• BIST 109.754
  • Altın 156,091
  • Dolar 3,8568
  • Euro 4,5510
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 2 °C

Yeni düşman Pakistan mı?

Yeni düşman Pakistan mı?
Tourismo Grup Başkanı Cemal Kızıltan Newyork'ta katıldığı "World Business Forum" ile ilgili toplantıdan ilginç notlarla döndü ve paylaşalım istedik.
CEMAL KIZILTAN-TOURISMO GROUP

İSTANBUL- Tourismo Grup Başkanı Cemal Kızıltan , tursapnet"te “Dünya bunları konuşuyor”başlıklı yazısında Newyork'ta katıldığı "World Business Forum" isimli uluslararası bir toplanti ile ilgili görüşlerini sektörle paylaştı. Tursapnet"i izleyemeyenler için bu değerli turizmcinin görüşlerini bizde sektöre duyurmak istedik. Bilindiği gibi Cemal Kızıltan, daha önce de İstanbul"da düzenlenen iki toplantı hakkında izlenimlerini yazmış ve oldukta dikkat çekmişti.
Toplantıda en ilginç konuşmaları Konusmacilar Colin Powell ve Madeleine Albirght ile İngiltere'nin eski başbakanı Tony Blair yaptı. ABD'nin ve dünyanın yeni düşmanının Pakistan olduğunu söylediler. İslam dünyasının potansiyel terörist gösteren konuşmalar yaparak islami terör tehlikesinden bahsettiler. Moderatörün sıkıştırması üzerine Tony Blair kem küm etmek zorunda kaldı.

Cemal Kızıltan"ın tursapnet"te kaleme aldığı yazı şöyle:

Geçtiğimiz aylarda İstanbul'da düzenlenen iki toplantı sonundaki izlenimlerimi sizinle paylaşmış ve çok ilginç geri dönüşler almıştım.
Şimdi de 23-25 eylül 2008 tarihleri arasında Newyork'da katıldığım "World Business Forum" isimli uluslararası bir toplantı ile ilgili notlarımı paylaşmak istiyorum.

BAŞARILI KİŞİLERDEN EKONOMİ, SİYASET LİDERLİK
World Business Forum ABD'nin Newyork şehrinde son 5 senedir düzenlenmekte olan, herbiri konularında bir numara olan konuk ve konuşmacıların katkıları ile ekonomi, siyaset ve liderlik konularını üst düzeyde irdeleyen başarılı bir toplantı.
Her sene olduğu gibi bu sene de seçilen konuşmacılar hemen herkesin tanıdığı, başarılı ve lider nitelikli kişilerden oluşmaktaydı.
ABD'de yaşanmakta olan ekonomik kriz nedeniyle hemen her konuşmacı önceden hazırlanan konuşma metinlerinin dışına çıkarak, yaşanan olayları kendilerince yorumlayıp, geleceğe yönelik öngörülerini bizlerle paylaştılar.

BILL GEORGE: YÖNETİCİ OLARAK DEĞER KATACAK KİŞİLER SEÇİLMELİ
İlk konuşmacı ; Harvard Üniversitesi İşletme Bölümü"nde "Yönetim Uygulamasi Profesörü" olarak ders veren, aynı zamanda Exxon Mobile, Goldman Sachs, Novartis gibi firmaların yonetim kurullarında görev yapan Bill George idi.
Ekonomik kaos ortaminda liderlik konusunu anlatmaya çalışmasını kendi adına şanssızlık olarak değerlendirebiliriz. Ama konu ile ilgili bazı saptamaları gerçekten çok ilginç idi.
Yönetici seçiminde "ise değer katacak" kişilerin seçilmesi, onlara sadece sorumluluk vermekle yetinmeyip, hayallerinize de ortak etmemizi öğütlemesi, "21'ci yüzyıl liderleri için önce ekibini, sonra müşterilerini yönet" tavsiyesi ilginçti. Servet, karizma ve başarının liderlik için yeterli olmadığını, gerçek liderlerin bu nitelikleri "sürdürülebilir" kılan kişiler olduğunu anlattı.
(Bu sırada herkes Lehmann Brothers'ın batışını tartışıyordu).
Konusmasına tek itiraz edebileceğim cümle "Şirket sizi değistirmesin, siz onu değiştirin" şeklinde idi.

