• BIST 88.735
  • Altın 228,590
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 16 °C

Zor günlerden geçiyoruz

Zor günlerden geçiyoruz
Birikmiş vergi ve prim borçlarının, aslına dokunmadan faizleri enflasyona göre yeniden hesaplayıp indirelim, yıllık %4 faizle 36 aylık bir taksitlendirme yapalım

MURAT EMEN-EMEN&EMEN


Haftanın Ekonomik Görünümü (27 Temmuz-02 Ağustos 2009)
İSTANBUL- Vergi ve prim alacaklarında yeniden yapılandırma bekleniyor. Hürriyet Vergi uzmanı Prof. Şükrü Kızılot"un yazısına göre, vadesi geçtiği halde devletin tahsil edilememiş olan vergi ve sigorta prim alacakları inanılmaz boyutlara ulaşmış. Bugün itibariyle alacaklar ile faiz ve geçikme cezası toplamı 130 milyar TL. civarında.



Gerçekten Şükrü Hoca"nın dediği gibi ülke zor günlerden geçiyor. İlk çeyrekte %13.8 küçülme, reel sektörün ne kadar zor durumda olduğunun göstergesi. Devlet pek çok konuda düzenleme yaptı ve çoğuna da önayak oldu. Ancak TCMB faizinin 8.25, enflasyonun 7"lerde olduğu günümüzde geçikme faizi %30 olarak devam ediyor.
Devletin paraya, şirketlerin ve vatandaşında nefes almaya, ayakta durmaya ihtiyacı var. Yüksek faiz, durumu daha da ödenmez hale getiriyor. Kızılot"un günün şartlarına uygun bir önerisi var. Birikmiş vergi ve prim borçlarının, aslına dokunmadan faizleri enflasyona göre yeniden hesaplayıp indirelim, ardından yıllık %4 faizle 36 aylık bir taksitlendirme yapalım diyor. Fevkalade bir çözüm. Kredi kartlarında daha farklı bir durum olmadı. İnsanlar rahat bir nefes aldılar. Kemer sıktırmayacağız diyen Maliye Bakanına duyurulur.



DOLARDA NELER OLUYOR?


Dolar/TL nin aşağı doğru kırılma ihtimali yüksek görülüyor. Ama bazı ekonomistlerin dediği gibi uçuk düşmeler beklemiyoruz.

USDTRY kurunun 1.4800-1.5000 bandında dinlenmeye devam edeceği kanaatindeyiz. Bant bir yerden kırılacaksa bunun alt taraf olma ihtimali daha yüksek duruyor.
Gelişmekte olan ekonomilere yönelik fon girişlerinin sürdüğü de dikkat çekti. USD/TL kuru son birkaç gündeki sert düşüşün ardından haftanın son günü 1.4800-1.4930 bandında dengelendi. Bireysel ve kurumsal kaynaklı dolar alımlarının bu dengelenmede rolü var. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz hafta Türkiye"yi ziyaret eden Nomura uzmanları 1.52 nin altına inen dolar için alın tavsiyesi yapmışlardı.



Geçen hafta ABD"de açıklanan bazı şirket bilançolarının olumlu yönde gelmesi (Pfizer, Boeing, Whirlpool, Wells Fargo ve Pepsi gibi) sonucu pekişen risk iştahı, olumlu seyrin sürmesine yardımcı oldu. Ancak, ABD"den gelen güçlü makro ekonomik veriler sonrası dolar/TL yönünü aşağı çevirip 1.4770"e varan bir düşüş kaydetti. Hatta döviz büfeleri alımlarını1.45"lere kadar çektiler. 1.48"in altını deneyecek her durumda dolara alım gelebilir.
ABD hisse senedi piyasası kapandıktan sonra açıklanan Microsoft ve Amazon bilançolarının, beklentilere göre olumsuz gelmesi küresel mali piyasalarda son güne girilirken bir miktar kar satışına yol açtı.
ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin 10 baz puan gibi yükseliş kaydetmesi, EUR/USD paritesinin 1.4290"dan 1.4150"ye gevşemesi de kar satışlarının bir göstergesi olarak alınabilir. Aslında, ABD"de önümüzdeki hafta yapılacak olan rekor borç geri ödemesi öncesinde mevcut iyimserliği fırsat bilip kar satışına yönelmek anlamlı bir strateji olarak kabul edilebilir.
ABD piyasasına genel olarak bakarsak; geçtiğimiz hafta saydığımız nedenlerle iyi bir hafta geçirdi. S&P500 %4.1 artış kaydederken, !0 mayıs"tan buyana %11"lik bir rant sağladı. Mevcut konut satışları da beklenenden iyi geldi.


