• BIST 87.143
  • Altın 219,609
  • Dolar 5,8507
  • Euro 6,6489
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 18 °C

Miraç Kandili kutlu olsun

Miraç Kandili kutlu olsun
8 Temmuz 2010 Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan gece, manevi bir yükselişin ifadesi olan Miraç Kandilini idrak edeceğiz.

İSTANBUL- Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Miraç Kandili nedeniyle bir mesaj yayınladı. 
8 Temmuz 2010 Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan gece, mukaddes bir yolculuğun ve manevi bir yükselişin ifadesi olan ve pek çok ilahi lütuf ve ihsanla dolu Miraç Kandilini idrak edeceğiz.
Peygamber Efendimiz (sav)"in insanlığı İslâm"a davet sürecinin en zor yıllarında bir gece Mescid-i Aksâ"ya, oradan da semaya yaptığı pek çok ilahi hikmet, sır ve bereketi içinde barındıran bu yolculuk, Peygamber Efendimiz (sav) için zaman ve mekanın da sahibi Yüce Mevlâ"nın sonsuz kudretini müşahede etme ve onun desteğine mazhar olarak risalet görevinde manevi güç kazanma vesilesi, müslümanlar için ise Allah"a ve Hz. Peygamber"e bağlılığı pekiştiren bir sınav olmuştur. Nitekim İsra suresinin ilk ayetinde bu kutlu yolculuğun ilk aşaması şöyle dile getirilmektedir: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed"i) bir gece Mescid-i Haram"dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa"ya götüren Allah"ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”

Yüce Allah tarafından alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Muhammed Mustafa (sav)"nın, Cenab-ı Hakk"ın yüksek huzuruna kabulü anlamına gelen ve varlığın özüne ve anlamına yolculuğu ifade eden İsrâ ve Miraç, Peygamberimizin şahsında insanlığın önüne açılan sınırsız bir yükseliş ufkudur. Miracın özünde her türlü kötülükten arınma, insanlığın yararına değerler üretme, fedakârlık, paylaşma, sorumluluk, zamanın önemini kavrama ve ilahî emirlere teslimiyet göstererek tertemiz bir kulluğa ve yüce mertebelere erişme vardır. Dolayısıyla Miraç hadisesi bizlere, insanın, ilahî rızaya ulaştığında idraki zorlayan nice üst derecelere yükselebileceğini, dünyevi ortamdan sıyrılarak mana âleminde yükselmenin, ilahî rahmet ve huzura erişmenin ancak gönül ve ruh temizliğinden, ahlakî erdemlerle bütünleşmekten, her şeyin sahibi olan Yüce Allah"a bağlılık ve boyun eğmeden geçeceğini de hatırlatır.

Yine Miraç hadisesinden öğreniyoruz ki, kıyamete kadar bütün Müslümanların bu manevî tecrübe ve yükselişi kendi hayatlarına taşıma imkanı mevcuttur. Zira bizzat Sevgili Peygamberimiz (sav) tarafından “mü"minlerin miracı olarak” nitelenen, İslam"ın temel ibadetlerinden biri olan ve iç dünyamızdaki yükselişi ve arınmayı ifade eden namaz hepimize bu imkanı sağlamaktadır. Çünkü mü"min, namazda Rabbinin huzurunda durarak, sadece O"na kulluk etme ve sadece O"ndan yardım isteme fırsatı bulur. Namazda sadece bedeni ile değil özüyle, gönlüyle, duygu ve düşüncesiyle Allah"a yönelen ve Rabbi ile baş başa kalmanın mutluluğunu yakalayan, daima O"nun gözetimi ve desteği altında olduğunu hatırından hiç çıkarmayan mü"min, Rabbi ile baş başa kalmanın mutluluğunu yakalayacak ve bu bilinçle hayatına farklı bir anlam yükleyecek, bireysel ve toplumsal ilişkilerinde her zaman Allah"ın huzurunda ve gözetiminde olduğu inancıyla daha dikkatli, titiz ve sorumlu bir tavır sergileyerek olgun mü"min olma yolunda önemli mesafeler katedecektir. Dolayısıyla namaz, dost doğru kılındığında, iç dünyamızdaki manevi yükselişi ve arınmamızı sağlayarak inancımızla yaşantımızı birleştirecek, bilinç düzeyimizi yükseltecek ve böylece bizi kötülüklerden alıkoyacaktır. Nitekim “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah"ı sürekli hatırda tutmak ve O"nun lütuf ve murakabesi altında olduğumuz bilincini diri tutmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebut, 29/45) ayeti bu hususu açıkça vurgulamaktadır.

