• BIST 98.466
  • Altın 223,139
  • Dolar 5,7050
  • Euro 6,6085
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C

Savaş Ay ile morg maceramız

Özkan Altıntaş

Tarih 1980 öncesi…. Ortalık toz duman…. Türkiye’nin her tarafında silah sesleri duyuluyor.
Sokaklar, mahalleler, şehirler bölünmüş…İnsanlar “sizden”, “bizden” diye birbirlerini vuruyorlar…
Zamanında Mahir Çayan’ın kurduğu THKPC örgütünden 14 örgüt türemiş… Kim “kırlardan şehirlere” diyor. Kimi “şehirlerden kırlara” diyor… Kimisi ise “yerimizde kalalım” diyor… Küçük nüanslarla birbirinden ayrılan bu örgütlerin hepsi aynı işi yapıyorlar. Terör…
İşte o tarihlerde Hürriyet gazetesinde gece nöbetindeyim…
Telsizden 5 Amerikalı askerin vurulduğu haberi geldi.
Hepimiz fırladık. Kimisi olay yerine, kimisi Gayretepe emniyette Siyasi Şube’ye, kimisi de öldürülen Amerikalıların fotoğraflarının peşine…
Ama avcumuzu yalıyorduk. Nereye gitsek elimiz boş dönüyorduk. Amerikalıların öldürülmesi konusunda İstanbul’daki Başkonsolosluk gizlilik talimatı vermişti. Poliste buna uyuyordu.
Elimden telefon düşmüyordu. Sonunda emniyetten bir arkadaşım “Cesetler Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Morgu’nda” dedi. Hemen fırladım.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin ana kapısını polisler tutmuş kimseyi almıyorlardı. Çevrede 1. Şube’nin Siyasi Polisi kaynıyordu.
İçeri girmek için aranmaya başladım. Samatya’ya inen yokuşun yanında bir personel kapısı olduğunu biliyordum. Gittiğimde kapının kilitli olduğunu gördüm. Ancak biraz yüklenince açıldı. Sessizce içeri girip kapıyı kapattım.
Morga doğru yollandım. Kapıda bir görevli vardı.
Savcılıktan geldiğimi söyleyerek içeri kimseyi almamasını söyledim. Cesetlerin yüzlerinin fotoğraflarının istendiğini belirttim. Gazetecilikte böyle pembe yalanlarla çok kapıyı açardık.
Öyle inandırıcı konuştum ki adam itiraz etmedi ve önüme düştü. Yürürken bir şeyler mırıldanıp duruyordu. Yaptığı işten şikayetçi olduğu belliydi.
Morgta ceset dolaplarının olduğu bölüme girdik. Adam birini çekti. Ceset önümdeydi ama gözleri kapalıydı. Bana açık gözlü fotoğrafı lâzımdı.
Polis muhabirliğinin duayenlerinden rahmetli Alaattin Büte’nin öğrettiği yöntemler muhteşemdi. Bir çok olaya birlikte gitmiştik. Cesetlerle haşır neşir olmuştuk ve ondan çok şey öğrenmiştim.
“Bana toplu iğne getir” dedim.
Adam yandaki odada olduğunu söyleyerek dışarı çıktı. O gittikten bir saniye sonra bulunduğu yere Savaş Ay girdi. O zamanlar Günaydın Gazetesi’nde çalışıyordu. Bana “Usta” derdi…
“Usta bende çekeyim” dedi.
“Tamam sesini çıkarma, görevli geldiğinde durumu bana bırak” dedim.
Görevli döndüğünde Savaş Ay’ı görünce “Bu kim?” dedi.
Ben “Bizden… Bana yardım edecek” deyince elindeki toplu iğne kutusunu bana uzattı. Görevliye
“Ben çalışırken sen diğer cesetleri çıkar” dedim.
Cesedin göz kapakların açarak ikisinin arasına toplu iğne ile destek yaparak gözlerine açık hale getirdim. Sonra ise tam karşısından fotoğrafını çektim. Garanti olsun diye birkaç kez fotoğrafını çektikten sonra Savaş Ay’a “Haydi sende çek… Ama kimseye nasıl yaptığımızı söyleme… Aramızda sır olarak kalsın” dedim.
O yaptıklarıma şaşırmıştı. “Gerçekten ustasın be ağabey” dedi. Bende ona “Ustaların yanında yetiştik. Haydi fotoğrafı çek. Çabuk ol” dedim. Morg görevlisi de yaptıklarıma şaşırmıştı: “Hep böyle mi yaparsın?” diye sordu. Salladım. “Bugünlerde çok ceset görüyorum. Ne yapalım görev….” dedim.
İşimiz bitince Savaş Ay ile birlikte dışarı çıktık. Beni yanaklarımdan öptükten sonra  “Baba” dedi. “Sen olmasan yanmıştım. Senden Allah razı olsun. Bu iyiliğini unutmayacağım” dedi.
Unutmadı da… Her gittiğimiz görevde birlikte olduk. Hatta Bir Trakya tatbikatında bizi karadan otobüsle göndermeye kalkanlara karşı, helikopter işgal ederek Savaş Ay, Coşkun Aral’la birlikte ağırlığımızı koyduk ve isteklerimizi kabul ettirdik. O tarihlerde yeni görülmeye başlayan Mithat Bereket’te yanımızdaydı.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Morgu’nda çektiğimiz öldürülen Amerikalıların fotoğrafları Hürriyet Gazetesi’nin birinci sayfasında fıldır fıldır gözlerle bize bakar şekilde yayınlandı. Kimse onların ölü olduğunu anlamadı. Hatta Newsweek ve Time dergisi bile bu fotoğrafları Hürriyet’ten satın aldı, bana da bir miktar dolar nasip oldu.
En komiği ise bizi kapılardan sokmayan, her yerde engelleyen Siyasi Şube Müdürü’nün gazeteye gelerek “Rapor yazacağız. Ölenlerin vesikalık fotoğrafları lâzım” diyerek bizden istemesi oldu.
İşte Savaş Ay ile böyle bir güzel anamız vardı.
Onun unutulmaması adına anılarını yazan arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Biz gazetecilerin anıları o kadar çok çok ki…
Sevgili arkadaşım Savaş Ay, Allah rahmet etsin…

Bu yazı toplam 2896 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.