• BIST 109.660
  • Altın 156,361
  • Dolar 3,8644
  • Euro 4,5615
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 1 °C

Erdoğan'dan Doğan'a iddialar

Erdoğan'dan Doğan'a iddialar
Erdoğan: Aydın Doğan iftiralara yataklık ediyorsun. Bir hafta süre. Saldırganlığın, telaşın nedeni CNN'in yayın hakkı mı? Açıklayacaksınız
İSTANBUL - AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Basın özgürlüğü size yalan yazma, insanların şeref ve haysiyetleriyle oynama hakkı vermez. Yazacaksanız, doğrusunu yazın. Yalan yazmaya, insanları asılsız iftiralarla karalamaya hakkınız yok. Bunun adı basın özgürlüğü değildir, olamaz" dedi.
Erdoğan, AK Parti Bayrampaşa İlçe Teşkilatı'nın Bayrampaşa Spor Kompleksi'nde düzenlenen 3. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada, dün Göngören'de yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak, şunları kaydetti:
"Tabii, sayın Aydın Doğan çok rahatsız oldu. Akşam da yazılı bir cevap vermiş. Tabii, bu yazılı cevabın cevapsız kalması mümkün değil. Çünkü bu hamur daha çok su kaldırır. Sayın Doğan, verdiği yazılı cevapta ağını kurtarmaya gayret etti. Benim dünkü açıklamayı biraz daha açmam gerekecek. Öyle görünüyor. Tabii Aydın Doğan'ın Genel Yayın Yönetmeni ve kendisi bir cevap verme yarışına girmişler. Yönetmen diyor ki 'İnsani duyguları sömürenleri yazmayalım mı?' 'Yazma' diyen mi var? Yaz da, doğruları yaz; yalan ve iftira yazma...
Daha düne kadar Baykal ile paslaşma halinde, toplanan yardım paralarının Başbakan Tayyip Erdoğan'a elden verdiğini veya verildiğini gösteren makbuz belgesi diyordunuz, bunu Sayın Baykal da diyordu, kendileri de diyordu, hatırlayınız. Peki ne oldu belgeye? Kayıp mı oldu? Yoksa bir gecede değişi mi verdi? Nerede o sözünü ettiğin tutanak? Ben 'Hadi çıkın ispatlayın' deyince, ş imdi yarım ağız 'Başbakan'a elden değil, başbakanlığa verildiğini' söylüyorsunuz. Bu iki şey aynı şey mi peki? Madem öyle, baştan doğrusunu yazsaydınız ya. Doğrusunu beni konuşturduktan sonra mı öğrendiniz de şimdi yazıyorsunuz?"

AYDIN DOĞAN'A SORULAR
Aydın Doğan'ın dün yaptığı yazılı açıklamaya değinen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
"Sayın Aydın Doğan, dün hala 'İddia sahibi ben değilim. Sanıklardan biri toplanan paraların Başbakan'a verilmek üzere birisi tarafından alındığını söylüyor. Benim medyam sadece mahkeme safahati hakkında bilgi veriyor' diyor. Peki soruyorum. Hukukta 'yataklık etme' diye bir olay var sayın Doğan. Şu anda böyle bir iftiraya yataklık ettiğinin farkında mısın? Önce bunu da bir öğreneceksin, soracaksın. Hani sen Türkiye'nin bir numaralı medya grubusun ya, sor bakalım, Başbakanlığın basın baş müşaviri var... 'Böyle bir şey duyduk doğru mudur?' diye, buradan bir teyit etsene. Niye teyit etmiyorsun?
Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanına bir kara leke atmanın ne denli çirkin olabileceğini hiç aklının ucundan geçirmiyor musun? Yoksa eski komünistlerin yaptığı gibi 'İftira at, tutmasa da iz bırakır' mantığıyla mı hareket ediyorsun? Mantığın bu mu? Sanığın sözünü ettiği, dosyasına konan tutanak nerede? Onu neden yayımlamıyorsunuz?
Bak, ben sana tutanağı anlatayım. Ne yazıyor iyi dinle. Bunu da öğren... Tutanak dediğiniz, ama yayınlayamadığınız şey, üzerinde imza ve rakam olmayan bir makbuz. 'Taslağı, başbakanlık üzerinden tsunami bölgesine göndermek üzere teslim aldım' diyor. Benim adım da unvanım da yok. Rakam ve imza bile yok. Yani başbakanlığın açtığı yardım hesabına herhangi bir paranın yatırıldığını da kanıtlamıyor bu makbuz dediğiniz şey, tutanak dediğiniz şey. Mahkeme safahati hakkında böyle mi bilgi veriyorsunuz?"
