• BIST 93.287
  • Altın 212,856
  • Dolar 5,4489
  • Euro 6,1788
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara -2 °C

115 antik kentte 119 tiyatro

115 antik kentte 119 tiyatro
İnşaat mühendisi Yaşar Yılmaz, iki yıl boyunca kilometrelerce yol kat etti, Anadolu'daki antik tiyatroları gezdi, ölçtü ve yazdı. Tiyatrolar kurtarılabilirb
Gamze ERBİL

İnşaat mühendisi Yaşar Yılmaz, iki yıl boyunca kilometrelerce yol kat etti, Anadolu'daki antik tiyatroları gezdi, ölçtü ve yazdı: Anadolu Antik Tiyatroları-115 Antik Kent, 119 Tiyatro. Kitapta, Türkiye'de bulunan antik tiyatrolara dair anlamlı özet bilgilerin yanı sıra konuyla ilgili bir dizi yeni tez bulunuyor. Bir mühendis olarak Yılmaz, başta arkeologlar olmak üzere konunun ilgililerini tezlerini tartışmaya çağırıyor. Yılmaz'la kitabını konuştuk.

-Böyle bir kitap hazırlama fikri nereden çıktı? Nasıl yürüttünüz hazırlık çalışmalarını?

- Bodrum Antik Tiyatro'da bir konser izlemeye gitmiştik. İki saat sonra beynim zonklayarak tiyatrodan çıktım. Orada şunu gördüm, ses bu kadar rahatsız edici olamazdı. Sonra araştırmaya başladım. Ancak kapsamlı bir kaynağa ulaşamadım. Sadece Romalı mimar Vitruvius'ta bulunan kısa bilgilerle hareket ettim ve civardaki tiyatroları incelemeye karar verdim. Belki akustikle ilgili bir makale yazarım diyordum. Ancak iş giderek büyüdü ve tüm Türkiye'yi kapsadı. Anlamlı bir fikir ortaya çıkarabilmek için mümkün olduğu kadar alanı genişletmek istedim. Önce Batı Anadolu tiyatrolarına yöneldim. Sonra bu konuda mühendis gözüyle yapılmış bir çalışma olmadığını da fark ederek devam ettim. Nihayet 119 antik tiyatronun ölçümünü yaptım. Bunun için 2,5 yıl dolaştım. Kent tarihleri ve ölçü değerlendirmeleriyle beraber, kitabımı 4 yılda tamamlayabildim. Sekiz aylık bir gecikme de kitabın boyutuyla ilgili tercihleri değiştirmemiz nedeniyle yaşandı.Antik Çağ'ın emekçi köleleriyle mühendisleri bu tiyatroları yaptılar. Çoğu bilgi günümüze ulaşamadı. Ben onların yapılarını okumaya uğraştım. Çalışmamı onlara adıyorum.

- Böyle bir kitabın daha büyük ve pahalı olmasını istemeyişinizin nedeni neydi?

- Ben öğrencilerin de bu kitabı edinebilmesini istiyordum. Kitapta tiyatrolara ilişkin bilgilerin ve bazı yeni tezlerin yanında kimi tarihsel bilgiler de verdim. Bunlar birer ikişer paragraflık bilgilerdi ama benim önemsediğim şeylerdi. Mesela Ksanthos'ta (Xanthos) bağımsızlığı uğruna ölen insanları anlattım, Milas'ta (Mylasa) Karyalıların Perslere karşı kahramanlıklarını. Knidos'ta Afrodit aracılığıyla güzellik kavramını, Efes'te (Ephesos) Heraklit üzerinden diyalektiği tartıştım. Kitap teknik bir kitap ama içinde okurlara iletmek istediğim böyle bilgiler de var.

YOK OLAN TİYATROLAR

- Tiyatrolarla ilgili bilgilere ulaşmada kimi zorluklar da yaşamışsınız. Kimi tiyatrolar yok olup gitmiş, bunlardan bahsedebilir misiniz?


