• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 9 °C

Türkiye orta sınıfın tercihi

Türkiye orta sınıfın tercihi
The Independent gazetesi, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan ülke Türkiye'nin orta sınıf seçkinlerinin tatillerini geçirmmek için tercihi olduğunu bildirdi.
LONDRA- İngiltere'de çıkan The Independent gazetesi, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan ülke olarak tanımladığı Türkiye'nin orta sınıf seçkinlerinin tatillerini geçirmmek için başlıca tercihi olduğunu bildirdi. 
Gazetenin 15 Ağustos 2008 tarihli sayısında, John Walsh imzasıyla yayımlanan yazıda özetle şunlar ifade edildi:
David Cameron gelecek hafta yaz tatilini geçirmek üzere Türkiye'ye gidecek. Boris Johnson ise oradan daha yeni döndü. İngiltere'nin bu iki güçlü muhafazakar siyasetçisini 70 milyon Müslümanın yaşadığı, çelişkili bir insan hakları siciline sahip ve 1985 yılında bir şişe Petrus şarabını bile bulamayacağınız bir ülkeye çeken ne?
Bunun sebebi diğer yerlerin daha az çekici olması olabilir; Avustralya çok uzak, Afrika çok değişken, Amerika'ya gitmek tüm dünyanın kurtulmaya hazırlandığı Başkan Bush'a yalakalık yapmak gibi algılanabilir, İtalya ise çok bilinen bir ülke. Milletvekilleri Toskana'ya gitmekten çoktan vazgeçti.
Türkiye'ye gelmeleri, büyük bir olasılıkla güneşi nedeniyle olabilir. Ülke Ağustos ayında yanıyor. Ziyaretin daha entellektüel bir nedeni de olabilir. Türkiye'nin sadece Asya ile Avrupa ya da Batı ile Doğu arasında değil, İslam ile Hıristiyanlık, kökten dincilik ile aydınlanma, bağnazlık ile gerileyen tüketicilik arasında nasıl bir köprü görevi gördüğünü gözlemlemek olabilir.
Ülke, Romalılarca Küçük Asya olarak adlandırılıyordu. Marmara Denizi'nin kuzeyinde, eski Yunanlıların Bizans, daha sonraları ise Konstantinapolis olarak adlandırdığı eski Roma İmparatorluğu Başkenti yer alıyor.
Kent 1453 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçti ve Osmanlı burayı Orta Çağ'ın en büyük, zengin ve görkemli kenti haline getirdi. Kentin adı 1930'da -Mustafa Kemal Atatürk'ün reform döneminde- İstanbul olarak değiştirildi.
Atatürk adı 1938'de ölmesinden 70 yıl sonra- çağdaş Türkiye tartışmasında önemli bir yer teşkil etmeye devam ediyor.
Pragmatik ve Batı yanlısı bir vizyona sahip olan Atatürk, demokrasi ile otoriter diktayı karıştırarak Türkiye'yi karanlık günlerinden kurtardı.
Din ve devlet işlerini ayırdı, Osmanlı sonrası ülkeye yeni bir kimlik kazandırarak farklı milliyetlerin karışımından bir ulus devlete dönüştürdü.
Devletin tamamen Türklerden oluşması gerektiğinde ısrar etti.
Bu -çağdaş kişileri şok edecek bir şekilde- tüm Yunanca konuşanları Yunanistan'a gönderip Kürtleri ise tahliye etmek anlamına geliyordu.
Böylece milli gurur büyük aşama kaydetti.
Bu büyük adamın Batılı kıyafetler içerisinde ve at üstündeki heykelleri tek camili kentlere dek ülkenin her yerinde bulunuyor. Adı ya da yüzü pullar, banknotlar, havaalanları ve köprülerde yer alıyor. Bu durum Türk halkına bir özbilinç verirken, dine ve Türk olmayanlara karşı düşmanca bir görüş benimsemelerine yol açtı. Bunun etkileri günümüze kadar ulaşmış durumda.
Tüm bu özellikler hesaba katıldığında, sıradan bir turist Türkiye'nin iki yüzlü, eski ve yeninin bir arada yer aldığı, bir miktar şizofren bir ülke olduğu kanısına kapılabilir. Batı'da -Bodrum ve İzmir dolaylarında- turistler her yaz rakı içip plajlara akın ederken, bölge sakini kadınlar işe gidiyor, istedikleri gibi yaşayıp Müslüman tarzının oldukça dışına çıkarak içki içip flört ediyorlar. Kızların kıyafetleri sanki Camden Town'dakiler gibi.