Başbakan Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:
"Bak, bugün yayın yönetmenin başbakanlık diye yazıp duruyor. Sense hala 'Başbakan'a verilmiş' diyorsun. Eski yalan üzerinden devam ediyorsun. Biz hangisine inanalım şimdi? Hanginiz yalan, hanginiz doğru söylüyor? Şimdi ben bunun neresini düzelteyim?
Önce iftiralarla insanların şeref ve haysiyetine saldıracaksınız, sonra da 'Ne var canım bunda niye kızıyorsunuz' diyeceksiniz. Bu kadar ucuz mu bu iş ya? Kusura bakmayın, bu kadar ucuz değil.
Basın özgürlüğü size yalan yazma, insanların şeref ve haysiyetleriyle oynama hakkı vermez. Yazacaksanız, doğrusunu yazın. Yalan yazmaya, insanları asılsız iftiralarla karalamaya hakkınız yok. Bunun adı basın özgürlüğü değildir, olamaz. Aydın Doğan, 'Ben Deniz Baykal'ın ve NTV'nin yalancısıyım' diyor. 'Bana değil, ona söyle' diyor. İyi de, Baykal'a sorunca o da 'Ben Aydın Doğan'ın gazetelerinin yalancısıyım' diyor. Böyle şey olur mu? Hani, şıracının şahidi bozacı... Oyun mu oynuyoruz ya? Böyle tezgah olur mu? Tayyip Erdoğan, hiçbir zaman yanlışın, yanlış yapanın yanında olmamıştır, olmayacaktır. Yanlış yapan elbette cezasını çekmeli. Kimsenin yanına yaptığı yanlış kar kalmamalıdır. Ama hala bilmiyorsanız benden duymuş olun."
Konuşmasında suçluyla masumun birbirinden ayırt edileceği yerin gazete sayfaları olmadığına da ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:
"Suçluyla masumun birbirinden ayırt edileceği yer gazete sayfaları değildir, mahkeme salonlarıdır. Siz ne hakimsiniz ne de savcı. Kimin suçlu, kimin masum olduğuna, hangi iddianın doğru, hangisinin iftira olduğuna siz mi karar vereceksiniz? İnsanları önce suçlu ilan edeceksiniz, sonra kendilerini aklamalarını isteyeceksiniz. Buna hakkınız yok. O işi mahkemelere bırakın. Zaten devam eden, karar aşamasına gelen bir dava var. Gerçekler orada ortaya çıkacak. Adalet tecelli edecektir. Sizin bu telaşınız niye? Bu saldırganlığınızın altında ne var? Siz asıl onu söyleyin. Bunu bir açıklayın. Bunun altında bir şey muhakkak var. Açıklamadığınız bir şey var. Bunu ben biliyorum da siz açıklayın. Açıklayın bunu... Bir hafta süre. Önümüzdeki hafta cumartesi-pazar kongreleri için gene İstanbul'dayım açıkladın açıkladın, açıklamadın ben açıklayaca ğım. Onu da açıklayacağım. Çünkü nedenini biliyorum."

"RTÜK'TE HANGİ İŞİNİZ VAR?''
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"RTÜK'te hangi işiniz var? Bir menfaat davanız mı var? Yok mu? Bunu açıkla. Açıklamadığın takdirde açıklayacağım. Birkaç gün daha, gö rülmekte olan bir davanın sonuçlanmasını bekleyemeyecek kadar niye aceleniz var? RTÜK Başkanını peşinen suçlu ilan etmenizin çıkar hesaplarınızla alakası var mı, yok mu? Açıkla... CNN'in karasal yayın talebiyle ilgisi var mı, yok mu? Açıkla... Gerçekleri yazacaksanız. Siz önce bunları yazın. Yazmadınız, ben açıklayacağım.
'Biz sadece iddiaları yazdık' diyorsunuz. İnsaf... Yazdıklarınızı n daha mürekkebi kurumadı. Tek taraflı iddiaları böyle kesin doğru olarak ilan ediyorsanız, yarın mahkeme kararıyla kesinleşenleri acaba nasıl vereceksiniz?
