• BIST 106.270
  • Altın 162,279
  • Dolar 3,9048
  • Euro 4,6272
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 5 °C

Mimarlardan teşvikler CHP'ye

Mimarlardan teşvikler CHP'ye
Mimarlar Odası, Ana Muhafelet Partisi CHP'ye bir süre önce Turizmi Teşvik Kanunu’nda gerçekleştirilen son değişikliklerle ilgili görüşlerini İletti.

İSTANBUL- Mimarlar Odası, 15 Mayıs 2008 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanan 5761 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un iptali talebiyle Anayasa Mahkemesi"ne başvurulması için, Ana Muhalefet Partisi"ne görüşlerini sunduğu bir dosya gönderdi.

 

Dosyada şu görüşlere yer verildi:

"1982 yılında çıkartılan Turizmi Teşvik Kanunu, şehircilik bilimine ve imar planlarındaki kamu yararı ilkelerine aykırı “ayrıcalıklı imar izinleri” için olanak sağlayan bir yasadır. Ne yazık ki bu yasa, her gelen hükümetçe benimsenmiştir. Bugün kentlerde, kıyılarda, ormanlık alanlarda ve sit alanlarında, çevreyi ve kamu yararını açıkça çiğneyerek yükselen ne kadar tesis varsa hemen hemen tümünde, hükümetlerin kararı ile ivedi önlem alınarak hazırlanan teşvikler nedeniyle bu yasa vardır. Ve ne kadar düşündürücüdür ki sağdan sola soldan sağa partilerin büyük çoğunluğu bu yasa çıktığından beri ya iktidar olmuşlar ya da iktidar ortağı olmuşlardır. Ama bu partilerin hiçbiri ayrıcalıklı imar hakları getiren bölümleri iptal etmemişlerdir. O nedenledir ki bütün bu partiler hakkında, bu yasayla yandaşlarına kıyılarda tahsisler yaptıkları iddiaları vardır.

Ülke kalkınmasındaki payı göz önüne alındığında, turizm tabii ki teşvik edilmelidir. Ancak yöre halkının görüşü alınmaksızın yöre insanının kültürel katkıları gözardı edilerek, yerel yönetimler devre dışı bırakılarak anti demokratik yaklaşımlarla yapılan tahsislerden turizmi teşvik olarak söz etmek mümkün değildir.

Doğal ve kültürel değerlerin, ormanların yok olması, turizmin gelişmesi adına korunup geliştirilememesi, 10 bin yıllık Anadolu Kültürünün turizmin gelişmesi adına ön plana çıkartılmaması, turizmin bindiği dalı kesmesi anlamına gelmektedir. Şehircilik bilimine, imar planlarındaki kamu yararı ilkelerine ve toplumsal haklara açıkça aykırı olan ve hızlı kalkınmaya önlem savıyla çıkartılan bu Yasa ile turizm sürdürülemez kılınmıştır.

Yürürlüğe girdiğinden bugüne kadar 12 Eylül yasalarına dava açılamaması nedeniyle Anayasa Mahkemesi"nin gündemine gelemeyen Turizmi Teşvik Kanunu, 25 yıl boyunca kamuoyunda en çok tartışılan yasalardan biri olmuştur.12 katının yıkılmasına rağmen hala İstanbul"da adeta bir çirkinlik anıtı olarak duran Park Otel; İstanbul"un kent siluetini ve kadim yeşil alanlarını, parklarını yok ederek inşa edilen Gökkafes, Conrad gibi oteller; tarihi Dolmabahçe Sarayı"nın yine tarihi bahçesinin üzerine oturan Swiss Otel, Antalya"da falezlerdeki oteller ve yurdun değişik bölgelerindeki pek çok olumsuz yapı, Turizmi Teşvik Kanunu"nun birebir uygulaması olarak ortaya çıkmıştır.

