• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara -1 °C

Günay: Bürokrasi yavaş kalıyor

Günay: Bürokrasi yavaş kalıyor
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, en sevdiği tatil yörelerinden, dinlemeyi sevdiği müziklere kadar özel hayatı ile ilgili bilinmeyenleri anlattı.
ANKARA- Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, en sevdiği tatil yörelerinden, dinlemeyi sevdiği müziklere kadar özel hayatı ile ilgili bilinmeyenleri anlattı...
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yaklaşık 30 yıllık Ankaralı. Ankara'nın çehresinin değişimine yakından tanık oldu. Ankara'ya dair öteden beri hayal ettiği bazı şeyleri, bakanlığı döneminde gerçekleştirdi. Biraz tezcanlı, öngördüğü tüm projelerin en kısa zamanda tamamlanmasını istiyor. Ne var, bürokrasinin yavaş ritmiyle, kendi yaşam ritmi birbiriyle tam örtüşmüyor. Ertuğrul Günay, Ankara'nın geçmişi ve bugünüyle ilgili düşüncelerini, kentin geleceğine dair hayallerini 06 Anka Dergisi'nin Ocak - Şubat sayısına anlattı.

Türkiye'nin başkenti Ankara; diğer yandan İs¬tanbul da ülkenin kültür başkenti. Ankara'daki kültür hayatının bir başkent seviyesinde oldu¬ğunu düşünüyor musunuz? Ankara'nın kültür başkenti olması için ne tür projeler yapıyorsunuz?

Ankara'daki tarihsel yapıyı, var olan ama unutulmuş ve biraz kötü kullanılmış kent merkezini canlandırmaya çalışıyoruz. Tabii bu sadece bi¬zim yapabileceğimiz bir şey değil. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin, ilçe belediyelerinin ve özel idarenin de katılması gerekiyor. Şu anda tarihi kent merkezi ile ilgili mevcut bir proje var; ama bu benim ölçülerime göre oldukça ağır işliyor. Yargının da yapılan bu planlamalara ve düzenlemelere zaman zaman müdahelesi söz konusu. Biz yine de kendi ölçeğimizde başlayarak bu tarihsel merkezi göz önüne çıkarmaya çalışıyoruz. Bu merkez Roma, Selçuklu ve Cumhuriyet dönemi eserlerinin bir arada bulunduğu Ulus semti etrafında toplanıyor. Birinci ve İkinci Büyük Millet Meclisi binalarının restorasyonunu tamamladık ve 23 Nisan'da çağdaş bir sunumla halka açacağız. Restorasyon bitti ama müze açısından eksikler var. Agustus Mabedi ve Hacı Bayram çevresinde de bir çalışma sürüyor. Ağır işlemekle birlikte orada da proje gelişiyor. Ben o bölgeyi önemsiyorum, çünkü inançların birbirine saygısının somut bir örneği. Bir pagan tapınağının üzerinde bir cami duvarı var. Bunlar omuzdaşlık ediyorlar.

Cumhuriyet dönemi eserlerinde yenilemeler oldu mu?

Bizim bakanlığımızın merkez binası 1926 yılında Hikmet Koyunoğlu tarafından yapılmış; Resim Heykel ve Etnografya müzeleri ile birlikte Cumhuriyet'in özgün binalarından birisidir. Bu bina çevresindeki estetik duygusundan yoksun yapılmış bazı eklentileri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Hemen yanımızdaki köprünün altında bulunan Opera Çarşısı adlı salaş dükkânları kaldırdık, arkamızda boru gibi uzanan bir ek bina vardı, onun boyunu bakanlık seviyesine kadar dört kat aşağı çektik. Resim Heykel Müzesi'nin önünde bir peyzaj düzenlemesi yaptık. Resim Heykel ve Etnografya müzelerini yenileyerek halka açmak istiyoruz. Anadolu Medeniyetleri Müzesi çok önemli: ama eksikleri var, alanının biraz daha büyümesi gerekiyor. Bunlar bizim rutin içindeki işlerimiz. Bu arada demiryolları istasyonundan bir sanat sergisi mekânı çıkarmayı planlıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının binasını yeniledik, 50 yıllık bir yapıydı, köhnemişti. Aynı şekilde bu yıl operaya girmek istiyoruz, bir ek kaynak bulduk.

