• BIST 109.361
  • Altın 153,268
  • Dolar 3,8380
  • Euro 4,5070
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C

'Türkiye' adını doğuran alan otoban

'Türkiye' adını doğuran alan otoban
Atlas dergisi, Türkiye adını ortaya çıkardı. Epik savaşlardan birinin yaşandığı yerin üzerinden şimdi Bursa-Eskişehir otobanı geçiyor.
İSTANBUL- Atlas dergisi, Selçuklular ile Haçlıların Anadolu topraklarındaki üç büyük karşılaşmasının tarihsel ve coğrafi ayrıntılarını ele aldı. Bu karşılaşma, Türkiye adını ortaya çıkardı. Ama iki kuvvet arasındaki epik savaşlardan birinin yaşandığı yerin üzerinden şimdi Bursa-Eskişehir otobanı geçiyor.

Atlas dergisi için 2006 yılından bu yana yaptığımız, uzun zamanlar, uzun yollar süren tarih yolculuklarından birini daha tamamladık. Selçuk Yolu, dördüncü ve son bölümü olarak Atlas'ın şubat sayısında yayınlanıyor; ama konunun bir diğer önemi, Türkiye'nin Türkiye olduğu zamanı ayrıntılarıyla ortaya koyuyor olması. Araştırmaları yapan ve yazıyı kaleme alan Kemal Tayfur'la iki yıldır, Kazakistan'dan Anadolu'nun çeşitli köşelerine uzanan bir yolculuk yaptık. Kazak bozkırları, Özbekistan kentleri, İran'da köhne bir asma kilidi açtırarak karşılaştığımız Melikşah ve ailesinin sahipsiz mezarı, Kirman bozkırları, Halep, Şam… Ama bütün bu coğrafyaları geçtikten sonra en büyük heyecanı, onunla çıktığımız Eskihisar ile Amasya arasındaki güzergahta yaşayacağımızı tahmin edemezdim. Çünkü Kemal beni yol boyunca Haçlılarla karşılaşılan noktalarda durduruyor, akılsır ermez savaş öyküleri anlatıyordu.
Türkiye'ye, Türkiye isminin veriliş zamanının Haçlı saldırıları zamanı olduğunu, Anadolu'ya Türkiye adının Avrupalılar tarafından verildiğini biliyordum. Ama bu ismin veriliş nedeninin anlamını bu yolculuk sırasında Kemal'den, sonra da, heyecanla edindiğim kitaplardan öğrendim.
İstanbul'dan İznik'e, oradan da biri Nallıhan, Beypazarı, Ankara, Çankırı ve Amasya'ya, diğeri Eskişehir, Konya, Antakya'ya uzanan iki hat üzerinde Türkiye'nin ismi ve kaderi belirlendi. Kemal Tayfur, bu iki hat üzerinde bir ülke kuruldu diyor yazısında. Şöyle ifade ediyor:
"Abarttığım sanılmasın. O tarihlerde, sadece Anadolu değil, Suriye ve Irak, İran ve Orta Asya ülkeleri de Selçuklu Türklerinin egemenliği altındaydı. Üstelik Anadolu'dan farklı olarak o ülkelerde Türklerin egemenliği çok daha eski ve köklüydü. Ama bir tek Anadolu, daha o çağlardan itibaren Türkiye olarak adlandırıldı. Bu sıfat, sadece Anadolu'ya uygun görüldü."
Tarihçi Claude Cahen de şöyle diyordu: "O çağın insanları, o zamandan başlayarak bu ülkeye "Türkiye' (Turchia) adını vermekle bir yanılgıya düşmüş olmuyorlardı."