Bu olumsuz uygulamaların Kültür ve Turizm Bakanlığı"nın onayladığı imar planları ile gerçekleşmesi, Turizmi Teşvik Kanununun 7nci maddesi ile Bakanlığa tanınan imar planlama yetkilerini de tartışılır duruma getirmiştir. Bu bağlamda akla gelen ilk soru, Turizmi Teşvik Kanunu"nun 7nci maddesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı"na verilen imar planlama yetkisinin doğru ve Anayasa"ya uygun bir yetki olup olmadığı sorusudur. Bu maddenin Anayasa"ya aykırılığı tartışmasız bir gerçektir. Çünkü benzer şekilde daha önce 3194 sayılı İmar Kanunu"nun 9.maddesine, 3394 sayılı Kanunun 7.maddesi ile eklenen fıkra ile re"sen plan yapma, yaptırma, değiştirme ve onaylama yetkisi Bayındırlık ve İskan Bakanlığı"na verilmiş söz konusu hükmün Anayasa"ya aykırı olduğu yolundaki sav Danıştay 6.Dairesince ciddi bulunarak Anayasa Mahkemesi"ne götürülmüş, Anayasa Mahkemesi de Kanunun bu hükmünü hukuka aykırı bularak iptal etmiştir.

Diğer yandan, Turizmi Teşvik Kanunu"nun 8 inci maddesinde Anayasa"ya aykırı düşecek düzenlemelere yer verilmiştir. Bunlardan birisi, turizm bölge, alan ve merkezlerinde yapılan kamulaştırmalarda çıkacak uyuşmazlıklarda, “... dava ve takiplerin kamulaştırma kararına değil, bedeline ilişkin olarak yürütülmesi ve sonuçlandırılması ”na ilişkin hükümdür. Bu hüküm çok açık biçimde Anayasa"nın 125 inci maddesinde belirtilen “ İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” kuralına ve yine Anayasa"nın 2nci maddesinde ifadesini bulan “ hukuk devleti ” ilkesine aykırıdır. Zira söz konusu yasa hükmü ile yurttaşların, Kültür ve Turizm Bakanlığı"nın yasaya aykırı olabilecek kamulaştırma işlemlerine karşı iptal davası açma hakları elinden alınmakta ve hak arama özgürlükleri sınırlanmaktadır. Bu durumu hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırmak olanaksızdır.

Aynı maddede yer alan bir başka hüküm ise ormanlarla ilgilidir: 8'inci maddenin A/1-b bendinde ormanların turizme ayrılması ve amenajman planlarının bu amaçla tadili öngörülmekte, C fıkrasında ise turizme ayrılan orman alanlarının yatırımcılara tahsisine ilişkin esas ve süreler konusunda 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı kalınmayacağı belirtilmektedir. Bu hükmün, Anayasa"nın169 uncu maddesinde ifade edilen “Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, ancak Devletçe yönetilip işletileceği ve ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği ...” yönündeki ilke ve kurallara aykırı olduğu da düşünülmektedir.

Bu yasa çok doğru bir yasaymış gibi, bu hükümet döneminde 24.07.2003 tarih ve 4957 sayılı kanun ile yasada “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri” ilan edilmesini de kapsayan değişiklikler yapılmıştır. Odamız bu değişikliklere göre ilan edilen bölgelerin iptali istemiyle dava açmıştır. Bu davalarda Turizmi Teşvik Kanunu"nun Anayasa"ya aykırı olduğu da belirtilmiştir.

Nitekim savlarımızdan biri ele alınarak açılan bir başka dava ile ilgili Danıştay 6. Dairesi'nce, 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu"nun 8. maddesinin bazı fıkraları, Anayasa"ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi"ne başvurulmuş, Anayasa Mahkemesince 07.05.2007 gün, 2006/169 E, 2007/55 K Sayılı Karar ile iptaline karar verilmiştir.

Ancak 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu"nun 8. maddesinin sadece iptal edilen fıkraları Anayasa"ya aykırı değil, daha bir çok maddesi bize göre Anayasa"ya aykırıdır.

Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgelerinde kalan özel mülkiyete konu arazi ve arsaların Turizm yatırımlarına tahsisi amacıyla Bakanlığa Kamulaştırma yetkisi veren 8/J.maddesi, Anayasa"nın 46. maddesi “Devlet ve Kamu Tüzel Kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir” hükmü, kakulaştırmanın ancak kamu yararı olması durumunda yapılabileceğini hükme bağlarken 2634 sayılı yasa yatırımcılara arsa ve arazi temin etmek maksadıyla kamulaştırma yapılmasına olanam tanıışktır. Madde Anayasa"nın 46. Maddesina aykırıdır.

