• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -3 °C

Camide modern çizgiler buluştu

Camide modern çizgiler buluştu
Semiha Şakir anısına yaptırılan Şakirin Camisi, klasik mimariyle modern çizgileri buluşturan özellikleriyle dikkat çekiyor.
İSTANBUL - Gazi, Gassan ve Ghada Şakir kardeşlerin baba ve anneleri İbrahim ve Semiha Şakir anısına yaptırdıkları Şakirin Camisi, klasik mimariyle modern çizgileri buluşturan özellikleriyle dikkat çekiyor.
Semiha Şakir Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dina Şakir, Karacaahmet Mezarlığı'nın girişinde inşa edilen Şakirin Camisi'nin hayat bulma hikayesini anlattı.



Şakir, 1950'li yıllardan itibaren dedesi İbrahim Şakir ve anneannesi Semiha Şakir'in İstanbul ve ülkenin birçok yerinde sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler alanlarında okul, çocuk yuvası, huzurevi ve hastane gibi çeşitli hizmetler yaptıklarını söyledi.
Anneannesinin 1989 yılında bu hizmetleri bir çatı altında toplamak amacıyla Semiha Şakir Vakfını kurduğunu ifade eden Şakir, vakıf ile birlikte Bolu ve Ardahan'da bazı köylere su bağlanması işleri de dahil birçok alanda hizmetlerin devam ettiğini kaydetti.



Dina Şakir, Şakirin Camisi'nin, ailenin ilk cami projesi olmadığını, şimdiye kadar 3 cami yaptırdıklarını belirterek, şöyle konuştu: "Ama tabi mimarisiyle, her şeyi ile burası farklı bir yankı yarattı. Ve burası anneannemin bize bir vasiyeti değil. Böyle bir şey yok. Anneannem 1990'ın Eylül ayında vefat etti ve kendi kabristanı burada, Karacaahmet'tedir. Başta Gazi dayım olmak üzere, buradaki caminin yetersizliğini görüp, 'Buraya müsaade ederlerse, yapabileceğimizin layığıyla bir cami yapalım' dedi. İşin ana mimarı Gazi ve Gassan dayımdır. Tabi ki annem de onlarla beraber bu projeye adım attı."
İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait arazide 2-2.5 sene içinde proje hazırlanması ve gerekli izinlerin alınması işleriyle meşgul olduklarını anlatan Şakir, kendilerine birçok kişinin destek verip yardımcı olduğunu dile getirdi.



Gazi Şakir'in caminin mimarisiyle bizzat meşgul olduğunu ifade eden Dina Şakir, proje mimarı Hüsrev Tayla'yı bir aile dostlarının yardımıyla bulduklarını, daha önce yapmış olduğu çizimler ve onun deneyimine duyulan saygıdan dolayı kendisiyle çalışmaya karar verdiklerini söyledi.
Caminin iç mimarı Zeynep Fadıllıoğlu'nun da akrabaları olduğunu anımsatan Şakir, şunları kaydetti:
"Ancak caminin her taşı, yazılan yazı ve ayetler, Gazi dayım tarafından seçilmiştir. Aşırı titiz bir insandır ve aynı titizliği de buranın her noktasında göstermiştir. Kendisi istediklerini belirtti, mimarlar da ona göre seçenekler sundular. Mimarlar onun istediklerini yarattılar, çizdiler sonra mühendisler inşa ettiler. Gazi ve Gassan dayılarım, Kur'an ve İslam dinini çok iyi bilen insanlardır. Onun için ayetleri, her şeyi kendileri seçtiler.
Hedefimiz yaptığımız her şeyde o günün imkanları ve şartlarına göre yapabileceğimizin en iyisini yapmak. Yarın hem biz, hem başkaları daha iyisi yapabilir, ama şu anda yapabileceğimizin en iyisini itinayla, gayretle yaptık. Tabi ki evren de, Allah da büyük yardımcı oldu ki çok değerli insanlarla bizi karşılaştırdı."
Dina Şakir, caminin Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu İmamı Ramazan Kutlu'nun, televizyon sunuculuğu, dizi film oyunculuğu ve belgeselcilik, müzisyenlik ve mimarlık çalışmalarının bulunmasına ilişkin, görüşlerini ise şöyle aktardı:
"Çok mutluyum, gökte ararken yerde bulduk. Tahayyül bile edemezdim ki. Bu kadar kapsamlı, bu kadar çok bilgiye sahip, bu kadar çok şeyi kendisinde bulundurabilecek bir insanla karşılaşacağımızı inanın düşünemedim, tahayyül bile etmedim. Ramazan beyin bizimle olmasından şahsen hepimiz çok mutluyuz, çok değerli bir insan. Bundan sonra da eminim ki beraber çok güzel çalışmalar yapacağız."
Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu Şakirin Camisi imamı Ramazan Kutlu, müzisyenlik, mimarlık, televizyon sunuculuğu gibi işler yaptığını ancak tercihinin din adamlığı olduğunu belirterek, "Dünyaya tekrar gelsem bu mihrabın hizmetinde olurdum" dedi.
İmam Ramazan Kutlu, Şakirin Camisi ve kendisinin farklı alanlarda yaptığı çalışmalarla ilgili bilgi verdi.
Üsküdar Karacaahmet'teki cami için güzel bir yer seçildiğini ifade eden Kutlu, "Türkiye'nin en modern camisi" diye ortaya çıkan ve henüz birkaç gündür hizmete açılan camiyi ziyaret için birçok insanın geldiğini, çevreden birçok kişinin de burada yatsı ve sabah namazı kıldığını anlattı.
Kutlu, "Ancak burası zaten o kadar uğrak yeri ki herkesin bir yakını var. Burası Karacaahmet, insanların ebediyete intikal ettiği bir mekan. On binlerin arkasından, yüz binlerce sevenleri buraya çekiyor. İnsanlar buraya geldikleri zaman da iki rekat namaz kılıp, hallerini Cenab-ı Allah'a arz ediyorlar" dedi.
Dış mekan itibarıyla ana bir kubbeye ve arkasında revaklı bir avluya sahip olan caminin avlusunun ortasında, klasik mimarideki şadırvan yerine, içinde yarım kubbe bulunan bir süs havuzunun yapıldığına işaret eden Kutlu, şadırvanların caminin altında çok geniş bir şekilde yerleştirildiği söyledi.
Ramazan Kutlu, camide su sesinin ihmal edilmediğine dikkati çekerek, mihrap ve cuma hutbesinin okunduğu minberin modern dizaynına işaret etti.
Kubbede "Nur Suresi", kuşakta "Mülk Suresi"nin yazılı olduğunu belirten Kutlu, şöyle konuştu:
"Cami içindeki hat yazılarını yazan Hüseyin Kutlu'nun hattı çok güzel. Birçok camide bu havayı, bu kaliteyi yakalamak mümkün değil. Burada yazılar birer şaheser. Burada güzel bir çalışma var. Dışarıdan baktığınız zaman belki karanlık bir demir cephesi sizi karşılıyor ama içeriden baktığınızda bir tül perde gibi işlenmiş. Bunlar çok güzel düşünülmüş şeyler."
Caminin aydınlatılması ve ses sistemi üzerinde çalışıldığını kaydeden Kutlu, "Seste müthiş bir eko vardı. Ses kırılması çok fazlaydı. Bu ekoyu kesmek için bazı yalıtımlar yapıldı. Şu anda çok sağır bir ortam var. Avludaki havuzda bir çocuk oynarken, mihrabın hilal şeklinde oluşundan dolayı müthiş bir ses yankısı oluyor" dedi.
İmam Kutlu, caminin, hacca gidecek insanlara verilecek eğitimler ve hat seminerleri için de kullanılabileceğini belirterek, "Şairin 'Deryada sonsuzluğu fikretmeye ne zahmet/ Al sana derya gibi sonsuz Karacaahmet/ Göbeğinde yalancı şehrin sahici belde/ Ona sor gidenlerden kalan şey neymiş elde' diye tarif ettiği, Yahya Kemal'in (Serviler şehri) diye anlattığı Karacaahmet'in içinde ne kadar modern olursa olsun, bu kadar mezarın arasında bir cami bu modernliğiyle beraber tevazuyu da içine işletecektir" diye konuştu.
Kutlu, caminin ön tarafında da şu anda kapalı olan güzel bir müze olduğunu, burada eski Kabe görüntüleri ve Semiha Şakir Vakfının büyüklerinin bazı eserlerinin sergileneceğini bildirdi.
Cami müezzinlerinin de sesleri güzel seçme kişilerden oluşturulduğunu kaydeden Ramazan Kutlu, Müezzin Ahmet Uzunoğlu'nun günün her vakit ezanını ayrı makamlarda, hatta kullanılmayan bazı makamlarda da okuyabilecek kapasitede olduğunu bildirdi.
