• BIST 105.026
  • Altın 162,753
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 4 °C

Efsaneler ülkesi Dağıstan

Efsaneler ülkesi Dağıstan
Dağıstan’daki gerilim Rusya’yı acil kalıcı çözüm arayışına itiyor. Soçi Kış Olimpiyat Oyunları yaklaşırken Rusya beklenmedik bir sürprizle karşılaşabilir

Yrd. Doç. Dr. A. Reha Yılmaz- Dağıstan İzlenimleri
DAĞISTAN-
  Dağıstan Kafkasya’nın kuzey-güney geçişini sağlayan iki doğal geçitten en yoğun olanına sahiptir. Doğal olarak ülke bu jeostratejik konumu nedeniyle hep ilgi odağı olmuştur. Bu yoğun ilgi bölgeyi Dünya Siyasi Tarihinin en hareketli noktalarından biri haline getirmiştir. İnsanlık tarihi boyunca bir çok büyük gücün bölgeyle ilgilendiği ve bölge için büyük mücadele verildiği görülmektedir. Kaldı ki ülke, gerek efsaneleri gerekse toplumsal yaşam tarzı, kültürel yapısı, halklar arası ilişkileri, dil ve etnik yapısıyla bugün de dünya toplumunun ilgilisini çekmeyi başarmıştır.

ÜLKEYİ SARAN TERÖR SARMALININ SEBEPLERİNİ ARADIM
Sovyet sonrası dönemde Rusya toprakları içinde federe bir devlet olarak varlığını sürdüren Dağıstan, son dönemde terör olaylarıyla medyanın gündemini oldukça fazla meşgul etmiştir. Çarlık Rusyasının Şeyh Şamil önderliğindeki Gazavat hareketini siyaseten yenerek bölge hakimiyetini sağladığı dönemden bugüne halklar arasında bir birlikte yaşama kültürü oluşsa da bugün bu toplumsal yapının şiddetli şekilde sarsıldığı görülmektedir. Rusya’nın bölgeye ciddi oranda asker sevketmesiyle son dönemde bir savaşın çıkması ve bölgede yüzyıllara varan dostluk ve huzur ortamının bozulma olasılığı iyice artmış durumdadır.

Bölgenin bu derece karıştığı Haziran ayı içerisinde Dağıstanlı dostlarımın davetiyle kendimi bölgede buluverdim. Aradan çok uzun bir süre geçmesine rağmen Dağıstan’ın bendeki izleri hala çok taze kalabilmişti. Haziran ayında bölgeye yaptığım gezide ülkeyi saran terör sarmalının sebeplerini bulmaya çalıştım. Bu çerçevede öncelikle çevreyi gözlemledim. Sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal yapıyı, gerek basın gerekse bu kesimlerin temsilcileriyle yaptığım görüşmelerle sorunun temellerine inmeyi ve çatışma yönetimi adına neler yapılabiliri bulmaya çalıştım.

DAĞISTAN’A GİDECEĞİME İNANAMAMIŞTIM.
1995’te Dağıstan’a ilk gittiğimde bavul ticareti yapanların paketlerinden yer bulamadığım için bir çok defa uçağa binemeyerek geri dönmüştüm. En sonunda uçağa büyük uğraşlar sonucu bindiğimde uçak havalana kadar Dağıstan’a gideceğime inanamamıştım. Bu yolculuğumda ise online bilet alabilmenin zevkini yakından hissettim. Ayrıca vize için sabahın erken saatlerinden itibaren Rusya konsolosluğu önünde kuyruk beklememekte ayrı bir zevkti doğrusu. Ben bunu Türk vatandaşı olmanın ayrıcalığı olarak değerlendiriyorum.

SOVYET ÜNİFORMASI GİYEN GÜMRÜK MEMURLARININ TAVIRLARI
1995’te uçağımızın etrafındaki köpekli askerleri, 50 metre için inanılmaz pis bir otobüse bindirilişimizi, bir uçak dolusu adamı bir odaya tıkıp, üstümüzden kocaman bir asma kilitle kilitlemelerini ve bendeki çağrışımlarını hiç unutamam. Özellikle hala Sovyet üniforması giyen gümrük memurlarının insanı dövecekmiş gibi tavırları, Türkiye’den bir iki parça eşya getiren kadınlara karşı kötü muamelede bulunmaları, inanılmaz derecede çok ve karışık bürokratik işlemler. Medeniyetin göstergesi olduğu iddia edilen tuvaletleri ise anlatamayacağım. Sadece bindiğimiz otobüsün kirli camındaki “Beni Yıka!” yazısı o korkunç yolculuğun tek sevimli yönüydü.