Mübarek Ramazan ayına adım adım yaklaştığımız ve mübarek gün ve gecelerin yoğun olarak bulunduğu bu günlerde, Kur"an"ın nüzulünün 1400. yılı olmasını da bir fırsat bilerek Kur"an"la daha çok buluşma hususunda daha fazla gayret göstermemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Toplumun ve birey olarak kendimizin iç huzura kavuşması, sen ben kavgasının ve her türlü ayrımcılığın ve dışlamanın ortadan kalkması, gönül dünyamızda huzura, insani ilişkilerimizde olgunluğa, toplum hayatında barış ve esenliğe erişebilmek için Kur"an"ı doğru bir şekilde anlamalı, anlatmalı, kendimize rehber edinmeli ve hayatımıza tatbik etmeliyiz. Ahlaki ve manevi sağlığımızı tehdit eden, insani ilişkilerimizi ve sosyal ödevlerimizi zayıflatan onca iç ve dış etkinin altında bunaldığımız günümüzde, Kur"an-ı Kerim"in İsra hadisesinden ismini alan suresinde yer alan şu ilahi prensipleri hatırlamakta da fayda görüyorum: “Allah"a ortak koşma, yalnız O"na inanıp yalnız O"na ibadet et, ana-babaya iyi davran, akrabaya, yoksula, yolda kalmış kimseye haklarını ver, cimrilik yapma, müsrif ya da savurgan da olma, açlık korkusu ve geçim kaygısı ile çocukları öldürme, zinaya yaklaşma, cana kıyma, yetimin malına el uzatma, verdiğin sözü yerine getir, ölçerken ve tartarken eksiklik ve noksanlık yapma, hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme, kibirlenme ve gururlanma. Bütün bu sayılanlar Yüce Yaratanın katında sevimsiz ve çirkin davranışlardır.” (İsra, 17/22-38) Unutmayalım ki, inanç, ahlak ve maneviyat dünyamızın, barış ve huzur içinde birlikte yaşamamızın vazgeçilmez değerlerine işaret eden bu ilahi buyrukları yaşamak ve yaşatmak, bizlere miracın manevi atmosferini günümüzde de hem fert hem de toplu olarak teneffüs etme imkanı sağlayacaktır.

Bunalan ruhlara, manevî hayatın ihmaliyle daralan ve katılaşan kalplere bu gecenin huzur getirmesi dileğiyle aziz milletimizin ve bütün Müslüman kardeşlerimizin Miraç Kandilini tebrik ediyor, bu mübarek gecede Yüce Mevla"ya açılan ellerin ve yapılan duaların, bütün İslam aleminin birlik, dirlik ve beraberliğine, insanlığın hidayetine vesile olmasını, başta yakın çevremiz ile İsrâ ve Miraç mucizesinin cereyan ettiği kutsal topraklar olmak üzere bütün dünyada hak ihlallerinin sona ermesini, acı ve göz yaşının, şiddet ve umutsuzluğun yerini kalıcı bir huzur ve barışın almasını Cenab-ı Hak"tan niyaz ediyorum.

—————————————————————————————

Mirac Gecesinde Neler Oldu?

Mirac Gecesi, Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescidül-Haram"dan Beytü"l-Makdis"e (Kudüs) götürülür. Kur"an"ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.v)"in Beytü"l-Makdis"ten Allah"a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur"an"da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.

Hadis kitaplarında rivayet edildiği üzere:

Hz. Peygamber (s.a.v) Burak ile Beytü"l Makdis"e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ"ya geçti, Allah"ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.

Sabahleyin Mescid-i Haram"a çıkıp Kureyş"e haber verdi. Hayret etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları dönüp dinden çıktı. Birtakım erkekler Ebû Bekir"e koştular.

Ebu Bekir;

“Eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur” dedi.

Onlar:

“Onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?” dediler.

O da:

“Ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum” dedi. Bunun üzerine kendisine Sıddık unvanı verildi.
Kureyşliler içinde Beytü"l-Makdis"i o zamanki haliyle bilenler vardı. Bunlar, onun vasıfları ve durumuyla ilgili sorular sordular, tanımlamasını istediler. Derhal Hz. Peygambere Beytü"l-Makdis gösterildi. Bunun üzerine ona bakıp anlatıyordu.

