• BIST 103.328
  • Altın 193,634
  • Dolar 4,6527
  • Euro 5,4829
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 26 °C

Büyümek için tasarruf etmeli

Büyümek için tasarruf etmeli
Derviş: Büyüme sürecinin uzun vadede sürekli olması ve yeniden başka sorunların çıkmaması için, Türkiye'nin ulusal tasarruf oranını arttırması lazım
ATLANTA/WASHINGTON - ABD'deki düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsünün Başkan Yardımcısı, ekonomiden sorumlu eski devlet bakanı Kemal Derviş, Türkiye'de yüzde 17-18 gibi bir tasarruf oranıyla, yüzde 7-8 gibi büyümeye süreklilik kazandırmanın mümkün olmadığını belirterek, "Büyüme sürecinin uzun vadede sürekli olması ve yeniden başka sorunların çıkmaması için, Türkiye'nin ulusal tasarruf oranını arttırması lazım" dedi.
Derviş, Atlanta'daki Istanbul Center adlı kuruluşun düzenlediği "Küreselleşmenin Yeni Aşaması: Zorluklar ve Fırsatlar" başlıklı konferansın sonrasında, Türk ekonomisinin 2009 yılında, tüm dünya ekonomisiyle birlikte büyük zorluklar yaşadığını söyledi.
Dünyada talebin çok düşmesinin Türk ekonomisinde önemli yer tutan ihracatı etkilediğini ve kredi konusunda soru işaretleri olduğunu belirten Derviş, "Ancak 2010'da ciddi bir toparlanma görüyoruz, büyümeye dönüş var. Ger çi henüz 2008'in seviyesine gelemedik ama ciddi bir toparlanma var" dedi.
Derviş, bu toparlanmasının aslında dünyanın pek çok yerinde görüldüğüne işaret ederek, bunun dünya ekonomisindeki ülkelerin birbirine ne kadar bağlı olduğunu gösterdiğini kaydetti.
"Öyle bir dünya ekonomisinde yaşıyoruz ki tek bir ülke tek başına çok ayrı bir seyir çizemiyor" diyen Derviş, bu nedenle dünyadaki genel toparlanmanın Türkiye'nin de çok yararına olduğunu dile getirdi.
Derviş, krizde bankaların çok sağlam durduğunu ve finans sisteminin de ABD ve Avrupa'daki toksit asit durumlarından etkilenmediğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye'nin bankalarının sermaye yapısı sağlamdı, o da çok yardımcı oldu. Bu durumda büyümeye dönüşe ve yavaş yavaş daha da hızlı b üyümeye çalışmamız lazım tabii ki. Bunun olduğunu da şu anda görüyoruz.
Fakat bu büyüme sürecinin uzun vadede sürekli olması ve yeniden başka sorunların çıkmaması için, Türkiye'nin ulusal tasarruf oranını artırması lazım. Yani yüzde 17-18 gibi bir tasarruf oranıyla, yüzde 7-8 gibi bir büyümeye süreklilik kazandırmak mümkün değil. Türkiye'nin böyle temel bir yapısal sorunu var; tasarruf eksikliği. Dolayısıyla, Türkiye, içerdeki düşük tasarruf hacmini telafi etmek için, yüksek yatırım hacmini ancak dışardan çok sermaye getirerek gerçekleştirebilir. Sanıyorum yapısal ve uzun vadeli olarak düşündüğümüz zaman, 6-8-12 aylık gibi kısa vadeli olayların ötesinde, Türkiye'nin çeşitli araç ları kullanarak ulusal tasarruf oranını ciddi şekilde yükseltmesi lazım."
Önümüzdeki aylarda veya yakın gelecekte geçen yıl yaşanan kriz benzeri durumun tekrar ortaya çıkabileceğini düşünmediğini, büyümenin hızlandığı nı anlatan Derviş, şunları kaydetti:
"Ancak şöyle bir sorun var: Bu krizden çıkabilmek için özellikle ABD, Japonya, Avrupa gibi zengin ülkeler, zaten yüksek olan borç oranlarını daha da yükselttiler. Ayrıca insanların yaşlanma sürecine bağlı olarak sağlık ve emeklilik harcamalarında olağanüstü büyüme var. Bu da özellikle sanayileşmi ş, ileri ülkelerde, ciddi kamu dengesi sorunu oluşturuyor. Bu, ABD, Avrupa'nın birçok ülkesi ve Japonya'da da böyle.