Kutlu, imam hatiplik görevini sürdürürken Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü'ne devam ettiğini dile getirerek, daha önce Kartal Soğanlık'ta, ardından Beylerbeyi Camisi'nde görev yaptığını, Şakirin Camisi'ne ise belli bir sınava tabi tutularak geldiğini söyledi.
Müzisyen Mehmet Kemiksiz yönetimde Hudayi Tasavvuf Musikisi Korosu'nda da yer alan imam Kutlu, TRT'nin ramazan, sahur ve kandil programlarında yıllardır görev aldığını anlattı.
Ramazan Kutlu, çeşitli albüm çalışmalarının da bulunduğunu ifade ederek, "Bizim ana hatlarıyla eski musikimiz her zaman ihmal ediliyor. Biz de bir taraftan tutarak tasavvuf, klasik Türk müziği veya Mevlevi ayinleri gibi çalışmalar yapıyoruz. Konserlerle halka ulaşmaya çalışıyoruz. CD'ler de bunun en iyi yolu. Şu an piyasada 5 CD'miz var" diye konuştu.
Amatör anlamda mimari alanında çalışmaları olduğunu anlatan Kutlu, ahşap villa, dükkan dekorasyonları yaptığını, bundan müthiş keyif aldığını söyledi.
Kutlu, "Değişik birçok yeteneğimiz olduğu söylendi. Tabii Cenab-ı Hak bazı kullarına böyle özel yetenekler vermiş. Mesela ben de matematik, fizik, biyoloji alanlarında hiçbir zaman başarılı olamadım ama bana Allah'ın verdiği yetenekler daha değişik. Her zaman şunu söylüyorum, muhakkak birçok insanda gizli yetenek vardır" dedi.
Yeteneklerin doğru zamanda doğru yerde kullanılmasının önemine vurgu yapan Kutlu, "Yapmış olduğum görevler ve işlerle beraber en çok zevk aldığım, dünyaya tekrar gelsem yapacağım en güzel görev, din hizmeti olacaktır. Dünyaya tekrar gelsem bu mihrabın hizmetinde olurdum" görüşünü ifade etti.
"(Dünya için bir şey yapmaya gerek yok nasılsa öleceksiniz) şeklinde bir dinimiz asla yok bizim" diyen Kutlu, Mehmet Akif'in şiirinde yer alan "Bir tevekkül sıkıştırıp araya, onunla çevirdik dini maskaraya" dizelerini hatırlatarak, tevekkül deyip de yatmanın İslam dininin asla harcı olmadığını kaydetti.
Şakirin Camisi'nin iç tezyinatını yapan nakkaş Semih İrteş de bugünkü teknoloji ve malzemeyle çok daha farklı mimari çalışmalar yapılması gerekirken, eskinin klasik yapılarını bozarak bir şeyler ortaya konulduğunu, mimari ile ilgili bilgisi olmayanların ucube çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Klasik mimariden "gecekondu" üslubuna geçildiğini vurgulayan İrteş, Şakirin Camisi'nin böyle olmadığını ifade etti. İrteş, "Şakirin Camisi yeni bir yorumdur. Bu da klasik mimariyi iyi bilen, özümsemiş mimar Hüsrev Tayla Bey'in bir yorumudur" dedi.
İrteş, çizgileri klasikten biraz ayrı olan bu mekan içerisinde, bu üsluba uygun iç tezyinatı gerçekleştirdiklerini anlatarak, "Hat sayılarımız tamamıyla klasik ölçülerde, biçimsel olarak da bazı farklılıklar var" bilgisini verdi.
Caminin hat yazılarının Hüseyin Kutlu'ya ait olduğunu belirten İrteş, "Bizden cami için böyle bir proje istediler, 'klasik bir şey istemiyoruz' dediler. Zeynep Fadıllıoğlu zemin için Tophane kırmızısı, tuğla rengi istediklerini söylediler. Biz ona göre bir proje hazırladık Hüseyin Kutlu Bey'le bir araya gelerek. Projemiz sunuldu, hemen kabul edildi ve tatbikatlarına başlandı" dedi.
"Camideki hatların hepsi 23 ayar altın varaklı yapıldı" diyen İrteş, çalışmaların yaklaşık 2 sene kadar sürdüğünü anlattı.
