• BIST 93.419
  • Altın 243,842
  • Dolar 6,4985
  • Euro 7,3766
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 14 °C

Erdoğan'ın Zülfü Livaneli'ye borcu

Erdoğan'ın Zülfü Livaneli'ye borcu
Sabah yazarı Livaneli DSP'den aday yapılınca oylar bölündü ve Erdoğan aradan sıyrıldı ve bu sayede bugünkü konumuna geldi.
MURAT EMEN-EMEN&EMEN

Haftanın Ekonomik Görünümü (27 Eylül-03 Ekim 2009)
İSTANBUL- Geçtiğimiz haftanın gündeminde Livaneli'nin Unesco Başkanlığının Türkiye tarafından desteklenmemesi vardı. Zülfü Livaneli, UNESCO Başkanlığı konusunda Dışişleri Bakanlığı"nın, “Livaneli adaylık başvurusunda bulunmadı” açıklamasına cevap verdi ve UNESCO tartışmasının perde arkasını Vatan gazetesindeki köşesinde yazdı.



İşte o yazı...

Aslında UNESCO meselesini yazmak ve uzatmak niyetinde değildim. Sadece küçük bir açıklamayla işi geçiştirmek istemiştim ama olmadı. Dışişleri Bakanlığı"nın, “Livaneli adaylık başvurusunda bulunmadı” açıklaması, beni bu konuda bir cevap vermeye mecbur bıraktı. Çünkü herkesin bildiği gibi hükümetlerarası kuruluşlara şahsen aday olunmaz.

ANCAK HÜKÜMETLER ADAY GÖSTEREBİLİR
Türk hükümeti beni aday göstermeyi kabul edip sonra aradan çekilseydi bile seçilmemiz kesindi. Çünkü dünyadan büyük bir destek vardı. Ama dünya, Türk hükümetinin kendi yurttaşını aday yapmama inadını kıramadı. Mısır'la bu işin pazarlığı, Ekmeleddin İhsanoğlu"nun İslâm Konferansı Örgütü başkanı olarak görev süresinin uzatılması döneminde yapılmıştı. Türkiye bu uzatma karşılığında Mısır adayını UNESCO başkanlığında desteklemek için söz vermişti. Fakat Mısır adayı sonunda “kitap yakma” sözünü edince dünyada büyük bir reaksiyon oluştu.

Bizim hükümet Mısır"a, “Kusura bakmayın. Bu skandaldan sonra sizin adayınızın seçilmesini mümkün görmüyoruz ve kendi yurttaşımızı aday gösteriyoruz” diyebilirdi. Ama demediler ve Mısır"a sadakat göstermeye devam ettiler. Sonunda akılda hayalde olmayan Bulgaristan aradan çıkıverdi.

Bakın, uluslararası gelişmeleri çok iyi izleyen Yasemin Çongar bu konuda Taraf gazetesinde neler yazdı:
“Amerika, Avrupa ve Asya"dan birçok devlet, UNESCO"nun kitap yakmaktan söz edebilen bir adama teslim edilmesine direndi. Arap dünyası ise ümmet dayanışmasını, kültürel değerlere ve demokrasiye üstün saydı, başka bir aday çıkarmaya yanaşmadı. Obama yönetimi, Hüsnü"nün adı etrafındaki kenetlenmeyi kırmak için Arap başkentlerini tek tek yokladı; nafile. Sonra, "Bari Müslüman bir aday için uğraşalım" diye Türkiye"nin kapısını çaldılar; Zülfü Livaneli"nin adını zikrederek Ankara"ya UNESCO başkanlığına aday gösterip göstermeyeceğini sordular. Yine nafile. Ankara, "Livaneli çok iyi fikir ama Mısır"a karşı tavır alamayız" deyip çıktı işin içinden. ABD"ye cevabında, diplomatik teamüle uyma kararlılığını "centilmenlik" adına yücelten Türk Dışişleri, demokratik ilkelere sadakat göstermemesinin adını koyamasa da "Yahudi lobisine alet olamayız" kabilinden veciz kelimeler, bazı diplomatlarımızın ağzından dökülebildi.”