Bu seferki yolculuğumda ise bavul ticaretinin disipline edildiğini, 20 kilo üzerinin fahiş fiyatla cezalandırıldığını, onun için uçağa rahat rahat bindiğimi, uçakta yükten kalan yere değil biletimdeki yere oturmanın zevkini çıkarttığımı söylemek isterim. Ayrıca diğer olumsuzlukların ortadan kalktığını, gümrük memurlarının az da olsa İngilizceleri ile yardım olmak için seferber olduklarını, işlem karmaşasının ve bürokratik engellerin yerini tek bir forma indirgenmesi içimdeki bürokrasi korkusunu sildi attı. Bunun Dağıstan için gerçek bir devrim olduğunu söyleyebilirim.

RUSYA’NIN BÖLGEYE CİDDİ YATIRIM YAPTIĞINI GÖRDÜM
1995’te havaalanından ayrıldığımda çürümeye terk edilmiş bir memleketle karşılaşmıştım. Yıkılmış viraneye dönmüş evler, çürümüş küflenmiş bir alt yapı, terkedilmiş, yağmalanmış fabrikalar, ümitsizliğe düşmüş halkın umursamazlığından nasibini almış bozuk yollar beni karşılamıştı. Özellikle her on kilometrede bir kurulmuş ve her seferinde rüşvet koparmak için adamın can damarına basan polisler ise cabası idi. Bu sefer ise şaşkınlığımı gizleyemedim. Zira, gecenin geç saatleri olsa da ışıl ışıl vitrinleri parlayan o kadar çok ticari merkez gördüm ki, bu bende ülkenin güvenlik açısından ne kadar ileri gittiğini düşündürdü. Zira, daha önceden saat sekizden sonra açık dükkan bulmak hele hele vitrinleri ışıl ışıl yanan bir dükkan mümkün değildi. Yolların iyi bir bakımdan geçtiğini yer yer genişletme çalışmalarının devam ettiğini görünce Rusya’nın bölgeye ciddi yatırım yaptığını düşünmeden edemiyor hemen anlaşılıyor.

Özelliklede büyük şehirlerin girişindekiler hariç polis kontrol noktalarının kaldırılması terörle başı ciddi belada olan bir bölge için cidden tezat oluşturuyordu. Ancak neredeyse her gün bir polisin öldürüldüğü ülkede polislerin hedef olmaktan çıkartılması için bunun kaçınılmaz olduğunu görüyorsunuz. Polislerin olmadığı 95’lerin sakin yollarının yerini, ciddi bir ticari taşımacılığın yapıldığı işlek, yoğun yollar almış. Buda ciddi bir ekonomik sirkülasyonun olduğunu gösteriyor.

MAHAÇKALE DAĞISTAN’IN NABZINI TUTAN BAŞKENTİ
Mahaçkale Dağıstan’ın başkenti, en büyük şehri, bir milyona varan nüfusuyla en hareketli merkezi. Dağıstan’da yaşayan 36 ayrı milletin buluştuğu bir platform. Dağıstan’ın tüm sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal hareketliliğine önderlik yapan şehir. 1995’lerden bugüne değişmeyen tek özelliği Dağıstan çölünün hayat vadeden tek vahası. Burada Dağıstan’ın nabzını kolaylıkla tutmak mümkün. Şehir her yönüyle hareketlilik sergiliyor. Sosyal programlar, kültürel etkinlikler, ekonomik faaliyetler Dağıstan halklarını bir noktada birleştirebilmenin gayretini taşıyor.

Mahaçkale sokakları Anji futbol takımının dünyaca tanınmış yıldızlarının afişleriyle süslense de, bu halkın üzerindeki kötümserlik ve gelecek endişesini giderebilmiş değil. Özellikle son dönemdeki patlamaların etkisiyle belirli saatler dışında halk sokakları tercih etmemeleri dikkatten kaçmıyor. Belli saatten sonra sokakları yüksek sesli dini ve batılı müzik parçaları eşliğinde isyankar gençlik kaplıyor.

