• BIST 93.297
  • Altın 209,999
  • Dolar 5,3165
  • Euro 6,0196
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 3 °C

Akıl hastalarına Şaban Turizm

Akıl hastalarına Şaban Turizm
Şaban Turizm, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde 40 yıldır tedavisi biten ya da evine götürülmesi gereken hastaları ailelerine teslim ediyor.

İSTANBUL- O, akıl hastalarının sevkiyatçısı, can simidi Şaban Turizm... Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tam 40 yıldan bu yana çalışan Şaban Demirel’in görevi, tedavisi biten ya da evine götürülmesi gereken hastaları ailelerine teslim etmek. Ama bu iş akıl kârı bir iş değil!
Şaban Turizm... Bir otobüs firmasının ismini andıran bu niteleme Şaban Demirel için biçilmiş kaftan. Gerçekten onun yaptığı zorlu görevi düşünürseniz küçük çapta bir otobüs firmasından farksız olduğuna kanaat getirebilirsiniz. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi çalışanlarının çoğunun bile yaptığı ilginç görevden haberdar olmadığı Şaban Demirel, akıl sağlığı yerinde olanlardan ziyade akıl hastaları tarafından bilinen bir isim. Çünkü onun işi akıllılarla değil, akıl hastalarıyla! Bu yüzden o hastaneye yolu düşen bütün hastaların Şaban abisi!

1927 yılından beri Bakırköy’de hizmet veren ve Türkiye’deki modern psikiyatrinin kurucusu Prof. Dr. Mazhar Osman’ın girişimiyle kurulan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin 40 yıllık çalışanı Şaban Demirel. Yaptığı iş akıllara ziyan! Görevi işe başladığı günden bu yana hiç değişmemiş, çünkü onun işini ne yapabilecek cesaret ve sabırda başka biri var ne de bu kadar güvenilecek bir görevli. Kendisine Şaban Turizm lakabının takılmasına da sebep olan işi şu Demirel’in: Hastanede biriken, tedavi süreci sona eren akıl hastalarını evlerine teslim etmek. Bunun içinde Hakkâri’ye gitmek de var, adını sanını bilmediği bir köy için yola çıkmak da. Üstelik birlikte yolculuk ettiği kişiler akıl sağlığı yerinde olmayanlar. İşin tehlikesi çok. Hastalarla baş etmek bir yana, bir de hastalarını kabul etmeyen ailelerle mücadele etmek zorunda. Hastanın hastanede kalmasını isteyen ailelere bazen kendi, bazen polis, jandarma ve muhtar zoruyla teslim kâğıdı imzalatan Demirel, bugüne kadar götürdüğü binlerce hastanın hepsini teslim ederek dönmüş İstanbul’a. Eh onun da dediği gibi, “Bu iş akıl işi değil.”

Almanya’dan Bakırköy’e...

Şaban Demirel’in Bakırköy’e yani Mazhar Osman’a ulaşan hikâyesi Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Kuskunlu köyünden başlıyor. Lakap olarak Babolar diye bilinen sülalede on kişinin yedisi cami imamı olmuş. İlkokulu bitirdikten sonra Almanya’ya kaçan Demirel, orada altı ay çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönmek zorunda kalmış: “Ele avuca sığmayan birisiydim, gençliğin verdiği cahillikle orada bir hata işledim, birini yaraladım ve yakalanırım korkusuyla Türkiye’ye kaçtım. Amcamın oğlu hastanede çalışıyordu. ‘Burada çalış’ dedi, ama ben hiç istemiyordum. Başhemşireye götürdü beni, 1971 yılında. Bana dilekçe yazdırdılar filan ve ben memlekete gittim. Sonra postaneye telefon geldi, ‘gelsin çalışsın’ diye. Geldik ve girdik. İyi ki girmişim, Allah razı olsun yani. Çünkü yaramaz bir Karadenizli idim. Ya aşağıda ya yukarıda olurdum, ortada değildim, savrulurdum yani.” Şaban Bey, 15 yıl önce emekli olmasına rağmen, 25 yıl 8 ay memuriyet yaptığı Bakırköy Hastanesi’nden kopamamış. Geçen yıl ailesine ve arkadaşlarına zaman ayıramadığı için ayrılmak istemiş ama bu kez de hastane izin vermeyince ‘göreve devam’ kararı almış.