Bu rutin olarak tanımladığınız projeler dışında, Ankara için tasarladığınız yeni bir proje yok mu?

Benim asıl büyük hayalim, bir büyük uygarlıklar müzesinin Ankara'da yapılmasıdır. Mevcut Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin çok büyük çapta olanı, gerçek bir uygarlıklar müzesi için bir yer planlamamız var hipodrom çevresinde. Bir danışma kurulu oluşturduk ve bir proje ön hazırlığı içindeyiz. Ancak bu iş ancak birkaç yıl içinde bitebilir.

Eski medeniyetleri canlandırmalarla tanıtan, maketlerle zenginleştirilmiş bir müze mi planlanıyor?

Şöyle, Türkiye çok büyük uygarlıklara ev sahipliği yapmış bir ülke. Dünyanın en eski yaşam belirtileri ve ilk ayak izleri ülkemizde. Fakat bütün bunları derli toplu biçimde dünyaya sunabileceğimiz zenginlikte bir müzemiz yok. British Museum bugün dünya tarafından biliniyor. Orayı gezdiğinizde dünyanın her tarafından getirilmiş eserleri görüyorsunuz. İngiltere'den çıkmış çok az eser var. Anadolu, Suriye ve Ön Asya'dan getirilmiş bir çoğu. Ben iddia ediyorum ki biz hiçbir ülkeden başka bir şey almadan ve çalmadan British Museum kadar büyük bir müze yapabiliriz. Fakat bu konuda bugüne kadar ufuk açıcı bir bakış açısı geliştirmemişiz. Hititler'den Urartular'a, Lidya'dan Frigya'ya kadar tüm uygartıklara ev sahipliği yapacak, bunları tüm dünyaya tanıtacak büyüklükte bir müzeye neresi uygun düşer diye düşününce birçok kişi müzeler şehri İstanbul diyebilir. Oysa ben Ankara'nın uygun olacağını düşünüyorum. Ankara Türkiye'nin ve Cumhuriyet'in başkenti ve de tüm bu uygarlıkların merkezinde yer alıyor. Ankara özel bir yerde. Bu proje sadece Anadolu uygarlıkları müzesi değil, bence bir insanlık tarihi müzesidir. Ankara ile ilgili büyük hayalim bu.

Güncel sanat etkinlikleri için de yeterli mekân yok.

Sıhhıye'deki adliyenin hemen ar¬kasında merkezi bir yerde demiryollarının bakım istasyonları varmış. Önceki yönetimlerce 10 yıl kadar önce sanat merkezi haline getirilmek için projelendirilmiş. Bir de ek bina yapılmış ve öylece bırakılmış. Ben bulduğumda beş yıldır el dokunulmamış durumdaydı. Bir yılı aşkın süredir biz orada çalışıyoruz, altyapı çalışmalarını tamamladık. Toplamda 10 bin metre kare, kısmen eski kısmen yeni yapılarla kapalı alan çıkıyor. Müze olabilir, periyodik ve sürekli sanat sergileri açılabilir... Dört yüz kişiye yakın dinleti ve konferans salonu, el sanatları ile ilgili satış ve üretim üniteleri ve ayrıca iki dönüm kadar da dışarıda ağaçlarla bezenmiş bir dış mekân var. Ankara'nın yaz ve son¬bahar akşamları her tür etkinlik için bu dış alan kullanılabilir. Toplamda açık ve kapalı olarak yalaşık 15 dönümlük bir sanat alanı ortaya çıkacak. Kaldı ki Ankara sergi salonları açısından oldukça fakir. Ankara'da görkemli sergiler için mekân yok. Gelecek yıl içinde orayı "Sanat Sergileri Merkezi" olarak Ankara'nın hayatına sokacağız. Bu¬nun için bir kültür girişimcisiyle işbirliği yapmayı düşünüyoruz.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası binası yenilendi. Müzik alanında, başka yatırımlar var mı?