Daha az turistik bir yer olan Kapadokya'nın kalbi ve sanayi kenti Kayseri'ye, ya da daha doğudaki Karadeniz kıyılarına doğru gidildiğinde herşey muhafazakarlaşıyor. Buralarda tüm fabrikaların, işçileri için mescitleri ve kentlerin büyük camileri bulunuyor. Kadınların namuslarını canları pahasına koruması bekleniyor. Ülkede işlenen "Namus cinayetleri" 2000-2006 yılları arasında 2000'i bulmuştu.
Burası şehirli çağdaş seçmenin laikliği demokrasiyle eş değer gördüğü bir ülke.
Türklerin çoğunluğu yeni bir Atatürk'ün başa geçmesini istiyor.
Ali Korur isimli bir kulüp sahibi, geçen yıl BBC'ye şunları söylemişti:
"Modern yaşam tarzımızı korumamız gerekiyor. Bizi dindar ve muhafazakarların yönetmesini istemiyoruz. Bazıları Atatürk devrimlerinin tehlikede olduğunu düşünüyor ama bence modern yaşama alışmış olanlar cehalet dönemine asla dönmeyecektir."
Cehaletin en büyük sembolü dindar kadınların taktığı türban ya da başörtüsü. Türban, hararetli bir tartışmanın merkezi haline geldi. Türk kadınlarının -1997'de ordu yetkililerinin aşırı derecede "İslamcı" olduğu gerekçesiyle hükümeti görevden almasından beri- "kamu binaları"nda başörtüsü takması yasak. Bu da Türkiye'de üçte ikisi başını örten kadın nüfusunun üniversiteye gitme şansını kaçırması demek oluyor. Başörtülüler arasında radikal ve köktendincilere nadiren rastlanıyor. Bu kişilerin çoğu muhafazakar fikirli; dinlerinin iffetli olma konusundaki gereklerini ciddiye alan Müslümanlar.
Bu mesele geçen Şubat ayında ele alınmış, Türk Meclisi kimsenin yüksek öğrenim hakkından mahrum bırakılamayacağını savunan bir yasa çıkararak üniversitelerde başörtüsüne izin vermişti.
Karşıt sesler bu durumun topluma dini inançları empoze edecek bir sürecin başlangıcı olduğunu söylediler.
Türkiye'nin yabancılara bu kadar büyüleyici gelmesinin nedeni bu.
Burası solcuların sokaktaki başörtülü kızlara bağırdığı, modern Müslümanların laikliğe tapıp dini söylemlerden çekindiği ve ifade özgürlüğünü engellemek için 80 yıl öncesinin liberal reformlarına başvuran tepetaklak bir ülke.
Çağdaş Ceza Hukuku"nun halkın Türklüğe "Hakaret" etmesini yasaklayan 301. maddesinin geri planında Atatürk'ün ruhu yatıyor.
Nobel ödüllü Orhan Pamuk, Türklerin 1915 yılında Ermenileri topluca öldürmelerinden bahsettiğinde tutuklanmış ve hakkında dava açılmıştı (Hakındaki iddialar düştü ancak olay tüm dünyanın ilgisini çekti).
Perihan Mağden adlı bir kadın gazeteci vicdani ret üzerine yazınca "halkı askerlikten soğutmak" gerekçesiyle yargılandı.
Başbakan Recep T. Erdoğan kendini bir hayvan olarak resmeden karikatüristlere karşı açtığı davayı kazandı.
Türkiye'nin AB'ye tam üyelik başvurusunun geçiçi olarak ertelenmesine şaşmamalı.
David Cameron'un konuklarına Ermeni olaylarından, Kürtlerin kaderinden ya da Geceyarısı Ekspresi'nden (Alan Parker'ın Türk cezaevi sistemini olumsuz olarak yansıttığı filmi) bahsetmesini tavsiye etmiyorum.
Cameron Kıbrıs'tan bahsetmekten, sokakta fesle gezmekten ya da deve güreşlerine bilet aramaktan da kaçınmalı. Ancak Cameron İran'dan Gürcistan'a, Bulgaristan'dan Yunanistan'a kadar sekiz hayati komşuya ve yüzyıllardır süregelen çalkantılı bir tarihe sahip, daha pekçok gelişmeye gebe, bir ucu İslam'a, bir ucu Batı kapitalizmine dayanan, Atatürklü geçmişine saplanmış, değişken dünya karşısında şaşkınlığa uğrayan ve kültürel geleceğinin nerede yattığı konusunda paranoyaklaşan bu ülkeden mutlaka etkilenecektir."
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.