Siz değil misin, önce 'Alman mahkemesine Tayyip Erdoğan baskı yaptı' diye yazıp, sonra da 'Pardon, doğru değilmiş' diye yazan. Bak bu iftiranın dayandırıldığı belgeyi de arkadaşlarım buldu. Delil olarak sanığın dosyasına konan belgede Alman yetkili diyor ki 'Biz Türk hükümetinden tutuklu bir Alman vatandaşı için talepte bulunmaya gittik. Onlar da bize yargının bağımsız olduğ unu anlatıp Almanya'da tutuklu Türklerin durumunu hatırlattı. Siyasi baskı söz konusu olmadı' diyorlar. Bunu Alman söylüyor. Size ne oluyor? Madem yazacaksın. Al sana, 'delil' diye dosyaya eklenen belge... Bunun kupürünü neden gazetene koymuyorsun? Milleti aldatma yoluna niçin gidiyorsun? Böyle mi gazetecilik yapıyorsun sen? Böyle mi gerçekleri haber yapıyorsun? Bu mudur ikide bir arkasına saklandığınız basın özgürlüğü? Nasıl olsa köşe yazarlarınız bu konuda gayet iyi avukatlığınızı yapıyorlar. Doğru da olsa, doğru da olmasa gayet güzel avukatlığınızı yapıyorlar.
Onlar patronlarını savunmakta bayağı mahirler. Onlara da diyorum 'öncelikle gelin de patronunuzun bu yanlışlarını sahiplenmeyi bırakın da gerçekleri yazın, gerçekleri...' Gerçekleri yazın. Aydın Doğan da tutmuş bana yazılı cevap vermiş. Her seferinde aynı şeyi söylüyor. Özgür basını susturmak istiyormuşuz. Böyle cevap mı olur Allah aşkına? Cevap vereceksen çıkar gazetelerinin yazdığı iftiraların doğru olduğunu ispatlarsın. Kusura bakma, kimseye de bu yazdıklarını yutturamazsın."

HİLTON OTELİ ARAZİSİ
Başbakan Erdoğan, Aydın Doğan'ın açıklamasında "Hilton ile ilgili konuyu ben belediyenin sorunu olarak biliyordum" dediğini ifade ederek, şöyle konuştu:
"Doğru. Konu belediyenin sorunu. Peki belediyenin sorunuysa, bu sorunu bana niye getirdin? Niye bunu benle konuştun? Niye benden bu konuda yardım istedin? Şimdi teferruatını açıklayacağım. Herhalde benim milletim kimin doğru söyleyeceğini çok iyi bilir. Sayın Doğan, Hilton'un önündeki devasa boş alanı, yeşil alanı benden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıma bu noktada talimat vermek suretiyle rezidans yapmak üzere benden ricada bulundu.
Dedim ki, 'mümkün değil, olmaz.' Benden sonra büyükşehir belediye başkanımla da gitti, görüşme yaptı. Herhalde bir yemek de yediniz değil mi? Evet, bir yemek de yediler. Evet, yanların da bir üçüncü şahıs daha vardı. O da Şişli Belediye Başkanı. Sayın Aydın Doğan, herhalde bu söylediklerim yalan değil? Çünkü ben gerçekleri söylüyorum. Kovaladığın iş hakkın değil. Hakkın olmayan bir şeyi... Gazetelerin 'çevreci çevreci' dolaşıyor ya, işte ben de diyorum ki 'çevreci Doğan.' Sevsinler seni...
Hilton'un önündeki o devasa yeşil alanı rezidans yapmak üzere Şi şli Belediyesi'nden herhalde işini halletmişti, değil mi? Ama büyükşehirden 5 binlikler noktasında işini halledemedi. Dün akşamki o yazılı cevaplardan sonra bugün bunu açıklamamız gerekiyordu. Çünkü Hilton olayı da o kadar basit bir olay değil. Kullandığı ifade şu; 'Ben boşuna mı bu kadar parayı Hilton'a verdim' dedi. 'Orayı rezidans yapmayı düşünerek bu parayı verdim' dedi. Aynen bana kullandığı ifade bu. Bunlar köşeyi böyle döndüler. Bu ülkede vurgunları böyle vurdular. Şimdi bugüne kadar bunları iyi yürütüyorlardı. Bizden bunları temin edemedikleri için şimdi rahatsızlar. Sıkıntı buradan geliyor.
