• BIST 90.263
  • Altın 224,364
  • Dolar 5,9638
  • Euro 6,7561
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 21 °C

SHGM, haksız eleştirilerin odağında

Musa Alioğlu

Türkçemizde güzel bir söz vardır. Olmaması için gayret gösterilen bir olay olduğunda "Sakınılan göze, çöp batar" deriz. İşte anlatacaklarım da aynen böyle bu sözü doğrular nitelikte. Türkiye'de her şeyin dört dörtlük olmadığını bilir ve de kabul ederiz.
Bazı insanlar mükemmeliyetçidir ve en iyiyi yapmaya gayret eder. Bazı insanlar gibi bazı kurum ve kuruluşlar da böyle mükemmelliyetçi kişilerin biraraya gelmesinden oluşan ve kusur yapmamaya gayret eden topluluklar oluştururlar. Türkiye'de gökyüzündeki trafiği hepimiz biliyoruz. Orada bir sirkülasyon veya eski deyimle seyr-ü seferden bahsediyoruz. Gökyüzündeki hava trafiğinin daha iyi ve düzenli olmasından önce, yapılması gerekenleri yapan ve bu konuda azami titizliği gösteren bir kurumdan bahsetmek isterim.
Sözünü edeceğim kurum, kısa adı SHGM olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü. Ankara'nın onlarca genel müdürlük binası içinde belki de en mütevazı, ama pırıl pırıl ve temiz binasında faaliyet gösteren bu kurumumuzun yakasını talihsizlikler bir türlü bırakmıyor. 1954 yılında Sivil Havacılık Daire Başkanlığı olarak kurulan, 1987 'de genel müdürlük olan bu kurumumuz 2007'de çıkan 5431 sayılı kanunla finansal özerklik ve yönetim yapısına kavuşarak bugünkü güçlü yapıya kavuşmuştur.

Bir süre önce Amsterdam'da meydana gelen uçak kazasından sonra, şimdi de Kahramanmaraş'ta meydana gelen helikopter kazası bu kurumumuzu yine ön plana çıkardı. Ne yaparsa yapsın, ne kadar özveriyle çalışırsa çalışsın böyle iki talihsiz olayın meydana gelmesi, bana "Sakınılan göze çöp batar" sözünü söyletti.

Toplam 140 kişiyi bile bulmayan kadrosuyla 270’i aşkın büyük gövdeli uçağa, bir o kadar küçük uçağa ve diğer tiplerdeki hava aracına hizmet eden, yüzlerce havacılık çalışanına lisans veren, onların ve çalıştıkları kurumların denetimlerini yapan bu kurumun elinden geleni yaptığına tanıklık ederim.

Bakınız elimde "2002'den 2008'e Sivil Havacılık " adlı bir kitap var. Son 5-6 yıl içinde, kurumun tüm mazisinde yapılanlardan üç beş kat fazla iş yapılan, ama bunu pek de halk tabiriyle "Reklam etmek" istemeyen bir kurumdan bahsediyorum. Bilimsel titlle(ünvan) taşıyan bir genel müdürün, Dr. Ali Arıduru'nun göreve başlamasıyla bu kurumda her şey yeniden yazılır oldu.
Önce orada çalışanlara kendilerine güven duymaları öğütlendi ve onlardan böyle çalışmaları istendi. Çalışanlar kendilerine değer veren bir anlayışın işbaşına gelmesiyle, o güveni kazandılar ve beklenen hizmeti tam anlamıyla vermeye başladılar. 6 yılın bilançosunu bu kitaptan tek tek buraya alıp sizi rakamlara boğmak istemem.
Ama bazı rakamlar var ki, bunların bilinmesinde fayda var. Örneğin kurum çalışanlarının yüzde 77'si lisans mezunu ve çalışanlarının yüzde 51'ı de 25-35 yaş arası genç insanlar. 2002 yılında iç hatlarda 8.7 milyon yolcu uçarken, bu sayı 2008'de yüzde 285 artarak tam 75 milyona ulaşmış. Bu denli büyük bir artışın olduğu sektörde toplam 31 bin 925 kişi çalışmakta. Ülkemizi kullanan ve transit geçiş yapan uçak sayısı yılda 1 milyonu bulmakta, örneğin sadece İstanbul'a yaz günlerinde ortalama 832 adet uçak inip kalkmakta. Sadece bu rakamlar bile sektörün ulaştığı boyutu ve kurumun sınırlı imkanlarla nasıl bir hizmet verdiğini anlatmaya yeter de artar bile..

Dünyanın her yerinde uçak veya helikopter kazaları oluyor. Hem de teknolojik olarak bizden çok ileri ülkelerde bile böyle kazalar oluyor. Orada kimse kimseyi yargısız infaz etmiyor. biz de ki gibi bilen de bilmeyen de uzman veya otorite gibi konuşmaya bayılıyor. Oysa herkesin konuşacağı konular vardır. burada medya ne yazık ki olumsuz bir sınav veriyor. İşi bilmeyen ve reklam yapmak isteyen bazı showman'lerin oyununa geliyorlar. Onlar meşhur olup gündeme gelmeye çalışırken, haksız ithamlarla çalışan ve üreten insanları karalıyorlar.
Yani bir örnek vermek gerekirse, bir kaza sonucu düşen helikopterden bahsederken savaş filminde roketle vurularak parçalanan helikopteri göstermek ne anlama gelir. Böyle bir şey olabilir mi. Bu anlayış ve bu görüntüler insanların havacılıktan soğumasına, bir sektörün yara almasına ve görevini tam anlamıyla yapan bir kurumun yıpratılmasına neden olmaktadır.

Kurumun görevini tam ve eksiksiz yaptığını rakamlar ortaya koymaktadır. Örneğin 2002 yılında toplum denetim sayısı 528 iken sadece 2008 yılında bu sayı 2408 adettir. Bakım denetimi 2002 yılında sadece 18 iken 2008 yılında bu sayı 60'a yükselmiştir. Operasyon denetimi yine 2002 de 40 iken, bu sayı 2008 de 189'a kadar çıkmıştır.

Hal böyle iken kurumun uluorta eleştirilmesi, hakkaniyet ve dürüstlüğe sığmazken, orada çalışanların moral motivasyonlarını çok olumsuz etkilemekte ve onlara haksızlık yapılmaktadır.

Çalışanlarını koruyan ve onlara sahip çıkan Genel Müdür Dr. Ali Arıduru, gelen bütün eleştirileri kendi göğüslüyor, bir yandan da uluslararası ikili anlaşmalara her gün bir yenisini ekliyor.
Uluslararası pakt ve oluşumlarda Türkiye'ye başarıyla temsil eden kurum ve genel müdürünün şevk ve azmini kırmaya yönelik tavırların milli havacılığımızı da yaraladığını unutmayalım. Ortada söz konusu olan uçuş emniyeti gibi önemli bir konu vardır ve bu konu haksız eleştirdiğimiz insanların sorumluluk alanıdır. Biraz insaf lütfen diyorum.

Bu yazı toplam 1029 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.