu.05 Haziran 2026 Cuma 18:00TURİZM
'Dumansız Plaj' ve Ücretsiz Su Dönemi Başladı!Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Av. Büşra Özdemir, tüm vatandaşı ve turistleri mataralarını yanına almaya davet ederek, "Tek kullanımlık plastiklerden kurtulalım" çağrısında bulundu.05 Haziran 2026 Cuma 17:00TURİZM
9. Akra Caz Festivali Başlıyor Akra Caz Festivali, 5-20 Haziran 2026 tarihleri arasında Akdeniz ve Bey Dağları’nın büyüleyici manzarası eşliğinde Akra Antalya’nın açık hava sahnesinde gerçekleşecek.05 Haziran 2026 Cuma 15:00MICE
Turizm sektörü: Kırmızı et ihtiyacı için yerli üretici desteklenmeli!Kırmızı Et Birliği Başkanı Abdurrahman Erdoğan, '' Turizm sektöründe kırmızı et ihtiyacını ithat et ile çözemeyiz.05 Haziran 2026 Cuma 14:00GASTRONOMİ
Kanyon, Dünya Çevre Günü’nü çocuklarla kutluyorTürkiye İş Bankası desteğiyle hayata geçirilen İş’te Minik Kaşifler Sokağı ve çevre temalı atölyeler, çocukları sürdürülebilir bir geleceğin keşfine davet ediyor.05 Haziran 2026 Cuma 13:00MICE
Meis - Kaş Yüzme Yarışı, tarihe kulaç attıracakUluslararası Meis - Kaş Yüzme Yarışı, 28 Haziran 2026 tarihinde 20’nci kez gerçekleştirilecek. “Dostluğa Kulaçlıyoruz” sloganıyla yapılıyor.05 Haziran 2026 Cuma 12:00MICE
Alanya'da toplamda 79 nokta Mavi Bayrak kazandıAvrupa Birliği’nin 1987 yılını “Çevre Yılı” ilan etmesiyle başlayan Mavi Bayrak Programı, halk sağlığını korumayı ve çevre bilincini artırmayı amaçlıyor.05 Haziran 2026 Cuma 11:00TURİZM
Turizm Meslek Liseleri otellere kalifiye elman yetiştiriyorManavgat-Side Oteller Birlik ve Dayanışma Platformu Başkanı Mehmet Çelikten, turizm sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücü ve kalifiye ihtiyacı karşılamada Turizm Meslek Liselerinin çok büyük boşluğu doldurduğunu söyledi. 05 Haziran 2026 Cuma 10:00TURİZM
Emirates’in Emirlikli ilk kadın kaptan pilotlarıDünyanın en büyük uluslararası havayolu şirketlerinden Emirates, şirket tarihinde bir ilke imza atarak iki kadın pilotunu kaptanlığa terfi ettirdi.05 Haziran 2026 Cuma 09:00ULAŞTIRMA
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2005 Türkiye Turizm











Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.