FARKLI DİL, FARKLI ETNİK YAPILAR, FARKLI GİYİM TARZLARI
Şehrin ekonomik profilini görmek için pazarlara ve alış merkezlerine gidiyorum. Şehrin farklı noktalarında kurulan pazarlar 1995’tekilerle kıyaslanmayacak kadar çok ve hacim olarak geniş. Global ekonominin aktörleri, araçları çoktan bu pazarlarda yerlerini almış durumda. Ayrıca komşu ülkelerden gelen tacirlerin bu pazarları tercih etmesi de oldukça ilginç. Şehirde bir koşuşturmacadır devam ediyor. Farklı dil, farklı etnik yapılar, farklı giyim tarzları şehre çok kültürlü bir mozağin hakim olduğunu gösteriyor.

Şehirdeki üniversiteleri geziyorum. 1995’lerdeki eski, yıkılmaya yüz tutan, eğitimin sadece rüşvet üzerinden yürütüldüğü üniversitelerinin yerini yenilenmiş, modern yapıya kavuşmuş ve gençleşmiş kadrolarla yeni ve yenilikçi bir vizyon çiziyor. Üniversitelerdeki öğrenci profili halinden memnun görünse de eğitimde rüşvetin daha acımasız şekilde devam ettiği yakınmalarını hemen duymanız mümkün.

Sosyal hayat son derece canlı. Şehrin bir çok yerine saçılmış reklam panolarında vizyona yeni girmiş filmlerin afişlerini görmek mümkün. Şehrin bir çok yerinde modern kafe, klüp ve restaronlar sosyal hayatın canlılığının birer göstergesi.

Dağıstan’a genel bir gözlemle bakıldığında ülkede önemli bir sorun yokmuş gibi görünüyor. Ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında normal bir seyir izlendiği söylenebilir. Ancak terör olayları ve basındaki gerilimin çatışmaya dönüşme beklentisi, bu görüntünün aslında aldatıcı olduğunu kulağıma fısıldıyor. Bu durumda genel bir gözlemden sıyrılıp derinliğine bir analizin gerekliliğini görüyorum.

DAĞISTAN İZLENİMLERİ - II

Dağıstan’ın başkentteki genel izlenimlerimi önceki yazımda ele almış ve göreceli bir sakinliğin şehre hakim olduğunu dile getirmiştim. Ancak ardından Dağıstan’ın çeşitli şehirlerinde meydana gelen patlamalar ve Dağıstan güvenlik güçlerine karşı saldırılar, ayrıca Rusya’nın iki bin civarında askeri Dağıstan’a sevk etmesi beni daha derin bir araştırmaya itti.

DERBENT ŞEHİRLERİNİ ZİYARET EDEREK GÜNEYE İNDİM
Mahaçkale’den ayrılarak ülkenin taşradaki bölgelerine gittim. İzberbaş, Kayakent, Ogni ve nihayet Türk-İslam Medeniyeti açısından da önemli bir yere sahip olan Derbent şehirlerini ziyaret ederek güneye indim. Ve Dağıstan gerçeklerinin kırsal kesimde daha iyi anlaşılacağını gördüm. Zira bu bölgelerdeki halk yaşadıkları güvenlik endişelerini ekonomik kazançları ile öteleyebilecek durumda değillerdi. Bu bölgelerde maddi sıkıntılar ve hayat koşullarının zorlukları kendini çok net gösteriyor. Konuştuğum insanların gözündeki sıcak bakış ve misafirperver yaklaşım, Dağıstan’ın sorunlarını konuşmaya başladığımızda yerini bir endişeye ve karamsarlığa bırakması bunu açık olarak ortaya koyuyor.

RUSYA VAHABİLİĞİN BÖLGEYE GİRİŞİNE ZEMİN HAZIRLADI
Dağıstan neden bu hale geldi? Benim 15 yıl önce bıraktığım ülkenin yanı başında Çeçenistan Savaşı yaşanmış olmasına rağmen halktaki geleceğe ilişkin olumlu beklentinin yerini neden bu endişe ve karamsarlık kapladı? Cevaplanması zor sorular. Sanırım bunun cevabı için geçmişe doğru kısa bir gezinti yerinde olacak. Aslında sorun 1996’da Hasavyurt’ta Rusya ve Çeçenistan arasında imzalanan barış anlaşmasından sonraki süreçte başladı. Zira bu süreçle birlikte Rusya verdiği sözleri tutmadı ve bölge halkını yıldırmaya ve kendine muhtaç duruma düşürmek için gizli operasyonlara başladı. Ve Vahabiliğin bölgeye girişine zemin hazırladı. Vahabiliğin bölgeye girişi ile birlikte bölge halkı önce gerilime sonrada bir iç çatışmaya çekildi ve bir daha bir araya gelmesi mümkün olmadı.

