• BIST 108.474
  • Altın 153,014
  • Dolar 3,8240
  • Euro 4,5048
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 3 °C

Frankfurt Kitap Fuarı hakkında

Frankfurt Kitap Fuarı hakkında
Frankfurt Kitap Fuarı'nın Türkiye'de kültür, aydınlanma değil, gelenekçilerle İslamcılar arasındaki mücadelenin yansıması olduğu bildirildi
FRANKFURT- Latin Alfabesi'ne geçen Shakespeare ve Flaubert'in eserlerinin Türkçe'ye çevrildiği Kemalist Türkiye'de bugünkü mücadelenin kültür, aydınlanma değil, gelenekçilerle İslamcılar arasındaki mücadelenin yansıması olduğu bildirildi. 
Die Tageszeitung Gazetesi'nin 7 Ekim 2008 tarihli sayısında "Türkiye bu yıl düzenlenecek olan Frankfurt Kitap Fuarı'na "Bütün renkleriyle Türkiye" solaganı altında katılacak. Ancak ülkedeki aydınların durumlarına yakından bir göz atılacak olursa vaziyetin o kadar da büyüleyici olmadığı görülüyor. Ülkedeki aydınlar birbirleriyle uyumsuz ve aralarında kamplaşma var. Çok sayıda yazar Frankfurt Kitap Fuarı'nı, İslami-muhafazakâr iktidar partisi AKP'nin ülkeyi ılımlı İslam ülkesi olarak göstermeye çalışması nedeniyle boykota hazırlanıyor." denildi.
Gazetede Ömer erzeren imzasıyla yer alan yazıda, Frankfurt Kitap Fuarı'nı aralarında Ahmet Oktay, Leyla Erbil, Tahsin Yücel, edebiyat eleştirmeni Füsun Akatlı gibi ünlü isimlerin de yer aldığı bir grup yazarın boykot edeceği, bardağı taşıran son damlanın programdan komünist Şair Nazım Hikmet anısına sunulacak olan Besteci Fazıl Say'ın Nazım Oratoryosu'nun çıkarılması olduğu, bu nedenle Fazıl Say'ın hükümetin izlediği kültür politikasını sert bir dille eleştirdiği kaydedildi.
"Siyasi İslam ve iktidar partisi AKP ile Kemalistler arasındaki mücadele günümüzün modern Türkiyesi'ndeki tartışmaların odak noktasını oluşturuyor. Geçmişle hesaplaşma ve geleceğin yansıması. Türk kimliği nereden geldi, nereye doğru gidiyor?" denilen yazıda daha sonra şu ifadelere yer verildi:
"Kemalizm sadece devlet doktrini değil, aynı zamanda Cumhuriyetin kuruluşundan sonra edebî üretimi besleyen taban olmuştur. Ülkedeki aydınlar, Osmanlı'nın kalıntıları üzerine modern bir ulus devlet oluşturma projesinin üstlenen siyasi elitin bir parçasıydı.

Türkiye Batı oryantasyonu içinde Avrupa'daki halk devrimlerini örnek almıştır. Devletin kurucuları için laiklik önemli bir enstrümandı. Ulusçuluğun ise, dinin yerine vatandaşlara bir kimlik kazandırması öngörülüyordu. Aydınlanmanın nasıl gerçekleşeceği talimatını devlet en yukarıdan veriyordu. Devletin zorlaması ile yeni bir kültür oryantasyonu oluşuyordu. Ülkenin kültür yaşantısında Latin alfabesinin yürürlüğe girmesi bir kırılma noktasıdır. Fakat, Latin alfabesinin yürürlüğe girmesiyle birlikte genç nesiller eski edebî eserlerden mahrum kalmışlardır. Türkiye'nin Kültür Bakanlığı 1940'lı yıllarda Shakespeare, Baudelaire, Goethe, Dostoyevski, Rousseau, Platon ve Galileo gibi yazarların eserlerini Türkçeye çevirtmiştir.
Türk aydınlarının büyük bir çoğunluğu Kemalizmin doğal taraftarıydı. Bu dönemin romanlarında Türk aydını kırsal kesimde gericiliğe karşı mücadele eden kaarakter olarak sık sık ön plana çıkmaktadır.
Kemalizm siyasi sistem olarak varlığını devam ettirebilmiştir, fakat günümüzde ülkeyi siyasi İslam hareketinin içinden gelenler yönetiyor. Özellikle ordu gibi kendilerini hâlâ Kemalizmin mızrağı olarak gören kurumlar sert darbeler almıştır. İktidar partisinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması girişimi de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Eski güç odakları sahip oldukları güçten adım adım mahrum kalıyor. Kemalizmin ideolojik olarak üstünlüğü de yıpranmış durumda.
Bu gelişmenin kültürel yaşama etkisi ilginçtir. Özellikle son yıllarda gazetelerin siyasi köşeleri dikkatleri çekmektedir. Kimileri artık Kemalizmi yeni bir şekilde okuyor. Bu bağlamda yazar Ahmet Altan'ın kurduğu Taraf gazetesi Kemalizmle hesaplaşmaktadır.
Ülkedeki gazetecilerin büyük bir çoğunluğu, kendilerini siyasi açıdan liberal olarak görüyor. Günlük yaşamda baskıcı Kemalist devletin kısıtlamaları her alanda hissediliyor. AKP ise siyasi bir parti olarak sivil toplumun yansıması şeklinde algılanıyor. Günümüzün liberalleri -bunların çoğu geçmişin aşırı solcularıdır- Avrupa karşıtı ve otoriter laiklerle Avrupa yanlısı Müslüman demokratlar arasındaki temel çelişkiyi göstermektedir. Avrupa karşıtı ve otoriter laiklerden adalet birimlerini, orduyu ve muhalefeti, Avrupa yanlısı Müslümanlardan ise AKP'yi anlıyoruz. AKP her ne kadar muhafazakâr bir karaktere sahip olsa da, ülkedeki demokratikleşmenin bir motoru konumundadır. Bu görüşü Avrupalı siyasetçilerin ve gazetecilerin çoğu paylaşıyor.