Bernanke, Senato Komitesinde "Hüküm vermek için erken" dedi.

Ancak hala %9.5"lara ulaşan işsizlik rakamları sorun olmaya devam ediyor. Tüketim düşüyor. Tehlike azaldıkça Obama"nın canlandırma paketinin ne vaat ettiği ne getirdiği kritik ediliyor. Muhalefet vergilerin nereye harcandığı konusunda sesini yükseltmeye başladı.
Bernanke, Senato Komitesinde yaptığı konuşmada sürpriz bir şey söylemedi. 2010" da iyileşme ve 2011" de hareketlenme beklediğini belirtti. Sözkonusu paranın daha dörtte biri harcandığından hüküm vermek için erken diyor.



İNGİLİZ EKONOMİSİNDE DÜŞÜŞ SÜRÜYOR (BBC)


İngiltere ekonomisi, yılın ikinci çeyreğinde de binde 8 oranında küçüldü.
Geçtiğimiz hafta açıklanan rakam, ekonomi uzmanlarının beklediğinin iki katından fazla ve ülkede resesyondan çabuk çıkılacağına yönelik umutları da azalttı. İngiltere ekonomisi, son beş çeyrektir sürekli düşüşte. Açıklanan son rakam, ülke ekonomisinin son bir yıldır yüzde 5,6 oranında küçüldüğünü gösteriyor. İngiltere'de, bu alanda kayıtların tutulduğu 1955'den bu yana ekonomi böylesine keskin bir şekilde düşüşe geçmemişti. İngiliz Ulusal İstatistik Bürosu, üretim ve hizmet sektörlerinde ciddi düşüşler görüldüğünü belirtti. Yüzde 7,6 oranındaki işsizlik oranlarının da önümüzdeki dönemde artması bekleniyor.
İngiltere'de son dönemde perakende satışlarında ve onaylanan emlak kredilerinde artış görüldüğü şeklinde ekonomik gidişata dair umut verici haberler görülüyordu. Ancak son açıklanan rakamın, ülkenin resesyondan çıkmak üzere olduğu iddialarını çürüttüğü belirtiliyor.



STOCKHOLM

Ardı sıra AB dönem başkanlığını üstlenmiş olan üç ülkenin, başkanlığa yükledikleri roller, izledikleri politikalar, AB içinde üç farklı anlayışın resmini veriyor. (BBC)

İSVEÇ AYLARCA AB DÖNEM BAŞKANLIĞINA HAZIRLANDI

Biri kibirli tavırları ve konuşmasıyla, diğer üyelerin ne düşündüğünü önemsemeyen AB benden sorulur, benim dediğim olur havasında.
Diğeri şampiyonlar ligine katılmış ama korkudan bacakları titreyen, bir an önce maç bitsin diye sahada amaçsızca koşturan ikinci lig takımı çapında bir ülke.
Üçüncüsü ise sürekli olarak topluluğun ortak çıkarlarını öne çıkaran, küresel sorunlara çözüm arayışlarında gayret gösteren, yapıcı, çalışkan ama bu arada ulusal çıkarları için altı aylık dönem başkanlığında ülkeyi göze çarpmayacak bir şekilde seferberlik havasına sokmuş bir dönem başkanı.