JOHN CAMBERS: YENİLİK, VİZYON, BÜYÜME VE EĞİTİM
İkinci konusmacı aynı zamanda SISCO Systems'in CEO'su olan John Cambers idi. Yenilik, vizyon ve büyüme konularında içten ve basarılı bir sunum yaptı. Mesleki kariyeri kadar dünyanın çeşitli bölgelerinde katıldığı (Çin'deki büyük deprem ve New Orleans'daki kasırga sonrası bölgeye ilk ulaşanlardan biriymiş) gönüllü çalışmaları ve hayır işleri hemen herkesin takdirini topladı. Yenilik, vizyon ve büyümeyi başarılı bir şekilde eğitim ile bütünleştirdi ve her ulusun, kurumun, hatta gücü yettiği kadar her bireyin eğitim için yapmasi gerekenleri heyecanla bizlere anlattı.
Mesleki anlamda verdiği önemli mesaj ise ; Küresel işbirliği kavramının yerelleşmesinin önemini vurguladı. Yeni pazarlarin ancak bu anlayışla fethedilebileceğini anlattı. Küreselleşme projesi sayesinde farklı toplumlarda yetişen ve yaşayan yöneticilerin kattıklari vizyon ve değerlerle yeni bir kültürel, sosyal (hatta siyasi) akım oluştuğunu belirtti.
Teknolojinin ötesine bakmak gerektiğine değinip, konuşmasını "Neden insanlar hala yaptığımız her işin can damarını oluşturuyor ?" sorusu ile bitirdi.
Bu esnada katılımcılar piyasaların baş aşağı gitmesinden ve "o battı, bu da yolcuymuş" tarzında çıkartılan dedikodulardan o kadar endişeliydiler ki soru-yanıt bölümü kısa ve yüzeysel olarak geçiştirildi.

MICHAEL PORTER : ARTIK NE YAPMAK DEĞİL, NE YAPMAMAYA KAFA YORMALI
Üçüncü konuşmacıi yine bir Harvard'li (İşletme Fakültesi"nde profesör) olan Michael Porter idi. Halen Strateji ve Rekabet Enstitüsü Kurumu başkanlığını da yürüten Porter bizlere "Total Strategy : From planning to Execution" cümlesiyle başlayan keyifli bir söylev verdi.
"En iyi olmak için, farkli olmak lazım, vizyon-misyon hikaye !" dedi. "Sadece bize mahsus,
sürdürülebilir ve rekabetci projeler yaratıp, bunları uygun bütçelerle sunmamızı tavsiye etti. En önemli ve çarpıcı saptaması ise "Artık ne yapmak değil, ne yapmamak konusunda kafa yorma dönemi" idi. Son sözleri ise, başarılı bir iş hayatı için; Hangi müşteri ? Ne istiyor ? Nasıl daha uygun fiyatla sunabilirim ? sorularını hep kendimize sormamiz gerektiğı şeklinde idi!
Her toplantıda olduğu gibi bunda da bir emerging multinatonals geyiği bölümü vardı.
Konuşmacılar (tahmin edeceğiniz gibi) Antoine Van Agtmael (Brezilya-CEO of Vale / uluslararası kriz nedeniyle kendi gelemedi. Ama eski malıye bakanı olan yardımcısını yolladı. Bence iyi de oldu. Çünkü eski bakan süper bir sunum yaptı)
Gülcan Moldazhanova (Rusya-CEO of Basic Elements - uluslararasi kriz bahanesiyle kendi gelemedi. Son dakikada çömezini yolladı)
Narayana Murthy (Hindistan-President of Infosys Technologies) ve Jack Perkowski (ABD asıllı Çin vatandaşı- President of Asimco) Bu arkadaşlar da "Okul mezuniyet töreninde konuşma yapan başarılı öğrenciler" tadında kendilerini, ülkelerini ve şirketlerini tanıttılar.
Böylece hep birlikte geleceğin dört atlısı olarak nitelendirilen, ekonomik olarak gelişen ve önümüzdeki 20-25 yıl içinde ekonomik büyüklükte ABD'yi yakalayacakları öngörülen bu ülkeleri biraz daha yakından (!) tanımış olduk.
Bu bölümden ne mi anladım?
Hemen özetleyeceğim. Ama önce bu ülkelerin ortalama gelir ve enflasyon rakamlarına bir bakalım ;

