• BIST 93.706
  • Altın 209,970
  • Dolar 5,3646
  • Euro 6,0869
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 3 °C

Karadeniz’de horon tepilmez vurulur

Can Pulak

Karadeniz Notları (1)
Karadeniz’i Rize’den aşağı ve Rize’den yukarı diye ikiye ayırmak lazım. Rize’den yukarısı Lazca biliyor ama aşağısı pek anlamıyor. Yine yukarısı tulumla oynuyor ama aşağısı genelde kemençeye ayak uyduruyor.
Karadeniz’de horon tepme lafını sakın ağzınıza almayın. Horon tepilmez vurulur çünkü…
Tepmek toynaklı hayvanlara mahsustur. Ayder yaylasına yazmışlar bunu.
Ayrıca mıhlama filan demeyin.
Yemesini bilen söylemesini de bilmeli. Yörenin o ünlü yemeğinin adı muhlamadır. Mıhlamayı genelde topuktan vurmada kullanıyorlar. Hani topuktan mıhlarım seni var ya…
Bir de “uyyy!” ile başlayan ve “daa” ile biten sevimsiz şive taklidi yapmayın. Çünkü Karadenizliler İstanbul şivesini çok iyi biliyorlar. Yerli turistleri uyarıyorlar hep. Aman dikkat!

Karadeniz, Türk turizminin henüz doğru dürüst kullanmadığı önemli bir kozudur.
Sağlam ve bilinçli adımlarla ilerlediğini söyleyebilirim.
O “sezonu çok kısa” hikayesini akıllıca aşmaya başlamış.
Son yıllarda güzel oteller yapılmış.
Avrupa mutfağından ziyade, kendi lezzetli mutfağını sunuyor turistlere.
O kayganası, muhlaması, hamsikuşu, hamsili pilavı, yöresel çorbaları, mısır ekmeği, Trabzon yağı ve binbir çiçek balı inanılmaz lezzetli…
Bal dedim de, altın muamelesi görüyor burada. Kilosu 300 liraya bal var. Hayır anzer balı değil, onun fotoğrafını bile güç görebiliyorsunuz artık.
Binbir çeşit çiçek balının kilosu 300 lira. Daha ucuzu ise 150 liraya kestane balı…
Bizim Ege ve Akdeniz’in ballarını bedava veriyormuşuz. Çam balının kilosu 25,çiçek balının kilosu 20, kekik ve narenciye balının ise 15 liraya kadar bulunabiliyor güneyde.
Ama Karadeniz’de bal çok kıymetli…

Nasıl Brezilya kahve ve futbol ile tanınıyorsa, nasıl tango Arjantin’in simgesi haline gelmişse, Karadeniz’de de çay ve fındık öyle…
Temmuz-Ağustos aylarında her taraf yemyeşil fındık ve çay tarlalarıyla, daha doğrusu tepeleriyle dolu.
Turistleri buralara götürüyor, çay ve fındık toplattırıyor, fabrikalarını gezdiriyorlar.
Hayatınızda hiç özel makasıyla çay kestiniz mi?
Tarladan fındık topladınız mı?
Tavsiye ederim çok zevkli oluyor.

Çay fabrikasını gezerken, çayın nasıl demleneceğini de gösteriyorlar. Şimdiye kadar biz çayı yanlış demlemişiz. Karadenizliler önce suyu kaynatıyorlar, sonra demliğe döktükleri kaynar suyun üzerine boşaltıyorlar çayı. 15 dakika sonra da içiyorlar. Tadı harika oluyor gerçekten. Ayrıca 20-25 dakika içinde de tüketmeliymişiz demlikteki çayı. Öyle olmazsa çay yanar, hiçbir tadı olmazmış.
Demek ki biz yanık çay içtik yıllarca. Usulüne göre demlemeyi herkese öğretemeyeceğimize göre, daha da içeceğiz galiba.