Sarkozy'nin kibirli tavırları kimsenin dikkatinden kaçmıyor


AB'ye ardı sıra başkanlık görevini üstlenmiş olan ve farklı görüntü veren bu üç ülkeden birincisi Fransa. Fransa Cumhurbaşkanı Nikolay Sarkozy'nin kibirli tavırları kimsenin dikkatinden kaçmıyor. Fransa'nın öteden beri AB'nin patronu gibi davranmaya özen gösterdiği de zaten biliniyor. İkinci ülke ise Çek Cumhuriyeti. Cumhurbaşkanları AB karşıtı olan, dönem başkanlığı sırasında hükümet krizi yaşayan Çek Cumhuriyeti son derece silik bir başkanlık sergiledi. Üçüncü ülke ise İsveç. Başkanlık anlayışında, izlediği politikada, İsveç'i ekonomik ve siyasi olarak güçlü, dünya sahnesinde itibarlı bir ülke haline getirmiş olan mantığı görmek mümkün.



İSVEÇ DÖNEM BAŞKANLIĞINA İYİ HAZIRLANMIŞ


İsveçliler için "mühendis kafalı millet " denir. Bu benzetme teknoloji geliştirmelerindeki başarıdan ziyade atacakları her adımı en ince detayına kadar hesaplamalarından dolayı yakıştırılmıştır. Dönem başkanlığına hazırlık ve uygulamalarda da bu akılcılığı ve yaratıcılığı görüyoruz.
İsveç dönem başkanlığını üstlenmeden, başbakan gündemdeki en önemli sorun olarak çevre kirliliği ve iklim değişikliği üzerinde durulacağını açıkladı. İlk liderler zirvesinde de AB ülkelerinin atmosfere zehirli gaz salımını azaltacak ortak politika üzerinde uzlaşılmasını sağladı. İsveç dönem başkanı olarak şimdi Aralık ayında Kopenhag'da toplanacak olan Uluslararası İklim Konferansına hazırlanıyor.
BM'nin düzenlediği konferansa AB adına sunulacak İsveç'in geliştirdiği önlemler paketinde bütün ülkelerin ekonomilerini çevreci bir zemine kaydırmaları istenecek. Kısaca "eko ekonomi" olarak adlandırılan çevreci ekonomiye kuşkuyla bakanlar için ikna edici örnek İsveç olacak
1990'dan bu yana karbondioksit salımını yüzde 10 azaltıp, ekonomisini yüzde 50 büyütmüş olan İsveç başardığı sürdürülebilir kalkınma ile dünyaya çevreci ekonominin örneği olarak gösterilecek. Olof Palme'den sonra dünya siyaset sahnesindeki özgün rolünü yitiren İsveç böylelikle BM İklim Konferansı'yla örnek ülke imajını yeniden kazanmaya çalışacak.



İSVEÇ"TE TÜM SİYASİ PARTİLER, TAKIM RUHU İÇİNDE HAREKET EDİYOR


Tabi ki bunları gerçekleştirebilmek bir takım ruhuyla hareket etmeyi gerektiriyor. İsveç'in özelliği bunu başarması. Siyasi partilerden ekonominin tüm aktörlerine kadar takım ruhuyla eşgüdümlü hareket etmeyi bilmesi. İsveç'in yurt dışında tanıtımıyla ilgili faaliyet gösteren "Visit Sweden" adlı kurumun müdürü yabancılar üzerinde yaratılacak olumlu imajın hem siyasi hem ekonomik olarak İsveç"e geri döneceğini söylüyor. Altı aylık dönem başkanlığı sırasında İsveç'in yedi ayrı bölgesinde 113 toplantı yapılacak. 23 000 delegenin katılacağı bu toplantıları 4 000 yabancı gazetecinin izlemesi bekleniyor. Delegelerin ve gazetecilerin İsveç"ten olumlu anılarla ayrılmaları için her türlü hazırlık yapıldı. Yemekler bile ulusal ahçı takımınca o bölgede yetişen taze malzemelerle hazırlanacak.
Yabancıların İsveç'ten izlenimlerini yazmaları için dönem başkanlığı sitesinde özel bölüm açıldı. Bugüne kadar yüzlerce konuk izlenimlerini yazdı. Hepsi İsveç'e ve İsveçlilere hayran. En çok vurgulanan noktalar İsveç'in doğası, insanların her zaman yardıma hazır ve güleryüzlü oluşları, organizasyon başarısı ve tabi sarışın güzeller.