YEAR 1990 2000 2008
GDP 2.255$ 2.563$ 8.875$
INF % 594 % 5 % 7.7

Hepsinin ortak jargonu şöyle oldu:
"ABD artık süper güç değil. Amerikan ürünleri artık popüler değil. ABD eskisi kadar bol kredi veren ülke değil. Bu gidişle en büyük alıcı da olmayacak. Çünkü parası azaldı ve gersizleşti. Eskiden Amerikan şirketleri bizim şirketlerimizi alırlardı. Şimdi tam tersi oldu, Biz onların şirketlerini alıyoruz.
500 firmanın yer aldığı Global Fortune listesinin % 75'i yukarıda sıraladığımız ülkelerin şirketlerinden oluşuyor. Iş bununla da kalmıyor. G. Kore, Taiwan ve Güney Afrika'da mütevazi nüfus ve yüzolçümlerine göre milli gelir düzeyinde ABD'ye yaklaşmış durumdalar”

Açıkcası “Bu başarı (!) hikayelerini böbürlene böbürlene anlatan ülkelerin çok kısa bir süre önce yaşadıkları ekonomik ve siyasi krizler esnasındaki durumlarını unuttular mı, yoksa unutturmak mı istiyorlar?” diye herkesin kafasında sorular da oluştu.
Ama krizin etkisinden olsa gerek, kimse çıkıp da soramadı!
Bu bölümün özü: İnsanlar kadar ülkeler de "Ne oldum değil, ne olacağım demeli" şeklinde ozetlenebilir. Bir ara "keser döner, sap döner.." diye başlayan atasözümüzü 4 dilde tercüme edip kendilerine yollamayi filan da düşündüm. Ama ben yine de "Atı alan Üsküdar'ın yolunu tutmuş" diyeyim, gerisini siz getirin...

TERRY LEAHY: TESCO"YU ANLATTI
Sonra bir başka konuşmacı geldi sahneye...
(Sir) Terry Leahy (CEO of Tesco) tipik bir Ingiliz ve TESCO'nun hikayesini anlatto. 10 yıl gibi kısa denebilecek bir süre içinde Ingiltere'nin en büyüğü, dünyanın 3'cü büyük mağazalar zinciri haline gelen Tasco ile ilgili önümüze gelen rakamlar hayranlık verici idi,
3700 mağaza, 450 bin çalışan, 90 milyon USD'ye yakın ciro ve dünyanin her yerinde aynı şekilde ve tıkır tıkır işleyen bir sistem...
Bu konusmayı izledikten sonra "Türkiye'de de, kendi markasının yanısıra Kipa'yı da alarak genişleyen Tesco'yu izlemekte yarar var" diye düşündüm.

COLIN POWELL ve MADELEINE ALBRIGHT: ABD VE DÜNYANIN YENİ DÜŞMANI PAKİSTAN
Konu: Diyalog. Konuşmacilar Colin Powell ve Madeleine Albirght!
Onları tanıtmaya gerek yok, zaten dunya tanıyor, Ama iki farkli partiden gelmelerine rağmen, samimiyetleri, aralarindaki sıcak dostluk, ulusal ve küresel konulara getirdikleri değisik yorumlar, bilgileri, tecrübeleri ile (şaşıracaksınız ama) karşılıklı esprileri ile hemen herkesi mest ettiler.
Farklı dönemlerde ABD Dişişleri Bakanlığı gibi önemli bir görevi üstlenmeleri nedeniyle olsa gerek (önceden söz birliği etmiş olamazlar herhalde) özellikle politik ve ekonomik konulardaki benzer yaklaşımları bizleri şaşırttı.
Afganistan, Irak hareketleri hakkında üstü kapalı konuşmayı tercih ettiler. Sorulan bir soru üzerine Bosna'daki müslümanların Sırplar tarafından katledilmesine neden seyirci kaldıkları sorusunu büyük bir ustalıkla geçıştirdiler (ayni soru ertesi gün Tony Blair'in elinde patladı).
Dünyanın ortak düşmanının islami terör olduğunun altını çöple samanı karıştırma pahasına insafsızca çizdiler. Bunu anlatırken tüm Islam ülkelerini aynı kefeye koymaktan yüksünmediler. Buna karşılık dünyanın yeni düşmanı kim olacağı konusunda tek bir adres gösterdiler. (Bende önce sizin gibi düşündüm. Ama ilginçtir ki İran konusuna hiç değinmediler) ve Pakistan"ıi işaret ettiler. Özellikle ülkedeki dini merkezlerin sadece terörist yetiştirdiği konusunu uzun uzadıya anlattılar. Bunu da öyle başarılı yaptılar ki onları dinlerken (Bu satırlarin yazarı da dahil) kimsenin aklına "Peki, iyi güzel de bu ülkede daha yeni darbe yaptırıp da kendi adamınızı başa geçiren siz değil misiniz?" diye sormak gelmedi.