Semih İrteş, camide çok yoğun bir tezyinatın olmadığına dikkati çekerek, "Kubbe tezyinatı, pandantiflerde ve kuşak yazıları var. Kemerleri birbirine bağlayan ve bir çarkıfelek sistem içerisinde bunları düzenledik. Tabii buradaki çarkıfelekle, arz üzerindeki dünyanın ve gezegenlerin dönüşünü anlatmaya çalışan bir düşünce vardı. Çünkü bu tür tasarımların muhakkak bir düşünce ürünü olması lazım, arkasında bir senaryosunun olması lazım. Tabii ki bu senaryoyu önce kurduk, sonra da görsel duruma getirdik" diye konuştu.
Caminin içindeki yazılar hakkında da bilgi veren İrteş, kubbeyi ve pandantifleri çevreleyen kuşak yazısında "Mülk Suresi", kubbedeki yazıda "Nur Suresi" olduğunu, avizede ise "Esma-ül Hüsna" yani Allah'ın 99 isminden bazı seçmelerin yer aldığını bildirdi.
İrteş, avizedeki yazıların ve giriş kapılarının kitabelerini de Hüseyin Kutlu'nun hazırladığını belirterek, kubbenin tabandan itibaren devamlılık arz ettiğini, tezyinatta da bunu sağlamaya çalıştıklarını söyledi.
Şakirin Camisi ile "İlk kadın cami tasarımcısı" unvanını alan Zeynep Fadıllıoğlu, "Bu projede, bir çok gence ve insanımıza farklı ilhamlar verebileceğimizi düşünerek, zenginliği fark edilecek, farklı şeyleri düşünmeye sevk edecek ögeleri kullanmaya çalıştık" dedi.
Bilgisayar programcılığı ve sistem analizi eğitimi aldıktan sonra sanat tarihi ve tasarım eğitimi de gören Fadıllıoğlu, "Boğaza Bakan Ev" çalışmasıyla 2005 yılında, İngiltere'nin tasarım Oskar'ı sayılan "Tasarım ve Dekorasyon Ödülü"nü kazandı.
Fadıllıoğlu, başta İstanbul olmak üzere Berlin, Londra, Kuveyt, St. Tropez, Delhi gibi bir çok kentte, geleneksel ve modern çizgileri birleştirdiği tasarımlarıyla çalışmalarını sürdürüyor.
Şakirin Camisi ile ilgili yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi veren Fadıllıoğlu, projesi mimar Hüsrev Tayla tarafından çizilen caminin, öncelikle malzemelerine karar verdiklerini, cami kubbesini alüminyum kompozitle yaptıklarını, bunun camiye modern bir görünüm kazandırdığını söyledi.
Fadıllıoğlu, şebekeleri büyüttüklerini, aynı alüminyum dökümleri bu bölüme de taşıdıklarını ifade ederek,cami girişine önem verdiklerini, "yaklaşım iyi olsun" diye etrafını sadeleştirdiklerini, yaklaşma merdivenlerini yatık hale getirip genişlettiklerini, kolay çıkımlı ve kabul edici olmasını sağladıklarını kaydetti.
Bütün malzemede çağdaş bir renk görünümünde olan Kayseri ve Ankara taşını kullandıklarını anlatan Fadıllıoğlu, minareleri 2.5-3 metre kadar uzattıklarını, kapılarda bronz rengi seçtiklerini belirtti.
Fadıllıoğlu, cam üzerine eski sir altı tekniğini uyguladıklarını dile getirerek, "Camiye, yabancı olmayan tekniklerle modern formları götürdük" dedi.
Zeynep Fadıllıoğlu, abdest alma yerlerini sadelik içinde, ancak güzel bir şekilde döşediklerini anlattı.
Fadıllıoğlu, caminin ortasına farklı bir şadırvan yapmak istediklerini, şadırvanın ortasına kainatı simgeleyen bir küre yerleştirdiklerini belirterek, paslanmaz çelikten yapılan ve küçük bir su havuzunun içine yerleştirilen küreyi, William Pye'in tasarladığını, caminin ve minarelerin görüntüsünün, kubbe şeklindeki bu havuz heykelin üzerine düştüğünü bildirdi.
Tasarımcı Fadıllıoğlu, avlu revaklarında, sadelik içinde Allah'ın isimlerini ve dekoratif tezhipler kullandıklarını, ince işçiliğe dikkat ettiklerini anlattı.