Kemalizmin mistik bir hâle getirilmesi ve eleştirilmesinin yıllarca yasak olması AKP'ye olan ilgiyi artırmıştır. AKP'nin kültürle olan ilişkisine bir göz atmakta fayda vardır. Ülkenin ünlü yazarlarından Latife Tekin haziran ayında Karabük şehrinde bir kültür festivaline davet edilmişti. Yazar konuşmasında hükümetin nükleer santralleri destekleyen enerji siyasetini eleştirmiş ve AKP'li belediye başkanı tarafından kürsüden indirilmişti. Latife Tekin çeşitli suçlamalar ve tehditler sonrasında festivali terk etmek zorunda kalmıştı. Benzer hareketlere İnebolu'da Karadeniz'de inşa edilen otobanın zararlarıyla ilgili bir film çekimi yapmak isteyen Aydın Kudu ve Rüya Arzu Köksal da maruz kaldılar. AKP'li bir belediye başkanı çekimlere engel olurken, filmcilere hakaret etmekten geri kalmamıştı. Belediye başkanının bu kadar sinirlenmesine, filmde, Başbakan Erdoğan'ın söz konusu otobanı savunan konuşmasına yer verilmesiydi.
Karabük ve İnebolu'da meydana gelen olaylar münferit olaylar değildir. Bu olaylar birçok AKP'linin ruh hâlini göstermektedir. Hoşgörüsüzlük ve insanların farklı düşünme hakkını çiğnemek AKP'nin dinî-reaksiyoner dünya görüşüyle uyuşuyor. Bu dünya görüşünün yansımaları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmalarında da zaman zaman kendisini gösteriyor.
Kemalistler bir zamanlar halka nasıl giyinileceğini dikte etmişler, Türk dilinden Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri atmışlardı. Devlet günlük yaşama o dönemler otoriter bir tarzda müdale ediyordu. Başbakan Erdoğan da devletin müdahale etme geleneğine ayak uyduruyor. Ramazan ayında Başbakan bir "kültür erozyonundan" söz ederken, Ramazan Bayramı'nı Şeker Bayramı olarak algılayanları kastediyordu. Başbakan Erdoğan ise Şeker Bayramı nitelemesinin din karşıtı kesim tarafından uydurulduğunu sanıyordu. Hâlbuki bu kavram Osmanlı döneminde de kullanılıyordu. Devlet bir kez daha halkın diline müdahelede bulunuyor, bu sefer dinî gerekçelerle.
AKP neoliberalizm yanlısı bir ekonomi siyaseti izliyor. AKP döneminde Türk tarihinin hiçbir döneminde yapılmadığı kadar özelleştirme yapılıyor. Devletin ekonomik müdahalelerinin komünizm olarak değerlendirildiği ve sendikaların 1 Mayıs gösterilerinde halkın coplandığı bir dönemde, devlet, insanların dil ve kültürlerini istimlak etmeye çalışıyor.
Fakat kimliğin devletin talimatları doğrultusunda belirlenmesi projesini Kemalistler de başaramamışlardı. Bir kimliğin oluşmasında dinî muhafazârlık ve neoliberal ekonomi siyasetinin birleşmesinden doğan bir siyasi hareket belirleyici olamaz.
Bu nedenle bizleri fırtınalı bir dönem beklemektedir. Bunu modern Türk edebiyatındaki konu ve motifleri incelersek de anlıyoruz. Frankfurt Kitap Fuarı'ndaki Türk dilinden çevirileri yer alan kitap başlıkları Türk toplumunun içinde bulunduğu çelişkileri görmek için bir fırsattır. Olağanüstü eserler sunan yazarların da siyasi açıdan Kemalizm ve İslamizmin ötesindeki yazarlar olmaları bir tesadüften ibaret değildir."
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.