AKŞAM HERKES DERİN AMERİKA"NIN EĞLENCESİNE DALDI
Sonra süre bitti. Herkes alkışladı ve gittiler.
Sonuç ; Derin Amerika hakikaten varmış ve gelen giden tüm politikacilar birer misyoner gibi sadece kendilerine söylenenleri iletmisler. Cumhuriyetci, demokrat, bürokrat filan fasa fiso imis !..
Akşam herkes ışıltılı Newyork gecelerine aktı. Yedi, içti, eğlendi. Ertesi sabah ta "Hay allah Broadway muzikallerine gitmek istedik, ama bilet bulamadik" diye aslında ne kadar masum ve entel olduğu konusunda birbirini ikna etmeye çalisti (Vallahi ben eve gidip yattım).

JEREMY SIEGEL: OLANLARIN TAM TERSİNİ ANLATTI
İkinci gün sabah herkes eski Newyork Belediye Baskanı Rudy Giuliani'yi beklerken sahneye ABD hükümetinin ekonomi konseyindeki 4 uzmandan biri olan, bol ödüllü ve dünyaca ünlü akademisyenlerden, yatırım stratejileri uzmanı olan Jaramy Sigegel çıktı "Sizlere bugünlerde yaşamakta olduğumuz ekonomik sorunlar hakkında (hükümet adına) aydınlatmak amacıyla kısa bir konuşma yapmak istiyorum” dedi ve yarım saatten fazla konuştu.
Ne mi anlatti ? Tabii ki şu ana kadar olanların tam tersini!
Ne de olsa hükümetin adamı, doğruları söyleyecek hali yoktu ya!
Biz de ABD'nin ekonomisinin kimler tarafından yönetildiğini ve neden göçtüğünü bu vesile ile bir kez daha idrak etmis olduk.

RUDY GIULIANI: HERKESİN UMUDU AMERİKA
Sonra eski Newyork Belediye Baskani Rudy Giuliani geldi. Tipik bir Italyan ve Cumhuriyetci olarak George W. Bush'un ne kadar iyi bir insan ve politikaci oldugunu anlattı. Bu esnada salonda homurtular basladı. Demokratlarin iktidara gelmesi halinde herşeyin daha da kötüye gideceğini belirterek herkesten MacCain-Palin ikilisine oy vermelerini istedi.
"Bukadar yaşanan soruna rağmen hala herkesin umutu Amerika"dır" dedi.
Salondan anında "Hadi len!” tarzı bir tepki geldi (Galiba, salondakilerin çoğu Obama"cıydı). Kendi ismini ve markasını biraz parlattı ve gitti.

