• BIST 109.050
  • Altın 153,876
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 0 °C

Almanya treninde tiyatro

Almanya treninde tiyatro
Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya 2010'un en önemli tiyatro projesini açıkladı: Sirkeci Garı'ndan Almanya'ya gurbet öyküleri taşınacak

ROPÖRTAJ: HALE KAPLAN ÖZ


Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya 2010'un en önemli tiyatro projesini açıkladı: Sirkeci Garı'ndan Almanya'ya gurbet öyküleri taşınacak
2008'in başında İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği görevine getirilen şair Orhan Alkaya, yeni görevinde neredeyse bir yılını tamamladı. Ekim'le birlikte gelen yeni sezonu rekor düzeyde yeni oyunla açan tiyatronun hedefi 40 oyun. Küçük bir kadroyla Alkaya'nın tabiriyle 'kahramanca' sahnelenen bu oyunların bir kısmı 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi kapsamında sahneleniyor. 2010'da 10 İstanbul oyunu sahneleyecek olan tiyatro Almanya'ya da 2010 için sanat treni seferi düzenleyecek. Bu tren sadece gurbet öykülerini taşıyacak.

Nasıl bir dönemdi sizin göreve başladığınız dönem? Tiyatro'da en çok neyi değiştirmek istemiştiniz işe başlarken? Bu hedefe ulaşabildiniz mi?

İBB Şehir Tiyatroları'ndaki kritik bir dönemdi göreve başladığımız dönem. Türkiye'deki mali rejimde yaşanan değişikliklerle paralel olarak Şehir Tiyatroları'nın katma bütçeli bir sanat kurumu özelliği ortadan kaldırıldı ve genel bütçeye dâhil edildi. Bu 1931'den 2006'ya kadar süren modelin bir değişikliğe uğramasıydı. Her alana yansıyan bir değişikliktir bu. Tiyatro, çok fazla özgür birimi olan bir sanat. Bir başka kamu kurumu ile hiçbir biçimde örtüşmeyen bir kurum. Dolayısıyla Belediyenin tüm yapılanması içerisinde, en aykırı çalışan kurum. Herkesin mesaisi biterken bizim mesaimiz başlar mesela. Belediyenin hiçbir biriminde bu kadar çok ayrıntı bulunmaz. Bir düğmenin bile binbir sorgusu vardır… Böyle bir dönemde işe başladık. Ama Şehir Tiyatroları artık sorunları ile anılan bir kurum olmaktan çıktı, işleri ile anılan bir kurum olmaya başladı. Ama bu sorunların olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece Şehir Tiyatrosu ailesinin, hedeflerine daha fazla sahip çıktığı anlamına geliyor. Sorunun olduğu yerde çözüm vardır. Biz daima çözümden yanayız.

Peki geçen bir yıllık süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şehir Tiyatroları'nın toplam motivasyonunu oldukça iyi bir noktaya getirdik. Sanatsal üretimin en büyük ivmesi moral-motivasyondur çünkü. İyi yetişmiş, iyi bir formasyondan geçmiş kişilerin iyi bir üretim sürecinin içerisine girmesi gerekir ki ortaya tatmin edici sonuçlar çıkabilsin. Amacımız Türkiye'de çok fazla siyasetin gölgesinde kalmış olan kamusal sahanın bir anlamda yeniden tarif edilmesi. Özellikle kamu sanat kurumlarının siyasetten bağımsız bir çerçevede değerlendirilmesi lazım. Biz bu alanda da önemli adımlar attık. Bu önemli bir değişikliktir Türkiye'de. Her şeyin çok fazla gündelik siyasete bulaştırıldığı bir dönemde farklı bir pencere açtık.