Şaban Demirel’de hikâye o kadar çok ki, anlattıkça anlatıyor. Hepsi güler misin ağlar mısın kabîlinden. İlkin 40 yıl öncesinin ramazan ayına gidiyoruz, Kırıkkale’ye götürdüğü ilk akıl hastasına. Tabii o zaman şimdiki gibi hastanenin özel arabası yok. Otobüs veya minibüsle taşıyor hastaları. “Allah razı olsun, AK Parti hükümeti ile bir arabamız oldu. Onun öncesinde otobüslerle yolcu koltuğunda hasta götürürdüm. Sonra dernek kanalıyla edindiğimiz arabayla hasta taşımaya başladık.” diyor sözün bu noktasında ve tekrar ilk götürdüğü akıl hastasını anlatmaya başlıyor: “Genç bir akıl hastası kızdı.” diyor gözlerini kısıp o günü hatırlamaya çalışarak. “Kız 18, eşi 45 yaşındaydı. Ben oruçluyum. Elmadağı’ndan gidiyoruz, normal otobüsle. Hacı babası vardı ve kızı almadı. Bu çok zoruma gitti. Eşini aradık, eşi çobanmış ve o gün dağa gitmiş. Nasıl bulursun? En son karakola gittim. Polis marifetiyle kızı babasına teslim ettim. Orada işi hallettik ama kız sonra kaç kere daha buraya geldi. Defalarca geri götürdüm. Bu hastalıkta anne oğluna, baba kızına, ya da biri anne babasına asla sahip çıkmıyor. Allah kimseyi akıl hastası etmesin.”

Akıl hastalarının kralıyım

Dile kolay, her ay İstanbul içine en az 25, İstanbul dışına 30-40 akıl hastası servisi yapıyor Şaban Turizm. Bunu 40 yıla vurduğunuzda ortaya çıkan rakamı varın siz hesaplayın. Birçok hasta tekrar hastaneye bırakıldığı ya da bir yerde tek başına bulunup polisler tarafından hastaneye getirildiği için bu döngü hiç bitmiyor. Aynı hastayı defalarca evine götürmüşlüğü var. Bu yüzden hastanede onun kadar akıl hastası tanıyan başka biri yok. Akıl hastalarının da tek tanıdığı ve saydığı kişi Şaban Demirel hâliyle. Çünkü Şaban Bey onlar için hastaneden çıkma vizesi. “Beni gören bütün hastalar ‘Şaban abi hoş geldin’ der, hürmet gösterir. Onların çıkmasını ben organize ediyorum zannediyorlar. Bu adamların kralıyım ben. Biri bana zulmediyor desem gidip keserler yani, o kadar bağlılar bana.” diyen Demirel’i en çok zorlayan şeylerden biri hastaları minibüse doldurup dağıtım yaparken onları kontrol etmek. “Hastaya karşı en büyük silahım götürürken, ‘seni geri götürürüm’ sözüdür. Hastalarla akışına göre iletişim kurarım. Sert davranıyorsa alttan almak zorundasın yani. Arabada sigara içirmiyorum, kurallarım katıdır. İçmek isteyen olursa arabayı durdurur öyle içirtirim. Yoksa boğuluruz dumandan. İstanbul’dan İzmit’e kadar bir paket sigara içen var ya! Bazen 14 hastayla birlikte yolculuk ettiğimiz olur. İstanbul’dan çıkıp Türkiye’nin öbür ucuna kadar hasta dağıtıyorum. Bu durumda içlerinden birini çavuş seçiyorum. ‘Kimse kimseyi rahatsız etmesin, başkanı da sensin’ diyorum. O hepsini susturuyor.”