JACK WELCH: ABD KOMŞUNUN PARASIYLA KUMAR OYNAYAN ADAM
Derken herkesin merakla bekledigi konusmacıya sıra geldi: Jack Welch!
20 seneden fazla GE'de CEO olarak görev yapan, bu kurumu bürokrasi yumağından, dinamik ve saygın bir dunya şirketi haline dönüşturen, 2000 yılında Fortune dergisi tarafından yüzyılın yöneticisi seçilen, açıksözlü, esprili, müthiş zeki, kısacası "olduğun gibi gel" partilerinin vazgeçilmez konuğu tadında bir adam!
Üslubu "Muhtar amca ile kahve muhabbeti" gibi... Ama arada önemli mesajlar da içeriyor.
Örneğin ABD'nin bugünkü halini "Komşunun parası ile kumar oynayan adam" şeklinde tanımladı. Kazanırsan ne ala, kaybederse de "Bana ne yaa komşum düşünsün" şeklinde özetledi. Bu da ABD'deki krizin neden küresel olması gerektiğini bizlere anlattı. Çünkü komsuları dünyanin geri kalanı oluyor, Yani bizler...
Sirket satin almalarina tepki gosterdi. "Neyi alıyorsun, borç, dert, firsat, kriz ? Buna kimse bakmıyor. "Alalım gitsin, dostlar alışverişte görsün" diyorlar. Bu da krizi ve mali açığı derinleştirmekten başka işe yaramıyor, dedi.
İlk haliyle 700 milyar USD'lik destek paketiyle ilgili yorumu da ilginçti.
“Aslinda ABD ekonomisinde %1,5-2'lik bir gelişme olsa, bu faturayı ekonomi, vatandaşlara yansımadan kendi dinamikleri içinde çözer. Ama biz reel ekonomimizi son 20 yıldır %1 bile büyütemedik. Bu yüzden vatandaslarımız hazır olsun. Devletin eli yakında ceplerine girecektir" şeklinde acı ama gerçek bir yorum yaptı.
Sonra da şirketler ve yöneticiler için hayat dersine geçti ve şu öğatleri verdi:
- Hızlı karar ver ve kararlılıkla uygula, köprü geçerken at değiştirme !
- Günümüz ekonomisinde rekabetçi, genç nüfusa sahip ve iyi eğitimli olan ülkeler kazanmaya daha yakın!
Örneğin Japonya'da çalışanların yaş ortalaması 55, arkadan gelen nüfus yetersiz, dolayısıyla
yarınlarda kullanabilecekleri yeterli insan gücü yok. Bu demektir ki gelecekte hiç şansları yok!
- Sosyal sorumluluktan benim anladığım kazanmaktın! Kazanınca bunun bir kısmını sosyal projelere harcaman doğaldir. Onun için laf ebeliğini bırak , önce çalış ve para kazan !..
Eminim ki daha bir sürü şey söyleyecekti. Ama zamanı dolunca sohbeti en tatlı yerinde kesip gitti.

MUHAMMED YUNUS:MİKRO KREDİLERLE MİLYONLARA UMUT VERDİ
Şimdi sizlerle beni en çok etkileyen konusmacıyı paylaşmak istiyorum: Muhammed Yunus. Bangladesh - 2006 Nobel Barış Ödülü sahibi, Grameen Bank kurucusu ve murahhas uyesi Muhammad Yunus, çoğu insanın gerçekleştirilemeyeceğini düşündüğü vizyonunu milyonlarca insan için umut kapısı olan bir sivil toplum lideri ! Otuz yıl once Grameen Bank aracılığıyla mikro krediler vererek fakirliğe karşı savaşta projesini etkili bir araca donüştürmüş.
Profesör Yunus, Vanderbilt Üniversitesi"nde ekonomi eğitimi almış. 1970 yılında doktorasını yapmış. 1972 yılında Bangladeş'e dönmüş. Bir süre akademisyen olarak çalıştıktan sonra hayalini gerçekleştirmek için çalışmalarına başlamıs.
Hayali ne mi?
Köylüye, fakire, hatta dilenciye bile mikro boyutta krediler vererek, onları topluma yararlı bireyler haline getirmek!
Çünkü ona göre fakirlik yapay bir oluşum. "Herkes kendi çapında girişimci olabilir. Bunun için kar amacı gütmeyen, ama zarar da etmeyecek, düşük riski olan mali destek vermek yeterlidir" şeklinde özetlenebilecek bir proje hayal etmiş.
Biraz rakam verelim de kafalarda bir sekil oluşsun. Örneğin ilk etapta çevresinde mikro kredi ihtiyacı olan 42 kişi tespit etmis . Bunların birer girişimci olabilmeleri için gereken rakamları alt alta koyduğunda toplam 28 USD gibi mütevazi bir meblağ tutmuş. Bunu hiç bir finans kurumuna anlatamadiği için önce girişimcileri kendi finanse etmeye başlamış. Talep büyüyüp, işin ölçeği kendi imkanlarını aştığında yine kendisini desteklememekte direnen bankalardan "tüm mal varlığı ile" kefil olarak kredi almış ve yoluna devam etmiş.
Sonra Graamen Bank'ı kurmuş. Sonra başka şirketler bunu takip etmiş. Sistem kısaca güven üzerine kurulmuş. Öncelikleri müşterilerin ayaklarına gitmek olmuş. 30.000 ögrenciye kredi vermisler. Bugünkü çalışanlarının büyük kısmı kredi verdikleri öğrencilerden oluşuyormuş. Yönetiminin tamamının kredi alan kişilerden olustuğu onlarca şirket ülkenin en büyük ekonomik güçlerinden biri haline gelmiş.
Bugün Banglades'te Muhammed Yunus'un girişimciliği sayesinde yasamını çok daha iyi koşullarda devam ettiren, çocuklarını büyütüp, okutan yüzbinlerce insan varmış. Hemen belirtelim verilen kredilerin geri dönüş oranı %99.  Öncelikli hedefleri kadınlar. İşlerini daha ciddiye aldıklarını ve borçlarına daha sadık olduklarını özelikle belirtti. Ağzından bal aktı, yeri geldikçe ABD'nin 850 milyar USD'lik destek paketi ile inceden inceye dalgasını geçti. Herkesi kendine hayran bıraktı ve gitti. Bu masal gibi anlattığımız gerçek ta şimdilik burada bitti.

