• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

Sultanahmet'in ortasındaki sır

Sultanahmet'in ortasındaki sır
Bırakmayacağım, bu işin peşini bırakmayacağım. HaberTürk yazı yazdığım dördüncü gazetedir. Yıllardır dillendirdiğim aynı konuyu tekrar açacağım
Memet Güler - HaberTürk

Bırakmayacağım, bu işin peşini bırakmayacağım. HaberTürk yazı yazdığım dördüncü gazetedir. Şimdi bir kez de burada, yıllardır dillendirdiğim aynı konuyu tekrar açacağım. Pazar akşamı Fatih Altaylı ile Murat Bardakçı'nın programı Teke Tek Özel'de soruma yanıt bulsaydım, ta en başa dönmezdim. Ayasofya Müzesi Başkanı Dr. Haluk Dursun'dan Kutsal Kase ile ilgili bir şeyler duysaydım, aynı şeyleri bir daha söylemezdim. İddia ediyorum efendim, Ayasofya'nın altında tarihin en büyük sırrı yatıyor. 15 yıldır hasretle bekliyorum ama kimseler bir türlü o sırlar kapısını aralamıyor. İşte bu yüzden şimdi bir daha kaleme alıyorum. Dinleyin, bakın insanlığın 2 bin yıldır aradığı Kutsal Kase'nin ipuçlarını anlatıyorum.

KAYBOLUP GİTMİŞ BİR UYGARLIK

90'lı yılların başıydı. Sanat tarihi eğitimimin son, gazeteciliğimin ilk yıllarıydı. Çalıştığım Yeni Yüzyıl gazetesi, kültür-sanat alanında ülkenin en prestijli yayınıydı. Bir taraftan haber yapıyor, bir taraftan da Bizans tarihi ve sanatı alanında uzmanlaşmaya çalışıyordum. Okuyor, araştırıyor; İstanbul'daki, Anadolu'daki, Yunanistan'daki bütün Bizans kiliselerini, müzelerini dolaşıyordum. Kalbi İstanbul'da atan, kaybolup gitmiş bir uygarlığın izlerini arıyordum. Bizans kiliselerinin çeşitli ortak yanları vardı. En önemli ortak özellik ise, kilisenin doğu ucunda bulunan ve bizim camilerimizdeki mihrapların yerini tutan, adına da apsis denilen kutsal bir bölümün bulunmasıydı. Bütün Bizans kiliselerinde, işte o apsisin hemen dibinde bir odacık-bölme daha vardı. Kilise hangi kutsal azize adanmışsa onun kemikleri ya da Hz. İsa döneminden kalan en kutsal emanetler, adına kripta denilen o küçük, kimi yerde devasa odacıkta saklanırdı. Kriptanın içine ancak ruhban sınıfından olanlar ve imparatorlar girebilir, onların dışında kalanlar o kısma asla sokulmazdı.

ÖZEL DEHLİZLER İNŞA ETTİRMİŞLER

Kafayı, kripta denilen yer altındaki gizli odalara takmıştım. Gittiğim her Bizans yapısında, binadaki kriptaları arardım. Ayasofya'nın kriptasına da işte o yıllarda taktım. Aylarca aradım taradım ancak hakkında tek satır bilgi bulamadım. Günlerce Ayasofya'nın içinde-çevresinde gezindim. O günlerde İstanbul Arkeoloji Müzesi, o sırada Sultanahmet Cezaevi olan ve şimdilerde Four Seasons Oteli olarak hizmet veren binanın olduğu yerde büyük bir kazı başlatmıştı. Kazı alanına girmek elbette yasaktı. Dönemin müze müdürü Alpay Pasinli'yi tanıyordum. Yalvar yakar içeri girmeye ikna ettim. Girdim, gördüm, fotoğraflarını çektim, belgeledim. Haberi koşa koşa gazeteye yetiştirdim. Meseleyi önemsediler, haberimi manşetten verdiler.
Kazıda ortaya çıkartılan muazzam yapı, Büyük Bizans Sarayı'nın Ayasofya'ya doğru uzanan yer altı tünelleriydi. Bizans imparatorları, saraydan Ayasofya'nın kriptasının bulunduğu bölüme giden özel dehlizler inşa ettirmişlerdi. Haber yayınlanınca ortalık ayağa kalktı. Günlerce bütün gazeteler, televizyonlar Büyük Saray ile Ayasofya arasındaki o görkemli-süslemeli-bezemeli dehlizlerin haberini yazdı-anlattı. Müthiş bir zafer sarhoşluğu içindeydim. Bir tarihi eser haberiyle, memleketin gündeminde, gazetelerin manşetindeydim.
Ancak sorumun cevabını hâlâ bulamamıştım. Ayasofya'nın kriptasına ulaşamamıştım. O günden beri oradaki kazıdan ses gelmedi. Geçen yıllarda üzerine kocaman bir de otel inşa edildi. Oysa biliyordum ki Ayasofya yapılırken Bizans, dünyanın en güçlü Hıristiyan devletiydi. Kiliseyi yaptıran İmparator Jüstinyen, Hıristiyan aleminin bütün kutsal eserlerini Ayasofya'ya getirtmiş, yapının en kutsal yeri olan kriptanın içine yerleştirmişti. Çalışmaya devam ettim. Ayasofya'nın şimdiki ana giriş kapısının birkaç metre ilerisinde, yine binanın altına doğru giden dehlizler olduğunu fark ettim. İki taraftan Ayasofya'nın altına doğru uzanan tüneller-dehlizler vardı.

AYASOFYA'NIN KRİPTASI BULUNMALI

Durum belliydi, Ayasofya'nın altında kimselerin bilmediği bir başka Ayasofya daha vardı. Ancak kimse mimarlık ve insanlık tarihinin en önemli anıt yapısı olan Ayasofya'nın altındaki tünelleri-dehlizleri-geçitleri-oda ve bölmeleri yazmamış-görmemiş-anlatmamıştı. İşte bu yüzden aynı konuyu, şimdi yeniden yazıyorum. Diyorum ki; Ayasofya'nın altında, tam da Hz. İsa ile Hz. Meryem mozaiğinin bulunduğu alanda, şimdiye kadar kimselerin içine giremediği bir bölme olmalıdır. Ve o noktada mutlaka bir kazı yapılmalıdır.
Ayasofya'nın kriptası bulunmalı, o kapı açılmalıdır. Döneminin en güçlü imparatorunun oraya neler koyduğu, artık ortaya çıkartılmalıdır. Diyorum ki, belki de Kutsal Kase, yani Hz. İsa'nın kutsal kalıntıları ya da kimbilir belki gerildiği çarmıhın parçaları oradadır. Ayasofya'nın kendisini bu kadar muazzam inşa edebilen akıl, yapının en kutsal yerine bütün dünyayı ilgilendirecek önemde şeyler bırakmış olmalıdır. Açıp, bakmaya değmez mi?..
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.