• BIST 102.258
  • Altın 190,236
  • Dolar 4,5836
  • Euro 5,3954
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C

Marka dünya kentlerinin tılsımı

Marka dünya kentlerinin tılsımı
Bir şehri marka yapmakta amaç daha fazla turist çekmek, yatırımları canlandırmak, yaratıcı insanları kentte yaşamaya ikna etmektir

İSTANBUL- Bir şehri "Marka şehir" yapmanın amacı, havalı bir kimliğe sahip olmak değildir. Amaç daha fazla turist çekmek, yatırımları canlandırmak, değerli katkılar sağlayabilecek yaratıcı insanları kentte yaşamaya ikna etmektir. Nihai amaç, şehrin kalkınmasını sağlamak, şehirde yaşayanlara daha iyi hayatlar sunmak, onların mutluklarını artırmaktır. Bir şehri marka yapmak, geri dönüşü en yüksek yatırımlardan biridir.
Bazı kentler, hiç gitmemiş olsak da bizi “büyüler.” Bu şehirler tarifi zor bir sihre sahiptir. Sadece güzellikleri, tarihi özellikleri ya da mutfakları değildir onları “çekici” kılan, kendilerine has enerjileri vardır.
Yeni dünya düzeninde şehirler ülkelerden daha önemli olacak. Micheal Porter, 1990’ların başında “Ulusların Rekabet Avantajı” kitabını yazmıştı. Yazdıklarını İrlanda da (ve diğer bazı ülkelerde) uygulamış, çok başarılı olmuştu. 2008 yılında Richard Florida “Senin Şehrin Kim?” kitabını yazarak artık rekabetin ülkeler arasında değil kentler arasında olacağının altını çizdi.
Bugün bazı büyük şehirler ülkelerden daha önemli ve popüler. Gerçekten de Venedik, Floransa, Roma gibi şehirler İtalya’dan; Viyana, Avusturya’dan; Kazablanka Fas’tan daha “değerlidir.”
Dünya sadece küreselleşmiyor, aynı zamanda kentleşiyor da. Bugün dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşıyor. Büyük şehirler, daha stresli bir hayat yaşatsa da insanların gelirlerini, refahlarını artıran çok önemli medeniyet göstergeleri.
Yeni ekonomide bir ülkenin kaç tane “marka şehri” olduğu hayati bir konu haline geldi. Bugün artık ülkelerin marka şehirleri yoksa yaratıcı sınıfı kendilerine çekemiyor. Richard Florida’ya göre, yaratıcı insanlar, farklı olana hoşgörü gösteren kentleri tercih ediyorlar; çünkü farklılıklar yaratıcılığı besliyor, “enerjiyi ve dinamizmi” yükseltiyor. Yeni ekonominin itici gücü yaratıcılık olduğu için yaratıcılığın yaşamadığı kentler gerilemeye mahkum oluyor. Bugünün koşullarında ekonomik büyüme teknoloji, yetenek ve hoşgörü bir araya geldiği zaman gerçekleşiyor. Eğer biz ülkemizde marka şehirler yaratmak istiyorsak önce bakış açımızı buna göre şekillendirmeliyiz. Farklı ırktan, dinden, renkten, milletten gelen farklı hayat tercihleri olan insanlara kucak açmasını öğrenmeliyiz. En Yaratıcı Şehir Hangisi
Marka şehir kavramı dünyada bir geçmişe sahip olsa da Türkiye için oldukça yeni bir kavram. Biz ülkemizde henüz birçok şehrimizin temel altyapı sorunlarını çözebilmiş değiliz. Altyapı sorunlarını çözemediğimiz gibi henüz yaşlıların, çocukların, engellilerin, medeni bir şekilde yaşayabileceği “engelsiz kentler” de yaratabilmiş değiliz.
Bu durumun farkında olmakla birlikte, bu olumsuzluklara rağmen bizim de marka şehirler yaratabileceğimize inanıyorum hatta marka şehirler yaratma yolculuğunun bu sorunları daha hızlı çözmemize yardım edeceğine inanıyorum.

NASIL MARKA OLUNUR?
Peki bir şehrin "konumlandırmasını" yapmak için hangi adımları izlemek gerekir?
•Önce şehrin sahip olduğu doğal, tarihi, kültürel, ticari, sanat ve eğlence varlıklarının analizi yapılır.
•Kentin kendine has, orijinal özellikleri ortaya çıkarılır. Bir kent içinde barındırdığı yurttaşlarının kültürel çeşitliliğiyle de özgün olabilir, iyi korunmuş tarihi dokusuyla da. Sidney Aborijn nüfusuyla, Prag ve Venedik tarihi dokusuyla otantik (özgün) şehirlerdir.
•Bu özellikleri dikkate alarak şehrin hangi şehirlerle rekabet içinde olduğu tespit edilir.
•Hangi yatırımcı ve hangi turist kesimlerinin hedefleneceği belirlenir.
•Şehrin konumlandırılmasının hangi özellik üzerine kurulacağına karar verilir. Mümkünse şehrin birden fazla özelliği sahiplenmemesi gerekir; çünkü bir şehir bir hedef kitleye ancak bir özellikle anlatılabilir. Fazlası, iletişim karmaşası yaratır. Bu aşamanın sonunda şehrin sahipleneceği "fikir" belirlenmiş olur.
•Bir tasarım şirketine şehrin logosu, amblemi yaptırılır. Böylelikle şehir kurumsal bir kimliğe bürünür.
•Şehir hakkında söz sahibi olan şehir sakinlerine, esnafa, tüccara, kamu görevlilerine, üniversitelere şehrin sahiplendiği fikir anlatılır. Onlardan bu fikri hayata geçirecek projeler yapmaları istenir. Bu süreç sonu olmayan -sürekli- bir süreçtir.
•Artık bir fikre ve bir kimliğe sahip olan şehir kendini tanıtmaya hazırdır. Şehir yönetimi bir reklam ajansıyla anlaşarak seçtiği fikrin tanıtımına başlar. Pazarlama işi, kaynağı güçlü olanın kazandığı bir oyundur. Şehir yönetimi, tanıtıma ne kadar kaynak ayırabilirse o kadar iyi olur. Tanıtımlarda bir yıldan diğerine yaratıcı uygulamalar değişmeli; ama fikir hep aynı kalmalıdır.