“Gerçi Beytül-Makdis"i tanımlamada isabet etti.” dediler.

Sonra:

“Haydi bakalım bizim kervandan haber ver, o bizce daha önemlidir, onlardan bir şeyle karşılaştın mı?” dediler.

Peygamber (s.a.v)

“Evet, falancanın kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ"da idi. Bir deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde bir su kadehi vardı. Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?” buyurdu.

“Bu da diğer bir alâmettir” dediler. Sonra sayıların, yüklerini ve görünüşlerini sordular.

Bu defa da kervan olduğu gibi Hz. Peygambere gösterildi ve sorduklarının hepsine cevap verdi ve buyurdu ki:

“İçlerinde falan ve falan önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde falan gün güneşin doğması ile beraber gelirler”.

Bunun üzerine:

“Bu da diğer bir âyettir” dediler ve o gün hızla Seniyye"ye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi:

“Güneş doğdu!” diye haykırdı. Diğer birisi de:

“İşte kervan geliyor, önünde boz bir deve ve içlerinde falan ve falan da var, tıpkı (Hz. Muhammed"in) dediği gibi” dedi. Böyle olduğu halde yine iman etmediler de:

“Bu apaçık bir büyüdür.” dediler. Bazıları göğe yükselmenin de “Burak” üzerinde meydana geldiğini söylemişler ise de gerçek olan şudur: Mescid-i Aksâ"ya kadar İsrâ (gece yolculuğu) Burak ile olmuş. Ondan sonra Mirac, asansör kurulmuştur.

Ebu Sa"îd-i Hudrî"den rivayet olunduğu üzere Resulullah buyurmuştur ki:

“Beytü"l-Mak-dis"te olanları bitirdiğim zaman Mirac getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Ve o, odur ki, ölünüz can çekişme vaktinde gözlerini ona diker. Arkadaşım, beni, onun içinde kapılardan bir kapıya ulaşıncaya kadar çıkardı ki, ona “Koruyucu melekler kapısı” denir. Koruyucular kapısı, gök koruyucularının beklediği dünya göğü kapısıdır.

Nitekim bu konuda : ”

Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk” buyurulmuştu.
(Hicr, 15/17)

Ve Ebu Sa"îd-i Hüdrî"nin diğer bir rivayetinde şu detaylı açıklama vardır:

“Sonra Mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir. Baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere olan kimse, ona nasıl gözünü diker? Bunun üzerine dünya göğü kapısına kadar yükseltildik. Cebrail kapının açılmasını istedi. “O kimdir?” denildi.

“Cibril” dedi.

“Yanındaki kim?” denildi.

“Muhammed” dedi.

“Öyle mi?

O Peygamber olarak gönderildi mi?” denildi.

O, “evet” dedi.

Hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. Bir de ne bakayım görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona İsmail deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin melek var.

“Burada Resulullah (s.a.v) şu âyeti okudu:

“Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin:

“Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?” İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi"nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.”
(Müddessir, 74/31)

ve buyurdu ki:

Derken bir adam ile beraberim ki, şekli Allah"ın yarattığı günkü gibi, ondan hiçbir şey değişmemiş, kendisine soyundan olan insanların ruhu arzediliyor: “Mümin ruhu, hoş ruh, hoş kokuludur. Bunun kitabını (iyilerin defterin)de kılın” diyor. “Kâfir ruhu ise; kötü ruh, kötü kokuludur. Bunun kitabını (kötülerin defterin) de kılın” diyor.

“Ey Cibril! bu kim?” dedim.

“Baban Âdem” dedi. Ve o, bana selam verdi, gönlümü aldı, hayır ile dua etti

“Hoş geldin salih peygamber ve salih evlad” dedi.

Sonra baktım bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti, dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar, bu taşlar makadlarından çıkıyordu.

Ey Cibril! Bunlar kimler?” dedim.

O: “Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir” dedi.

Sonra baktım bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. Ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. Ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyor.
“Ey Cibril! Bunlar kimler?” dedim.

“Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar.” dedi. ”
Sonra baktım bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeğe başladılar.

“Bunlar kim? Ey Cebrail!” dedim.

O:

“Bunlar zinakarlar” dedi. “Allah"ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler.”

Sonra baktım bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor, uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar.