8/A3.. maddesi ile kamulaştırılan alanlardaki uyuşmazlıklarda kamulaştırma kararına karşı dava açılamayacağı ancak, bedeline karşı dava açılabileceği hükmünü getirmiştir. Bu hüküm çok açık biçimde Anayasa"nın 125. maddesinde belirtilen “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” kuralına ve yine Anayasa"nın 2.maddesinde ifadesini bulan “hukuk devleti” ilkesine aykırıdır. Zira söz konusu yasa hükmüyle yurttaşların Kültür ve Turizm Bakanlığı"nın yasaya aykırı olabilecek kamulaştırma işlemlerine karşı iptal davası açma hakları elinden alınmakta ve hak arama özgürlükleri sınırlanmaktadır. Bu durumu hukuk devleti ilkesi ile bağdaştırmak olanaksızdır.

Anayasa"ya aykırılığı açık olan yasanın yeniden ele alınarak ülkemiz doğal ve kültürel değerlerini koruyan, ayrıcalıklı imar haklarına olanak vermeyen, sürdürülebilir turizm politikalarının üretilmesine yönelik kararlar içeren, toplumun her kesiminin kabul edebileceği yeni bir Turizmi Teşvik Yasası hazırlanması gerekirken, Türkiye Büyük Millet Meclisi"nde, Anayasa Mahkemesi"nin iptal kararını kaldırmaya yönelik yeni değişiklikler yapılmıştır. Orman alanlarından tahsis alan ancak, Anayasa Mahkemesi"nin iptal kararından sonra tahsisleri iptal edilen yatırımcılara, tahsislerini geri vermek ve günü kurtarmak uğruna, palyatif çözümler üretilerek, 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu"nun iptal edilen maddelerinin değiştirilmesine yönelik, 07.05.2008 tarih ve 5761 Sayılı Kanun kabul edilmiştir.

Getirilen yeni düzenlemenin iptal gerekçelerini ortadan kaldırdığı veya ormanların tahribatını engelleyeceği söylenemez. Düzenleme ile ülkemiz ve özellikle kentimizin turizme sunu oluşturan ve dünyada örneği az görülebilecek fıstık çamları, hareketli kumulları, florası, faunası ve endemik türleri içerisinde barındıran kıyı ekosisteminin ve hatta zaman içerisinde deniz ekosisteminin tahribatının devam etmesi kaçınılmazdır.

 

5761 Sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişen 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu"nun 8. maddesinin (A) Fıkrasının (1) numaralı bendi “…Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 Sayılı Orman Kanunu'na göre orman sayılan;….. yerler talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içerisinde Çevre ve Orman Bakanlığınca, Bakanlığa tahsis edilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Madde ile tahsisin neye göre isteneceği veya hangi alanların, hangi kriterlere göre Kültür ve Turizm Bakanlığı"na tahsis edileceğine açıklık getirilmemiştir.

 

Aynı maddenin devamında;

“Bu kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde;

a) Turizme tahsis edilecek alan, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5"ini geçemez.

b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E) 0.30"u geçemez.

c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmez.” hükümleri getirilmiştir.

Maddenin (a) fıkrası ile binde 5 gibi bir sınırlama getirilmiş gibi görünse de Antalya gibi güneş, deniz, kum üçgenine endeksli turizm nedeni ile ve yine golf, spor, sağlık temalı park gibi turizm tahsisleri, sadece sahil kesiminde yapıldığından, sahil kesimindeki orman alanlarının tamamı tahsis edilebilecektir. Belek ormanlarında kesilen yüzbinlerce ağaç gibi diğer alanlarda da orman tahribatı devam edecektir. Orman tahribatı sadece turizmle sınırlı değildir. Taş ocakları, kum çakıl ocakları ve diğer maden ocakları için yapılan gereğinden fazla tahsisler nedeni ile de ciddi bir orman tahribatı yaşanmaktadır.

(b) fıkrası ile getirilen (E) 0.30 inşaat hakkı da, Yasa ile yaptırımı olan denetim mekanizmalarının olmayışı nedeni ile kaçak yapılaşmalarla inşaat emsalinin çok üzerinde yapılaşmalara maruz kalınmakta ve yine imar planları, plan notları veya çıkarılan yasaların arkasına eklenen geçici maddelerle af getirilerek adeta kaçak yapılaşma teşvik edilmektedir.

(c) fıkrası ile de bedelini ödemek suretiyle istenildiği kadar ağaç kesilmesinin önü açılmaktadır.