"Visit Sweden"ın müdürüne göre İsveç'ten olumlu izlenimlerle ayrılan bürokratlar ve politikacılar, daha sonra önlerine İsveç'in taraf olduğu bir sorun geldiği takdirde büyük bir olasılıkla İsveç'in tarafını tutacaktır. Hele gazetecilerin olumlu izlenim edinmeleri altın değerinde. 4 bin gazetecinin İsveç hakkında yazacakları ancak milyarlarca kron ödenerek yapılacak reklamla sağlanabilir.
Bu ifadeler bile İsveç'in bakış açısını yeterince anlatıyor. Tabi bu eskiden beri, istikrarlı olarak yürütülen bir politika. Gene aynı yetkili bu politikanın sonucunu rakamlarla ifade ediyor. Geçen yıl İsveç'in turizm geliri 90 milyar kron, yaklaşık 9 milyar euro. Bunun 13 milyar kronu doğrudan katma değer vergisi olarak devlet kasasına girmiş. İsveç ne güneşi ne de sahilleriyle turistleri çeken bir ülke. Ama turizm geliri, otomobil ve çelik ihracatını geçmiş durumda.
İşte bu başarı da sözünü ettiğimiz İsveç mantığının eseri.



ALMANYA RESESYONDAN ÇIKMA YOLUNDA


Küresel kriz 2019-2010 yıllarında kriz ve artan işsizlik sebebiyle Alman Federal bütçesine 100 milyar ilave yük getirecek. Krizden önce 3.7 milyon tahmin edilen işsizliğin 2010 yılında 4.6 milyona ulaşması bekleniyor.

Federal Hükümet geçen yılın ekim ayında kriz nedeniyle iflasa sürüklenen banka ve finans kuruluşları için 500 milyarlık kurtarma paketi açıklamıştı. Ardından bu yılın şubat ayında iç piyasayı canlandırmak ve orta ölçekli firmalara yardım için 50 milyar euroluk yeni bir paketi daha devreye soktu.



Almanya resesyondan çıkma yolunda ama hala kredi cephesinde yaşanan sıkıntıları tam çözemedi.


Açıklanan son veriler, Almanya'nın resesyondan çıkma yolunda olduğu şeklinde yorumlandı.
Almanya'da ekonomik durum endeksi, üç aydır kaydettiği yükselişi dördüncü ayda da sürdürdü. Böylece, Ekim 2008'den bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Endeks, 7000 şirket yöneticisiyle yapılan anket temel alınarak tespit edildi.
Yöneticilerin geleceğe daha umutla bakmalarının nedenleri ise ülke içinde talepte bir artış görülmesi, perakende ve inşaat sektörlerinde iyi bir çizginin yakalanması.
Hatta Almanya'nın ihraç ürünlerine küresel talebin de yeniden artışa geçtiğine yönelik bazı işaretler bulunuyor. Ülkede tablo, birkaç ay öncesine göre kesinlikle çok daha iyimser. Yılın ilk çeyreğinde Alman ekonomisinde yüzde 3,8 gibi rekor bir küçülme görülmüştü. İkinci çeyrekte daha düşük bir küçülme oranının görülmesi bekleniyor.
82 milyon nüfuslu Almanya"da bugün hala orta ölçekli firmalarda kredi sıkıntısı var. Ülkenin iki büyük bankası Commerzbank ve Dresner"in birleşmesi, her iki bankadan da fonlanan orta ölçekli firmalarda kredi daralması yarattı. Ayrıca bankalar, büyük müşterilerinde yaşanan rating düşmesi(downgrade) sorunu ile karşı karşıyalar. Basel II uygulayan Alman Bankalarında bu sorunu aşmak için sermaye artırmak gerekiyor.
Bunu yapabilenler yapıyor ancak sermaye artıramayanlar bu tür kredileri kesmek durumunda kalıyorlar. Konuşulan diğer bir konu, “ biz niye ABD gibi bankalarda stres testi uygulamıyoruz?” Cevap basit. Ne bulacağımızı bilmediğimizden ve bulacaklarımızdan korktuğumuzdan sadece hasta için dua ediyoruz.



BİZDE NELER OLUYOR?