- İstanbul'daki tiyatro yok olmuş. Hatay'daki, gidip baktım üzerinde gecekondular var, kaybolmuş. Bir başka örnek İzmir Kadifekale. Sonra Çandarlı, üzerinde apartmanlar var, izleyici koyağının olduğu yerde hiçbir iz yok, dozerler götürmüş. Amasya tiyatrosu, 35 sene kadar önce sıraları, sıra başlıkları duruyormuş ama sonra üzerine kız enstitüsü yapılmış. Tamamen kaybolanlarla beraber aslında 150'den fazla tiyatro varmış Anadolu'da. Ben bunların 119'una ulaşabildim ancak. Ayak ve parmakla ölçtüm, bu önemli, çünkü Romalıların kullandığı yöntem böyleydi.

- Çalışmalarınız sırasında alana ilişkin bir dizi yeni tez geliştirmişsiniz. Bunlar kitapta ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor. Bize kısaca aktarabilir misiniz?

- Vitruvius'un antik tiyatrolarla ilgili olarak bahsettiği, tiyatroların iki kademeli koyağını ayıran 'orta yol'un arkasında küpler olduğuydu. Bu küpler ses düzeninde önemli bir rol üstleniyordu. Fakat günümüze dek ne bir bronz küp bulunabilmiş ne de onların konduğu yuvalar.Ben incelemelerim sonucunda Antalya Selge tiyatrosunda Helenistik dönem tiyatrolarda kullanılan bu bronz küplerin yerini buldum. Ama dediğim gibi, başka bir yerde bronz küplere ya da yuvalarına ilişkin bulgu yok.Buradan hareketle Roma mühendisliğinin bunların yerine başka bir şey koymuş olması gerektiğini düşündüm. Eski kültürü, eski teknolojiyi attı; yerine bir şey koymuş olmalı. Vitruvius erken dönem tiyatroları kastediyordu, MÖ 25'te yazmış. Ve bu dönemden günümüze bir şey kalmamış. Benim ölçümlerim sırasında dikkatimi çeken, orta yoldaki sırtlı koltuklar oldu. Bronz küplerin yukarıya sesi aktardığını biliyoruz, ben de bu koltukların küplerin işlevini üstlendiğini öne sürüyorum. Aspendos tiyatrosu en önemli örneği, orada bile bir tane numune kalmış, orta yolun tam önünde. Benim kuramıma göre, orta yol genişliği altı ayağı geçiyorsa, sesi iletmek için bir aparata ihtiyaç duyuyor. Bunu da ölçerek tespit ettim. Sonra bugüne kadar açıklanamamış bir başka şey daha vardı. Halikarnas tiyatrosunda, sırtlıklı koltuk, kesilmiş. Nedeni bilinemiyor. Ben burada ihtiyaç olmadığını tespit ettim. Koltuğu taşerona yaptırdılar, sonra sese olumsuz etki yaptı ve o nedenle bunu kestiler. Bu tezim uluslararası alanda ilgi çekti, Avusturyalılar beni bir konferansa davet ettiler. Bir başka örnek, Bergama tiyatrosuyla ilgili. Bunun sahne binasının ahşap oluşuna ilişkin, kazı heyetinin başkanı olan bir Alman profesör bir tez geliştirmiş. Diyor ki, bu yapı, tiyatronun yanındaki Dionysos tapınağının manzarasına engel oluyordu ve bunun için gösteriler sonrasında kaldırılmak üzere mobil yapılmıştı. Ve kayıtlara böyle geçiyor. Ben mühendislik açısından yaptığım değerlendirmelerde farklı bir sonuca ulaştım. Sahne binasının üzerine konulduğu düzlüğün dolgu yapısı nedeniyle o binanın taştan yapılmasının imkânsız olduğunu gördüm, yani başka malzemeyi taşımaz. Bu da bir yenilik olarak görülmeli.

DÖNEM DEĞİŞİKLİĞİ

- Tiyatroların tarihine ilişkin de önemli bir iddianız var, Batılı kaynakların 'Grek Dönemi, Roma Dönemi' şeklinde yaptığı dönemlemeyi değiştiriyorsunuz: Erken Dönem ve Roma Dönemi şeklinde. Bundan bahsedelim isterseniz...