Bu nedenle önümüzdeki belki de en önemli tehlike, kamu dengelerinin özellikle zengin ülkelerde artık sürdürülebilir olmaması. Dolayısıyla buna karşı alınması gereken önlemler lazım. Bu önlemler, canlanmayı yavaşlatabilir ve bir kamu dengesi krizi korkusuyla yeni yeni canlanan dünya ekonomisi kısıtlayıcı tedbirler karşısında duraksayabilir.
Bence burada paniklememek lazım. Çünkü, aslında faizler hala çok düşük, uzun vadeli faizler de çok düşük. Dolayısıyla, ortada bir zaman var; ABD'nin sağlık sistemini ve harcamalarını, kamu dengesini, vergi düzenini değiştirmesi için 2-4 yıl zamanı var. Aşırı paniğe kapılıp, birden bire sıkı bir maliye politikasına veya sıkı bir para politikasına geçip canlanmayı yavaşlatmak hatalı olur, özellikle de işsizlik bu kadar yüksekken. Kamu dengesi sorunu var, fakat bu sorunu derinlemesine, yapısal önlemlerle orta vadeli perspektif içinde gerçekleştirmek lazım. Yani, paniğe kapılmadan ama hareketsiz de kalmadan."
Derviş, Yunanistan'ın ciddi kriz yaşadığını ve burada kamu dengesi sorunlar ının çok önemli rol oynadığını söyledi. Bunun, genel olarak Avro Bölgesinin nasıl yönetileceği konusundaki sorunları da ön plana çıkardığını ifade eden Derviş, "Çünkü bir bölge hem tek bir paraya sahip olup hem de ortak ekonomik politikaya sahip değilse, aslında bu her zaman ciddi sorunlar yaratır. Bu sorunları şimdi görüyoruz" dedi.
Kemal Derviş, Avrupa'nın kendi tek parasını yönetecek kamu politikası na ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Bir bakıma Avrupa, hem tek para istiyor hem ulusal ekonomik egemenliğin tam kalmasını istiyor. Ama bu maalesef birbiriyle tam çelişiyor. Birkaç ülke tek paraya karar verdiklerinde, mali ve genel olarak ekonomik politikada da ortak yön izlemeleri gerekiyor. Şimdi bunun yapılması lazım.
Tabii bir taraftan Yunanistan'ın kendi kamu dengesini düzeltmesi lazım ama diğer taraftan da Avrupa'nın daha genişlemeci politika izlemesi lazım. Olay sadece Yunanistan'ın yapacağı şeylerle bitmiyor, Avrupa'nın da yapması gerekenler var."
Derviş, Yunanistan'ın durumunun 6 ay gibi öncesinden bilindiğini belirterek, "Peki o zaman niye bu ölçüde kriz var? Bu, maalesef zaman zaman yaşadığımız finansal piyasalardaki aşırı tepkiler yüzünden oluyor. Uzun süre tepki göstermiyor, ondan sonra birden bire belki gerekenden fazla tepki gösteriyor" ifadesini kullandı.
Kemal Derviş, Avrupa'nın ciddi şekilde yardım etmesi ve Yunanistan'ın da kendi tedbirlerini iyi şekilde alması durumunda, aslında bu krizin yönetilebileceğini kaydetti.
Derviş, konferansta da, özellikle son 10 yılda dünya ekonomisinin yapısında derin değişim olduğunu, özellikle ABD ve Avrupa'nın içinden ge çtiği krizin bu süreci hızlandırdığını söyledi. Artık Çin'in önderlik ettiği bir grup Asya ülkesinin yükselişe geçtiğini belirten Derviş, bu durumun dünya ekonomisinin yeniden yapılanmasına neden olduğunu kaydetti.
