• BIST 106.272
  • Altın 269,992
  • Dolar 5,7111
  • Euro 6,3141
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 13 °C

Fırtına Vadisi'nde kaçak yapıların yıkımı öncesi gerginlık

Fırtına Vadisi'nde kaçak yapıların yıkımı öncesi gerginlık
Çamlıhemşin ilçesindeki Fırtına Vadisi'nde, dere yatağına inşa edilen kaçak yapılar için yıkım kararı alındı.

ÇAMLIHEMŞİN (Rize) - Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Fırtına Vadisi'nde, dere yatağına inşa edilen kaçak yapılar için yıkım kararı alındı. 21 kaçak yapının yıkımı için ekipler polis, jandarma ve iş makineleriyle vadiye geldi. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı vadide kaçak yapı sahipleriyle görevliler arasında gerginlik yaşanıyor.

firtina-vadisi.jpgDoğu Karadeniz'de, 'imar barışı' ile 31 Aralık 2017'den önceki yapılara af getirileceği belirtilen düzenleme sonrasında inşa edilen kaçak yapıların yıkımı devam ediyor. Öte yandan bölgede yeni kaçak inşaatlar da yükselmeye devam ediyor. Yayla, mera ve özel koruma statülerine sahip alanlara inşa edilenlerin ardından dere yataklarına da inşaat yapılmaya başlandı. Dünya Doğayı Koruma Vakfı WWF tarafından korunması gereken 200 ekolojik saha arasında gösterilen, yerli ve yabancı turistlerin akın ettiği Fırtına Vadisi'nde; dere yatağına otel, pansiyon ve restoran inşa edilmeye başlandığı ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine harekete geçen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kaçak yapılarla ilgili yasal işlem başlattı. Fırtına Vadisi'nde tespit edilen 21 kaçak yapı için yıkım kararı alındı.

ayder.JPG
ayder.jpg
ayder-001.jpg

GERGİN BAŞLADI

Dere yatağına inşa edilen 21 kaçak yapının yıkımı için ekipler polis, jandarma ve iş makineleriyle vadiye geldi. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı vadide kaçak yapı sahipleriyle görevliler arasında gerginlik sürüyor. Yapılarını yıktırmak istemeyen kaçak yapı sahipleri, vadide bekleyişini sürdürüyor.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN DİKKAT ÇEKMİŞTİ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rize'deki Ayder Yaylası için "Ayder'i kirlettik, rezil ettik" çıkışı ile gündeme gelen Doğu Karadeniz yaylalarındaki kaçak yapılar için İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da "Hiç kimse kusura bakmasın, kaçak yapılar yıkılacak" açıklamasını yapmıştı. Bu açıklamaların ardından bölge illerin valilikleri yapı yoğunluğu artan ve doğal güzellikleri bozulan yaylalar için harekete geçti, kaçak yapıların yıkımına başlandı. Bölgede, 31 Aralık 2017'den sonra inşa edildikleri için imar barışı kapsamı dışında kalan kaçak yapıların da yıkımının süreceği belirtilmişti.

DOĞU KARADENIZ YAYLALARINDA YIKIM BAŞLADI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rize'deki Ayder Yaylası için "Ayder’i kirlettik, rezil ettik" çıkışı ile gündeme gelen Doğu Karadeniz yaylalarındaki kaçak yapılara karşı Trabzon, Rize, Giresun ve Gümüşhane illerinin valilikleri harekete geçti. Yapı yoğunluğu artan ve doğal güzellikleri bozulan yaylaların kurtarılması amacıyla, Trabzon'da 1750, Giresun'da 1700, Rize'de 350, Gümüşhane'de ise 306 olmak üzere toplam 4 bin 106 kaçak yapı için yıkım kararı alındı.

firtina-vadisi-002.jpg

AYDER TURIZM GENEL MÜDÜRÜ: YIKIM KARARI YILLARDIR TARTIŞILIR
Trabzon Ayder Turizm Genel Müdürü Selami Haşimoğlu, Ayder Yaylası'ndaki yapıların yıkım kararı ile ilgili görüşlerini paylaştı.