DAVID RUBENSTEIN: NEREDEN GELDİĞİNİZİ UNUTMAYIN
Sondan bir önceki konusmaca Carlyle Gruop isimli dünyanın önde gelen nakit yönetimi kuruluşlarından birinin kurucularından David Rubinstein idi. Kendini kötü bir politikacı coach'u, berbat bir avukat ve mütavazi bir girişimci olarak tanıttı. Ama hataları ile dalga geçebilecek kadar kendiyle barışık olan bu girişimcinin gözlerindeki zeka pırıltısı taa üst balkondan dahi görülebiliyordu.
İkinci günün yorgunluğuna, mali krizin yarattiği stres ve bilinmezlik ortamına rağmen muthiş bir performans sergiledi ve güzel bir sunum yaptı. Kendi modelini yaratırken rakiplerden ve onların hatalarından nasıl ders aldıklarını, ekip çalışmasının ortak ve çalışanların sinerjisinden nasıl yararlandıklarını, geleneksel yolların dışına çıkarak farklı ve bilinmeyen değerleri keşfetmenin nasıl tatlı kazançlar sağlayabildiğini, alçakgönüllü olmanın önemini anlatti. Sözünü de "Nereden geldiğinizi sakın unutmayın ve buna göre davranın" diye bitirdi (Kendisi Brooklyn'den gelmis).