Karadeniz insanı çok canayakın, sıcakkanlı ve sempatik..
Müthiş zekiler, hazırcevaplar ve saniyede inanılmaz espriler
patlatıyorlar. Hepsi birer Temel sanki..
Oflu Ali’nin Temel fıkra kasetleri yok satıyor bölgede. Turist otobüslerinde ve minibüslerde bunları dinleyerek yol alıyor ve yerlere yatıyorsunuz. Fıkra bu kadar mı güzel anlatılır..?
Hele Karadeniz türküleri, kemençe havaları insanı yerinden zıplatıyor. Bu kadar mı hareketli olur parçalar,bu kadar mı güzel olur sözleri..? Volkan Konak’ın !Memleket gözlüm” şarkısına bayıldım doğrusu…

Bir şey dikkatimi çekti Karadeniz’de.
Herşey yöresel, şarkısı da öyle, mutfağı da öyle, hediyelik eşyaları da öyle…
Piyasada taklit, çakma filan yok.
Ne bulursanız, ne görürseniz yerli ve yörenin malı.
Şehirlerde, yaylalarda filân dükkanları dolaştım.
Her tarafta yöresel hediyelikler.. Telkariler, bilezikler, kolyeler, Rize bezinden yapılmış harika elbiseler, ipek tülbentler,elişi örtüler, hepsi birer sanat eseri değerinde. Fiyatları da çok ucuz…
Kıskandım doğrusu Karadeniz’i. Aklıma Türk turizminin amiral gemileri geldi. İstanbul’u, Antalya’sı, İzmir’i, Kuşadası, Çeşme, Marmaris ve Bodrum’u…
Piyasada tek bir yöresel mal bulamazsınız. Hep taklit, hep çakma…

Efendim Türkiye’ye gelen turist pek alışveriş yapmıyormuş.
Kabahati turiste yükleyen bir mantık bu…
Karadeniz’deki gibi alacağı yöresel malı yapın da, bakalım alıyor mu, almıyor mu?
Karadeniz halkı yerli-yabancı turiste çok saygılı.
Üstelik çok da yardımcı oluyorlar.
Bizim Marmara-Ege ve Akdeniz’deki gibi kazık atmayı marifet saymıyorlar. Her şeyi değerinde satıyorlar, kazık atmayı hırsızlıkla eşdeğerde tutuyorlar.
En iyi lokantalarında bile insaflı hesap ödeniyor. İçki hariç adam başı 15-20 liraya çıkabiliyor turistler. Aklıma yine bizim oralar geldi. Hesap değil servet ödüyorsunuz bizde…

Tulumla horon vurdunuz mu, kemençeyle oynadınız mı hiç?
Bilmiyorum demeyin. Karadeniz’de öğretiyorlar herkese. Yemek yediğiniz lokantalarda, çay içtiğiniz mekânlarda hemen organize oluyorlar.
Fırtına vadisindeki Osmanlı restoranda öğrendik horonu. Tulum veya kemençe nasıl çalınır, o havalarla nasıl oynanır, bedava hocalık yapıyor garsonlar…
Ege’de niye öğretmezler zeybeği turistlere.
Efeler yapamazlar mı bunu?
Bir çökertmeyi öğretemiyorlar millete.
Tangoyu, çaçayı, valsi hatta sirtakiyi filan öğretiyorlar.
Kurslarını bile açıyorlar da, bizim yöresel oyunlara gelince, kimsecikler oralı olmuyor.
Hatırlarım 45 sene önce Marmaris’te turistlere öğle yemeği arasında folklor gösterileri yapılır ve mahalli oyunlarımız birlikte oynanırdı. Halay çekerdik konuklarımızla. Öyle hevesliydiler ki öğrenmeye, bu yüzden yemekler uzar, geziler tehlikeye düşerdi.
Oysa şimdi, bırakın turisti Marmarisli bile oynamıyor folkloru.
Çoğu bilmiyor bile yöresel oyunlarımızı…

Bu yazı toplam 6843 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.