• BIST 104.539
  • Altın 163,366
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 1 °C

Antalya'da Konyaaltı plajı rezaleti

Antalya'da Konyaaltı plajı rezaleti
Konyaaltı halk plajlarında belediyenin şezlong ve şemsiye için parasına izin verdiği kişiler sahilin sahibi gibi almayanı plaja sokmuyorlar

ANTALYA- Dünyanın her ülkesinde mecburi olmadığı, hatta komşumuz Yunanistan'ın her plajında isteyenin şezlong ve şemsiye alma özgürlüğü bulunurken Antalya Konyaaltı'nda şezlong ve şemsiye için para ödemeyene huzur yok.

İKİ ŞEZLONG ATAN KONYAALTININ SAHİBİ
Gazeteci Süleyman Çeliker, halka açık plaj olan Konyaaltı'nda tatilcilerin özgürlüklerini kısıtlayan mafya yöntemini dile getirdi. Üstelik son çıkan yasalarla sahiller hiç kimsenin mülkiyetinde değil iken iki şezlong atarak belediyeye sırtını dayayarak sahiplenerek halkı rahatsız edecek boyutlardaki   şemsiye ve şezlong rezaletini şöyle yazdı:

“Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir,” (Anayasa Madde 43).
“Allah'a inanmayan, Allah korkusu olmayan senin Anayasa'ndan mı korkacak! Git istediğin yere şikâyet et” (Konyaaltı Halk Plajı'nda zorla şezlong kiralayan İnan Beach'in en öfkeli çalışanı).

ŞEZLONGLARIN ÖNÜNÜ KAPATAMAZSINIZ
Antalya'da aile ziyaretindeyiz. Oğlum sabahın altısında başucumda bitti:
“Baba, haydi denize...”
En yakını Konyaaltı. Güneş yeni doğuyor; sahilde tek tük insanlar, şemşiyemizi açıyorduk ki 12-13 yaşlarında bir çocuk koşarak geldi: “Burada oturamazsınız. Burası paralı. Şezlongdakilerin önünü kapatıyorsunuz.”
“Ama şezlonglarda kimse yok.”
“Olsun! Birazdan gelirler.”
“Burası kamunun malı, kimseyi kovmaya hakkınız yok” deyince delikanlının kafası karışıyor sanırım. Gidiyor ve ağabeyini gönderiyor. Yeni uyarıcımız nazik birisi: “Beyefendi, burası işletmemize ait. Böyle oturmanız yasak.”
“Burada yasak olan bir şey varsa o da sizsiniz. Anayasa'da yazıyor. Burası kamuya ait. Suç işliyorsak polisi çağırın.”

BURAYA BİR SÜRÜ PARA SAYDIK
“Polislik iş değil. Biz buraya bir sürü para saydık. Başka tarafa geçin.”
Bu arada, bir diğer görevli yan tarafta karpuzu devirmiş kahvaltı yapan iki delikanlıyı kaldırıp İnan Beach sınırı dışına sürmekle meşgul. Başkaları da yanı başımızda denize girmeye hazırlananları kovalıyor. Biraz mırın kırın etseler “Burası babanızın malı mı?” diye söylenseler de hepsi gidiyor sonunda.
İkinci de gitti. Nihayet gireceğiz denize ama heyhat! Bir üçüncüsü. O farklı bir üslupla uyarıyor. “Siz burada ailenizle otururken ipsiz sapsız birileri yanınıza gelse rahatsız olmaz mısınız?”
“Ne alakası var. İpsiz sapsızlar da isterse sizden şezlong kiralayabilir.”
Baktı bizi 'anayasal hakkımızı' kullanmaktan alıkoyamayacak o da gidiyor.

ŞEMSİYE BARİKATI
Bir an önce denize girmek için sabırsızlanan oğlum, olup bitene bir anlam verememiş şaşkın şaşkın bakarkan sonunda dayanamıyor: “Baba ne oluyor, denize giremeyecek miyiz?” “Gireceğiz. Artık gelmezler” dememe kalmıyor, derisi güneşten simsiyah, keçi sakallı gözlerinden ateş fışkıran İnan Beach çalışanı (belki de sahibi) hışımla yaklaşıyor. “Hemen terk edin burayı” diyor. Sükûnetimizi hiç bozmadan aynı şeyleri ona da söyleyince, öfkeyle yanında çalışan çocukları çağırıyor ve “Çabuk şemsiyelerle etrafı çevirin” diye emir veriyor. Şezlongların dizili olduğu bölge ile deniz arasındaki boş (bizim de içinde olduğumuz) bölümü açılmamış şemsiyeleri yan yana dikerek iki taraftan çeviriyorlar. Önümüz deniz, arkamız şezlong sıradağları... Buradan çıkış yok!

HALKI KOVALIYORLAR
Bizim dışımızdaki herkesi kovaladıkları için ıssız çölde tek başına çadır kurmuş bedevi gibi ortada kalıyoruz.
İnan Beach'in en öfkeli çalışanı bizimkiler denize girdiğinde, ben sahilde tek başıma otururken yine yanı başımda bitiyor: “Bir daha ne zaman geleceksin buraya?” diye soruyor tehdit dolu bakışlarla, “Bir daha buralardan geçme acımam valla” dedikten sonra yanıt vermeme fırsat tanımadan çekip gidiyor.

BELEDİYE BAŞKANI ORTADA YOK
'Pardon, konu neydi?'
Sözde 'tatilci' olacağız ama gazetecilik peşimi bırakmıyor. AKP'li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel'e telefonla ulaşmaya çalışıyorum. Özel Kalem'i “Menderes Bey şu anda geliyor. 10 dakika sonra arar mısınız?” diyor. 20 dakika sonra tekrar arıyorum, bu kez “Menderes Bey henüz gelmedi” oluyor aldığım yanıt. “Yardımcılarından birisiyle görüşebilir miyim?” diye sorunca beni bir başka telefona 'aktarıyorlar.' “Pardon, konu neydi?” diye soran bayan 'konu'yu öğrenince “Menderes Bey'in üç yardımcısından hiçbiri de şu anda burada değil. Sizi basın sorumlusu Haluk Bey'e aktarayım” diyor.

BELEDİYEDE KIVIRIYOR
İkinci aktarmadan sonra telefonu açan Nazan Hanım “Haluk Bey şehir dışında, ben yardımcı olayım” karşılığını veriyor. Nazan Hanım'a da 'konu'yu aktarıyorum. “Ama oralarda halka ayrılmış şezlongsuz bölümler var. Oraya gidin” 'çözüm'ünü getiriyor. Ona da buraların halk plajı olduğunu söyleyip 'anayasal hakkımız'dan bahsedecek oluyorum. “Size nasıl yardımcı olacağımı bilmiyorum. En iyisi siz telefonunuzu verin, ben size 'döneceğim' deyip kapatıyor. Ama 'dönmüyor.'
Konyaaltı maceramız bu kadar mücadelenin arasında atılan birkaç kulaçtan ibaret, bedevi çadırımızı toplayıp Deli Dumrul'un torunlarını şezlonglarındaki tek tük müşterileriyle 'Beach'siz bölümdeki yurttaşlarımızı da balık istifi deniz keyfiyle baş başa bırakıp dönüyoruz.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.