Bahsettiğim tarihi merkezin devamında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası var. Doğuş Grubu ile bir anlaşma yaptık. Minnettarım, çok ciddi bir harcama yaptılar ve CSO çağdaş standartlarda yenilendi. 13 Kasım'da Sayın Cumhurbaşkanı'nın katılımıyla biz onu tekrar Ankara'ya kazandırdık. CSO, kül¬tür ve sanata meraklı herkesin Ankara'da bildiği birinci adres; ama çok kötü durumdaydı. Eski dekorasyondaki pek çok unsur kalktı tavan yüksekliği arttı. Çok çağdaş bir mekâna dönüştürüldü. Bu yıl opera binamızda restorasyon yapabilmek için bütçeden bir ek kaynak alabildik. Yine opera ve CSO'nun yanında, çok merkezi bir yerde Radyoevi'nin hemen karşısında 95 veya 97'de Sayın Demirel tarafından temeli atılmış ama o tarihten bu yana hiçbir şey yapılmamış, Ankaralıların deyimiyle bir "senfoni çukuru" vardı. Oraya bu yıl sınırlı kaynaklar aktarabildik ilk defa inşaat toprak yüzeyinin üstüne çıkmaya başladı. Ona devam edeceğiz. Bir büyük senfoni binası Ankara için çok gereklidir diye düşünüyorum.

Çalışmalar tarihi merkez etrafında toplanıyor?

Benim hayalim Sıhhiye ve Ulus arasındaki bu tarihsel mekânı tamamıyla bir kültür vadisi, kültür adası haline getirmek. Tarihen de böyledir. Birinci Meclis, İkinci Meclis, Ankara Palas, Ziraat ve Osmanlı bankaları, bizim bakanlık binamız, Resim Heykel ve Etnografya müzeleri, karşıda Opera ve CSO binaları... Burayı biz yeni senfoni ve sergi salonlarını katarak, var olanları restore ederek ve bazı çirkin yapıları da ortadan kaldırarak düzenlemek istiyoruz. Sanırım önümüzdeki yıllarda burada bir kültür vadisi oluşacak.

Bu projeler çok anlamlı. Ne var, 21. yüzyılda kültür dev bir endüstri. Sanat ve kültür eserine mutlaka katılım gerekiyor. İnsanları kültür endüstrisine nasıl katacağız. Müze kart uygulaması önemli bir adım; bunun dışında kültür nasıl halka iner?

Ankara'da çok sayıda üniversite var. Fakat günlük yaşamda bu üniversiteler pek hissedilmiyor. Daha çok bürokrasi ve devlet kurumları ön planda. Halbuki üniversiteler geleceğe hazırlanan büyük bir kitlenin mekânı. Sanat etkinlikleriyle ilişkileri biraz zayıf. Kampüsler içinde kendilerinin yararlanacağı bazı mekânlar var. Biz Ankara'da tüm Ankaralıların yararlanabileceği bu tür binalar yapabilirsek, sanırım karşılıklı iletişim gelişebilecek. Be¬nim bazı temaslarım da oldu bazı üniversitelerle. Örneğin bizim müze kart projemize ilgi gösterdiler. Birkaç vakıf üniversitesi şimdilik müze kartı alıp öğrencilerine dağıtıyorlar. Burada yapılan sanat et¬kinliklerine üniversiteleri katmaktan başlayarak sanatın sahiplenilmesi, paylaşılması ve böylece çoğaltılması konusunda bir işbirliği yapabileceğimizi düşünüyorum. Kaldı ki Ankara bir memur kenti. Belli bir okumuşluk ve ortalama gelir düzeyi var. Tabii çok sayıda gecekondusu, fakir bölgesi, işsizi de var. Yine de güzel sanatların alıcısı olabilecek çok yaygın bir kitle bulunuyor.

Bahsettiğiniz fakir bölgelere sanat nasıl ulaştırılabilir?

Sanatı gerçekten de sadece kentlerin gelişmiş bölgeleriyle sınırlı tutmamak mümkün olduğu kadar toplumla paylaşmak gerekiyor. Biz merkezde bir kültür vadisi yaratmaya çalışırken, sanatı ve kültürü Ankara'nın çeperlerine de dağıtma konusunda çalışmalarımız var. Örneğin Mamak'taki eski konservatuar binasında geçen yıl içinde devlet tiyatrolarının bir sahnesini sabitledik. Şu anda Devlet Tiyatroları orada belli periyotarla temsil veriyor. Aynı şekilde Ankara'nın yeni yerleşim alanlarından Eryaman'da bir başka atölye sahnesini sabitledik. Keçiören'de bir sahne açmayı planlıyoruz. Yani Kızılay- Sıhhiye- Ulus üçgeninden biraz daha dışa açılıp, bu etkinlikleri insanların ayağına götürme çalışmalarımız var.