(C) ve (D) fıkraları da yine Anayasa Mahkemesi kararına uygun olarak düzenlenmediği bir kaç kelime değişikliği ile içeriğini aynen korumaktadır. Bu haliyle yasanın tümüyle Anayasaya aykırılığının devam etmekte olduğunu düşünüyoruz.

Ormanların turizm amaçlı yatırımlara tahsisinin ancak üstün kamu yararı bulunması ve zorunluluk hallerinde mümkün olabileceği, bunun dışındaki hallerde ormanların orman olarak korunmasında üstün kamu yararı bulunduğu; ormanların hangi hallerde ve nerelerde turizm yatırımlarına tahsis edileceğine ilişkin yeterli ve açık bir belirleme yapılmadan, tahsis yapılacak bölge içerisinde bir sınır konulmadan konunun idareye bırakılmasının, yine Anayasanın 7. ve 169. maddelerine uygun olmadığı açıktır.

Anayasa"nın 169. maddesinin ile yasama organına, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koymak ve tedbirleri almak şeklinde bir görev ve sorumluluk yüklenmiştir. 5761 Sayılı Yasa ile düzenlenen 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu"nun 8. maddesi (C) ve (D) fıkralarında bu görev ve sorumluluğu karşılayan açık ve net herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiş, Yasanın 8. maddesinin (C ) ve (D) fıkralarının kapsamına giren konularda yapılacak düzenlemeler yine idarenin takdirine bırakılmıştır. Bu nedenle maddelerin Anayasa"nın 7. maddesine aykırı olduğunu düşünmekteyiz.

Anayasa"nın 169. maddesi ile ormanların ülke açısından taşıdığı önemin büyüklüğü gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere gidilmiştir. Bu düzenlemelerin, ülkemiz ormanlarının çeşitli amaçlarla sürekli yok edilmesi ve sürdürülebilir ekolojik dengenin korunabilmesi için de ormanların korunması zorunluluğundan kaynaklandığı kuşkusuzdur.

Anayasa"nın anılan maddesinde, Devletin ormanların korunması ve orman alanlarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirleri alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu, Devlet ormanlarının; mülkiyetinin devredilemeyeceği, kanuna göre Devletçe yönetilip işletileceği, zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, yine ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.

Devlet ormanlarında kamu yararı dışında irtifak hakkı tesis edilemeyeceğine ilişkin hüküm ile irtifak hakkı tesis edilebilmesi ancak, kamu yararı bulunması koşulu ile mümkün olabileceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa, bu madde ile Devlet ormanlarının özel mülkiyete konu edilmesine izin vermemekte, kamu yararının bulunması halinde de sadece, irtifak hakkı tesis edilmesine olanak tanımaktadır.

Anayasa"nın Devlet ormanlarında, gerçek ve tüzel kişilere irtifak hakkı tesis edilebilmesi için öngördüğü kamu yararı şartı ise karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin yerine getirilmesine yöneliktir. Bunun için de Devlet ormanlarına ait alanların kullanılmasının zorunlu bulunduğu hallerle sınırlı olmasını gerektirmektedir. Bu gibi durumlarda, kamu yararı gerekçesiyle Devlet ormanlarında irtifak hakkı tesis edilebileceği açıktır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi"nin, 17.12.2002 günlü, 2000/75-2002/200 sayılı kararından da bu anlaşılmaktadır.

Devlet ormanlarının turizm yatırımlarına tahsis edilmek istenmesine ilişkin, 12.3.1982 günlü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu"nun iptal edilen maddeleri, Anayasa"nın 169. maddesinde aranan nitelikteki kamu yararından daha çok, turizm açısından gelir getirici olan Devlet orman alanlarının bu amaçla kullanıma açılmak istenmesi temeline dayanmaktadır. 5761 sayılı Kanun İle değiştirilen 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu"nun 8. maddesi (A), (C) ve (D) fıkraları ile ormanlar, sağlık turizmine yönelik fizik tedavi tesisi veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler, eko turizme yönelik tesislerin, turizme yönelik golf tesisleri, turizm amaçlı spor tesisleri, turizm amaçlı temalı parklar vb. gibi turizm faaliyetleri için orman alanlarının, turizm amaçlı kullanıma açılmak istenmesi temeline dayanmaktadır. Nitekim daha önce tahsis edilen ve Anayasa Mahkemesi"nin iptal kararından sonra tahsisleri Bakanlıkça iptal edilen alanlara da, Kanuna ilave edilen Geçici 9. madde ile kaldıkları yerden devam etme hakkı tanınmaktadır. Tahsisi iptal edilen alanlar içerisinde örneğin Antalya"da kent halkının gelecekte dinlence ve eğlence ihtiyaçlarına yönelik planlanmış olan iki adet kent parkı alanı, kent halkının karşı çıkması ve geri alabilmek için verdikleri mücadeleye rağmen, kent halkının kullanımından alınarak golf alanı ve temalı park olarak tahsis edilmiş, temalı park tahsisi, yargı kararından sonra iptal edilmiştir. Ancak Kanunda yer alan Geçici 9. madde ile tahsis, tahsis alan tarafından müracaat edilmesi halinde kaldığı yerden devam edecektir.