Dolar düşme trendinde, Gösterge bileşik faiz %11.5 civarında kalacak, hisse senedi piyasasında da dengeli bir seyir izlenecek

Faiz cephesi, döviz kurundaki düşüşe tepkisizliğini korudu. Ağustos ayında yüklü iç borç geri ödemesi var. Enflasyon görünümünde bozulma olabileceğine ilişkin kaygılar ve devletin yeterince tahvil satamama endişesi, gösterge bileşik faizin %11.5"in altına inmesine engel oluyor. Hisse senedi piyasasında ise şirket bazlı haberlerin tetiklediği alımlarla birlikte İMKB-100 endeksi haftayı artışla kapattı.

IMF cephesinde bir gelişme yok. Müzakereler devam ediyor deniyor ama ses yok. Eylül ayına kadar böyle devam eder ve Eylül"de müzakereler hızlanır ve sonuçlanır diyenler çoğunlukta.



GÜNDEMDE TBMM BAŞKANLIK SEÇİMİ VAR

Önümüzdeki günlerde yeni dönemin Meclis Başkanı seçilecek. Köksal Toptan, ılımlı kişiliği ve tecrübesiyle kimseyi rahatsız etmeden başkanlık dönemini bitirdi. AKP"nin aydınlık yüzünü temsil eden kişiliği ile bu mevkiyi gerçekten doldurdu. Muhalefet işbirliği yapıp, onun tekrar seçilmesini istiyor ve destekleme kararı aldılar.
Top, Erdoğan"da. Partinin emektarlarından da bu mevkiye sıcak bakanlar olduğu ötedenberi biliniyor. Fincancı katırlarını ürkütmek istemeyen bir AKP, Toptan konusunda problem çıkarmaz diyorum. Ama niyet başka ise ve dengeler falan denirse ne olur onu tahmin etmek şimdilik zor.



SİYASİ NÜFUZ KAMU BANKALARINI RAHATSIZ EDİYOR


Siyasetin bürokrasiye müdahalesinin tarihi çok eskilere gider. Ekonominin ağırlık kazandığı ve devletin teşvik ve kredi musluklarını tutmağa başladığı dönemlerde başlayan bu müdahale 24 Ocak 1980 kararları ile başlayan yeni kalkınma hamlesinde had safhalara gelmişti. Ancak özel bankaların faaliyet sahalarının genişlemesi ve global likidite bolluğu sebebiyle sebil gibi kredi dağıtmaları bu müdahaleyi oldukça azaltmış, kamu bankaları nispeten rahatlamışlardı.
Şimdiler de yaşanan kredi daralması sebebiyle bazı kamu bankalarında kredi taleplerine ilişkin siyasilerden gelen baskıların arttığına ilişkin duyumlar var. Tabii ki eskiler nasıl yapıyorsa bunlarda onu yapacak demek bizi doğru yere götürmüyor. Bu adeti ortadan kaldırmak gerekiyor. Bırakınız bankacı doğru olanı yapsın. Onun yanlış dediği ama siyasi baskı ile verilen kredi yarın bankanın başına dert olursa bunun hesabını kim verecek! Kamu bankalarının aktiflerinin siyasi baskı ile verilen ama tahsil edilemeyen batak kredi ve yarım kalmış tesislerle dolu olduğunu unutmayalım.

Başbakan"ın şahsen bu konularda rahatsızlık duyduğuna eminim. Onun “vatandaşa eşitlik ” konseptine olan saygısına şahit oldum. Milletvekilinin toplumu ilgilendiren sosyal konularda takipçi olması güzel bir şey. Ama akçalı konularda yapılan takipçiliğin doğru olduğunu hiç mi hiç kabul edemiyorum. O kredi çıkacaksa yani koşulları yerinde ise zaten çıkacaktır. Bunun için destek aramaya gerek yok. Adamını bulanın işi yürürse, adamı olanın kredisi çıkarsa bu memleket nereye gider. Böyle gelmiş böyle gider diye bir kural da olmadığına göre bu yolu kesmek, siyasetçiyi bankalardan uzak tutmak, bankaları rahat bırakmak AKP Hükümetine artı puan kazandırır diye düşünüyorum.