“Ey Cibril! Bunlar kimler?” dedim…

Dedi ki:

“Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir. “onların misali kendisini şeytan çarpmış olan kimse gibidir”.

Sonra birtakım kadınlar memelerinden asılmış ve birtakım kadınlar, baş aşağı ayaklarından asılmış.

“Ey Cibril! Bunlar kimler?” dedim. O:

“Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır” dedi.

Sonra ikinci göğe çıktık. Orada Yusuf ile buluştum. Ümmetinden kendine tabi olanlar da etrafında idi. Yüzü, ayın ondördündeki dolunay gibiydi. Bana selam verdi, hoş geldin dedi.

Sonra üçüncü göğe geçtik. Orada iki teyzeoğlu; Yahya ve İsa ile buluştum. Giyimleri ve saç sakalları birbirine benziyordu. Bana selam verdiler. Hoş geldin dediler.

Sonra dördüncü göğe geçtik. İdris ile buluştum. Bana selam verdi, hoşgeldin dedi. Nitekim yüce Allah:

“Biz onu yüce bir yere yükselttik” (Meryem, 19/57) buyurmuştur.

Sonra beşinci göğe geçtik. Orada milletine sevdirilmiş olan Harun ile buluştum. Etrafında ümmetinden birçok tabileri vardı, uzun sakallı idi. Sakalı hemen hemen göbeğine değecekti. Beni selamladı, hoşgeldin dedi.

Sonra altıncı göğe çıktık, Orada Musa b. İmran ile buluştum. Çok kıllı idi. Üzerinde iki gömlek olsaydı kılları onlardan çıkardı. Musa dedi ki:

“İnsanlar beni “Allah katında en şerefli olan yaratık” diye iddia ederler. Bu ise Allah katında benden yalnız daha şerefli olsaydı aldırış etmezdim. Fakat her peygamber ümmetinden kendine uyanlarla beraberdir. ”

Sonra yedinci göğe geçtik. Ben, orada İbrahim ile buluştum. Sırtını Beyt-i Ma"mur"a dayamıştı. Beni selamladı.

“Salih Peygamber ve Salih evlad hoş geldin” dedi. Bunun üzerine bana denildi ki:

“İşte senin yerin ve ümmetinin yeri.”

Sonra Resulullah,

“Gerçekten İbrahim"e insanların en yakını, zamanında ona tabi olanlarla şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin yardımcısıdır.”

(Al-i İmran, 68) âyetini tilavet etti ve buyurdu ki:

“Sonra Beyt-i Ma"mur"a girdim, içinde namaz kıldım. Ona her gün yetmişbin melek girer, Kıyamete kadar geri de dönmezler. Sonra baktım bir ağaç var ki bir yaprağı bu ümmeti bürür. Bunun kökünde bir kaynak akıyor, iki kola ayrılıyordu.

“Ey Cibril! Bu nedir?” dedim. O:

“Şu rahmet nehri, şu da Allah"ın sana verdiği Kevser"dir” dedi. Bunun üzerine rahmet nehrinde yıkandım, geçmiş ve gelecek günahlarım bağışlandı. Sonra Kevser"in akış istikametini tuttum ve nihayet cennete girdim. Bir de ne bakayım orada hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, insan kalbine gelmeyen şeyler var.

Namaz Emri

Sonra yüce Allah bana emrini emretti ve elli namaz farz kıldı. Ondan sonra Musa"ya uğradım.

“Rabbin ne emretti?” dedi.

“Üzerime elli namaz farz kıldı” dedim.

O:

“Dön, azaltması için Rabbine yalvar. Çünkü ümmetin bunun altından kalkamaz” dedi.

Rabbime döndüm, azaltması için yalvardım. O benden on vakit namaz indirdi. Sonra Musa"ya döndüm. Bu şekilde Musa"ya uğradıkça Rabbime dönüyordum. Sonunda beş vakit namaz farz kıldı.

Musa, yine:

“Rabbine dön, azaltmasını iste” dedi.

Ben:

“Çok müracaat ettim, artık utandım.” dedim.

Bunun üzerine bana denildi ki:

“Sana bu beş vakit namaz, elli namazdır. Bir iyilik on katı iledir. Her kim iyilik yapmaya gayret eder de onu işlemezse, onu bir iyilik yazılır, işleyene de on iyilik yazılır. Her kim de bir günah yapmaya teşebbüs eder de işlemezse bir şey yazılmaz, işlerse bir günah yazılır.”

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.