Yerleşik Türkler
Kemal, Türkiye'yi meydana getiren bu tarihsel dönemi anlatırken bir tuhaflığa dikkat çeker. "Ülkeye yeni gelen bir halk, burada yaşayan herkesin koruyuculuğunu üstlenmiş, bu toprakların suyundan, ağacından kendini sorumlu sayar olmuştur" diye yazar. Peki bunu neden yapmışlardır, hiçbir ganimet elde edemedikleri halde canlarını neden vermişler, neden ölçüsüz masraflara girmişlerdir? Üstelik, Kemal Tayfur'a göre, sonunda başardıklarında, Türk ve dünya tarihine yepyeni bir sayfa açtıklarının farkında bile olmamışlardır. Selçuklu tarihçileri pek az yerde Haçlı seferlerinden söz etmişlerdir, aynı dönemde Malatya'yı ele geçirdikleri savaşı daha fazla anlatmışlardır.
Savaşa savaşa gelen, göçen yerleşen, başkentlerini dolaştıran Türkler, Haçlıların zihnini, Avrupa'yı, daha sonraki yüzyılları düşünecek durumda değillerdi belki de. Bir duruş sergilemişlerdi ve bu duruş sergileme sanki onların karakteriydi abartılacak bir şey yoktu, onlara göre. Durdular ve geçirmediler. Bizi ilgilendirmez, hiç demediler.
Tarihçiler Malazgirt ve sonrasındaki yüz yıl boyunca Anadolu'daki diğer milletlerin, Ermeniler ya da Rumların veya eski uygarlıkların bakiyelerinin içine kapandığını, Türklerin muazzam bir şehirleşme hareketi başlattığını yazar. Göçebe savaşçı Selçuklular Anadolu'nun her yanına kendi sanatlarını yansıtan yapılar inşa eder. Bu sanatın içinde Anadolu'nun eski halklarının etkisi nerdeyse hiç yoktur. Nişabur'dan Konya'ya kadar böyledir. Tarihçiler 100 şehirden söz eder o dönem için. Hiçbir ülkede yaşanmamış olan yaşanmıştır. Göçebe savaşçılar, bozkırdaki koşan at hızıyla yeni geldikleri topraklarda görkemli şehirler yaratmışlar, saraylar, medreseler, kervansaraylar, şifahaneler inşa etmişlerdir.

Sıradan bir zafer
Malazgirt savaşı, Anadolu'nun en doğu ucunda kazanıldı. Alparslan, esir ettiği Bizans imparatorunu serbest bırakmakla kalmadı; sıradan bir çekişmeye son vermek üzere Maveraünnehir'e döndü ve orada sıradan bir dövüş sırasında öldürüldü.
Kemal Tayfur'a göre, Anadolu'nun fethi Alparslan için öncelikli gözükmüyordu. Anadolu, ondan sonra tahta oturan Melikşah'ı da cezbetmedi. Ama Selçuklu ailesinin diğer kolu Arslan Yabgu'nun soyundan gelenler, Büyük Selçuklu İmparatorluğu'ndan umduğunu bulamayan Oğuz boylarının katılımıyla bir daha dönmemek üzere Anadolu'ya yöneldi. Malazgirt'ten sadece dört yıl sonra, 1075'te Anadolu Selçuklu Sultanlığı'nın başkenti, İstanbul'un yanı başındaki İznik'tir.
Bizans İmparatoru Alexios'un kızı Anna Komnena'ya göre, "Türklerin bahtının Rumların bahtına üstün geldiği, Türklerin ayak altında çıtırdayan kum taneleri kadar kalabalık sayıda sökün ettiği" bir zamandı.
İmparator, Süleymanşah'a büyük para ve armağanlar göndererek onu barış yapmaya razı etmiş ve iki devlet arasındaki sınır olarak da, İznik'e giden yolumuz üzerindeki Drakon Deresi belirlenmişti. Ama Türklerin yayılmasını gene de durduramamıştı. Erdek, Ulubat, Manyas yöreleri de Türklerin eline geçmişti. Çaka adlı bir Türk beyi, Anna'nın deyişiyle "sanki babadan kalma mülkü imiş" gidip İzmir'e el koymuş, bir donanma kurarak Ege adalarını fethetmişti. Tanrıvermiş adlı bir başka Türk, o tarihlerde hala önemli bir kent olan ünlü Ephesos'ta (Efes) beyliğini ilan etmişti.
Dahası, Karadeniz ve Çanakkale Boğazı, Ege Denizi ve Suriye Denizi, Seyhan ve diğer ırmaklar, Pamphlia, Kilikia boyunda akan ve Mısır Denizi'ne dökülen ırmaklar arasındaki ülkenin hemen tümüne Türkler egemen olmuştu.