- Evet, bu da bir başka yenilik. Grek tiyatrolarının, tiyatro tarihi içinde bir parça olduğunu öne sürüyorum ben. Şimdi, tüm tiyatroları ölçtüm, oturma sıralarının eğimi 30 derece. 30 derece zemin mekaniği açısından önemli. Bu arkeologların dikkatinden kaçmış olabilir. Bunun çeşitli nedenleri var, kitapta anlatılıyor. Ama daha önemlisi olan böylesi bir bilgi, uzun zamana yayılmış bir mühendislik birikiminin ürünü olabilir. Neden 30 derece sorusunun çeşitli yanıtlarını veriyorum. Daha büyük bir açı, yağmur ve kar sularının birikmesi sonucu zemini kaydırabilir, mermer taşların hepsi kayar, bunun maliyeti büyük. Akustik, izleyicinin konfor içinde basamakları çıkması vs. gibi başka nedenleri de var, ancak kaymayla ilgili oluşunu unutmamak lazım. En eski Grek tiyatrosu diye tanımlanan tiyatrolar MÖ 4. yüzyılda. Bu tiyatrolar, bir yüzyıl içinde mühendislikte tüm bu birikimi oluşturmuş olamaz. Akustik muntazam, yönü muntazam, hepsi güneybatıya bakıyor, ışıktan yararlanma ve kuzey yellerinden korunma gibi dertleri var.Ben şunu öne sürdüm: Tiyatroların geçmişi ahşaptı ve o dönemden günümüze kalan tiyatro olmadı. Ama bu ahşap tiyatrolar döneminde oluşmuş olan birikim, bugüne kalan ve Grek dönemi olarak tarif edilen tiyatroların altyapısını oluşturdu. Buna ilişkin iki kanıtı da kitapta açıklıyorum. Birincisi, Sophilos'un Dinos'u denen resim. Bunun tarihi MÖ 580 ve üzerinde eğik sıralar üzerinde bir izlence görüntüleniyor. En eski Grek tiyatrosu ise, 300 küsurlarda. Demek ki, bunun öncesinde bir izlence var. Buna ilişkin günümüze ait taş tiyatro olmadığına göre, demek ki bu ahşap olmalı. Bunu Vitruvius'un 'geçmişten kalan ahşap tiyatrolar' diye bir deyimiyle destekliyorum.İkinci olaraksa yaptığım araştırmalar sonucu, tiyatroları yapmak için gerekli matematik, fizik ve geometri bilgisinin MÖ 6-7'nci yüzyıllarda olduğundan hareketle bu tezimi destekledim.Buradan hareketle Grek Dönemi'ni değiştirip yerine Erken Dönem demeyi tercih ettim. Bu akademisyenlerimizin üzerinde düşünüp tartışması gereken bir yeniliktir.

- Antik tiyatroların yok olup gitmekte oluşundan bahsettiniz, kendi haline bırakılan bu mirası tehdit eden doğal koşullar var mı?

- Tiyatroların çoğunun sıralarının içinden zeytin ağacı çıkmış ya da dişbudağı, taşları kaldırmış, patlatmış. Bunların kesilmesi lazım, nihayet 5-6 tane böyle ağaç var. Mesela Arykanda'daki muhteşem tiyatroda bir çam ağacı patlatmış taşları. Phaselis'te büyük bir meşe ağacı patlatmış. Kedrai tiyatrosu var Sedir Adası'nda, orada da zeytin ağaçları tahrip ediyor. Şimdi bunlar başka yerlere dikilebilir, doğaya karşı bir hareket olmaz. 2500 yıllık bir tiyatrodan bahsediyoruz, bunların korunması lazım.

- Antik tiyatroların özel sektöre kiralanması ile ilgili değerlendirmeleriniz nelerdir? Tiyatroların bakımsızlığına ve yok olup gitmesine ilişkin başka nasıl çözümler üretilebilir?

- Bu felaket bir şeydir. Bunlar özel sektörün özensiz tarzıyla onaracağı yapılar değil. Bodrum bu açıdan kötü bir örnek oldu. Bu bir şans olabilirdi, ama beceriksiz yöneticiler bunu kaçırdılar. Yalnızca temizlik yapıldı. Oraya mikrofonlar konuyor, yılda 10-15 konser izni alınmış ve 10-15 yıllığına kiralanmış. Müze müdürüyle bir hesap yaptırdım, buranın geliriyle bir dizi restorasyon yapılabilirdi, bir alay antik tiyatro ayağa kalkardı. Bodrum bir örnek olabilirdi. Ama olmadı. İyi niyetli bir yaklaşımla, bu tiyatroların çok büyük bir bölümü, düşük maliyetlerle kurtarılabilir. Eksik sıraları, taşları, yeni doğal taşlarla donatılarak bu yapılabilir. Ses düzeninin işler hale getirilmesi için de ihtiyaçlar belli. Sahne binalarının taşları ayağa kaldırılırsa, yeni deprem yönetmeliğine uygun modern yöntemlerle takviye edilirse, özgün taşlar yerleştirilip yan paneller de konursa bu tiyatrolarda ses doğal yollarla duyulur hale gelecektir. Farklı bir renkle bu yeni taşları ayırt edebilirsiniz, ama doğal olmalı.