Tabii iş bununla da bitmiyor. Şaban Demirel, minibüs şoförüyle nöbetleşe uyuyarak yolculuk yapıyor. Çünkü içlerinden birinin her an tehlikeli hareket yapma ihtimali var. Hâliyle hiç durmadan yol alıyorlar. 40 yıl boyunca bir kere otelde konakladıklarını ve pişman olduklarını söyleyen Demirel, olayı gülümseyerek anlatıyor: “Kendi memleketimden bir hastayı götürmüştüm ramazan ayında. Samsun Çarşamba’da tanıdık bir otel vardı, saat gece 12’yi geçtiği için orada kalalım dedik. Beni tanıdıkları için hasta ile beraber oda verdiler, Kadına ilaç verdik ama ‘Eşyalarını sakla’ dedim şoföre. Her şeyi sakladık, kilitledik. Biz uyuduktan sonra kadın kalkmış, şoförün bir paket sigarasını içmiş odada. Bir uyandım ki dumandan boğuluyoruz. ‘Bir daha da yatmam otelde dedim’ yani. Arabanın arkasında nevresim, battaniye, yastık taşıyoruz artık.”

Yaptığı iş, akıl işi değil!

Yaz mevsiminde akıl hastaları kendilerini idare ettiği için kışın hayli artıyor Bakırköy Hastanesi’nin ziyaretçileri. Hâliyle Şaban Turizm’in işleri iki katına çıkıyor. Bakımları yapılan, tedavileri tamamlanan hastalar Şaban Demirel’e teslim ediliyor, resmî tutanakla. Şefi Süleyman Yücedağ’ı minnetle anan Demirel, onunla çalışmanın tadını hâlâ unutamadığını belirtiyor. 40 yıl boyunca hep onun haklı çıktığını söylüyor.
Hasta sevkiyatçısı Demirel’in bu müthiş çabasının karşılığı aileler nezdinde yok tabii. Çünkü onlar için yük getiren birisi ve hâliyle binlerce kilometre yol katederek ulaştığı evde “Buyur bir yorgunluk kahvesi iç” diye karşılanmıyor. Silahla tehdit eden de var, en ağır hakaret ve küfürleri savuran da: “Evde çok kavgalar oluyor, daha teslim kâğıdını imzalatmadan getirdiğim hasta dışarı kaçmaya çalışıyor. Kimi hastalar ‘Niye para göndermediniz?’ diye camı çerçeveyi indiriyor. Çorlu’da ölüm tehlikesi de atlattım bu sene. Oğlan ile babası birbirine girdi eve varınca. Bıçaklar havada uçuşuyor. Çingene kadınlar bana sahip çıktı vallahi. ‘Adamın suçu ne, adama ne bağırıyorsunuz, devlet göndermiş’ dediler. Hemen 155’e telefon ettim, ekip geldi. Küçük yerlerde problem daha az oluyor.” Şaban Demirel, Türkiye’nin her il ve ilçesi ile yüzlerce köyüne hasta bıraktığını kaydederek bu hükümet döneminde otuzun üzerinde barınak yapıldığını ve buralara ücretsiz olarak hasta bırakıldığını belirtiyor.

Peki, yıllarını bu işe veren Şaban Demirel kendisine Şaban Turizm denmesine ne diyor? Bu soruyu gözleri dolarak cevaplıyor: “Bana Şaban Turizm denmesinden hoşlanırım. Dua ediyorum sebep olup bu işe beni sokana. Alnımın akıyla buradan ayrılmak istiyorum. Bırakabilir miyim bilmiyorum! Çünkü hastaları seviyorum. Hastaların Şaban abisiyim ben.”