Bu noktada bir ek yapmak istiyorum. Örneğin ANKAmall Mevlana Yolu, Binbir Gece Masalları gibi pek çok büyük bütçeli kültür projeleri gerçekleştirdi. Bunlar hem Türkiye hem de dünya kültürü açısından önemli işler. Her biri AN-KAmall'da halkla da buluştu; bazılarının açılışlarında bizzat bulundunuz. Kültür ve sanatın halkın tüm kesimlerine ulaşması konusunda, alışveriş merkezlerinin rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Alışveriş merkezlerinde tabii bu tür etkinlikler yapılıyor. Bakıyorsunuz bir akşamüstü orta alanda bir konser veya temsil veriliyor. Mutlaka her merkezde bir büyük kitapçı bulunuyor. Çeşitli günlük ihtiyaçların satıcıları dışında, çok hoş bir seramik veya el işi satan dükkanlar çoğalmaya başladı. Bazı merkezlerde resim galerisi ve sergi salonu var. Bu da toplumdaki kültür ve sanat arayışının da çoğaldığını gösteriyor. Tabii alışveriş merkezleri kültür sanata ilgi gösterirken, kültür sanatı topluma yayma konusunda yükümlü olan bizler de buna katkıda bulunursak sanıyorum kısa zamanda çok yol alabileceğiz.

Siz 30 yıl kadar Ankara'da yaşadınız. Her kentin bir duygusu vardır, orada yaşayan için. Ertuğrul Günay'ın Ankara duygusu nedir?

Tüm içtenliğimle eğip bükmeden söylersem; ben Ankara için yazık olmuş bir şehir diye düşünüyorum. Yani 1920'de Ankara Kalesi etrafında küçük bir kasaba, yine sonraları son derece özgün, hoş, bugün halen bir mücevher gibi ortaya çıkarmaya çalıştığımız yapılar... Fakat 40'lardan sonra bir plansızlık, yeşile karşı duyarsızlık, su kullanma konusunda bir beceriksizlik sonucunda kişiliği olmayan bir şehir çıkmış ortaya maalesef. Halbuki farklı bir yapı olabilirdi. Ulus'tan Çankaya'ya uzanan birkaç tane kocaman bulvar... Cebeci'den Bahçelievler'e, doğudan batıya doğru uzanan büyük bulvarlar olabilirdi. Çünkü bu arazi buna müsait, vadi geçmiyor, nehir geçmiyor, göl geçmiyor. Arada yürüme yollan, yollar, parklar, göletler ve yeşil alanlar yapılabilirdi. Sanırım Atatürk'ün de hayali böyle bir şehirdi Gençlik Parkı'nı, Orman Çiftliği'ni kurarken... Sanıyorum ki Dil Tarih Fakültesi'nin yanından Ankara Üniversitesi'ne kadar giden alan bütünüyle yeşil olarak planlanmıştır. Ama bugün orada hiçbir yeşil yok. Benim gördüğüm ilk Ankara planlarında Güvenpark'tan bakınca arkada Meclis gözüküyor, arkada da yeşil bir Çankaya var. Oysa bugün Güvenpark'tan hiç yeşil görünmüyor. Halbuki bu şehir dünyanın en planlı yeni şehirlerinden biri olabilirdi ve biz Cumhuriyet'in kurduğu güzel bir şehir olarak dünyaya bunu iftiharla sunabilirdik. Bu yüzden yazık olmuş bir şehir diyorum. Dünyada bir yeni devletin eline yeni bir merkez kurma şansı verilmiş, ama bu kullanılamamış. Ankara'nın bende bıraktığı his hüzündür...

Bu haliyle de Ankara'ya bakmayı, orada olmayı sevdiğiniz bir nokta var mı?