İşte meselenin aslı budur. Cumhurbaşkanlığı ve hükümet, meseleyi yanlış okudu.



ARAPLARA KARŞI, YAHUDİ LOBİSİ ADAY ÇIKARIYOR ZANNETTİ

Oysa sorun UNESCO ilkeleriyle, kitap yakarım diyen bir aday arasındaydı. Arap olmak bir engel teşkil etmiyordu.

Böyle fırsatlar her zaman ele geçmez. Uluslararası makamlar için büyük mücadeleler verilir ve karşınıza çok güçlü adaylar çıkar. Bu sefer talih Türkiye"nin yüzüne gülmüştü, zayıf ve tartışmalı adaylar vardı ama ne yazık ki Ankara durumu algılayamadı. Bana adaylık vizesi vermedi.

Dün, Dışişleri Bakanlığı"nda çok üst düzeylerde görev yapmış emekli bir büyükelçi aradı ve “Senden bakanlığım adına özür diliyorum” dedi.

Ben de “Gerek yok” cevabını verdim. “Ben hiç kimseyi suçlamıyorum. Sadece Türkiye adına kaçırılan bu büyük fırsat için üzülüyorum.”

Cumhurbaşkanlığı danışmanı ve Dışişleri Bakanı da beni arayarak üzüntülerini bildirdiler. Bu durumda bakanlığın açıklaması biraz tuhaf kaçıyor.”



LİVANELİ OLMASA ERDOĞAN SEÇİLEMEZDİ

Bana göre Erdoğan'ın Livaneli'ye geçmişten gelen bir borcu vardı. Hatırlarsanız, Erdoğan'ın seçildiği ilk İstanbul Belediye Seçimlerinde İlhan Kesici'nin seçilmesine garanti gözü ile bakılıyordu. Son anda Dinç Bilgin'in etkisiyle Sabah yazarı Livaneli DSP'den aday yapılınca oylar bölündü ve Erdoğan aradan sıyrıldı ve bu sayede de bugünkü konumuna kadar geldi.
Unesco meselesinde bu borcu ödeme imkanı doğmuştu. İşin latifesi ama güleriz ağlanacak halimize. Esasında bu mesele birkaç yazı ile bu kadarla geçiştirilmemeli ve üzerinde durulmalı. Niçin neden gibi soruların meclise bile taşınmasına gerek var.



G-20 GEREKTİĞİ KADAR UMUT VERMEDİ

Pittsburgh zirvesi cuma akşamı kapandı ama beklentileri karşılamadı. Bir işin olmasını istemiyorsan komisyona havale et demişler. Burada da G-8"in yerini G-20 aldı. İşler daha da zorlaştı. Dediklerine bakmayın herkes bildiğini okuyacak. Bankacıların bonusu konusunda bile AB kararlı olmasına rağmen ABD+UK ittifakını aşamadı. Krizden ders alındı mı?
İşler iyiye gidince herşey unutuluyor gibime geliyor.



Obama kapanışa ilişkin beyanatında “Ekonomiyi riske edecek rahatlığa izin vermeyeceğiz” diyerek, mali sektöre ilişkin “yeni sıkı regülasyonların “uygulanması konusunda hem fikir olunduğunu belirtti.
Sarkozy'nin dedikleride önemli. “Artık anglo Sakson ve AB dünyası olmadığını, gelişmekte olan ülkelere söz verilmesinin bu nedenle önemli olduğunu vurgulayarak, G-8'ler diğerlerinin ruhunu okşamış ve de şimdilik idare etmiş oluyorlar.

KRİZİN ASIL SUÇLULARI CEZASIZ KALDI
En önemlisi banka yöneticilerinin bonusları konusunda fikir birliğine varamamış olmaları. Böylece global krizin asıl suçlularının ve suçunun cezasız kalmış olduğu düşünülebilir. Cebini düşünen insanların hırslarının sürüklediği global krizi, sektörün etikleri ile bağdaştırmak mümkün değil. Meksika'dan kaçak gelen göçmene 750.000 dolar konut kredisi veren sistemi yaratanlar konusunda dünya, gereken itinayı gösterenlere karşı sessiz kalmış oluyor.