Devlet kamu bankalarını kullanmak istiyorsa ekonominin menfaatine olan yolda, mesela Vakıfbank"ın tek başına yüklendiği Büyükşehir Belediye yatırımlarının hak edişlerine temlik yolunu bir diğer kamu bankasında"da başlatmak suretiyle kullanmalıdır. Kamunun imkanlarını ona buna peşkeş çekmek değil, kamusal yatırımların finansmanına risk almadan sokmak ona yakışandır. Gerçekten Vakıfbank Belediye Hak edişlerine temlik yolu ile elinden geleni yapmaktadır. Ancak Bankalar Kanunundan gelen limit sıkıntıları vardır. Vakıfbank bu işten çok da iyi para kazanmaktadır. Bir başka kamu bankası da bu işe destek olsa, Belediye"ye iş yapan müteahhidlerin işi yürüyecektir.

Almanya"nın resesyondan çıkma yolunda oluşunun en büyük nedeni, ülkedeki inşaat sektöründeki canlanma olması tesadüf değildir. Bizde de palyatif tedbirlerle otomativ vs sektörlerde ithalatı artırmaktan öte geçmeyen gayretlerden ziyade inşaat sektöründeki dar boğazları çözmek gerekir. Bunların başında da başta belediyeler olmak üzere, TOKİ ve devlet yatırımlarındaki canlılığı korumak gerekir. Bu da istihkaklardaki gereksiz tıkanmaları önlemekten geçiyor.

Özellikle İstanbul Büyükşehir yönetimindeki son değişiklikler fevkalade yerinde olmuştur. Tecrübeli Adem Öztürk"ün Sn. Erdoğan"ın telkinleri ile tekrar Genel Sekreterliğe getirilmesi yerinde bir tayindir.



VOLKSWAGEN VE PORCHE BİRLEŞME YOLUNDA


Uzun zamandır gündemde olan ve müzakereleri devam eden iki büyük araba firmasında nihayet mutlu sona ulaşılıyor. Porsche"nin ekseriyet oylarına sahip Ferdinand Piech ki aynı zamanda VW"nin yönetim kurulu başkanlığını yapıyor, sonunda birleşmeye ayak sürüyen Porsche CEO"su Wendelin Wiedeking ve CFO Hager"in hesabını kesti.
Wiedeking"in birleşme ile ilgili başka planları vardı. Porsche"ın bazı hisselerini Katar"lı bir gruba satıp, mali durumunu düzelttikten sonra VW ile masaya oturmak istiyordu. İşler istediği gibi gitmedi. 50 milyon Euro tazminat alıp ayrıldı. Birleşme VW"ın daha hakim olacağı bir anlaşma ile sonuçlanmak durumunda. Yönetim kurulunun duyurusunda “CEO ve CFO"nun her ikisininde fedakarlıklarından bahsedilerek, şükran duyguları ifade ediliyor.
Her iki yönetici geçtiğimiz yıl birlikte 100 milyon euro prim almışlardı.

Volkswagen Grubu, bu birleşme ile VW, Audi, Skoda, Seat, Bentley, Lamborghini ve Bagatti markalarını çatısı altında toplamış oluyor.