Değişimin 15-20 yıl daha devam ödeneceği öngörüs ünde bulunan Derviş, dünyada teknolojinin artık çok daha kolay ithal edilebilmesi ile küreselleşmenin artık gelişmekte olan ülkelerin lehine dönmesi ve gelişmekte olan ve yükselen ülkelerde tasarruf ve yatırım oranlarının, gelişen ülkelere oranla çok daha yüksek olmasının bu sürecin devamını sağlayacağını dile getirdi.
Derviş, çok kutupluluğa dönüşen dünyadaki bu değiş imin, özellikle ABD ve Avrupa'da yeni düzenlemeler gerektirdiğine işaret ederek, bu düzenlemenin bir yansımasının G-7'nin sona erip, G-20'nin ortaya çıkması olduğunu kaydetti. Kemal Derviş, G-20'nin, dünyanın çok kutuplu hale gelmesi ve yükselen pazarların çıkışının bir yansıması olduğunu ifade etti.
Birinci Dünya Savaşı öncesindeki ülkelerin birbirine yakın güçte olması durumundan ve istemedikleri halde bir anda savaşın içine girdiklerinden örnek veren Derviş, çok kutuplu dünyanın "çok tehlikeler barındırabileceğine" de işaret etti. Derviş, "Dolayısıyla, girmekte olduğumuz periyot, tehlikelerle dolu, idare edilmesi gerekiyor. Dünyayı bir arada tutan uluslararası kumaşın güçlendirilmesi gerekiyor" dedi. Derviş, bu noktada, Hungtinton'un, belli kategoriye sokulamadığı için "kararsız ülkeler" olarak gösterdiği Türkiye, Meksika ve Avustralya'nın, aslında dünyayı çok daha güçlü şekilde bir araya getirilebileceğini söyledi.
"Türkiye'nin Avrupa ile Müslüman dünyası, Orta Asya ile Orta Doğu arasında bir seçim yapabileceğini zannetmiyorum" diyen Derviş, Avrupa'da sınırların ekonomik, sosyal ve askeri konulara göre farklılaştığını hat ırlatarak, artık farklı kimliklerin, gerilimden çok ilerlemenin kaynağı olduğunu vurguladı.
Derviş, şöyle dedi:
"İnşa etmeye çalıştığımız dünya sınırların çok net tanımlanamadığı bir dünya olmalı. Bir noktada, dünyanın bir parçasına ait olabilirsiniz ama başka bir noktada diğer ucuna da ait olabilirsiniz. Örneğin Türkseniz, Müslüman dünyası nın bir parçasısınız, nüfusunuzun çoğunluğu Müslüman, ticari ve coğrafi açıdan Orta Doğu'ya çok fazla bağlısınız, Orta Asya ile de güçlü bağlar ınız var. Ancak aynı zamanda ben, muhafazakar, yenilikçi, dindar ya da laik olsun, Türklerin hala AB'nin parçası olmayı istediğine inanıyorum."
Derviş, kendisi dahil, Türkiye'de hemen herkesin AB ile Orta Doğu ve Orta Asya ile ilişkilerin aynı zamanda ilerleyebileceğini düşündüğünü kaydetti.
Hungtinton'ın görüşünün aksine karşıtlıkların gerilim kaynağı olmadığı bir dünya inşa etmek gerektiğini ifade eden Derviş, "Örneğin, bir Türk, aynı anda Müslüman, sosyal demokrat ve Avrupalı olabilir ve küreselleşme, bunu daha da mümkün kılacak bir dünyayı bize sağlayacak" dedi.
Atlanta'daki Carter Merkezi'nde düzenlenen konferansı, Türkiye'nin Atlanta Fahri Konsolosu Mona Diamond, Macaristan'ın Fahri Konsolosu John Parkerson, Kanada Başkonsolosu Ron Poirier, Yunanistan Başkonsolosu Lambros Kakissis, Carter Merkezi'nin başkanı Dr. John Hardman, Istanbul Center yetkilileri ile çok sayıda davetli de izledi.


Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.