Trabzon Ayder Turizm Genel Müdürü Selami Haşimoğlu Çamlıhemşin Belediye Meclisi'nin aldığı 158 binanın yıkım kararını değerlendirdiği açıklamasında, yıkım kararının yıllardır tartışıldığının altını çizdi. Haşimoğlu, Karadeniz'in gözdesi Ayder Yaylası'nın 1988 yılında 27. Turizm Bölgesi ilan edildikten soma kamu tarafından denetimli bir gelişim göstermediğine işaret etti. Ayder'in Turizm bölgesi ilan edildikten sonra, Orman Bakanlığı'nın Ayder'i milli park ilan etmesi aynı zamanda Çevre Bakanlığı'nın bölgeye imar planı yapmamasının bugünkü sorunları doğurduğuna değinen Selami Haşimoğlu, Ayder'de bölge halkının kendi imkânlarıyla ahşap ve taş uygulamalı bölge mimarisine uygun, imarsız bir yapılaşma geliştirdiğini vurguladı. Haşimoğlu, yetkililerin Ayder'de keşif yaparak bölgede yaşanan sıkıntıları doğru analiz edip ancak o şekilde doğru kararların alınabileceğinin altını çizdi. Haşimoğlu, "Tesis kapasitesinin arttuılma imkanı olması durumunda, bölgedeki bir çok yatırımcı imar planı dahilinde bölge turizminin gelişimi içiıı tesislerini yenilemek isteyecektir' dedi.

firtina-vadisi-001.jpeg

KARADENIZ’I PLANLAYAN TOPLUMCU BIR ALMAN MIMARI: BRUNO TAUT

Bruno Taut (1880 Königsberg, 24 Aralık / 1938 İstanbul). Naziler yönetime gelinceye dek çağdaş mimarlığa yol açıcı yapılar, yapıtlar gerçekleştirmiştir ülkesinde. Magdeburg kentinin baş mimarlığını yapar. Toplu konutun ilginç örneklerini verir.

Türkiye’ye ilk kez 1916’da gelir. İstanbul’da yapılacak Türk-Alman Dostluk Evi yarışmasına çağrılmıştır. Yarışmanın koşulu gereği, yapılacak yapının yerini görecektir.

Ülkesinde Naziler yönetime gelince, içtenlikle inanmış bir sosyalist olan Taut, “soluk alamaz” duruma düşer. O yıl (1933) Japon Mimarlar Birliğinin çağrısıyla, Moskova üzerinden Japonya’ya gider. Çok etkilendiği bu ülkede 3 yıl kalır.

1936 DA TÜRKIYE’ DEN ALDIĞI ÇAĞRIYA UYAR

Burada Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde öğretim görevi üstlenir. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığında danışman olur. Birbirinden başarılı okul yapıları yapar:

Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi (1936-38)

Atatürk Lisesi (1937-38)

Trabzon Lisesi (1937-38)

İzmir Cumhuriyet Kız Enstitüsü (1938).

Ayrıca,

İstanbul’da kendi evi (1938)

Atatürk’ün katafalkı (1938).

Taut’un bir çok önemli yayını vardır. Bizi ilgilendiren, Devlet Güzel Sanatlar Akademisince yayınlanan “Mimarlık Bilgisi” yapıtı 1938 de yayınlanır. Bu, Türkiye’de mimarlık üzerine yayınlanmış ilk deneme betiğidir. Benim de okuduğum ilk mimarlık yapıtıdır. Bu güne bile önemli iletileri vardır.

YAZDIKLARIYLA, YAPTIKLARIYLA BIR SOSYALISTTIR

Bruno Taut, “Mimarlık Bilgisi” yapıtının daha başında, “kostüm” giydirilen yapılardan, onlara bunları biçem (üslup) adına giydiren mimarlardan söz ediyordu. Bu günden mi söz ediyor diye düşünebilirsiniz. Hayır, daha 1938’de yazıyor bunları… Oysa bugün yapıları “maskeli balo” ya gidecekmiş gibi giydiriyorlar. Boya ile mimarlık yaptıklarını sanıyorlar.

“Mimarlık Bilgisi” mimarlık eğitimimin başında okuduğum ilk mimarlık betiğiydi.

