• BIST 93.419
  • Altın 242,944
  • Dolar 6,4985
  • Euro 7,3766
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 26 °C

Kapadokya'da 12 ay doğru turizm

Kapadokya'da 12 ay doğru turizm
Kapadokya, özenli halkı, işini iyi yapan Koruma Kurulu ve diğer yerinde önlemlerle, çevreye zarar vermeksizin yıl boyu 'doğru turizm' yapılabileceğini kanıtlıyor.

NEVŞEHİR-Sadece Türkiye'nin değil dünyanın en güzel doğa alanlarından olan Kapadokya, özenli halkı, işini iyi yapan Koruma Kurulu ve diğer yerinde önlemlerle, çevreye zarar vermeksizin yıl boyu 'doğru turizm' yapılabileceğini kanıtlıyor.
Son günlerde Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, İstanbul’un silüetine yapılan ve yapılacak olan müdahalelere karşı söylemini ilgiyle takip ediyorum. Dünyanın en eski şehirlerinden birine yapılacak her türlü müdahaleye karşı olduğunu belirtmesi, kimsenin sesini çıkartamadığı bu dönemin en ilginç çıkışlarından oldu. Darısı muhalefetin başına!
Günay’ın bu çıkışı, Türkiye’nin silüeti en iyi korunan ve belki de turizmin en doğru şeklinin yapıldığı yer olan Kapadokya’yı konu almama sebep oldu. 12 ay boyunca çok doğru şekilde yönetilen bir turizmin yapıldığı Kapadokya, UNESCO tarafından kabul edilen, “Türkiye’nin 11 Dünya Kültür Mirası” alanlarından biri. Bu unvanını 1985 yılında aldı.
Kapadokya; Nevşehir, Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış geniş bir bölgenin adı. Bu bölgeyi özel kılan ise dünyada eşine az rastlanır doğa yapısı... Yaklaşık 60 milyon yıl önce; o zaman aktif volkanlar olan Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lavların, milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan bu kaya yapısı ‘Peri Bacaları’ diye adlandırılır.
Bu yumuşak kaya yapısı sayesinde bölge, Anadolu’nun en eski yerleşim alanlarından biri. Bölgede yerleşim ‘Paleolitik’ yazılı tarih ise Hititlere kadar uzanıyor. İpek Yolu’nun da önemli kavşaklarından biri olan Kapadokya’nın bir diğer önemli özelliği ise kayalara oyulan evlerin ve kiliselerin, o dönem pagan inanışa sahip Roma İmparatorluğu’nun baskısından kaçan ilk dönem Hıristiyanlarının sığınakları olması.
Kayalar oyularak yapılan ilk kilisler oldukça mütevazı idi. Ancak zamanla bu kaya kiliselerinin içine yapılan freskler o kadar görkemli hale geldi ki fresk sanatının en önemli eserleri arasında gösterilmeye başlandı. Özellikle Göreme Milli Parkı içindeki “Karanlık Kilise”de bulunan freskler görülmeye değer. Küçük penceresi dışında hiç bir ışık kaynağı olmayan ve bu yüzden de “Karanlık Kilise” olarak anılan bu alanda, ışığın yıpratıcı etkisinden uzak olduğu için neredeyse hiç zarar görmemiş muhteşem fresklere tek zararı yine ‘biz’ vermişiz. Geçmişin sanat düşmanı yobazları tarafından yüzleri kazınmış Hz. İsa ve havarilerinin freskleri artık koruma altında.
Turizmin yıpratıcı etkisini en aza indirmek için yapılan çalışmaların başında ise Göreme Milli Parkı’nın gece ziyaretine açılması geliyor. Bölgeyi birlikte gezdiğimiz Nevşehir Müze Müdürü Murat Gülyaz, yoğun ziyaretçi akını nedeniyle kötü bir şekilde etkilenen kiliselere nefes aldırmak için, 2013 turizm mevsiminde özellikle Göreme Açık Hava Müzesinin gece ziyaretine açılacağı müjdesini veriyor.