YANLIŞ BİLGİLER

- Antik tiyatrolarla ilgili bugüne kadar öne sürülmüş kimi bilgilerin de yanlış olduğunu saptamışsınız, bunun nedeni nedir?


- Tiyatrolarla ilgili üzerlerine yazılan bilgilerde hatalar var. Örneğin Kadra (Kedrai) tiyatrosunda MS 2'nci yüzyıl Roma Tiyatrosu, diyor ve 5000 kişilik olduğu yazıyor. Ben o tiyatroyu iki sefer ölçtüm, 1800, maksimum 2000 kişi alır. Bunları kitapta yazdım.Ama bu bir sorun. Birisi bir şey atıyor ortaya, yıllarca o yanlış devam ediyor. Bu tiyatroların tümünün sığarlarını (kapasitelerini) ölçtüm, 50 kişi aşağı, 50 kişi yukarı olabilir ama yaklaşık olarak.Bu tiyatroları ve ören yerlerini 2.5 yıl dolaştıktan sonra şöyle bir kanaatim oluştu: Aydınlarımız kültür varlıklarımızla hiç ilgilenmiyor. Türkiye'nin içinde olmasına rağmen, Türklerin tarihi boyunca giremediği kentler var: Efes, Bergama, Letoon, Xanthos (Ksantos), Priene gibi kentler. Kültür bakanlığı yabancı kazı heyetlerinin yanına bir gözlemci arkeolog veriyor ama bunlar genelde kazı yeri yakınlarındaki bir kahvehanede okey oynuyor, bir şey imzalaması gerektiğinde imzalıyor. Anladım ki, usulen birini gönderiyorlar, kontrol falan yok. İkincisi, Avrupalılar tarihe sakat bakıyor, bütün geçmişi Helenler'e dayıyorlar, bütün kazı raporlarını oraya götürüyorlar. Tiyatro tarihini Helenler'den başlattıkları gibi. İşte bu tarihin mirasçıları da biziz, diyorlar. Bizim arkeologlarımız da fena sinmiş, şunu bile diyorlar: Canım, iyi ki alıp götürüyorlar tarihi eserleri, yoksa biz bakamazdık. Ne yazık ki, bunu diyenler var. İlkel komünal toplumda bile bir komünün sınırları içine yabancı biri gelip hırsızlık yapınca, bir daha onu içeri almazlar. Bergama'dan eserleri götürmüş, koca müze kurmuş, daha ne yapsın. Bir insana bundan daha büyük hakaret olabilir mi? Ama hâlâ kazıya devam ediyor adam, sene 2009.

- Bu durum sizi yeni bir kitap projesine sürüklemiş galiba...

- Evet, bu yaz Bergama'daydım. Müzede. 1860 kadar fotoğraf çektim. Türkiye'den giden tarihi eserleri araştırıyorum. Toplam 10 binden fazla fotoğrafım var. Xanthos'tan (Ksantos) Nereid Tapınağı'nı söküp götürmüş Profesör Fellon diye bir sahtekâr. Bunlar hep defineci, adının profesör diye geçtiğine bakmayın. Antalya müzesinde ise, 'Sayın Fellon geldi, keşfetti' diye yazılmış, ben utandım. Adam gelmiş, iki yıl içinde alelacele koca Xanthos'u tahrip etmiş, gemilere yüklemiş, götürmüş. Antalya müzesinde Profesör Fellon köşesi yapmışlar. Böyle bir şey olabilir mi? İşte bu durum beni yeni bir kitap çalışmasına yöneltti. Bunları da yazıyorum. Türkiye'den giden tarihi eserlerin dökümünü çıkarıyorum.

(Cumhuriyet Kitap; sayi:1008, 11.6.2009)
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Türkiye Turizm | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.