BU REPERTUAR DÜNYA TARİHİNE GEÇER

Repertuarımızı çok geniş bir yelpazede oluşturduk. Belki de dünya ölçeğinde bile tarihe geçebilecek bir sayıya ulaştık. İki ayda 19 yeni oyun sahnelendi. Bununla birlikte dünya ölçeğinde hizmet verebilmemiz için kadrolarımızın genişlemesi de gerekiyor. Sanatçı arkadaşlarımızın hepsi sahiden kahramanca çalışıyorlar. Tomris İncer, ki Türk tiyatrosunun en önemli oyuncularından biridir, şu anda üç oyunda birden oynuyor. Dördüncü oyununa da bu ay başlayacak. Dünyada Tomris İncer gibi oyuncuların, yılda bir hatta birkaç yılda bir oyunda oynadığı düşünülürse -en yüksek klasmanda oyuncuların- Şehir Tiyatrosu sanatçılarının nasıl çalıştığını anlayabiliriz. Aynı gece iki ayrı sahnede prömiyeri olduğu için oyunu izlemeye gidemeyen dekoratörlerimiz var bizim. Bu sene Engin Işıldar oyunun prömiyerinin yapıldığı gün başka bir oyunu olduğu için prömiyerine gidemedi. Kadroyu arttırmak zorundayız, nitelikli kadrolara ihtiyacımız var. Bu alanda çok ciddi bir sıkıntı yaşıyoruz. Emekli olan ya da istifa eden arkadaşlarımızın yerine bile atama yapılmıyor.

TİYATRO KRİZDEN ETKİLENMEYECEK KADAR YOKSUN BİR ALAN

Ekonomik krizden etkileniyor musunuz?


İstanbul, dünya metropollerinin yüzde beşi oranında bile tiyatro koltuğuna sahip değil. Sadece Berlin'de 147, Moskova'da 150'den fazla tiyatro var. Paris'te 800 civarında tiyatro var. İstanbul'da o kadar az sahne, o kadar az koltuk var ki bizim bu koltuklarda ağırlayacağımız seyirci sayısı belli. Krizlerde insanlar içine kapanır doğru, tabii ki bundan tiyatro da etkilenir. Ama İstanbul o kadar yoksun ki sanat binaları konusunda… O nedenle etkilenmiyor. İstanbul'a yeni tiyatro binaları yapılması gerekiyor, yeni konser ve opera salonları yapılmalı.

Oyun Atölyeleriniz bu sezonun başında en çok konuşulan konulardan biriydi. Bu konuda nasıl bir gelişme kaydedildi?

Bir atölye yaptık bitti. Bir atölyemiz de Eylül ayından beri Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde periyotlar halinde sürüyor. Üretime dönüşünce atölye yerine yeni bir ekip geliyor.

Kriterleriniz neler bu atölyelerde. Her isteyen katılabiliyor mu?

Başvurular eğer belli bir sayıyı aşarsa -biliyorsunuz atölyelerin verimli olabilmeleri için sınırları vardır- o zaman belli bir değerlendirme yapılıyor. Eğer maksimum katılım aşılmamışsa başvuran herkes katılabiliyor.

'BABİL'DE ÖLÜM İSTANBUL'DA AŞK' OYUN OLUYOR

Edebiyatı sahnede daha görünür kılmak için yapmayı hedeflediğiniz projeleriniz vardı. İskender Pala, Işıl Özgentürk ve Özen Yula'nın ismi geçiyordu bu proje içinde.
İskender Pala'nın bir romanını oyunlaştırmak istiyorum. Bu oyunlaştırmaya çok müsait bir roman: Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk. Kendisine bunu henüz açmadım, burada konuşmam ne kadar doğru olur bunu bilmiyorum ama… Işıl Özgentürk ile Tante Rosa'yı çalıştık. Seni Seviyorum Rosa ismiyle sinema filmi olarak izlemiştik Sevgi Soysal'ın bu eserini. İyi bir sonuç çıkacak oradan. Özen Yula ile bir atölye zaten yaptık. Atölye lideri olarak bir oyun çıkardı Özen. Yazarlarımızla daha organik ilişkiler kurmak gibi bir hedefimiz var. Orhan Pamuk'un İstanbul'unu sahneye taşımayı çok istiyorum ve Salah Birsel'in denemelerini…

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti konsepti içinde izleyiciye sunmayı hedeflediğiniz projeler neler?

