• BIST 104.539
  • Altın 163,366
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara -1 °C

'Kalamış Yazmaları' internette

'Kalamış Yazmaları' internette
Eczacıbaşı Sanal Müzesi, Mehmet Hamdi Eyüboğlu’nun 1980-2008 döneminde bastığı yazmalardan oluşan 90 dijital seçkiyi sunuyor.

İSTANBUL- Eczacıbaşı Sanal Müzesi, 1976"dan beri gerçekleştirdiği sergilerle geleneksel sanatlarımızdan yazmacılık alanındaki etkinliğini sürdüren Mehmet Hamdi Eyüboğlu"nun 1980-2008 döneminde bastığı yazma örneklerinden oluşan 90 dijital imgelik bir seçkiyi sunuyor.

Her yıl düzenlenen ve Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Mehmet Hamdi Eyüboğlu, Hughette Eyüboğlu, Sabahattin Rahmi Eyüboğlu"nun katkıları ile gerçekleştirilen “Kalamış Yazmaları” sergisi “Geleneksel Yazma Şenliği (31 Mayıs – 1 Haziran 2008, 9.00-20.00)” ile eşzamanlı olarak sunuluyor. Hughette Eyüboğlu ve Haşim Nur Gürel tarafından hazırlanan sergi www.sanalmuze.org adresinde “Sergiler / Bedri Rahmi-Eren Eyüboğlu” bölümünde sürekli olarak gezilebilir.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, yazma ve resim "kardeşliğini" şöyle anlatıyor: "Halk sanatında resmin yerini nakış tutar. Ömründe bir tek sahici tablo görmemiş milyonlarca insan vardır, fakat içine nakış girmemiş bir tek ev, bir çift göz bulunabileceğini sanmam.

Bizim memleketimizde nakışın tuttuğu yere gelince, bu alanda eşimiz yoktur diyebiliriz. Çünkü bize suret çizmeyi "yasak" etmişler, biz de bunun acısını dünyanın hiçbir tarafında bulunamıyacak kadar çeşitli nakışlar yaparak çikarmışız.

Nakışlardaki renk ve biçimleri incelerken yolum yazmalara düştü. Bir seneden beri çeşitli yazmaların, yazmacılığın; yazmacıların peşindeyim. Beni yazmalara çeken şunlar oldu: Evvela resim sanatına benzeyen tarafları var. Tabloların çoğu bez üzerine yapılır, yazma da öyle. Üzerine resim yapılacak bez, uzun emeklerle muşamba haline getirilir. Buna rağmen, ileride çatlayıp dökülmeyeceğini ve üzerine sürülen boyaları rahatsız etmeyeceğini hiçkimse garanti edemez. Halbuki bir tablonun hiçbir zaman katlanamayacağı işlerde kullanıldığı halde yazma bezi boyasından ayrılmaz. Yazma güneşten, yağmurdan, çamurdan korkmaz. Yazma boyası resim boyaları gibi bezin yalnız üstünde durmaz, onun iliklerine kadar işler, onunla kaynaşır, bir bütün olur. En iyi malzeme ile yapılmış, en usta ellerden çıkmış bir tabloya, yazmalara gördürülen işlerden yüzde birini gördürseniz onda hayır kalmaz. Tabii has renklerle boyanmış yazmalardan bahsediyorum.

Yazmanın resimle bir kardeşliği daha var: Gerçi bu kardeşlik doğuştan değil, fakat bir o kadar mühim. Kalıb meselesi. Yazma nakışları evvela bir tahtaya oyulur, sonra bu tahta mühür gibi boyanır, beze basılır. Aynı usul resimde gravür sanatında kullanılır, yalnız tahta üzerinde değil; çinko, bakır veya taş üzerine yapılır. Bez yerine de kağıda basılır. Yazmanın doğuşunda kalıb yok. İlk yazmalarımız doğrudan doğruya has renklerle fırçayla beze işlenirmiş. Fakat yıkamaya, güneşe dayanan boyaların gördüğü rağbeti hangi eline çabuk ressam karşılayabilirdi. "Basma kalıp" sözü, dilimize herhalde yazma tezgahlarından hediye olacak.”

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.