Tabii, Ulus'ta gezinmeyi seviyorum. Eskiden bu yana pazar günleri çıkar bu bölgede dolaşırdım. Ve bu gezilerimde yıllardan beri, bizim bakanlığın arkasında çirkin bir ek bina vardır, onun birisi tarafından yıkılmasını hayal ederdim. En azından onu yıktım. Öyle bir hayalim gerçekleşti. Ankara'nın birçok güzelliği var. Mesela yaz akşamlan çok güzeldir. Kuru hava olduğundan ceket giyip bunalmadan, terlemeden, çok keyifle oturursunuz. Akşamüzerleri Eskişehir yolu üzerinde inanılmaz bir günbatımı vardır. Ben 20 yıldır bu manzarayı görerek eve dönüyorum. Nem olmayan yerlerde günbatımı çok güzeldir. Ankara'nın baharları ve yazlarını da çok severim.

Özgeçmişiniz önemli dönemeçleri içeriyor. Avukat olarak başladığınız yolda bakan olarak devam ediyorsunuz. Bir hesap yaptığınızda başladığınız yerden ne kadar uzaktasınız? Kestirdiğiniz yerde misiniz?

Benim daha önce siyasette bir takım şanssızlıklarım oldu. Bakanlık bana 15 yıl kadar önce teğet geçti. O dönem parlamentoya girseydim bir başka bakanlıkta olabileceğimi çok iyi biliyorum. Mesela o olabileceğim bakanlık, protokolde daha önde gözükmesine rağmen Kültür ve Turizm Bakanlığı bana hep çekici gelmiştir. Hayatımda boşluk yaşadığım dönemler de oldu. O zaman verdiğim bazı kararları uygulamadığıma şu anda pişmanım. Bir ara tekrar üniversiteye başlayıp tarih ya da arkeoloji okumaya çok niyetlenmiştim. Keşke yapsaydım diyorum. Kültür ve Turizm Bakanı olacağımı bilseydim zaten tarih ve arkeoloji eğitimi yapardım.

Şu ana kadar iki kitap yazdınız. Yazı yazmak dışında herhangi bir sanat dalına yeteneğiniz var mı?

Yazma konusunda biraz tembel olmakla birlikte, yazdıklarımın okuyucu bulduğunu söyleyebilirim. O iki kitabımın birisi tamamen kendi yazı ve makalelerimin derlenmesiyle oluştu; diğeri de benim yaptığım Bosna Hersek gezisinin kendim ve başkaları tarafından değerlendirilmesiydi. Öyle oturup baştan sona bir konu alıp yazmadım. Bundan sonra belki yaparım.

Bakan olarak Türkiye'nin pek çok yerini görüyorsunuz. Ertuğrul Günay olarak gitmeyi sevdiğiniz bir yer var mı?

Ben Karadenizliyim. Karadeniz'in tam ortası Ordu'dan. Karadeniz'in yeşilini severim. Tabii orada eski ilişkilerim, dostluklarım, alışkanlıklarım var. Dünyanın neresinde tatil yaparsam yapayım, denizden yeni çıkmış bir midyeyi kayalıkların üstünde ateşte pişirip yemek kadar beni keyiflendiren bir başka şey yok. Onu yapınca tatil yaptığımı anlıyorum. Tabii çocukluk arkadaşlarımla, lise arkadaşlarımla beraber. O tatil çok keyif veriyor.

Memleketiniz dışında bir yer?

Likya bölgesini seviyorum. Olympos'tan Fethiye'ye kadar uzanan o coğrafyaya ben 20 yıla yakın süredir gidiyorum ve halen yeni bir şeyler keşfediyorum. Türkiye tarihi ve doğal açıdan çok zengin; Doğu'da da çok önemli yerler var. Hepsiyle ilgilenmekle beraber, Likya bölgesi insanıyla ilgili efsaneleri çok seviyorum. Xanthos'ta Perslere ve Romalılara teslim olmayan, direnen hatta kendilerini topyekün imha eden insanların direnişi beni çok etkiliyor. Tabii Troya ve Hititler de çok etkileyici. Ama bana özel bir yer seç derseniz, yılın bir bölümünü Karadeniz'de, bir bölümünü Akdeniz'de geçirmeyi yeğlerim, İstanbul'u da tamamen ayrı bir yere koyarım...

Kültür Bakanı olarak pek çok film izliyor, kitap okuyor, müzik dinliyorsunuz. Ertuğrul Günay olarak neden hoşlanırsınız?