İstanbul, 2010'da vitrine çıkıyor. Bu imkânın çok iyi kullanılması gerekiyor. 2010 için ümitli olmak istiyorum. İstanbul'dan yola çıkacak bir tiyatro treninin Ruhr Havzası'na kadar yol alması, en büyük projemiz olacak. Bu tren, gurbet temalı oyunları taşıyacak. Ruhr Havzası çok önemli bir mekan. Bizim en çok işçi göçü verdiğimiz yerdir Ruhr. Yani en temelde işçi göçü hedefli bir proje yapmayı düşünüyoruz. Tren, Sirkeci'den kalkacak. Sirkeci ekonomik göç hareketinin sembolü haline gelmiş bir mekan. Gidenler arkalarında bir gurbet bıraktılar. O nedenle bizim buradaki asıl temamız gurbettir.
Yeniden şair gibi hissediyorum

Şiir yazabiliyor musunuz?

İnanmayacaksınız ama bundan üç-dört gece önce bir şiir yazdım. Uzun bir aradan sonra...

Neden bu kadar uzun süre geçti?

Şiir çok kıskanç ve güzel bir kadındır. Kendisinden başka hiçbir şeyle ilgilenilmesini hazmedemez. Ne zaman tiyatroya biraz yoğunluk versem kaçmıştır benden. Fazıl Hüsnü Dağlarca, ben tiyatroya yeniden döndükten sonra -sanırım 1989'du- bana kızmıştı tiyatroya döndüğüm için. Arkamdan “Kendine yazık ediyor, o iyi bir şair!” dediğini de biliyorum. Çünkü Dağlarca, şiirden başka bir şeyle uğraşılmasını tuhaf bulurdu hayatta. Bu son yazdığım şiirle, en azından hala şiir yazabildiğimi gördüm. Şiir derinlik ister. Bu kadar kalabalık ve yapay yaşarken, şiir yazmak kolay değil.

Yeni bir kitap gelecek mi yakında?

Evet, bu ay yeni bir kitap çıkarma planım var. Bir de bir ressam dostumla ortak bir kitap çıkaracağız. O da Mart ya da Nisan ayında yayınlanacak. Kendimi yeniden şair gibi hissedebileceğim diye tahmin ediyorum.

Bu sıkışıklıkta oyun yönetebiliyor musunuz peki?

Bir zaman bulduğumda Haldun Taner'in Timsah'ına başlayacağım. Üsküp'te bir oyun sahnelemeyi planlıyoruz. Çok genç ve yetenekli bir sanatçıya oyun yazdırdım. Seray Şahiner 24 yaşında çok parlak bir yazar. Bu onun ilk oyunu. Bu oyunu sahnelemek benim için Shakespeare sahnelemek kadar önemli. Yazdığı hikâye, biz erkeklerin hiçbir zaman vakıf olamayacakları kadar derinlikli bir hikâye. Bu ve bunun gibi çalışmalarda yazarı, mutfağa çekmek arzusundayız. Ekiple yazarı buluşturmak istiyoruz. Bu ay provaya girecek olan Deli Dumrul, tam anlamıyla bunu yansıtan bir proje yönetmen ve yazar birlikte çalıştılar. Amerikayı'yı yeniden keşfetmiyoruz. Dünyada bu çalışmanın örnekleri çok. Önümüzdeki üç yıl içerisinde bunu yerleştirmek istiyoruz.
2010'a 10 İstanbul oyunu

İstanbul için özel bir repertuar da oluşturuyorsunuz bu yıl. 2010'a kadar kaç İstanbul oyunu sahnelemek hedefiniz?

İstanbul repertuarının şu anda dört oyunu çıktı. Meraklısı için Öylesine Bir Hikâye, Kendi Gök Kubbemiz, İstanbul Efendisi ve Yedi Tepeli Aşk, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projemiz dâhilinde sahnelenmeye başlayan oyunlar. 2010'a kadar bu sayı artacak ama tam bir rakam verebilmek mümkün değil. Çünkü henüz tasarım aşamasında olan oyunlar var. Bunlardan ne çıkacağını bilemiyorum. Ama 2010'da en az 10 İstanbul oyunu planlıyorum.
Mutlaka bir Ahmet Rasim olmalı bu projenin içinde, Reşat Ekrem Koçu olmalı. Bunlar İstanbul'un halis yazarları çünkü. Ve tabii Orhan Pamuk olmalı… Çünkü en az Ahmet Rasim kadar sahici bir İstanbul yazarıdır Orhan Pamuk.

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.