Soruyordu Taut, mimarlıkta giysi ile biçeme (Üslup’a) ulaşılabilir miydi?

O mimarlığın, teknik- konstrüksiyon- işlev (fonksiyon) üçlüsüne dayandığını söyleyip, bütün bunları becerseniz bile sonucun mimarlık olmayabileceğini savunuyordu. Bunları mühendis de becerebilirdi. Eğer mimarlık bir sanat ise, böyle yavan kavramlara dayandırılması olanaklı olmamalıydı.

Şöyle yazıyordu:

“Mimarinin tekniğe, konstrüksiyona, veya fonksiyona bağlı bulunacak kadar bu üçbirliğe dayandığı hiçde kabul edilemez.”

Ekliyordu sonra,

“Gerçi normal surette bunların yardımile bir ev meydana gelirse de yalnız bu üç unsura istinad eden bir evin mutlaka bir mimari eseri olması icab etmez.”

Epey ilerdeki sayfalarda bu konuyu sürdürüyor:

“Teknik, konstrüksiyon ve fonksiyonu bir binada birbirile en güzel surette imtizaç (uyuşturmak) ettirmek mümkün bir şeydir ve bu hiç şüphe götürmez. Bu imtizaç ve ahenk güzel ise, artık hem teknik, hem konstrüksiyon ve de hem fonksiyon unutulur; artık mimari vardır, artık sanat vardır ve bu diğer iptidai şeylerden üstündür. O kadar üstündür ki onlara hükmetmesi ve onları sevk ve idare etmesi hakikaten mümkündür.”

Bruno Taut, gene “Mimarlık Bilgisi” yapıtında diyordu ki,

“…….insanlarda göz, kulak, burun ve saire dediğimiz duygu uzuvlarından başka hususi bir uzuv daha vardır ve bu uzuv kütlelerin ve nisbetlerin intizamına karşı uyanıktır, hem aktif yani harekete gelip izleyici, yaratıcı olarak uyanıktır. İşte buudlar, ölçüler ve taksimat karşısında duygulu bulunmamıza yarayan bu hususi uzuv sayesindedir ki bir yerin, bir odanın, bir salonun zeminini, duvarlarını ve tavanını hep birden ve birlik halinde kavrayabiliyoruz. Bu kavradığımız şeye Alman nazariyecileri mücerret (soyut) bir mefhum (kavram) olarak “Raum” yani “mahal” yahut “hacim” ismini vermişlerdir. Fakat bu kelime mücerret bir mahal yani boşlukta nazari bir hacim mefhumunu kasdeder, bir tecerrüt (soyutlama) tazammum (içermek) eder. Bu sebeple daima riyazicilerin düşünüşüne uyan bir tarifdir. Sanatçılara asla uygun gelemez. Sanatkarı alakadar eden mücerred şeyler olmayıp müşahhas (somut) olan, yani duygularımızla anlamaklığımız kabil bulunan şekildir. “Raum” yani mefhum hacim, sanatkar için mahiyetsiz bir hiçliktir. Biz sanatkarları alakadar eden şey bir odanın veya salonun mücerret bir hacim oluşu değildir. Biz, o oda veya salon ile ancak, onun içine bürünmüş olduğu şeylerin, duvarlarının, tavanının ve zemininin, birbirleriyle iyi bir tenasüb halinde bulunduğunu gördüğümüz zaman alakadar oluruz.”

Bana göre Taut, Raum’u anlatırken, mimarlığın en önemli özelliğinin, dışarıdan algıladığımız iki boyutlu yüzeyler, “cephe” ler değil, bizi içine alan üç boyutlu oylum olduğunu söylüyor.

Kendi yarattığı işlerin en önemli özellikleri de budur. Buna sizi daha yapının dışından hazırlar. Dil Tarih Coğrafya Fakültesine dışarıdan yaklaşırken, yapının cephesindeki çizgilerin yerdeki kaplamanın çizgilerinde de sürdüğünü algılarsınız. Düşeyde, hem de yatayda süren bu çizgiler sizi bir oylumun içine alırlar.