Cami içindeki kubbenin çok güzel olduğunu, ancak kadınlar mahfilinin bu kubbenin görüntüsünü engellediğine dikkati çeken Fadıllıoğlu, kubbenin algılanması için kadınlar mahfilini biraz açtıklarını söyledi.
Zeynep Fadıllıoğlu, kubbenin yazılarının, kendi alanında çok önemli bir hat sanatçısı olan Hüseyin Kutlu ile Topkapı Sarayı başta olmak üzere, bir çok tarihi eserde çalışmalarını sürdüren nakkaş Semih İrteş'in ortaklaşa ürünü olduğunu ifade etti. Fadıllıoğlu, ana kubbenin zemin renginde de Tophane'nin renk tonlarını kullandıklarını anlattı.
Klasik camilerde de bulunan çember şeklindeki avize modelini Şakirin Camisi'nde de kullandıklarını vurgulayan Fadıllıoğlu, "Çember şeklindeki avizeler kubbenin yüksekliğinden insancıl boyuta indiriyor ışığı. Ama biz bunu üç çemberi iç içe koyarak yaptık" dedi.
Pleksi, metal, ayna ve cam taşlarının bir arada kullanıldığı avizenin, Orhan Koçan, Nahide Büyükkaymakçı ve Hüseyin Kutlu tarafından yapıldığını, avizede Allah'ın 99 isminin ve Nur Suresi'nin yer aldığına dikkati çeken Fadıllıoğlu, ışık tasarımlarının da İngiliz sanatçı Arnold Chan tarafından hazırlandığını belirtti.
Avizenin üzerindeki su damlası görünümündeki camların, "ibadet eden insanların üzerine yağan rahmeti" simgelediğini kaydeden Fadıllıoğlu, "Özellikle akşam namazında avize üzerindeki Allah yazıları, insanların üzerine akıyor gibi görünüyor" diye konuştu.
Zeynep Fadıllıoğlu, ana kubbe iç cephe camlarında, "Nur Suresi"nin işlendiğini, satır aralarındaki desenlerin sanatçı Orhan Koçan'ın elinden çıktığını bildirdi.
Bu tasarımın da kendilerine ait olduğunu, daha önce hiç kullanılmadığını vurgulayan Fadıllıoğlu, ışığın cami içine katmer katmer girdiğini, bunda da İslami bir mana olduğunu dile getirdi.
Fadıllıoğlu, camideki halıların sadeliğine işaret ederek, desen olarak üzerlerinde mihrapların yer aldığını belirtti.
Kadınlar mahfilinde de Selçuklu deseninden esinlenerek delikli tül görünümünde balkon korkulukları kullandıklarını anlatan Fadıllıoğlu, bu çalışmanın ışık ve gölge oyunlarıyla gizemli bir görünüme sahip olduğunu söyledi.
Fadıllıoğlu, camiye ayrıca eğitim amaçlı bir ekran, havalandırma ve ısıtma sistemi, kameralı güvenlik sistemi, projeksiyon makinesi, ses düzeni kurulduğunu kaydetti.
Caminin projesi ve inşaatında çalışanların dışında, 9 sanatçı ve kendi ekibindeki 18 kişinin yer aldığını belirten Fadıllıoğlu, caminin bir yılı izin süresi olmak üzere 4.5 yılda tamamlandığını bildirdi.
Zeynep Fadıllıoğlu, Şakirin Camisi'nin minber ve mihrabının da çok farklı özelliklere sahip olduğunu vurguladı.
Kubbenin formuna ve caminin şeffaflığına uygun bir mihrap hazırlamaya çalıştıklarını belirten Fadıllıoğlu, Müslümanlar'ın kıbleye bakan kapısı olması sebebiyle mihrabın önemli olduğunu, dokusunda Selçuklu mimarisinden yararlandıklarını ve üzerinde Rumi desenler kullandıklarını anlattı.
Fadıllıoğlu, krem renkli ve 12 basamağı olan minberin sağ ve sol yanına, kainatı temsil eden yaprakların konulduğunu ifade ederek, Selçuklu mimarisinin ön plana çıktığı bu minberin tasarımının ise Marmara Üniversitesi Resim Bölümü Başkanı Tayfun Erdoğmuş'a ait olduğunu bildirdi.
Fadıllıoğlu, caminin yanına ayrıca 100 metrekarelik bir alana müze binası inşa ettiklerini, ancak bazı bürokratik nedenlerle bu müzenin açılamadığını belirtti.