BURSA-ESKİŞEHİR OTOBAN SAVAŞI

Dört yıl süren Birinci Haçlı Seferi'nin (1096-1101) orduları dalgalar halinde Anadolu'yu zorladı. Sadece ilk grup, o da mevcudunun altıda beşini kaybederek Kutsal Topraklar'a, yani Kudüs'e ulaşabildi. Ardından gelen orduların tümü arka arkaya tamamen yok edildi. Onlardan Filistin'e ulaşan sadece tarihçilerin kılıç artığı dediği askerlerdi. Ancak yine de Avrupalılar, Anadolu yolunu iki kez daha denediler. Birinci Haçlı Seferi'nden 50 yıl sonra, 1147'de iki büyük ordu daha Anadolu'ya aktı. Bunlardan biri, Alman kralı Conrad'ın komuta ettiği orduydu. Bohemya ve Polonya kralları da Conrad'a eşlik etmekteydi. Kral ordusuna o kadar güveniyordu ki, Bizans imparatorunun öğütlerine karşın, İznik'e geldiğinde savaşçı olmayanları burada bırakıp, 20 bin adamıyla Dorylaion'a (Eskişehir) yürüdü. Eskişehir'e ancak on günde ulaşabildiler. Elli yıl önce Türklerin ilk Haçlılar karşısında yenildikleri yerde, şimdi bir Bursa-Eskişehir otobanının geçtiği Sarısu Ovası'nda dinlenmeye çekildiler. Onu orada Kılıçarslan'ın oğlu Sultan Mesut bekliyordu ve ilk Dorylaion savaşının intikamını feci şekilde aldı.

Antalya'da savaş ve Kudüs düşüyor
İkinci Haçlı Seferi sırasında Fransa Kralı VII. Louis ordusuyla birlikte, Türk topraklarına girmeden Bizans arazisini izleyerek Akdeniz'e inecekti. İznik'ten Efes'e, oradan da Denizli üzerinden Antalya'ya geçmeye çalışan ordu yol boyunca Türklerin saldırılarına uğradı. Azala azala Toros Dağları'na vardıklarında aylardan ocaktı. Türk saldırılarına bir de soğuk eklenmişti. Toroslar'da bir geçidi aşarlarken Kral Louis, ordusunun bir bölümüyle pusuya düştü; bir ağaca tırmanarak canını zor kurtardı. Gene de Antalya'ya çok kalabalık (yaklaşık 100 bin kişi olduğu söylenir) bir kitle ulaştı ama bunların büyük kısmı savaşçı değildi. Fransa kralının ordusu bir gemiye doluşup Antakya'nın yolunu tuttu. Antakya önünde kamp kurmuş bekleşen kalabalık ise Türk okçularının atış menzilindeydi ve her gün kayıp vermekteydiler. Çaresiz kıyı yoluyla Antakya'ya yürüdüler. O yolda mevcutlarının yarısını kaybettiler. Nitekim uğruna tüm bu savaşların yaşandığı Kudüs nihayetinde kaybedilmiştir (1187).

İmparatorun düşüşü
1190'da Üçüncü Haçlı Seferi tertiplendi. İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard ile Fransa Kralı II. Philippe ayrı ayrı deniz yoluyla Filistin'e çıktı. Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa ise 100 bin kişilik bir orduyla karadan Anadolu'yu zorlamayı tercih etti. Çanakkale Boğazından geçti, Balıkesir-Alaşehir yoluyla Denizli'ye ulaştı. Onlara yol boyunca saldırarak eşlik edenler ise bu kez II. Kılıçarslan'ın askerleriydi. Friedrich Barbarossa, geçmiş seferlerin akıbetini iyi bildiğinden aslında daha Anadolu'ya girmeden II. Kılıçarslan'a elçiler göndermiş ve geçiş izni istemişti. İzin çıkmamıştı. Fakat Alman ordusu çok güçlüydü; vuruşa vuruşa Konya'ya ulaştı. Selçuklular kenti boşaltıp çekilmişlerdi. Alman Haçlılar sonra Karaman üzerinden, Göksu Nehri Vadisi'ni izleyerek Silifke'ye ulaşmaya çalıştılar. En önden imparator gitmekteydi. Ordu Silifke Ovası'na indiğinde, imparatorlarının cesediyle karşılaştı. Göksu'da boğulduğu kesindi. Askerlerin çoğu, Silifke'den bulabildikleri gemilerle Avrupa'ya döndü.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.