Bu kimilerine ters gelebilir. Oysa benim için ilk yıllardan beri uyarıcı oldu. Mimarlık elbette iki boyutla anlatılamaz bir olguydu.

Mimarlığın üç boyutlu yaratış olduğunu hiç unutmadım.

Bu gün, özellikle bilgisunar (internet) iki boyutlu gösterimle, mimara yarattığını göstermekte yetersiz kalıyor. Onun için bir çokları gibi ben de maketle çalışmayı yeğledim hep. Gider defterlerinden anladığımız gibi, Mimar Sinan da maketle çalışmış.

Bruno Taut’un inanışına göre mimarı mimar yapan ilk şey oran (proporsiyon) dır. “Teknik, konstrüksiyon, fonksiyon ise ancak proporsiyon sayesinde mimarinin birer sanat vasıtası haline geliyorlar.”

“Pro-portio latincedir. Gerçek anlamı da 'bir şey için taksim' dir.”

“Ne için?” diye soruyor Bruno Taut.

Sonra da yanıtlıyor:

“En iyi tasiri yapmak için.”

Bu söz İngilizce’de, Almanca’da, Fransızca’da da ayni zamanda ‘ölçülülük’ anlamında kullanılırmış.

“Mimaride ise bittabi güzel bir taksimat, ölçülerin imtizacı ve ahengi, yani ölçülülük manalarında kullanmak lazımdır.”

diyor Bruno Taut.

Aslında gene onun söylediği gibi, felsefe yapıp tüm yaşamda kullanılmasını bir yana bırakarak biz, mimarlığın somut ölçülerinde anlamalıyız bu sözcüğü.

Onun bir sözünü daha aktarmak istiyorum. Şöyle diyor:

“Bir proje ve inşaattaki her şey pratik ve teknik bakımdan gayet mükemmel olabilir. Harici görüş itibarile de pek iyi bulunabilir. Yani pek tenkidkar olmayanlar için kafidir. Fakat mimariyi bir proporsiyon sanatı olarak görenler için, onu insandaki pek hassas bir duyguyu tatmin etmekle mükellef telakki edenler, onu pek yüksek bir san’at, musiki, şiir ve bütün diğer san’atlar kadar yüksek bir san’at sayanlar için kafi değildir. Salim ve iyi bir eseri böyle bir san’at haline yükseltmek için ona bir şey daha ilave etmek icab eder.Bu şey tarifi güç bir şey olup ancak hissin tekasüf ve temerküz ettirilebilmesiyle meydana getirilebilir.”

Sonra gene ekliyor Bruno Taut:

“……mimardan binanın alelade sadeliğinden çok daha fazla şeyler beklenir. Yeni yapılacak binanın sade kullanılmaya yarar olmasını değil ayni zamanda daha iyi, daha güzel bir hayata imkan vermesini, isterler.”

Mimarın, feldefe yapmağa kalkışmadan, kendi alanı üzerinde düşünmesine Bruno Taut’dan bir –iki örnek vermek istedim. Belki, kimileri, anamalcılığın aldatmalarından kendilerini kurtarabilirler. Kendilerini, işlerini pazarlamayı bırakabilirler. Kendilerine, işlerine saygıyı yeniden kazanabilirler.

Bruno Taut yalnız yazdıklarıyla değil, yaptıklarıyla da diyor ki,

“Okuyun, görün, tartışın…Başkalarından önce kendinizle…”

Son olarak kimilerinin mimarlıktan bile saymayacağı, onurlu bir işinden söz etmek istiyorum: Mustafa Kemal Atatürk’ün katafalkından…

Önünden saygı geçişi yapılması için, Büyük Millet Meclisinin önünde bir tak kurulması istenir. Bunu tasarlaması için Bruno Taut’a baş vurulur. “Bu benim için onurdur.” diyerek kabul eder.

Yalın, alçak gönüllü, Mustafa Kemal’e yakışan, ülkenin koşulları içinde bir çözümdür katafalk. Yalnız mimarların değil, Mustafa Kemal’in yanında “hiç” sayılacak kişilerin de ders almaları gereken bir yapıt…

Bu yapıtla Bruno Taut da yıllar öncesinden seslenir gibidir:

Bu haber toplam 1186 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.