Gazi ve Gassan Şakir'in, aralarında Hazreti Muhammed'in mezarının örtüsü ile Kabe'nin çeşitli zamanlardaki çeşitli örtülerinin de bulunduğu bir çok tekstil eser satın aldığını kaydeden Fadıllıoğlu, eserleri koruma konusundaki mevzuat nedeniyle, bu eserlerin müzeye getirilemediğini anlattı.
Fadıllıoğlu, Semiha Şakir Vakfı'nın bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdürdüğünü, bu eserlerin Şakirin Camisi içinde korunması mümkün olmazsa, İslam Eserleri Müzesi'ne bağışlanacağını söyledi.
Zeynep Fadıllıoğlu, ekip olarak yurt dışında bir çok projede çalıştıklarını, fakat Şakirin Camisi'nin halka hitap eden bir proje olması nedeniyle çok farklı olduğunu dile getirdi.
"Bu projenin çok güzel olması gerekiyordu, İslam'i sembolizminden ayrılmaması gerekiyordu. Her ne kadar yeni olmasını istesem de halkın anlamayacağı, insanlara yabancı gelecek bir şey olmaması gerekiyordu. İlk defa, insanın Allah ile baş başa kalacağı bir mekana imza atıyoruz" diyen Fadıllıoğlu, projenin kendileri açısından hem büyük bir yükü, hem de büyük bir gururu olduğunu belirtti.
Fadıllıoğlu, en iyi işleri bu projeye taşımaya çalıştıklarını belirterek, "Eskiden yapılan bu tür eserlerin arkasında Osmanlı sultanları duruyormuş. Bizim arkamızda da böyle imkanı olan, güzel sanatlara kıymet veren ve yaptıkları işin en iyi şekilde İstanbul halkına sunulması gerektiğine inanan insanların olması, ayrı bir görev yüklüyordu bize" dedi.
Fadıllıoğlu, küçükken bir çok cami gezdiğini, adeta camilerin içinde büyüdüğünü ifade ederek, "Cami mimarilerini çok severim. Bu tasarımı yaparken de bir çok cami gezerek, bunlar üzerinde çalıştık" diye konuştu.
Aralarında Rüstem Paşa, Sultanahmet, Süleymaniye gibi camilerin de bulunduğu bir çok camiyi gezdiklerini, bu camileri bir daha algıladıklarını, ancak bire bir hiçbir şeyi kullanmadıklarını dile getiren Fadıllıoğlu, ama o duyguyu yansıttıklarını söyledi.
Fadıllıoğlu, şöyle devam etti:
"Kendi becerimizi, kendi toplumsal tasarım politikamızı oluşturmazsak, başkalarını takip emek zorunda kalacağız. Onun için teşvik etmeye çalıştığımız, yaratıcılık ve farklılık. Kendi değerlerimizinden yola çıkıp, bambaşka şeyler yapabilirsiniz. Bir şeyin tam tersini yapacaksanız bile kendi kültürünüzü çok derin bilmek zorundasınız. Onun için bu projede çalışırken, bir çok gence ve insanımıza, farklı ilhamlar verebileceğimizi düşünerek yaratıcılık boyutunu açacak, zenginliği fark edilecek, farklı şeyleri düşünmeye sevk edecek ögeleri kullanmaya çalıştık."
Fadıllıoğlu, projeyi dünyada bir caminin tasarımında çalışan ilk kadın olmasının farkındalığı içinde yapmadığını belirterek, projeyi, kendisine verilmiş olan büyük bir görev olarak tanımladı. Fadıllıoğlu, "Proje bizim için büyük bir şanstır. Bu bilinç içinde çalıştık" dedi.
Yabancı basından gelen ilgi üzerine, İslami hayat tarzında kadının yerinin eşitliğinin tam olarak vurgulanmadığını fark ettiğini kaydeden Fadıllıoğlu, "Bir camiye bir kadın elinin değmesi elbette ki gurur veriyor. Bazı gelenekler, bazı alışkanlıklar nedeniyle, kadın çok geride tabi ki. Bu projeyle, farkındalık ve kadının ne kadar önemli olduğuna değiniyorsak bizim için çok kıymetli" diye konuştu.
Bu eserin kendisi için "başlangıç" eseri niteliğinde olduğunu belirten Fadıllıoğlu, "Bundan sonra yapacağımız eserde daha iyisini yapmaya çalışacağız. Cemaatin algıları, camiye gitmeleri bize en güzel cevabı veriyor" ifadelerini kullandı.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.