• BIST 90.186
  • Altın 235,427
  • Dolar 6,1028
  • Euro 6,9689
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C

Roubini: Tünelde ışık görüldü

Roubini: Tünelde ışık görüldü
Ünlü iktisatçı Prof. Dr. Nouriel Roubini,: ABD, Avrupa ve Japonya’da artık tünelin ucunda ışık görünmeye başlandı.

İSTANBUL -İş Yatırım"ın konuğu olarak Türkiye"ye gelen ve “Küresel Krizin Neresindeyiz” başlıklı bir konferans veren ünlü iktisatçı Prof. Dr. Nouriel Roubini, “Küresel ekonomide gözlenen bu toparlanmanın yavaş mı, hızlı mı, V şeklinde mi yoksa U şeklinde mi olacağı bir kenara.. benim inancım şu ki ABD, Avrupa ve Japonya"da artık tünelin ucunda ışık görünmeye başlandı. İnsanların güveninde bir iyileşme gözleniyor. Ancak politika koyucuları doğru zamanda doğru adımları atmazlarsa her zaman ikinci bir dip yapma, yani krizin W şeklinde gelişme ihtimali de var” dedi.
Roubini, Mart 2009"dan bu yana gelişmelerin olumlu bir seyir izlediğini, varlık ve hisse fiyatlarının da toparlanmaya başladığını belirterek, “Şu anda risk tehdidinden ziyade riskten kaçınma daha düşük. Bu da emtia fiyatlarında artışa yol açıyor. Bu bağlamda petrol fiyatlarının da yeniden 100 dolara doğru tırmanması halinde eski riskler gündeme gelebilir. O yüzden yine engebeli bir yol bizi bekliyor. Umarım düzelme V şeklinde olur. Çünkü aşağı doğru riskler var. Ve bu her ülkenin tek tek politika koyucularının davranışına bağlı bir süreç olacak. Onlar gerekli para ve mali politikaları uygulamak ve yapısal reformları yapmak zorundalar. Güçlü bir düzelme ihtimalini destekleyip aşağı doğru trendi ortadan kaldırıp kaldıramayacakları tamamen politika yapıcılara kalmış bir şeydir” diye konuştu.

“-ÇİN, HİNDİSTAN BÜYÜME LOKOMOTİFİ OLAMAZ ALTIN YILLAR GERİDE KALDI”-

Roubini, gelişmiş ülkelerdeki ekonomik daralma nedeniyle yükselmekte olan ekonomilerin, yeni süreçte öne geçme ihtimalleri üzerindeki tartışmaları şu sözlerle değerlendirdi:
“Çin ve Hindistan yükselmekte olan ekonomiler olarak, küresel ekonomik büyümenin motoru lokomotifi olma şansı var mı, bana göre yok. Gelişmiş ekonomilerden yükselmekte olan yavaş ilerlemesinden tamamıyla ayrışıp ayrışamayacaklarını konusunda da cevabım hayır olacaktır. Çin lokomotif olamaz. Çin"in GSYH"sı 3 trilyon dolar iken,ABD"nin 15 trilyon dolar. Avrupa ve Japonya"nın da birlikte GSYH"sı 40 trilyon dolara ulaşıyor. Bu da büyük bir boyut farkı yaratıyor. ABD"de tüketici harcamaları 10 trilyon dolar iken, 1.3 milyar nüfuslu Çin"de bu rakam 1 trilyon doların biraz üzerinde. 900 milyon nüfuslu Hindistan ise 600 milyar dolar Rakamlar tutmuyor. Çin ve Hindistan"ın tüketim harcaması nerdeyse ABD"nin altıda biri düzeyinde.”
Roubini, gelişmekte olan ülkelerde büyümenin yavaş olması durumunda yükselmekte olan ekonomilerin de yavaş büyüyeceğini belirterek, “ Bu yönüyle baktığımızda yükselmekte olan ekonomilerin bir ayrışma sağlamaları güç görünüyor. 2004-2007 arasındaki altın yıllar geride kaldı. Bu ülkelerin artık ihracattan yurtiçi talebin artışına dönebilmeleri gerekiyor. Ancak bunu henüz başarabilmiş değiller ve en önemli sorun da bu” dedi.

-TÜRKİYE İÇİN İYİ VE KÖTÜ HABERLER-

Türkiye ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Roubini, Türkiye"nin küresel krizin eşiğinde makro ve mali kriterler açısından sağlam bir durumda olduğunu hatırlatarak şöyle dedi: “Çünkü Türkiye geçmişteki krizden ders çıkararak, makro ve mikro reformlarını yapmıştı. Düşük bütçe açığı ve faiz dışı fazlası vardı. Merkez Bankası faizleri kontrol altında tutarken, enflasyona karşı da başarılı bir politika izledi. Daha da önemlisi mali sistem daha iyi bir denetim ve gözetim altındaydı ve sistem güçlendirilmişti. Küresel krizle birlikte bu bulaşıcı hastalık dışarıdan gelince burada da kriz ortaya çıktı.”
Türkiye"nin de içinde yer aldığı yükselmekte olan ekonomilerin de daralma yaşadığını, ancak borçlanma ya da mali kriz yaşamadıklarına dikkat çeken Roubini, “Mali sistemin sağlamlığı sayesinde krize karşı daha iyi cevap verebildiler. Şimdi Türkiye"de 2010"da ne olacağı
Siyasetçilere ve biraz da dışarıdaki faktörlere bağlı. Çünkü dış faktörler elinde olmayan oluşan faktörler. Türkiye ekonomisi, cari açığı ve döviz ihtiyacı olan bir ekonomi olarak dış etkilere açık bir özellik taşıyor. Eğer Euro bölgesindeki iyileşme kuvvetli olursa bu Türkiye için iyi haberdir. Eğer toparlanma yavaş olursa veya krizin tekrarlanması riski olursa bu da Türkiye için kötü haber demektir” diye konuştu. Roubini, 2010"da Türkiye"nin kendi potansiyeline yakın bir büyüme oranına dönmesinin beklenebileceğini, ancak hala küresel ekonominin durumunun ve ülke ekonomisine yönelik etkilerinin güncelliğini koruyacağını hatırlattı.