YÖRE HALKI BÜYÜK ŞANS
Kapadokya’nın en büyük şansı halkının bu doğayı çok sevmesi ve saygı duyması. Bu sebeple bölgede yapılan hemen her faliyet doğayla uyum içinde. Türk turizminin en büyük sorunu olan aktivite eksikliği Kapadokya’da görülmüyor. Balon, atçılık, yürüyüş, bisiklet, rafting, motorsiklet ve atv turları... Bu aktiviteler içinde en az atv ile yapılan motor turlarını seviyorum.
Kapadokya’nın bir diğer özelliği de Türkiye’de 12 ay boyunca turizmin yapıldığı ender yerlerden olması. Kapadokya’nın 4 mevsimi de birbirinden güzel. Yoğun sezon Mayıs’ta başlayıp, Kasım başlarında bitiyor. Ama bana göre en güzel dönem sonbahar ve kış ayları... Özellikle kışın, kar, peribacalarının üzerini bir dantel gibi örtüp sıra dışı bir atmosfer sunar.
Kapadokya’da gezilebilecek yerler çok olmasına karşın yerleşim merkezlerinin birbirine yakın olması fazla vakti olmayan ziyaretçiler için büyük avantaj. Avanos, Ürgüp, Göreme, Akvadi, Uçhisar ve Ortahisar kaleleri, El Nazar Kilisesi, Aynalı Kilise, Güvercinlik Vadisi, Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak Yeraltı Şehirleri, Ihlara Vadisi, Selime Köyü, Suvermez Köyü, Çavuşin, Güllüdere Vadisi, Paşabağ-Zelve belli başlı görülmesi gereken yerler.

KORUMA KURULU İŞİNİ YAPIYOR
Kapadokya’nın en önemli özelliği -Türkiye’de Bakan Günay’ı bile çileden çıkartacak kadar önemsenmeyen- ‘kent dokusunun korunmasına’ çok önem verilmesi. Burada koruma kurulunu tebrik etmek lazım. Konuştuğum herkes koruma kurulundan ‘yaka silkiyordu’! Türkiye’nin koruma kurullarından korkan ve çekinen şehirlere ihtiyacı var. Herkes kafasına göre proje yapıp bunu hayata geçirememeli. Hiç birini tanımadığım ve politik duruşlarını bilmediğim bu kurulu tebrik ediyorum.
Kapadokya mutlak koruma altındaki mimari yapısıyla da çok özel. Kayalara oyulmuş geleneksel Kapadokya evleri ve güvercinlikler yörenin özgün mimari yapıları. Yamaçların ya da kayaların içleri oyularak oluşan mimari, kesme taştan inşa edilen evlerle bütünleşiyor. Böylece herkesin hayran kaldığı muhteşem konaklar ortaya çıkıyor. Bölgenin tek mimari malzemesi olan taş, yumuşak olduğundan çok rahat işleniyor ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanıklı bir yapı malzemesine dönüşüyor.
Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini aldı. Avlu ve ev kapılarının malzemesi ise ahşap... Ahşap ile taşın taşın uyumlu birleşimiyle meydana gelen Kapadokya mimarisine tek kelimeyle; bayılıyorum!

YERALTI ŞEHİRLERİ
Turistlerin ilgiyle gezdikleri yerlerin içinde ‘yeraltı şehirleri’ önemli yer tutuyor. Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri en büyükleri ve en çok ziyaret edilenler. 30 bin kişinin sığınabildiği bu şehirlerin sadece küçük bir kısmı ziyarete açık. Aslında neredeyse tüm Kapadokya’nın altı tünellerle dolu. Hâlâ hemen hemen tüm evler kiler olarak bu tünelleri kullanıyor. Günü birlik gezmek isteyenler için Uçhisar Kalesi başlangıç olmalı. Kalenin zirvesinden Göreme, Avanos, Çavuşin, Ortahisar gibi eski yerleşim yerleri kolayca izlenebiliyor. Aynı zamanda panoramik noktalardan biri.
Kapadokya, sadece Türkiye’nin değil dünyanın en güzel coğrafyalarından biri. Buraya görüp de hayran kalmayan bir kişi bile olduğunu düşünmüyorum. Ziyaretçilerini asla hayal kırıklığına uğratmayan bölge, doğru turizm politikalarıyla da tüm Türkiye’ye örnek olmalı. İyi turizmin, doğaya zarar vermeden ve bol aktiviteyle yapılabildiğinin en güzel kanıtı.

Vedat Arsoy-Radikal
 

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.