Bütün bu nedenlerle 5761 Sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenlemelerin de ormanları korumak için ayrıntılı hükümler içeren Anayasa"nın 169. maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır.

Geçmişten günümüze kadar yeterli turizm politikalarımızın olmayışı nedeni ile turizm politikalarımız güneş, deniz, kum üçgeni ön plana çıkarılarak belirlenmiş ve hep kıyı alanları, özellikle de yukarıda da belirttiğimiz gibi turizme sunu oluşturacak kıyı alanlarımızdaki doğal değerlerimiz olan orman alanları, kumullar ve son olarak da her turistik tesisin önüne bir iskele yapılmasına ilişkin onaylanan planlar nedeni ile denizlerimiz, turizm amaçlı kullanıma açılmış, yerel halkın kıyılardan ve kent içerisinde kalan dinlence ve eğlence ihtiyaçlarını karşılamak üzere planla ayrılmış veya planlanabilecek orman alanları, turizm tesislerine tahsis edilmiştir. Yerel halkın kıyılardan ve sahil şeritlerinden yararlanması olanakları ortadan kaldırılmıştır. Sadece ortadan kaldırılmamış, gelecek kuşaklara miras olarak bırakmamız gereken ve yine sürdürülebilir turizm açısından olmazsa olmazlarımız olan doğal ve kültürel değerlerimiz yok edilmiştir. Yeni yasal düzenleme ile yok edilmeye de devam edileceği açıktır. Her şey dahil sistemi ile turistler evlerinden alınıp tesise getirilmekte, tesislerden alınarak evlerine geri götürülmektedir. Turizmin kültürel boyutu ihmal edildiği gibi, turizm sadece kıyılardan ibaretmiş gibi kıyılar cazibe merkezi olarak görülmekte ve sağlık turizmi, golf, spor turizmi, temalı park vb. gibi turizmin her çeşidi için tahsisler sadece kıyılarımızda yapılmaktadır. 10 bin yıllık Anadolu kültürü turizm açısından değerlendirilememektedir.

Yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un getirilen yeni düzenlemeleri ile orman ve kıyı tahribatına neden olan tahsisler hızlı bir şekilde devam edecek, kültür turizmi ve turizmin kültürel boyutu yine ihmal edilerek, kıyı kentlerinde yaşayan kentliler ve özellikle de gelecek kuşaklar üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde denizden mahrum kalacaklardır.

Diğer bir husus ise yasal düzenlemeler yapılırken hep turizmin getirisinden, turizmin girdilerinden bahisle tahsise yönelik düzenlemeler cazip gösterilmeye çalışılmaktadır. Küresel ısınma, doğal kaynakların hızla tüketilmesi sonucu yaşanacak olumsuzluklar, çevresel bozulma ve kirliliklerin yaratacağı ağır yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve yaşanabilir bir çevrenin yeniden yaratılabilmesi için yapılacak harcamalar gibi götürüsünün, bilimsel bir değerlendirmesi yapılmadan, doğal ve kültürel değerlerin yok olması pahasına, günü kurtarma amaçlı kısa dönemli getirisi ön plana çıkarılarak tepkiler azaltılmaya çalışılmaktadır.

Kontrolsüz artan dünya nüfusu ve çılgınlık derecesine varan tüketim nedeniyle, çevresel felaket senaryolarının üretildiği ve yaşandığı bir dönemde, doğal ve kültürel değerlerimizin bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılmasının önemi, bozulmamış bir çevrede yaşamak isteyenlerin ödeyeceği yüksek bedeller göz önüne alındığında, getirisi açısından da önemi bir kat daha artmaktadır. "

 

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.