Böyle bir zirvenin kararları tavsiye olarak kalmaya mahkumdur. Nitekim öyle kalacak gözüküyor. Benim zirveden aklımda kalan Erdoğan'ın yerden eğilip yer belirleyen küçük Türk bayrağını alması. Bir de Sarkozy Bayan Bush'a kollarını açmış yaklaşırken Obama'nın “aklından bile geçirme“ diyen karikatür.



OBAMA"NIN GERİ ADIMI

Obama geçtiğimiz hafta doğu Avrupa için düşündüğü füze kalkanı projesinden vazgeçtiğini açıkladı. Bu konuda yorumlar ikiye ayrılıyor. Bir kısım şahinler ABD için İran ve Rusya karşısında gerileme olarak yorum yaparken, başta Rasmussen olmak üzere bir takım ılımlı politikacılar yerinde bir davranış olarak karşıladılar.
Nükleer silahlardan arınmış bir dünya yaratalım diyen Obama'ya bu konuda en büyük muhalefetin Pentagondan gelmesi bekleniyor.



Hillary Clinton'da Obama'nın planının ayrıntılarına pek girmiyor ama önerdiği yeni sistemin ''gerçek bir kalkan'' fırsatı sunduğunu savunarak, ''öncelikle projenin Bush yönetiminin öngördüğünden daha kapsamlı olacağını, daha hızlı yaşama geçirileceğini ve daha güçlü ve daha akıllı bir yaklaşım sergileneceğini'' söylüyor.
Erdoğan'da “Nükleer konusunda niye sadece İran konuşuluyor” diyerek Iran!a destek çıkıyor.



IMF-TÜRKİYE GÖRÜŞMELERİ

IMF Dış İlişkiler Direktörü Caroline Atkinson, Türkiye ile görüşmelerde yeni bir gelişme olmadığını bildirdi. Devam eden görüşmeler var ama söylebecek bir gelişme yok dedi. Hatırlanacağı gibi, Eski IMF Türkiye Temsilcisi Keller “Doğan grubuna vergi cezası IMF gündemine gelebilir” demişti.



Gözler İstanbul'da yapılacak IMF toplantılarında. IMF Başkanı Kahn 1 ekimde Bilgi Üniversitesi"nde bir konuşma yapacak.
Unutmadan belirtelim.
IMF – Türkiye ilişkilerinde IMF; 3 yapısal reform istiyor.
-Belediye
-Sağlık
-Vergi Reformu
Dolaylı vergilere dayalı kaynak sağlıklı değil diye düşünüyorlar. Türkiye'nin istihdam problemi var diyorlar. Kayıt dışı ekonomi ile mücadele de sorunlardan biri.



DEVLETİN DAHA AZ BORÇLANMASI LAZIM

Diğer taraftan Türk piyasaları sıkıntılı. Krizle birlikte sıkışan piyasalar, IMF'den gelecek kaynağı bekliyor. Büyük miktarda borçlanan Hazine'nin piyasadan rahat borçlanabilmesi reel sektörün işini zorlaştırıyor. Bankalar ellerindeki parayı devlete satabildikleri için rahatlar. Hazine itfasından fazla borçlanarak bankaların elindeki likiditeyi emiyor. Bu nedenle piyasalar IMF konusunda istekli ve beklentide.
Osman Arolat yazısında, Babacan'ın IMF konusunda ikilem içinde olduğunu belirtiyor.
Bir taraftan %2.3 faizle (piyasa faizi %7) IMF'den alınacak kredinin yüksek bütçe açığı nedeniyle piyasaları rahatlatmak için “ilaç niteliğinde” olduğunu belirten Babacan, IMF anlaşmasının eski günlerdeki gibi “uluslararası piyasalar açısından güvence olduğunu da itiraf ediyor. Bu olumlu yanlarına karşın IMF'nin sağlık harcamaları, belediye harcamaları ve vergi reformu olmak üzere üç yapısal reform talebinde bulunmasının seçimler yaklaşırken hükümetin oyun alanını daraltacağı gerekçesiyle IMF'nin istenmeyen yanını oluşturması Babacan'ın ikilemini teşkil ediyor.
Sorun anlaşılan memleketin yüksek menfaatleri ile AKP'nin yüksek menfaatleri arasında sıkışıyor.