AYNI FİKİR ETRAGINDA BULUŞMAK GEREKİR
Bir şehir sahip olduğu denizi, kumu, dağı, taşı, müzesi ve mutfağıyla kendiliğinden marka olmaz. Bir şehrin marka olması için o şehrin yöneticilerinin ve halkının aynı fikir etrafında birleşip bu fikre sahip çıkmaları, bu fikri her gün yaşatmaları gerekir. Bu çaba ancak çok uzun süre istikrarlı bir şekilde sürdürülürse bir şehir marka şehir olur.
Şehir hakkında söz sahibi olan vali, belediye başkanı, vakıflar, dernekler ve özel sektörün aynı fikre hizmet etmeleri gerekir. Kendi egolarını değil şehrin çıkarını gözetmeleri gerekir. Sadece bizde değil Avrupa kentlerinde de (Amsterdam örneğinde olduğu gibi.) bir fikri hayata geçirmek kolay bir iş değildir. Çoğunlukla yöneticilerin ve kurumların egoları işleri çıkmaza sokar. Şehirler bu engeli aşmadan başarıya ulaşamaz.

MARKA YARATMAK İNSAN İŞİDİR.
Eski yıllarda şehir pazarlanması denildiği zaman, bir yöreye turist çekmek için yapılması gereken etkinlikler anlaşılırdı. Bugün bu anlayış evrim geçiriyor. Konu tanıtım alanından ”marka yaratma ve yönetme” alanına doğru kayıyor.
New York çeşitli ırkların, dinlerin ve yaşam biçimlerinin uyum içinde yaşadığı bir şehirdir. New York, kültürel çeşitliliğiyle farklı bir enerji sunar. Ancak New York kendiliğinden marka olmamıştır. New York’un markalaşma süreci 1970’li yıllarda başlatılmıştır. (“I Love New York”)
1977’de başlayan ve on sene kesintisiz sürdürülen bu kampanya son derece kritik bir dönemde gündeme geldi. O yıllarda New York kent idaresi iflas etmek üzereydi. Birçok firma iş merkezlerini başka eyaletlere taşımaya başlamıştı.
New York, o yıllarda insanların girmeye korktuğu sokakları, harabeye dönüşmüş semtleriyle suç oranları astronomik rakamlara ulaşmış bir kentti.
Yönetimin yeni hedef ve stratejisi ve bunu uzun yıllar istikrarlı bir şekilde uygulaması sayesinde New York bugün dünya ticaretinin ve turizminin merkezi oldu. Sadece New York örneği bile “marka şehir” yaratmanın, getirisi ne kadar yüksek bir yatırım olduğunu anlatmaya yeter.

Paris lüksün başkentidir. Paris parfüm, moda, iyi yemekler, olağanüstü güzel binalar ve müzeleri çağrıştırır. Simgesi Eiffel Kulesi'dir. Paris’in şıklığı ve lüksü temsil etmesi bilinçli bir devlet politikasının sonucu olmuştur. Güneş Kral olarak bilinen XIV Louis öncesinde Paris'in şıklıkla ya da iyi yaşamla alakası yoktu. Bugün Paris’te lüksü temsil eden her şey, aslında XIV. Louis’nin emriyle başlatılan ulusal hareketin sonucu olarak gelişmiştir. Fransız mutfağı bile bu dönemde ”icat edilmiştir.”

İstanbul, Asya’yı ve Avrupa’yı, doğuyu ve batıyı, eskiyi ve yeniyi, geleneksel ile moderni, evrensel ile yereli de sihirli bir şekilde birleştiriyor. İstanbul’un marka olma yolunda bu fikre sıkı sıkıya sahip çıkması gerektiğine inanıyorum; çünkü dünyanın başka hiçbir ülkesinde bu özellikleri taşıyan bir şehir yok. İstanbul Bir Marka Olabilir mi? Ancak bu hedefe varmak için yerel yönetiminden çalışanına, sanatçısından sporcusuna, ev kadınından esnafına herkesin İstanbul için çaba göstermesi gerekir.
Bir şehrin bilim adamları, sanatçıları, müzisyenleri, eğitimcileri ve yeni fikirler üreten yaratıcı kişileri markalaşma sürecinde doğal bir hakka sahiptirler. Bu kesimlerin katkısı olmadan bir şehrin marka olması mümkün değildir.
Bir şehri, "marka şehir" yapmanın amacı, havalı bir kimliğe sahip olmak değildir.
Amaç daha fazla turist çekmek, yatırımları canlandırmak, değerli katkılar sağlayabilecek yaratıcı insanları kentte yaşamaya ikna etmektir. Nihai amaç, şehrin kalkınmasını sağlamak, şehirde yaşayanlara daha iyi hayatlar sunmak, onların mutluluklarını artırmaktır.
Bir şehri marka yapmak, geri dönüşü en yüksek yatırımlardan biridir.

Temel Aksoy
 

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.