ECONOMİST"DEN DAVUTOGLU"NA METHİYE


Türkiye'yle ilgili yorum yazısına ''Atalarının Rüyaları'' başlığını atan Economist, eski Osmanlı topraklarında nüfuzunu artırmak isteyen bir Türkiye'ye mercek tutuyor.
Derginin ifadesiyle ''Türkiye'nin akıllı dışişleri bakanı dört bir yanda hassas bir diplomasi izliyor.''
Ahmet Davutoğlu, Economist'e göre, ''Ahlakçı yanı ağır basan dini bütün bir Müslüman.'' ve ''Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en etkin dışişleri bakanlarından biri.''
Yazının girişinde Türk dışişlerinin son zamanlardaki diplomatik kıvraklığına örnek gösterilen durumlardan biri, İran'la ilgili. Economist, geçen haftalarda İran'daki protestolar sırasında tutuklanan İngiliz elçiliği çalışanlarının Türkiye'nin kapalı kapılar ardında yürüttüğü pazarlıkla salıverildiğini ileri sürüyor.
Gene Ankara'nın iki yönlü diplomatik kabiliyeti sayesinde, Amerikalılar tarafından 2007'de Irak'ta gözaltına alınan İranlı diplomatların da Türkiye'nin çağrıları ardından bu ay başında serbest bırakıldığı yazılı.
Economist, Davutoğlu'nun dışişlerine yaklaşımının iki ayağı olduğunu belirtiyor; komşularla ''sıfır problem'', ve ''stratejik derinlik''. Bu ikincisiyle kastedilen Balkanlar, Güney Kafkaslar ve Orta Doğu başta olmak üzere Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve kültürel bir nüfuz alanı oluşturması...
Türkiye'nin Avrupa Birliği nezdinde de böylelikle daha çekici hale geldiğini söyleyen Davutoğlu, Almanya ve Fransa'nın tam üyeliğe karşı söylemlerini ise ''Kendi iç kamuoylarına oynuyorlar'' diyerek açıklıyor.
Davutoğlu"nun çevre ile sıkı bağlarımızın AB nezdinde elimizi kuvvetlendirdiği tezine katılıyorum. Ama Fransa ve Almanya"nın üyeliğimiz hakkındaki görüşlerinin derinliği olduğuna inanıyorum.



ENERJİ KARTI

Türkiye'nin, yavaşlayan reform sürecini yeniden canlandırması gerektiğini yazan Economist, bu bağlamda Ahmet Davutoğlu'nun Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun yakın zamanda açılacağından umutlu olduğunu örnek olarak veriyor.
Dergi, Kıbrıs konusunda anlaşmazlık sürdükçe Avrupa yolunda ortaya çıkabilecek yeni sorunları hatırlatıyor. Ama Economist'e göre Türk liderler, Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacından çok, Avrupa'nın Türkiye'ye daha çok muhtaç olduğunu düşünmekten yana.
Rusya'yı bertaraf eden enerji yollarında Türkiye'nin giderek artan öneminden bahseden Economist, Ahmet Davutoğlu'nun Nabucco boru hattının yakın zaman önce imzalanışından gururla söz ettiğini yazıyor. Ama Türkiye, ''Enerji kartına fazla güveniyor olmasın?''
Türkiye'nin enerji hayalleri Economist'in ifadesiyle ''sıkı sıkıya Azerbaycan'daki etnik kuzenlerine bağlı.'' Ama Türk-Ermeni yakınlaşmasının geçen Nisan ayında Azerilerle Ankara arasında ilişkileri yokuş aşağı sürdüğünü yazan, Economist, öfkeli bir Azerbeycan"ın Haziran ayında Rusya ile bir gaz anlaşmasına varmasının uzun sürmediğini belirtiyor.
Bunun üzerine Türkiye'nin Ermenistan politikasını 180 derece değiştirdiğini kaydeden Economist, Batılı bir diplomatın şu gözlemine yer veriyor: ''Türkiye'nin Erivan'la yakınlaşma girişimi can çekişiyor.''
Economist, bu durumun Amerika ile Türkiye'nin ilişkilerini gölgeleme olasılığını doğurduğunu yazmakla birlikte, Türkiye'nin stratejik öneminin belirleyici olduğu görüşünde. Yazı, bir Batılı yetkilinin şu sözleriyle noktalanıyor: ''Türkiye ile Ermenistan arasında, kazanan her zaman Türkiye olur.''
Bu hafta ABD Piyasalarında gelir açıklamaları var. Chevron, Walt Disney, Travelers, Vertcon, Exxon ve Mobil gibi firmalar ağırlık kazanıyor. Ayrıca tüketici güven endeksi ve Dayanıklı Tüketim rakamları açıklanacak.
Bernanke ayın 27-29 tarihlerinde PBS televizyonuna konuk oluyor.
Esen Kalın.

(DİKKAT: Haftalık ekonomik yorum Emen&Emen tarafından turkiyeturizm.com için hazırlanmaktadır.  İzinsiz kopyalanıp kullanılamaz.  Aksi takdirde Basın Yasası ve Telif Hakları Yasası'na göre yasal işlem yapılacaktır)

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.