Ben müziğin her türünü dinlemekle birlikte, biraz klasik dönemi severim. Klasik batı müziği ve klasik Türk müziği bende her zaman ayrı bir yer tutar. Tabii özgün isimleri örneğin Erkan Oğur, Kut¬si Ergüner'i aynı şekilde keyifle dinlerim. Türk halk müziğinde sevdiklerim var. Ama klasik Batı müziği ve özellikle Mozart ve Beethoven ilk tercihlerim. Çok roman okudum. Bizim okuma serüvenimiz romanla başladı. Tolstoy'lar, Dostoyevski'ler, Alexander Dumas'lar, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Attila İlhan'ları bir dönem yoğun olarak okuduk. Tabii roman bir süre sonra bir muhayyile yaratıyor. Daha sonraki yıllar mesleki zorlamalarla da sosyoloji ve tarih okumaya geçtim. Son yıllarda da sosyoloji ve tarih üzerinden gidiyorum. Şimdi de arkeoloji yayınları, yeni buluşlar gibi mesleki olarak beni besleyen şeyler okuyorum. Gezi dergileri benim başucu yayınlanırıdır. Arkeoloji ve gezi yayınları beni günlük hayattan koparıyor, beni dinlendiriyor ve kolay uyumamı da sağlıyor.

Uyandığınızda ilk düşündüğünüz şey nedir?

Bugün yine çok iş var.

Bakan olmanın getirdiği bir düşünce mi, yoksa hep mi böyle düşünürdünüz?

Bende şöyle bir huy var; arkadaşlarım zaman zaman şikayetçi de olmuşlardır: Eğer bir işe karar vermişsek yapıldığını görmek istiyorum. Zamana yaymaktan çok hoşlamam. Başlamak ve yürüdüğünü görmem gerek. Bürokrasinin rutinine uygun değil bu durum. Ben daha önce bürokraside hiç bulunmadım. Şimdi yönetici pozisyonundayım. Bürokratik alışkanlıkları olanlar benim bu tempoya zor ayak uyduracağımı ve bunun beni rahatsız edeceğini söylerlerdi. Ondan gerçekten rahatsızım. Ben bir projeye karar veriyorum, uygulamaya geçecek. On beş gün sonra soruyorum, ne oldu diye. Ama devlette 15 günde hiçbir şey olmuyor. Bu, beni rahatsız ediyor. Her gün yine çok iş var ve işler yavaş gidecek diye uyanmak, beni çalışmaktan daha çok yoruyor.

Eşinize ve çocuklarınıza vakit ayırabiliyor musunuz?

Onlarla vakit geçirmeyi çok seviyorum. Bir kedi bir de köpeğimiz var, onlarla zaman geçirmeyi de çok seviyorum. Evimizin bir bahçesi var, ben eskiden beri toprakla uğraşırım. Kendi bahçemize çiçek, ağaç diktiğim gibi, başka yerlerden getirir komşulara, belediyenin parkına da ağaçlar dikerdim. Bunları artık yapamıyorum. O yüzden içimden; bu işler bir gün bitecek, buradan gideceğim, bunları yapacağım diyorum.

Anka Dergisi
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Sarıeroğlu:Turizmde istihdam %50 artırılacak11 Aralık 2017 Pazartesi 13:00
  • Goldman Sachs, büyüme tahminini %7'ye çıkardı11 Aralık 2017 Pazartesi 12:00
  • Türk rehberlerin Çince telaşı07 Aralık 2017 Perşembe 13:00
  • Son dakika: Ilgaz Dağı kayıyor!06 Aralık 2017 Çarşamba 12:30
  • Seyahat eden sayısı ilk kez 300 milyonu aştı06 Aralık 2017 Çarşamba 11:00
  • Antalya turizmi, toparlandı 05 Aralık 2017 Salı 15:30
  • Gap Bölgesi Turizm Odaklı Tanıtımı03 Aralık 2017 Pazar 14:00
  • Artvin, iki milyondan fazla turisti ağırladı02 Aralık 2017 Cumartesi 15:00
  • Bakan Kurtulmuş, Mevlana Müzesi’nde02 Aralık 2017 Cumartesi 12:00
  • Antalya, İstanbul ve Edirne turist çekiyor01 Aralık 2017 Cuma 07:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.