Aslına bakarsanız Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi için Mazhar Osman ne kadar önemli ise, akıl hastaları için de Şaban Turizm o kadar önemli! Görevi hiç kötüye kullanmadığını ve bu yüzden hastanenin hep arkasında durduğunu söyleyen Demirel. “Artık en kısa mesafeye bile taksiyle gidiyorum. Bu lüks değil, tam tersine hastayı teslim ettikten sonra kaçmak için. Çünkü ‘niye getirdin’ diye aileme sövenler, silah çekenler oluyor.” diyor. Anadolu’da bir görüş vardır: “Mazhar Osman’a giden geri dönmez.” Lakin Şaban Turizm varsa hastanızın kapınızı çalması kaçınılmaz...

Otobüsle 5 hasta götürdüm, şimdi tövbe götürmem

“Hastalarla yaşadığım olayları anlatsam 150 yıl yetmez inanın. Otobüsle çok yolcu götürürdük eskiden. Gençliğimde otobüsle beş hastayı birden götürdüm. Şimdi bakıyorum da ‘Ben de deliymişim!’ diyorum. Şimdi olsa asla götürmem, tövbe yani! 65 yaşındayım, eskisi gibi kontrol edemem onları, her şey yapabilirler. Bir keresinde Elazığ’a akıl hastası bir kız götürüyordum otobüsle. Yolda iken kız birden ayağa kalktı ve ‘Can kurtaran yok mu? Kurtarın beni, bana tecavüz edecek bu!’ diye bağırmaya başladı. İlaç var bende, içirsem sorun yok; ama kendimi tanıtana kadar akla karayı seçtim. Otobüsü durdurdum, halka kendimi tanıttım, kartımı gösterdim. Zor ikna ettim milleti. Kız kolayı çok seviyordu, kolanın içine ilaç koyarak uyuttum. Bugüne kadar bırakamadığım, ailesine teslim etmediğim akıl hastası olmadı. Kabul etmezlerse muhtara, polise ya da jandarmaya giderim. Yeraltı camiasının adamı bile olsa veririm hastayı. Bazen oluyor da. Ben de diyorum ki, ‘Beni gebertebilirsin, kabadayı olabilirsin, sorun yok. Ama madem kabadayısın o zaman bu adamı al, onu da besle, eyvallah.’ deyip çekip gidiyorum.”

Götürdüğüm hastayı hortlak zannettiler

“Karabük’te bir kız var. Bunu sonrasında defalarca götürüp teslim ettim köyüne. Doğuştan özürlü bir kız. Evlendirmişler birisiyle. Evden çıkmış, binmiş bir kamyona İstanbul’a kadar gelmiş. Sokakta ağlarken polisler yakalamış ve akıl hastanesine getirmişler. Pek konuşamadığı için adres de veremiyor. Dört koldan uğraştık adresini bulmak için. Sadece memleketinin ismini söylüyor. Arabama atlayıp, kendi kızımı da yanıma alıp yola çıktım. Köyünün ismini bildiğimiz için zar zor bulduk. Eniştesinin ismini birkaç kere sora sora teyit ettirdim. Neye güvenerek gidiyoruz bilmiyorum. Birine sorduk yolda ‘Burada öyle biri var ama onun da kızı öldü, cenazeleri var’ dedi. Ben sevindim tabii. Eve yaklaşınca akıl hastası kız evi tanıdı ve koşarak içeri daldı. Fakat o girer girmez içeride bir kıyamet koptu. Konu komşu doluştu içeriye. Kızımı arabada bırakıp eve bir girdim ki kimi bayılmış, kimi çığlık atıyor. ‘Ne oldu, ben memurum, bunu ben getirdim’ deyince biri elime sarıldı. Biri dedi ki ‘Beş aydır bu kız kayıptı.’ Türkiye geneline kayıp ilanı vermişler. Menderes Irmağı’nda bir bayan cesedi bulmuşlar. Ceset iyice şiştiği için tanıyamamışlar. Alıp o gün aile mezarlıklarına gömmüşler. Kızı gören hortladı zannediyor ve bayılıyor oracıkta.”

H. SALİH ZENGİN
 

Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.