“-IMF ANLAŞMASI FAYDA SAĞLAR”-

Krize karşı alınan önlemler nedeniyle bütçe açığının kaçınılmaz olduğunu vurgulan Roubini, son verilerle bütçe açığının yüksek bir rakama ulaştığını ve bu nedenle orta vadeli programın mali sürdürülebilirlik açısından önemli olduğunu belirterek IMF ile ilişkiler konusunda şunları söyledi:
“Türkiye IMF ile anlaşma imzalarsa bu da piyasalar ve yatırımcı için olumlu bir tablo teşkil edecektir. Teknik açıdan belki IMF finansmanına ihtiyacı olmayabilir. Çünkü kendini özel sektör vasıtasıyla finans ediyor olabilir. Ama IMF anlaşmasının faydası hükümetin böyle bir mali politikaya kendini adadığı anlamına geldiği için bu psikolojik açıdan bir etki sağlayacak ve güven açısından da faydalı olacaktır. Ve Türkiye böyle bir durumda yapısal reformlara kararlılıkla devam edecek ve üretkenliğini de artıracaktır.”
Roubini, vergi oranlarının düşürülmesi, vergi tabanının genişletilmesi ve kayıtdışı ekonominin vergilendirilmesi gibi unsurların da büyük önem taşırdığını, sosyal güvenlik ve sağlık alanındaki finansmanın da önemli olduğunu ifade ederek, “Düzelmenin ne zaman ve ne kadar kuvvetli olacağı tamamen yurtiçi politikaya bağlıdır. Ve tabi ki Euro bölgesindeki düzelme oranlarına bağlıdır. Bir diğer önemli konu Türkiye"nin ihracatını yeni bölgelere doğru genişletmesi,ekonomik büyümesi olan bölgelere doğru çeşitlendirmesi lazım. En iyi koşullar altında bile Euro bölgesindeki büyüme çok fazla olmayacaktır. Ortadoğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Asya"daki büyüme dikkate alınarak ihracatın istikametinin bu ülkelere doğru çeşitlendirilmesinde büyük fayda olacaktır” diye konuştu.

-“ENFLASYON DEĞİL DEFLASYON BASKISI VAR”-

Küresel ekonominin ve öncelikle gelişmiş ekonomilerin enflasyondan ziyade deflasyonist baskılarla karşı karşıya bulunduğuna işaret eden Roubini, “Bana soracak olursanız kısa vadede çok yoğun deflasyonist güçleri ve baskıları ile karşı karşıyayız. Talep çünkü arzın altında. Firmaların fiyatlandırma gücü olmayacak. Mallarını daha düşük fiyatla satarak stoklarından kurtulmaya çalışacaklar. İkinci olarak da işgücü piyasasında yavaşlama olacak. ABD,Almanya"nın yanı sıra OECD dahil işsizlik yüzde 10"un üzerine çıkacak. Dolayısıyla maaş artırımı değil maaş azalması olacak. Hem mal hem de iş piyasasındaki gevşeklik deflasyon riskini beraber getiriyor. TÜFE"ye bakıldığında hem ABD"de hem e Euro bölgesinde, Japonya"da ve Çin"de rakamlar negatif. Türkiye"de ise hala pozitif. Eğer düzelme meydana geldiğinde doğru bir yol bulamazsak gelişmiş ekonomilerde 2011 ve 2012"de enflasyonun artacağını bekleyebiliriz” değerlendirmesini yaptı.

-“TEK BİR FIRSAT PENCERESİ VAR HATA YAPILMAMALI”-

Ülkelerin vergiyi artırmak, devlet harcamaların azaltmak ve fazla likiditeyi ortadan kaldıracak politikaları hayata geçirmek durumunda olduklarını kaydeden Roubini, “Ancak politika teşviklerini erken evrede devreden çıkarırsanız ikinci bir daralma olabilir. Çünkü küresel ekonomi zaten batmıştı. Şimdi dizlerinin üzerinde doğruldu toparlanmaya çalışıyor. Eğer siz bu politika değişimini çok çabuk yaparsanız Japonya"nın 1998-2000"de yaptığı hataya düşersiniz. İkili depresyon yaşarsınız. Ancak diğer taraftan da parasal ve mali teşvik devam ederse o zaman da bütçe açığı yüksek kalacaktır. Merkez bankaları bu durumda banknot matbaasını, darphaneyi çalıştırmaya devam ederse bunun da enflasyonu yükseltme ve hatta staflasyona yol açma riski vardır” uyarısında bulundu.
Roubini, “Tek bir fırsat penceresi var. O da kılıç kadar keskin ya onu tutturacaksınız ya da politik olarak bir hata yapacaksınız. İşte bu çok büyük önem taşıyor. Çift dip yapma riski de buradan kaynaklanıyor. Yani çıkış stratejisinde çok acele davranmak ya da çok geç kalmak her ikisi de büyük risk yaratabilir. Çıkış sorunu önemli bir sorun ve politika açısından her zaman hata yapma riski var” dedi.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.