Bu dönemden sonra Çeçenistan özelinde başlayan adam kaçırma, devlet binalarına saldırı, devlet görevlilerinin öldürülmesi ve en önemlisi de toplumun önde gelen liderlerinin öldürülmesi halklar arasında derin çatlakların oluşmasına sebep oldu. Ancak daha sonraki gelişmeler bu olayların perde arkasında Rus Gizli Servisinin olduğu ortaya çıktı. Ancak toplumdaki ön kabullerin silinmesi ve gerçeklerin tüm çıplaklığıyla görülmesi pek de mümkün olmadı.

RUSYA’YA KARŞI BİR ÖFKE VE ANTİPATİ MEYDANA GELDİ
Rusya’nın daha sonraki hamlesi güvenlik nedeniyle bölgenin yabancılardan izole edilmesi oldu. Böylelikle bölgede istediği operasyonları dileğince gerçekleştirdiği gibi uluslar arası kamuoyundan bunları gizlemeyi de başardı. Çeçenistan ve çevresi cumhuriyetlerde başlatılan baskı kampanyaları ile halk üzerinde sosyal, ekonomik ve siyasal anlamda bir korku anaforu oluşturuldu. Rusya’nın bölge halklarına bu etkisi tepki doğurdu ve bölge halklarında Rusya’ya karşı bir öfke ve antipati meydana geldi. Özellikle II. Çeçenistan Savaşı’nda yapılanlar ve çevre cumhuriyetlere göç eden sivil halka karşı uygulamalar, gerek Çeçenlerde gerekse de akraba halklarda ciddi bir öfke biriktirdi ve illegal yollara itti. Bu sarmal içerisinde 2007’de Kafkasya Emirliği adında illegal bir örgüt kuruldu ve Rusya’dan bağımsızlığını ilan etti. Bunun başlangıçta bir anlamı yoktu ya da en azından öyle görünüyordu. Zira Soçi’den Derbent’e kadarki tüm Kuzey Kafkasya coğrafyasında bağımsız bir devlet öngören bu yeni yapının öncelikle bunu gerçekleştirmeye ne gücü nede birliği bulunmuyordu. Ancak Rusya’nın bölge sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine baskıyı tercih etmesi ve güç kullanarak sorunu çözmeyi tercih etmesi zamanla bu yapılanma etrafında gayri memnunlardan oluşan bir grubun oluşmasına ve her geçen gün bu sayının artmasına sebep oldu.

DEVLETİ TEMSİL EDEN GÜÇLER HER İKİ GRUBUN HEDEFİ OLDU
Rusya’nın Vahablik kartına oynaması ve bölgede geleneksel Sufi öğretisi doğrultusunda gelişmiş oluşmuş Müridizm taraftarlarının karşısına bu güçleri devreye sokması Moskova ile Kuzey Kafkasya halkları arasındaki sorunu siyasi yada güvenlik temelinden çıkartarak dini boyuta taşımıştır. Ancak Vahabilerin toplumda Rusların dahi düşünebileceğinin ötesinde yıkıcı faaliyetlerde bulunması ile Moskova ile Vahabi gruplar arasında da ayrılık meydana gelmiştir. Bugün sorun dini bir çatışma olarak varlığını sürdürmekte ve bölgede Vahabilik ile Müridizm taraftarları arasındaki mücadeleye dönüşmüş durumdadır. Son dönemde ülkenin güneyinde yaşayan Şii Azeri Türklerinin de örgütlenerek kendilerini korumak adına mücadeleye katılmasıyla Dağıstan zor bir döneme girmiştir. Devleti temsil eden güçler ise her iki grubun hedefi haline gelmiş ve sanki ortak düşman olarak algılanarak hedef tahtası haline getirilmiştir.

Bugün bölgenin en önemli sorunu güvenlik. Zira gündüz gece ayrımı olmaksızın her an bir çatışmanın ortasına düşebilirsiniz. Bu, basit bir kavga ile başlayıp, gruplar arasında büyük çatışmalara dönüşebiliyor. 1990’lı yıllarda her halkın SADVAL gibi bir bağımsızlık örgütü bulunuyordu ve halkları organize ederek bağımsızlık peşinde koşmak popülerdi. Ama bugün bu yapının yerini dini gruplar almış durumda ve çatışmaları dini gruplar yönetiyor, yönlendiriyor. Güvenliği sağlamak için Rusya’nın bölgeye iki bin civarında asker sevk ettiği haberlerinin doğruluğunu bir anda önemli mekanların yüzü maskeli OMON birliktelerinin kontrol altına alması ve yoğun bir yoklamaya başlamalarından anlıyorsunuz.