TONY BLAIR: "DÜNYANIN DÜŞMANI PAKİSTAN" DEDİ VE KEM KÜM ETTİ
Son konusmaci herkesin merakla beklediği İngiltere'nin eski basbakanı Tony Blair idi. İlk başta sakin, esprili ve samimi bir profil çizen Tony Blair idolunun Winston Churchill olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Başbakanlığı süresince en öncelikli projesini "Eğitim... Eğitim... Egitim...” ozetleyen Blair, hala önceliğinin değişmediğini söyledi ve bol alkış aldı.
Sonra baska sorular soruldu, o yanıtlar verdi. George W. Bush'la olan dostluğundan dem vurdu. Kendisini farklı kültür ve politik görüşlerine rağmen "üstü kapalı da olsa" desteklediğini beyan etti. Sonra bir Amerikali "Bize Irak'ta ve Afganistan'da göstermis olduğunuz destek için size ülkem adına teşekkür ederim” diye yağlayınca gevşedi, gözlerinin içi güldü. Tabii bu arada herkes alkışladı.
Sonra "Bosna'da niye müdahele etmekte geciktiniz?" diye soruldu.
Üzgün bir ifade ile "Evet, bu konu benim de içimde ukde kaldı. Ama ne yapalim, Birleşmiş Milletler kararları..." filan diye geçiştirdi.
Derken moderator kendisine "Eğer ABD baskanlığına aday olsaydınız öncelikleriniz neler olurdu?" şeklinde bir soru yöneltti.
O da "1) Ekonomi 2)Terör 3) Üçüncü dünya ülkeleri ile ilişkiler 4) Çevre" diye yanıt verdi.
Bu defa moderatorden "Peki, ne oldu da eğitimi öncelikleriniz arasına almadınız, yoksa Amerikan eğitim sisteminin çok mu mükemmel olduğunu düşünuyorsunuz ?" sorusu geldi.
Blair bozuldu, kem küm etti.
Ama yılların deneyimi ile hemen konuyu teröre getirip, bir gün önce Albright ve Powell'in ortaya attığı, ABD ve dünyanın yeni düşmanı olarak ilan edilen Pakistan hakkında konuşmaya başladı. Oradaki medreselerde eğitilen küçük çocukların nasıl beyinlerinin yıkandığını, potansiyel eylemci olarak yetiştirilmekte olduklarını acıklı bir dille anlattı. Sözünü bitirince Hindistan'dan kalkıp, bu toplantıyı izlemeye gelmiş olan dinleyicilerden biri söz aldı ve "Sayın Blair, sizinde gayet iyi bildiğiniz gibi bundan 30 küsur yıl önce Hindistan ve Pakistan tek bir ülke iken, Ingiltere'nin çabaları ile iki ayrı devlete dönüştürülmüştür. O zamandan bu yana da Ingiltere bu iki ülke ile ilişkilerini hep sıcak tutmustur. Bu da demektir ki bizi en az bizim kadar tanıyorsunuz.
Sorum şu ; Bunca yıldır aklınız neredeydi de aniden son iki gündür Pakistan'daki islami terörü bize anlatıyor ve yeni düşman olarak ilan ediyorsunuz ?"
Önce buz gibi bir sessizlik, sonra da moderatörün durumu kurtarmak icin "Sonraki soru" anonsu...
Bu defa dinleyiciler arasından mikrofona esmer tenli, iyi giyimli bir genç geldi ve "Suudi Arabistan vatandaşıyım ve bu toplantıya katılmak için ABD'ye geldim. İki gündür benim de içinde bulunduğum tüm islam alemini düşman ve terörist olarak nitelemektesiniz. Sizin tek yanlı suçlama ve anonslarınız yüzünden pek çok vatandaşım toplantıyı terk etti. Ne hakla hepimizi aynı kefeye koyup, suçluyorsunuz? Şimdi ben burada "En büyük terorist Ingiltere" desem rahatsız olmaz mısınız ? diye sordu.
Yine kem küm, yanlış anlaşıldım açıklamaları...
Toplantının gidişatını gören moderatör Tony amcayi fazla üzmemek için başka soru almadı.
Tam ortam ısınmıştı ki toplantı , dolayısıyla benim de yazacaklarım bitti !..

Her ne kadar sürc-ü lisan ettiysem affola. Yazmaya çalıştıklarımdan kendi adına pay çıkartabilenlere de bravo !..

Cemal Kiziltan
Grup Baskani
TOURISMO GROUP
Tuncay Artun Caddesi No 68 Resitpasa Istanbul TR
Tel : 90 212 323 03 50 Fax : 90 212 323 03 60
www. tourismo.com.tr
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Sarıeroğlu:Turizmde istihdam %50 artırılacak11 Aralık 2017 Pazartesi 13:00
  • Goldman Sachs, büyüme tahminini %7'ye çıkardı11 Aralık 2017 Pazartesi 12:00
  • Türk rehberlerin Çince telaşı07 Aralık 2017 Perşembe 13:00
  • Son dakika: Ilgaz Dağı kayıyor!06 Aralık 2017 Çarşamba 12:30
  • Seyahat eden sayısı ilk kez 300 milyonu aştı06 Aralık 2017 Çarşamba 11:00
  • Antalya turizmi, toparlandı 05 Aralık 2017 Salı 15:30
  • Gap Bölgesi Turizm Odaklı Tanıtımı03 Aralık 2017 Pazar 14:00
  • Artvin, iki milyondan fazla turisti ağırladı02 Aralık 2017 Cumartesi 15:00
  • Bakan Kurtulmuş, Mevlana Müzesi’nde02 Aralık 2017 Cumartesi 12:00
  • Antalya, İstanbul ve Edirne turist çekiyor01 Aralık 2017 Cuma 07:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.