BABACAN: IMF PARASINI İÇ PİYASAYA KULLANACAĞIZ

Diğer taraftan aynı Babacan “IMF kredisi ile iç piyasaya olan borçlarımızı ödeyeceğiz” diyor.
Babacan IMF ile olası bir anlaşmanın açıklanan orta vadeli programda öngörülmediğini belirterek, IMF'den alınacak paranın iç piyasa borçlarını ödemek için kullanılacağını söylüyor. İç piyasadan borçlanma ihtiyacı azalacak. IMF'den gelecek her 1 milyar dolar, iç piyasaya bırakılacak için 1.5 milyarlira demektir. Bu tüketim ve yatırım için kullanılabilecek kaynak demektir.”
Babacan, başka kaynaklardan bu kadar ucuz kredi bulmamız zor diyerek, yeşil ışığını, gönlünün IMF olduğunu da ifade ediyor. Babacan bu yaklaşımı ile reel sektörü rahatlattı diyebiliriz.
Bu iş İstanbul'da IMF toplantılarında çözülecek gibi. Haydi hayırlısı.

PİYASALAR

Geçtiğimiz hafta ABD'den gelen verilerin özellikle konut konusunda tatmim edici olmaması ve ülkelerin krizle mücadelede akıttıkları doları kısma cihetine gideceğine ilişkin haberler satışlı bir hafta oluşturdu. Bunun etkisiylede safe heaven olan dolar tekrar 1.50 seviyelerine çıktı.
Diğer taraftan G-20 zirvesinden fazla bir şey çıkmayınca bu da piyasalarda umutsuzluk rüzgarını estirdi.
Diğer taraftan Obama'nın sulh yaklaşımlarının uzun vade de piyasa etkilerinin görüleceğine inanıyorum.
Bugünlerde gecikmiş te olsam Prof. Alpaslan Işıklı'nın “Yeni Ortaçağ” kitabını okuyorum. Herkese de tavsiye ederim. Bu açıdan Obama'nın nükleer silahsızlanma konusunda (eğer silah lobisini ve Pentagon'u geçebilirse) umut vaat ettiğini söyleyebilirm. İran bugün batılılar için tehlike gibi görülse de ben çok ciddiye almıyorum.Hatta kitabı okudukça “Kükreyen Fare'de “olsa Yeni ortaçağ zihniyetine başkaldıran, ABD'ye kafatutan havasını da beğeniyorum.
G-8'lerin yerini G-20'nin almasını da destekliyorum. Bu da gelişmekte olan ülkelerin, yeni dünyanın zaferidir. Hatta batılıların teslimiyetidir.



DÜNYANIN YENİ YÜZÜ GÖRÜNÜYOR

Sarkozy'nin sözleri “Artık Anglo-Sakson ve AB hakimiyeti yok” demesi de bir itiraftır. Çin'in IMF içindeki oy hakkının teslim edilmeside bir aşamadır.
Bundan sonra dünya olaylarına bu gözle bakmak ve değişen dünyanın yeni yüzünü görmek gerekiyor. Hatta Erdoğan'ın “Niye sadece İran konuşuluyor” demesi bile bir kazançtır diye düşünüyorum.
Türkiye önümüzdeki hafta başlayacak büyük bir toplantıya ev sahipliği yapacak. Finans dünyasının kalbi burada atacak. Birbirinden değerli konuklar ve düzenlenecek seminer ve toplantılarda dünyanın yeni konumu, G-20'ler ve zirve konuları tekrar gündeme getirilecek.
Temennimiz ülkemiz için önemli olan IMF anlaşmasını da bu arada halledelim.
Esen kalın.

(DİKKAT: Haftalık ekonomik yorum Emen&Emen tarafından turkiyeturizm.com için hazırlanmaktadır.  İzinsiz kopyalanıp kullanılamaz.  Aksi takdirde Basın Yasası ve Telif Hakları Yasası'na göre yasal işlem yapılacaktır)
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.