Bölgede yaşananların temelinde yatan ikinci sorun ise işsizlik. Zira fanatik dini grupların peşine takılan gençlerin çoğunluğunu işsiz gruplar oluşturuyor. Vahabilerin kendilerine dahil olanlara azımsanmayacak maddi destek verdiklerini ve onu kendi işini kurana kadar destekleri söyleniyor. Bu durum maddi gücü olmama yada onu destekleyecek bir referans kişinin olmaması nedeniyle devlet sektöründe iş bulamayan, aynı zamanda mali kaynakları olmadığı için kendi işini de kuramayan gençler için büyük bir imkan. Bu nedenle konuştuğum yerli halk gençlerin işsizlikten dolayı bu gruplara yöneldiğini ifade ediyorlar. İşsizliğin insanları radikalleştirdiğini ve merkeze karşı daha fazla tepkili olduğunu da eklemekten geri kalmıyorlar.

HALKTAKİ FANATİK GRUPLAR DAĞLIK KESİMLERDE
Dağıstan’daki gerilimin bir başka sebebi ise ülkede tam bir korku sarmalının oluşmuş olması. Bu nedenle halk toplumdaki kaosu doğuran kesimlere tepkilerini açıkça ifade etmekten kaçınıyor. Zira gerek devletin tavrı gerekse de fanatik grupların eylemleri halkı kendi geleceği konusunda bir endişeye sevk ediyor. Halktaki fanatik grupların dağlık kesimlerde kamplar oluşturduğu, kendilerine karşı gelenlere suikastlar düzenlediği, kendinden ayrılmak isteyenleri öldürdüğü, devletin ise şüpheli sıfatıyla aldığı insanlara işkence yaptığı, bu insanların haklarını savunamadığı ya da büyük oranda rüşvet vererek kendilerini kurtarabildiklerine ilişkin kanılar, korku baskısı altında tepkisizliği beraberinde getiriyor.

SOÇİ KIŞ OLİMPİYAT OYUNLARI YAKLAŞIRKEN ÖNLEM ALINMALI
Bölgedeki bu gerilim Rusya’nın acil olarak kalıcı bir çözüm arayışına itecektir. Zira Soçi Kış Olimpiyat Oyunları’nın yaklaştığı bir süreçte Rusya beklenmedik bir sürprizle karşılaşabilir ve oyunlar güvenlik sebebiyle başka bir yere alınabilir. Zira UEFA’nın Anji Mahaçkala takımının güvenlik sebebiyle kendi sahasında oynamasına izin vermemesi buna bir işaret. Bu nedenle Rusya’nın bölgeye asker sevki ve önemli noktaları kontrol altına alması ve ardı ardına operasyonları, yakın zamanda daha kapsamlı bir operasyonun başlayabileceğine bir işaret olarak algılanabilir. Fanatik grupların buna göstereceği direnç çatışmanın şiddetini ve kapsamını ortaya koyacaktır.
Bölgede durum bu noktaya varmadan Türkiye ne yapabilir? Bu konu üzerinde durulması gereken bir husus. Zira bölge halkının Türkiye’ye bakışı ve beklentileri ile bölgeden göç etmiş bir çok vatandaşımızın bölgeye ilgisi bu konunun ele alınmasını gerektiriyor.

NOT: Yrd. Doç. Dr. A. Reha YILMAZ Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslar arası ilişkiler Bölümü öğretim üyesidir.
 

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kadir Uğur’a Kuşadası’nda veda21 Ağustos 2017 Pazartesi 13:00
  • Salda Gölü, turistlerin yeni gözdesi10 Temmuz 2017 Pazartesi 22:00
  • Türklerin yeni gözdesi Ukrayna05 Temmuz 2017 Çarşamba 15:00
  • Egzotik ve romantik balayı rotaları05 Temmuz 2017 Çarşamba 14:00
  • AB için 3. kuşak pasaport30 Mayıs 2017 Salı 14:00
  • Legoland Malezya’da %25 indirim08 Mayıs 2017 Pazartesi 18:00
  • Türk turizmciler Hindistan’da-126 Eylül 2016 Pazartesi 09:00
  • Hindistan gezisi öncesi canlı23 Eylül 2016 Cuma 09:20
  • Kıbrıs turizminde bayram sevinci03 Eylül 2016 Cumartesi 10:00
  • Tebriz’den Evliya Çelebi iyi sözeder26 Ağustos 2016 Cuma 15:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.