Önce köşeye sıkıştıracaklar. Gazetelerinin taktiği de, tekniği de budur. Köşeye sıkıştırırlar, köşeye sıkıştırdıktan sonra biter. Her yerde bunu yapıyorlar. Yaptıkları bu. Bizden bunu alamadıkları için o zaman da çılgına dönüyorlar. Tabii ki, bizim bu tür meşru olmayan şeylere 'evet' dememiz mümkün değil. Ve Hilton Oteli'nin imar değişikliği noktasında bizzat kendileri geldiler benden bu konuda destek istediler ama bu desteği vermedim. Tabii, sadece konu bu değil, onu söyleyeyim. Dedim ya, bu hamur daha çok su kaldırır. Biraz sabırlı olacaksınız. Bizi izlemeye devam edeceksiniz ve bundan sonra sayın Doğan Grubu yazdıkça ben de açıklayacağım. Çünkü bu hamur su kaldıracak. Daha çok vaktimiz var. O yazacak biz açıklayacağız ve bunların bütün o kara kaplı defterleri ortaya çıkacak. Bunu bilmeniz lazım ve bu konularda attıkları adımlar, yaptıkları ve biz eleştirilirken hakları... Ama biz onları eleştirirken... Niye kızıyorsunuz, bir dakika ya... Sen eleştirirken, hakaret ederken senin hakkın da, senin bu hakaretlerine, bu eleştirilerine siyasetçi olarak en önemli sermayesi konuşmak olan bizler susacağız öyle mi? Kusura bakma, attığın her hakaretin, her iftiranın cevabını alacaksın. AK Parti budur."
Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Şimdi önümüzdeki hafta içerisinde sayın Baykal ve sözcülerinin de kampanyalarına karşı, grup başkan vekili arkadaşlarımın belgelerle, bilgilerle cevaplarını duyacaksınız. Şu ana kadar 'eteklerinde ne var, ne yok hepsi dökülsün' diye bekledik. Şimdi bunlara gerekli cevapları arkadaşlarım da vermeye başlayacaklar. Bunları da duyacaksınız. Çünkü AK Parti 3 Y ile mücadelenin adresidir. Yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk... Bu mücadeleyi vererek iktidara geldik. Bundan sonra da vererek, inşallah bu iktidar yolculuğumuza devam edeceğiz.
Tabii, benim burada bir şeyi ifade etmem lazım: Diyorum ki Doğan Grubu'na, eğer 'demokrasi' diyorsanız, o zaman sana son bir katkım olsun. Sana yanlış söylemişler. Bunu da iyi öğren. Demokrasilerde konuşma hakkı, eleştirme hakkı sana da, senin gazetelerine de mahsus değildir. Gazete sahibi olmak, hiçbir zaman bir gazete patronunu veya köşe yazarını layüsel (sorumsuz) yapmaz. Siyasetçiler için de bu geçerlidir. Başbakanların da konuşma hakkı vardır ama eleştirilme durumu da vardır. Öyle tek taraflı özgürlük olmaz. Eleştirmek istiyorsan, eleştirilmeyi de göze alacaksın. Ne kadar tahammüllü olduğunu, cevap hakkına ne kadar saygılı olduğunu zaten yaptığın açıklamalarla, yaptırdığın yayınlarla ortaya koyuyorsun. Çünkü senin maaşlı köşe yazarların var, silahşörlerin var. Benim o kadar köşe yazarım, silahşörüm yok. Senin bu noktada maaşlı, paralı silahşörün bol. Milletim bunu görüyor. Sen en iyisi bir defa bu eleştirilere tahammül konusuna pek girme. Önce git, kendi dersine iyi çalış. O da bir yayıncının ilk öğrenmesi gereken cevap hakkına saygı meselesidir. Bunu öğrendiğin zaman seninle bu meseleyi bir daha konuşuruz ama cumartesi ve pazarlar hariç. Oradan bu işi takip edeceğiz ve bu bahse, temenni ederim ki, kaldığımız yerden devam etmeyelim. Hafta içerisinde bu konuda doğrular yazılsın, çizilsin bize de cumartesi ve pazara böyle bir şey kalmasın. Ama devamı halinde cumartesi ve pazar yine İstanbul ilçe kongrelerindeyiz. Orada gerekli olan cevaplar verilmeye devam edecektir."
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Sarıeroğlu:Turizmde istihdam %50 artırılacak11 Aralık 2017 Pazartesi 13:00
  • Goldman Sachs, büyüme tahminini %7'ye çıkardı11 Aralık 2017 Pazartesi 12:00
  • Türk rehberlerin Çince telaşı07 Aralık 2017 Perşembe 13:00
  • Son dakika: Ilgaz Dağı kayıyor!06 Aralık 2017 Çarşamba 12:30
  • Seyahat eden sayısı ilk kez 300 milyonu aştı06 Aralık 2017 Çarşamba 11:00
  • Antalya turizmi, toparlandı 05 Aralık 2017 Salı 15:30
  • Gap Bölgesi Turizm Odaklı Tanıtımı03 Aralık 2017 Pazar 14:00
  • Artvin, iki milyondan fazla turisti ağırladı02 Aralık 2017 Cumartesi 15:00
  • Bakan Kurtulmuş, Mevlana Müzesi’nde02 Aralık 2017 Cumartesi 12:00
  • Antalya, İstanbul ve Edirne turist çekiyor01 Aralık 2017 Cuma 07:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.